(7) Ana-Babaya İsyan Etmek

(7) Ana-Babaya İsyan Etmek

15— Ebû Bekre, Hazreti Peygamber (Salİallafıü Aleyhi ve Seîlemi'in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

«— Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?» (Bu sözü üç defa tekrarladılar).

Ashab, «— Evet ya Resûlallah,» dediler. Buyurdular ki:

«— Allah'a ortak koşmak ve ana-babaya isyan etmek.»

Sonra Hazreti Peygamber yaslanmışken oturdular.

«— Dikkat edin! Yalan söylemek de...»

Bu sözü tekrar ediyorlardı, hatta (üzülmesin diye, kendi kendime) «Artık söylemeseydi temennisinde bulunmuştum.»[30]

Daha önce 8. hadîs-i şerifte büyük günahlardan bahsedilirken bunların başıficia yine Allah'a ortak koşmak, yani hak dinden çıkmak günahı zikre­dilmişti. Ayrıca ana-babaya âsî olmak günahı da büyük günahlardan sa­yılmıştı. Bİr de iffetli bir kadına iftira yollu zina isnad etmenin, bir nevi ya­lan söylemenin büyük günahlardan olduğu mukayyed surette beyan edil­mişse de, burada Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz mut­lak olarak yalan söylemenin en büyük günahlardan olduğunu buyurmaktadır.

Yalan, bir söz veya işİ gerçek halinden, vuku bulduğu tarzdan değiş­tirerek başka bir şekle sokmak, yahud olmayan bir şeyi olmuş gibi göster­mek veya olanı inkâr etmektir. Yalanın bırakacağı tesir ve zararlara göre kısımları vardır. I b n i A r a b î bunları dört kısma ayırır:

a— Allah'a karşı yalan söylemek,

b— Peygambere karşı yalan söylemek,

c— İnsanlara karşı yalan söylemek (yalan şahidlik etmek, yani bir kimsenin hakkını düşürmek veya hakkı yokken ona hak çıkarmak),

d— Muamelâtta yalan söylemek. Bir kimsenin çalışmış olduğu ve yap­makta bulunduğu işlerde yalan söylemesi. Bu dört kısım yalanın hepsi ha­ram ve çirkin olmakla beraber en kötüsü Allah'a karşı yalan söylemektir. Sonra Peygambere yalan isnadında"bulunmaktır. Dİğer günahlar da zarar ve fesad durumlarına göre şiddet kazanırlar. Cemiyetin bünyesini kemiren ve'islâm birliği ile dîn kardeşliğini parçalayan sinsi yalan illetinin büyük yıkıntısından" ötürüdür ki, Hazreti Peygamber bunun önemine binaen yaş­lanırlarken doğrulmuşlar ve tekrar tekrar yalan söyleme günahı üzerinde d8m)ulardır. Herde 385 numaralı hadîs-İ şerifte geleceği üzere, üç şey dı­şında yalan söylemek asla caiz değildir. İki dargının arasını düzeltmek için, harpte düşmannaldatmak için, karı-kocanın birbirine, ahenk ve huzu­ru bozmamak İçin söyledikleri yalanlar bu üç istisnayı teşkil ederler.

Ebû Bekre kimdir? :

Hadîs-i şerifi rivayet eden Ebu Bekre 'nirt adı N u f e y ' i b -n i ' I- Haris 'dir. Ashabı kiramın seçkinlerinden ve ileri gelenlerinden idi. Taİf savaşında kale hisarından makara ile kendini aşağıya sarkıtarak indiğinden Hz. Peygamber ona «Ebu Bekre» künyesini takmıştı. Bek­re, su kuyularında kullanılan çıkrık, makara demektir. Böylece çtkrık sa­hibi olarak «Ebu Bekre» künyesi İle şöhret bulmuştur.

Kırk evlâdı bulunduğu ve bunların hepsinin cesur, iyiliksever, güzel söz söyler kimseler oldukları rivayet edilir. Yüz otuz iki hadîs rivayet etmiştir. Hicretin 50-51. yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun...[31]

16— Muğîyre İbni Şu'be'nin kâtibi Verrad'dan rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:

«— Muaviye, Muğîyre'ye mektup yazdı ki, Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellemyden işittiğin şeyden bana yaz.»

Verrad yine şöyle dedi:

— Muğîyre bana yazdırdı, ben de elimle şunu yazdım:

— Ben Hazreti Peygamberin, çok sormaktan; (ve dilenmekten), mi­li zayi' etmekten dedi-kodudan alıkoyduğunu (bunları yasakladığını) kendisinden işittim.»[32]

Bu hadîs-i şerifte Hz. Peygamberin üç şeyi yasakladığı antaşılmaktddır. Metinde geçen «sual» kelimesi, istemek ve sormak manalgnna geldiği için geniş mana taşımaktadır. Bu bakımdan, ihtiyaç olmadan insanlarg bo­yun eğerek ma! ve para gibi bir şey istemek yasaklandığı gibi, lüzgmu ol­mayan ve müşkülât ifade eden girift şeylerden,sormak da doğ;ru değildir.

Çalışıp kazanmağa gücü yeten kimsenin dilenmesi hakkında İki,.görüş vardır. Bunların en doğrusu, böyle bir kimsenin dilenmesinin haram, olduğudur. İkinci görüş ise, İsrar etmemek ve nefsini küçük düşürmemek şartı ile dilenmesinin mekruh olduğudur.

Yasaklanan ikinci şey, malı israf etmek, zayi" etmektir. Kalbin meylet­tiği altın ve gümüş gibi şeylere mal denir. Daha sonra, kazanılan ve sahip olunan her çeşit eşyaya mal ismi verilmiştir. Mal çokluğunu hayvanatın teşkil ettiği beldelerde, mal sözü özellikle hayvanlarda kullanılır. Burada malın ziya'ı, onun helak olması, bozulması veya kıymetinin azalması de­mektir. Bunlara sebebiyet vermeyip hangi mal olursa olsun ona İyi bakmak ve onu korumak demektir. Ayrıca malı haram işlerde sarf etmek yine onu zayi' etmektir. Daha doğrusu dinin mubah saymadığı yerlere malı sarfet-mek, onu israf etmektir. Sarf şekli helâl dahi olsa, gelişigüzel ve lüzumsuz yapılan her harcamanın israf olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Bir fe­nalığı giderecek veya bir ihtiyacı kapayacak olan ve harcama yapanın du­rumuna uygun düşecek masrafların israf sayılamıyacağı görüşü en doğ­rusudur.

üçüncü yasak, dedikodudur. İnsanların sözlerini anlatmak ve birbirine aktarmak dedikodu hastalığıdır. Ne dünyada, ne âhirette faydası olmaya­cak bosunc? sözlerle uğraşmak, vakit öldürmek zararlı ve faydasız bir iş olduğundan yasaklanmıştır.

Muğîyre İbnİ Şu'be kimdir? :

Hadts-İ şerîfte ismi geçen Muğîyre ibni Şu'be, ashab-ı kiramdan bîri olup, Arabın dahîlerinden sayılır. Hudeybiye ve Yemamo sa­vaşlarında, Şam'ın fethinde, Kadisiye ve Yermük seferlerinde bulunmuştur. Yermök muharebesinde bir gözünü kaybetmişti. Herhangi möskil bir işle karşılarsa, muhakkak dehasiyle ondan kurtuluş çaresi bulurdu. K a b i s e İbni C a b i r anlatıyor:

«— Ben Mûğire ile arkadaşlık ettim; Öyle bir adam idi ki, bir şehrin sekiz kapısı olsa ve onların hiç birinden çıkma imkânı olmasa, o bu kapı­ların hepsinden çıkma çaresini bulurdu.»

Hazreti D m e r tarafından Basra ve Küfe valiliklerine tayin edilmiş ve daha sonra Hazreti Osman zamanında azledilmişti. Hazreti Os­man'ın sehid edilişinden sonra meydana çıkan ihtilâflara karışmamış olup Hazretî Muavîye'nîn hilâfeti sırasında,. Muaviye tarafından Küfe valiliflîne tayin edildi ve ömrünün sonuna kadar orada kalarak hicretin 50. yılında vefat etmişti. Kendisinden bazı hadîs-İ serîfler nakledilmiştir. İslâm'­da ilk Önce divan kuran zattır. İlk divanı da Basra'da kurmuştur.[33]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar