Ölümü Hatırlamanın Kalbe Te'sîri

Ölümü Hatırlamanın Kalbe Te'sîri

Ölüm büyük bir iştir büyük bir tehlikedir, İnsanlar bunu bilmiyor­lar. Hatırlasalar da kalplerine fazla te'sîr etmiyor. Çünkü kalpleri dünya meşgalesine öyle dalmıştır ki, kalplerinde başka bir şey'e yer kalmamış­tır. Bunun için zikir ve teşbihten de lezzet almazlar. Bundan kurtuluş çaresi yalnız bir yere çekilmek ve bir saat kadar kalbini dünya meşgale­lerinden uzak tutmaktır. Nitekim ıssız sahralarda dolaşan bir kimse baş­kalarından kendisine bir yardım geleceğini düşünmez, başının çaresine bakar, önceden tedbir alır. İşte yalnız bir yerde oturup, kendi kendine demelidir ki: Ölüm yaklaştı, belki bugün gelir. Eğer sana bilmediğin ka­ranlık bir dehlize gir deseler, içerisinde kuyu var mı? Yoksa köpeğe rastlar mıyım veya ne var ne yok bilmiyorum? Deyip dizlerinin bağı çözülür. Ölümden sonraki işin mezardaki korkulu hâlinin bundan aşağı olmadığı, gün gibi meydândadır. Bunu düşünmemek ne biçim bir cesarettir Bunun en güzel çaresi ölen arkadaşlarına bakmak onları düşünmektir Onları hatırlayıp dünyâda her birinin mevkisini, İşlerini, sıkıntılarını, neş'elerini dünyâda neye kavuştuklarını ölümü nasıl unuttuklarını ve beklemedik­leri bir zamanda, âhiret için ellerinde azık yokken ölümün gelip onları götürdüğünü düşün! Şimdi mezardaki şekillerin nasıl olduğunu, âzaları­nın birbirinden nasıl ayrıldığını, etlerini, derilerini, gözlerini ve dillerini böceklerin, kurtların nasıl yediğini, onlar bu hâlde iken, vârislerinin mal­larını taksim edip rahat rahat nasıl yediğini, hanımlarının kendilerini unutup başka koca aradıklarını, göz önüne getir! Sonra teker teker bü­tün arkadaşlarını düşün, seyretmekten, gülmekten, gafletten ve onların meşguliyetinden vazgeç! Onlar bu hâlde yirmi seneden fazla kalmadılar ve bunlar için çok sıkıntılar çektiler. Kefeni dokunurken, yıkanırken ha­berleri yoktu, düşünmelidir. Sonra yine kendi kendine demelidir ki, sen de onlar gibisin, gafletin, hırsın, ahmaklığın, onların gafleti, hırsı, ahmak­lığı gibidir. Halbuki sana, onların senden önce gitmesiyle ibret alıp kurtul­mak saadeti verildi.

“Ne bahtiyardır o kimse ki, bir başkasını ona nasîhata gönderirler”, buyuruldu. Böylece elini, ayağını, parmaklarını, gözünü, di­lini düşünmeli, birbirinden ayrılacaklarını, böceklere, kurtlara yem ola­caklarını göz önüne getirmeli. Mezarda pis kokulu bir leş, çürümüş bir­birinden ayrılmış bir yığın olduğunu hatırlamalıdır. Bu ve bunun gibi sözleri her gün bir saat kendisine söylemelidir. Belki böylece kalbi ölüme karşı uyanık olur. Çünkü zahiren hatırlamak kalbe tesîr etmez.

Ağzıma koyduğum bir lokmanın ölüm sebebiyle boğazımda kal­mayacağını bir kere düşünmemiş değilim”, buyurdu. Sonra buyurdu:

“Ey insanlar! Aklınız varsa kendinizi ölü kabul ediniz. Nefsim, kudretinde olan Allahü Teâlâ'ya yemin ederim ki, sizin için vâd olunan elbette gele­cektir. Ondan kurtulamazsınız” Resûlüllah (sallâllahü aleyhi ve sellem) küçük abdest bozunca arkasından hemen teyemmüm ederdi. Su ya­kındır dediklerinde:

“O zamana kadar yaşayacağımı bilmiyorum”, buyur­du. Abdullah İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) diyor ki: Resûlüllah (aleyhis­selâm) bir kare çizdi. İçerisinde doğru bir çizgi, her iki tarafında, balıksır­tı gibi girintili çıkıntılı küçük çizgiler çizdi ve buyurdu ki:

“Bu karenin içerisindeki bir insandır. Etrafında bulunan bu kare eceldir. Onu kuşat­mıştır, ondan kurtulamaz. İki tarafındaki küçük çizgiler yolundaki âfet ve belâlardır. Birinden kurt ulursa, diğerinden kurtulamaz. Sonra düşer, bu düşüş ölüm düşüşüdür. Karenin dış çizgisi onun amel ve ümitleridir. Dâima Allahü Teâlâ'nın ilminde, ölümünden sonra olacak işleri düşünür” Yine buyurdu:

“İnsan her gün biraz daha ihtiyarlıyor, fakat iki şey'i gençleşiyor. Mal hırsı ve yaşamak arzusu” Haberde geldi ki: İsâ aleyhisselâm bir ihtiyar gördü, elinde sapanı, tarlada çalışıyordu.

“Ya Rabbî, onun kalbinden emeli çıkar,” diye duâ etti. Sapan elinden düştü ve uyudu. Bir müddet geçince:

“Yâ Rabbî emelini ona ver”, dedi. İhtiyar, kalkıp işi­ne devam etti. İsâ aleyhisselâm, hayrola ne oldu, buyurdu. İhtiyar, kal­bime geldi ki, niçin böyle çalışırsın? İhtiyarladın, bugün yarın öleceksin, sapanı bıraktım. Sonra yine kalbime geldi ki, ölünceye kadar yemek lâ­zımdır. Tekrar kalktım. Resûlüllah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Cennete gitmek ister misiniz?”

“İsteriz” dediler.

“Kısa emelli olun, ölümü dâima göz önüne getirin ve Allahü Tealâ'dan nasıl haya edilecek ise öyle haya ediniz” Rey şehrinden bir ihtiyar, bir kimseye mektup yazdı ve dedi ki:

“Dünyâ rüyadır, âhiret uyanıklıktır. Arada ölüm var­dır. Bizim içinde bulunduğumuz hâl, dağınık boş rüyalardır vesselam.”[206

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

data-ad-client="ca-pub-8844673487498982"
data-ad-slot="6052113740">

Son yorumlar