Âhiret Âlimlerinin Alâmetleri

Âhiret Âlimlerinin Alâmetleri

İlmiyle dünyalık istememek. Çünkü âlimlerin en küçük, de­recesi, Dünyânın (Allah yanında) hakîr, âdi ve lezzetlerinin geçici olduğunu, âhiret'in yüceliğini, devamını, nî'metlerinin sâfîliğini ve mülkünün azametini, dünyâ ve âhiret'in, bir araya toplanması müm­kün olmayan iki zıd olduklarını bilmektir. Bunlar birer kuma gibidir: Birini memnun ederken diğerini küstürürsün. Terazinin iki gözü gi­bidir: Birini ağdırırken diğerini yeğnikletirsin. Doğu ile Batı gibidir: Birine yaklaşırken diğerinden uzaklaşırsın. Birisi dolu diğeri boş iki bardak gibidir: Birinden öbürüne suyu aktarırken diğeri boşalacak­tır. Bütün bunları bilmelidir.

Dünyânın adîliğini, mihnet ve meşakkatini, lezzetlerinin keder­lerle karışık olduğunu, sonra iyiliklerinin tez kaybolacağını bilemiyenler ahmaktır. Tecrübe ve müşahedelerimiz işin iç yüzünün böyle olduğunu göstermektedir. (Elbette bunu anlamayanın aklı yoktur.) Aklı olmayan âlim olabilir mi? Âhiret'in devamını ve yüceliğini bil­meyen ise kâfirdir. İmânı olmayan âlim olabilir mi?

“Onlara o herifin kıssasını da oku ki, ona âyetlerimizi sunmuş­tuk da o, onlardan sıyrıldı çıktı; derken Şeytan kendisini arkasına takdı da sapıklardan oldu. Eğer dileseydik, onu o âyetlerle yükseltir­dik ve lâkin o, yere (alçaklığa) saplandı ve nevasının ardına düştü, artık onun meseli şu köpeğin meseline benzer ki: Üzerine varsan di­lini salar solur, biraksan yine dilini salar solur.” [416]

İşte fâcir âlim de bunun gibidir. Be'lam'a Allahu Teâlâ'nın kitabından ilim verildiği hâlde şehvetlere daldı da köpeğe benzetildi. Yâni bu gibilere hikmet verilsin verilmesin, dâima şehvetlere susa­mıştır. İsâ aleyhi's-selâm:

“Fena âlim, suyun ağzındaki taş'a benzer. Kendisi suyu içmediği gibi bahçelere suyun akmasına da engel olur. Yine kötü âlim pislik üzerinde biten ot'a benzer: Dışarısı parlak, fa­kat içerisi pislik kokar. Yine fena âlim mezara benzer: Dışardan çi­çekli türbe fakat içerisi kemiklerle doludur.”

Bütün bu rivayetler, yalnız dünyalık için bilgi edinenlerin câhil­lerden çok azâb göreceklerini açıkça ortaya koymaktadır. Kurtuluşa erecek ve umduğunu bulacaklar ise âhiret âlimleridir.

Dâvûd aleyhi's-selâm'ın haberlerinde Allahu Teâlâ'dan hikâye olarak şöyle buyuruluyor:

“Arzularını sevgim üzerine tercih eden âlim'e vereceğim cezanın en küçüğü, bana yalvarmasının tadını ona haram etmektir. Yâ Dâvûd, Dünyâ sevgisi kendisini mest eden âlimi benden sorma, bu gibiler, bana muhabbetten insanlara mâni olurlar; kullarımın, bana gelen yollarını keserler. Yâ Dâvûd, beni arayan biri­ni görürsen yâni bulursan ona hizmetçi ol. Yâ Dâvûd, bir kaçağı ba­na iade eden zâtı, basiretli ve anlayışlı yazarım. Kimi anlayışlı ya­zarsam ona asla azâb etmem.”

Bu sebebten Hasan (r.a.) diyor ki:

“Ulemânın cezası, kalblerinin ölmesidir. Kalblerinin ölmesi ise, âhiret ameliyle dünyalık is­temeleridir.” Yine bu sebebten Yahya b. Muâz da şöyle bu­yuruyor:

“İlim ve hikmetin nuru, kendileriyle dünyalığın istenmesi hâlinde kaybolur.” Sa'd b. Müseyyeb (r.a.):

“Amirleriyle düşüp kalkan âlim, eşkıyadır.” buyuruyor. “Hazret-i Ömer (r.a.):

“Âlim'i dünya'ya meyleder gördü­nüz mü, dininiz adına onu töhmetleyiniz. Çünkü herkes sevdiği şeye dalar.” buyurmuştur. Mâlik b. Dînar diyor ki:

“Bâzı eski kitâblarda okudum ki: Allahu Teâlâ buyuruyor:

“Dünya'yı sevdiği vakit âlim'e vereceğim en küçük ceza, kalbinden bana münâcât sevgisini çıkarmaktır.”

Birisi kardeşliğine yazdığı mektûbda:

“Sen âlim oldun, sakın il­minin aydınlığını günah karanlığı ile söndürme, sonra ilim sahipleri ilmin ışığı ile yol alırken sen karanlıkta kalırsın.” diye yazmıştır.

Yahya b. Muâzer-Razî, dünya âlimlerine şöyle hitâb ediyor:

“Ey âlimler! Köşkleriniz Kayserlerin sarayları, evleriniz Kisrâ'nın evi, elbiseleriniz Vezîr Tâhir'in elbiseleri, ayakkabıları­nız, Câ1ut'un ayakkabıları, binitleriniz Karun 'un binitleri, kap-kacak, mefruşatınız Fir'avn'ın mefruşatı, yeyip içmeniz Câhiliyet devrinde olduğu gibi. Tuttuğunuz yol şeytanet yolu, nerde kaldı islâmiyet?”

Şâir de şöyle diyor:

“Çoban, koyun'u kurttan korur, çoban kurd olursa koyun'un hâli ne olur?” Diğer bir şâir de şunları söylüyor:

“Ey yemeğin tuzu demek olan memleket âlimleri! Her şeyi bozul­maktan tuz korur, tuz bozulduğu zaman onu hangi şey düzeltebilir?”

Bâzı ariflere sordular:

“Günâhdan zevk alan kimsenin Allahı bil­mediğine hükmedebilir misiniz?” Cevâbında:

“Dünyâyı âhiretten üs­tün tutanların, Allahu Teâlâ'yı (hakkıyle) bilmediklerinde asla şübhe etmem.” demişlerdir.

Salih b. Keysân el-Basrî diyor ki:

“Birçok büyüklere yetiştim; onlar sünneti bildiği hâlde fenalık edenlerden Allahu Teâlâ'ya sığınırlardı.”

Ebû Hureyre (r.a.) Peygamber Efendimizden şöyle riva­yet ediyor:

“Kendisiyle Allahu Teâlâ'nın rızâsı kazanılacak olan bir ilmi dünyalık için arayanlar kıyamette cennet kokusunu alamazlar.”

Allahu Teâlâ, fena âlimleri, ilim ile dünyalık elde edenler diye vasıflandırdı. Âhiret âlimlerini de huşu' ve zühd ile vasıfîandırmiştır. Dünyâ âlimleri hakkında şöyle buyuruluyor:

“Vaktiyle Allah kendilerine kitâb verilen okur yazarlann şöyle mîsâkını aldı: Celâlim hakkı için onu nâs'a anlatacaksınız, ket m etmiyeceksmiz, derken onlar onu omuzlarının arkasına attılar da mukaabilînde biraz para aldılar.”[417]

Allahu Teâlâ ilim ehlini, “Âhireti Dünya ya tercih edenler” diye tâ'rîf etmiştir.

Âhiret âlimlerinin alâmetlerinden birisi de, işinin sözüne sidir. Kendisi yapmadığı şeyi başkasına buyurmamalıdır.

“Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz. Allah katında büyük gazaba sebeb olur.”[418]

Kâ'b (Allah ona rahmet etsin):

“Âhır zamanda öyle âlimler olacak ki, insanları, zühd'e davet edecek, fakat kendilerinde zühd nâ­mına bir şey olmıyacaktır; insanları korkutacak fakat kendilerinde korkudan eser kalmıyacaktır; insanları büyüklere gönül vermekten men'edecek, fakat kendileri büyüklerden ayrılmıyacaklardir; dilleriyle Dünyâyı yerecek, fakat zenginlere yaklaşıp, fukaradan yüz çevirecek­lerdir; kadınların erkeklerine muhalefeti gibi, ilimlerine muhalefet edecekler, dostlarını başkaları ile görseler, onlara kızacaklardır. İşte bunlar, zâlimler ve Allahu Teâlâ'nın düşmanlarıdır.” diyor.

Peygamber Efendimiz:

“Muhakkak şeytan, çok kere sizi, ilim ile meşgul etmek suretiy­le amelden alıkor,” buyurunca:

“Bu, nasıl olur? Diye sordular. Peygamber Efendimiz de ceva­bında:

“Şeytan: İlim öğren, öğrenmeden amele lüzum yok, der ve dai­ma ilmi teşvik eder, ameli sona bıraktırır, derken adam amel etmeden ölür gider,” buyurmuştur.[419]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar