« Feraiz Babı»

« Feraiz Babı»

Ferâiz: Fcrîza'nm ccm'idir; farz'dan'alınmıştır, katı' manasına­dır. Mîras hisselerine ferâiz denilmesi, âyet'te :

[387] Duyurulduğu içindir. Bunun mânâsı: «ma'lûm miktar» demektir. Ferâiz ilmini öğrenmeğe teşvik eden hadîsler çoktur.[388]

803/971- «İbni Abbas radıyallahü anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem:

— Hisseleri ehillerine ulaştırın. Kalan miktar en lâ­yık erkek şahsındır; buyurdular.»[389]

Hadîs müttefekun aleyh'tir.

Hisselerin ehillerinden murâd : Kur'ân-ı Kerîm'de nassen bildiri­len altı nevi' hisse ile bunları alacak olanlardır.

Altı nevi' hisse şunlardır : yarı, yarımın yarısı, yarımın yarısının yansı, üçte iki, üçte ikinin yarısı, üçte ikinin yarısının yarısı. îbni Battal (—444) diyor ki: «en lâyık erkekten murâd : ehl-i ferâiz hisselerini aldıktan sonra asabe olan erkeklerden ölene en yakın olandır. Diğerleri bir şey almaz. Hepsi yakınlıkta müsâvî ise­ler, hissede müşterek olurlar.»

Bazıları «en lâyık erkek» den maksad: hala ile amca. kardeş kızı ile kardeş nğlu, amca kızı ile amca oğludur. Ana baba bir veya baba bir kız kardeş, yahut kardeş bundan hâriçtir derler. Çünkü bunlar nass-ı Kur'ân ile muayyen mîras hissesi alırlar. Teâlâ hazretleri :

«Eğer erkek ve kız kardeşler beraber olurlarsa o halde erkeğe iki kadın hissesi miktarı verilecektir» buyurmuştur.

En yakın asaheler oğullardır. Sonra aşağı doğru ne kadar iniiirse inilsin onların oğulları, onlardan sonra baha, sonra bnbanın bahası olan dedelerdir. Gerek asabelerin, gerekse diğer hisse sahiplerinin taf­silâtı, ferâiz kitaplarında lâzım geldiği şekilde îzâh edilmiştir.

Hadîs-i Şcrîf, erkeklerden asaba bulunduğuna göre şerefsâdır ol­muştur. Bulunmadığı takdirde .mirasın bakiyyesi kadınlardan muayyen hissesi olmayana verilir. Nitekim aşağıda görülecektir.[390]

804/972- «Üsâmetü'bnü Zeyd mdvjallahü anhümâ'den rivayet olun­duğuna göre; Peygamber snllallahü aleyhi ve sollcm:

— Müslüman kâfjr'e; kâfir de müslüman'a mirasçı olamaz; buyurmuşlardır.»[391]

Hadîs müttefekun aleyh'tir.

Cumhur-u ulemâ'nın mezhebi de budur. Hi. Muaz b. Cebel, Muaviye (R.'A.) ile tabiînden Mesruk,[392] Saîd b. Müseyyeb, İbrahim Nehaî ve diğer bazı zevat bunun hilâfına kail olmuş; ve «müslüman kâfirden miras alır, fakat kâfir müslümandan mîras alamaz» demişlerdir. Hz. Muaz (R. A.)'m deiîli Peygamber (S.A.V.)'den işittiği şu hadîstir :

«hslâmiyet artar; eksilmez».

Bu Jıadîsi Ebu Dâvud tahrîc etmiştir. Hâkim onu sahîhlemiştir.

Filhakika babaları vefat eden biri yâhûdî diğeri müslüman iki kardeş mîras hususunda münazaa etmişler. Babalan yahûdî olarak öldüğü için bütün mirasını yahûdî olan oğlu almıştı. Müslüman olan oğlu bunu dâvaya vermiş ve Hz. Muaz (R. A.) müslüman -kardeşi mî-rascı yapmıştır. îbni Ebî Şeyhe, Abdullah b. Mugaffeî'den şu sözleri Lahrîc etmiştir :- «Muavİye'nin verdiği hükümden daha güzel bir hüküm görmedim, biz chl-i Kitaba mirasçı oluyoruz; onlar bize miras­çı olamıyorlar. Nitekim onların tarafından bize nikâh helâl oluyor, fakat bizim taraftan onlara helal olmuyor».

Lâkin Cumhur buna cevap vermişler ve: «müüttefekun aleyh hadîs mirası men' etme hususunda nass'dır. Muaz hadîs'İnde mîras'm husu­siyetine delalet yoktur. Onda yalnız îslâm dîninin şâir dinlerden üstün olduğu ve eksilmeyip artmakta devam ettiği beyân olunmuştur» demiş­lerdir.[393]

805/973- «Ibni Mes'ud radıyaîlahü anh'dan-kn, oğul kızı ve kız kar­deş hakkında Peygamber sallallahü aleyhi ve seîlem ;

— Kıza yarıyı, oğulun kızına üçte ikiyi tamamlamak için altıda biri, kalanı da kız kardeşe hüküm buyurdular; dediği rivayet edilmiştir»[394]

Bu hadîsi Buharı rivayet etmiştir.

Hadîs-i Şerif, kız kardeşin kız ve oğul kızı ile birlikte asabe olup mirasın bakiyyesini alacağına delildir. Zaten, kız kardeşlerin kızlarla birlikte asabe olacağına ittifak vardır. Bir defa Hz. Ebû Musa (R.A.) : kızlarla beraber kız kardeş mîrasın yarısını alacak; diye fetvâ vermiş. Sonra mes'eieyi soran zât'a bunu bir de Hz. İbnî Mes'ud'a sormasını emretmiş, Ibni Mes'ud (R.A.) Peygamber (S.A.V.)'in hük­mü gibi hüküm vermiş. Bunun üzerine Ebû Musa (R. A.): «Bu habır aramızda olduğu müddetçe bana bir şey sormayın» demiştir. Habr ve hıbr : Sözü süsleyip güzeleştirmesini bilen âlim; demektir. Bazılarına göre hıbır denilmesi, nâs'ın kalplerinde ilminin eseri kaldığı içindir.[395]

974/806- «Abdullah b. Amr rndıyallahü anhümd'dan rivayet olun­muştur. Demiştir ki: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellcm :

— İki millet ehli birbirine mirasçı olamazlar; buyur­dular.»[396]

Bu hadîsi Tirmizî müstesna Dörtler'le Ahmed rivayet etmiştir. Hâ­kim onu Usâme'nin İâfzı ile tahrîc etmiş; Nesâî ise Usâme hadîsim bu lâfızlarla rivayet eylemiştir.

Hadîs-i Şerif, iki ayrı din sâlikleri arasında birbirine mirasçı ol­ma hakkı bulunmadığına yani hıristiyan'larla yahûdîler ve bunlardan biri ile müslüman'lar ar.asında tevarüs cereyan etmediğine delildir.

Cumhur-u ulemâ bundan murâd'ın : Ehl-i Kitab ile müslümanlar olduğuna kaildirler. Bu takdirde mânâ : «Müslüman kâfir'e mi­rasçı olamaz... ilâh...» hadîsindeki gibi olur. Küfür milletleri birbir­lerine mirasçı olurlar; bu sabit'bir hakikattir. Hadîs'in bütün milletlere ânım ve şâmil olduğuna yalnız Evzâî (88—157) kail olmuştur. Ev-zâî ; «Yahûdî nasrânîye mirasçı olamadığı gibi nasrânî de yahûdî-ye mîrasçı olamaz; şâir milletler de böyledir» demiştir.

Buradaki hadîs'in zahiri EvzâVye yardım etmektedir.

Hadîs-i Şerif :

[397] «Allah sîze evlâdınız hakkında vasiyyet eder...» âyet-i kerîme'sini tahsis ediyor. Çünkü âyet müslüman, kâfir bütün evlâda âmm ve şâmildir.

Bu hadisle kâfir cvlâd ondan tahsis ediliyor.

Usûi-i fıkıh ilminin boyanma göre haber-i vâhid'in bazı dereceleri ile Kur'ân-ı Kerîm tahsis olunabiür.[398]

975/807- «İmran b. Husayn radıyallahü anhümâ'dan rivayet olun­muştur. Demiştir ki: Peygamber sallalîahü aleyhi ve sellem'e bîr adam geldi; ve :

— El - hak benim oğlumun oğlu vefat etti. Bana onun mirasından ne var? dedi. Resûlüllah (S.A.V.) :

— Sana altıda bir var; buyurdular. Adam dönüp giderken, onu çağırarak :

— Sana bir altıda bir daha var; buyurdular. Adam dönüp giderken (onu tekrar) çağırarak :

— Son altıda bir, sana fazladan bir rızk'tır; buyurdular.»[399]

Bu hadîsi Ahmed ile Dörtler rivayet etmiş; Tİ mîzî onu sahîhlemiş-tir. Hadîs, Hasan-t Basrî'nin Imran'dan rivayet ettiği hadîstir. Fakat Hasan'ın Imran'rlan işitmesinde hjlâf vardır.

Katâde : «ResûlüHah (S.A.V.) onu ne ile beraber mirasçı yaptı : bilmiyorum. Dedenin en az aldığı mîras hakkı altıda birdir» demiştir.

Mes'elenin sureti şöyledir: «Ölen kimse geride iki kızı ile bu suali soran dedesini bırakmıştır. Şu halde iki kıza mirasın üçte ikisi verile­cektir. Geriye bir üçte bir kalır. Peygamber (S.A.V.) suali sorana altı­da biri hissesi olmak hasebiyle vermiştir. Zîrâ burada onun hissesi al­tıda birdir. Öteki altıda biri kendisine birden bire vermemiş; dönüp gi­derken arkadan çağırarak vermiştir. Çünkü iki altıda biri beraberce versede hissesinin bu olduğunu zannederdi.

Son defa çağırarak : «Bu sana tu'medir» demesi onui* hisse üzerine ziyâde olduğunu, bu ziyâdenin kendisine asabe bulunması sebebi ile verildiğini bildirmek içindir. Çünkü tu'me: hisse olmayan fazla rıkzktır. Burada ondan murâd: asabe olmaktır.[400]

976/808- «İbni Büreyde'den o da babasından -radıyallahü anhümâ-İşitmiş olarak rivayet edildiğine göre Peygamber sallalîahü aleyhi ve sellem cedde'ye yanında anne olmadığı zaman altıda bir vermiştir.»[401]

Bu hadîsi Ebû Dâvud ile Nesâî rivayet etmiş; İbni Huzeyme ile İbni Cârûd onu sahîhlemişler, İbni Adİy de kuvvetli bulmuştur..

Hadîs-i Şerîf, nine'nin mîras hissesinin altıda bir olduğuna de­lildir. Nine'nin anne veya baba tarafından olması müsavidir. Ced-de'ler aynı dereceden bir kaç tane olurlarsa altıda biri müştereken paylaşırlar. Fakat dereceleri muhtelif olursa iki cihetten uzak olan cedde, yakın olanla sakıt olur.

Ceddeleri ancak anne ile baba ıskat eder. Bunların her biri ken­di tarafından olan ceddeyi ıskat eder.[402]

977/809- «Mikdam b. Ma'dîkerib radıyallahü anh'den rivayet edil­miştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallalîahü aleyhi ve sellem:

— Dayı, mirasçısı olmıyanın mîrasçısıdır; buyurdular.»[403]

Bu hadîsi Tirmizî müstesna, Dört'ler ile Ahmed tahrîc etmişlerdir. Ebu Zür'ate'r - Râzi onu hasen bulmuş; İbni Hibbân i!e Hâkim ise sa-hîhl emişlerdir.

Hadis-i Şerîf, asabe ve zevil erhâmdan mirasçı bulunmadığı zaman, dayının mirasçı olacağına delildir. Dayı zevi'I-erhanıdandır.

Ulemâ «zevi'l-et^um» denilen uzak akrabanın mirasçı olup-olmıya-cağı hususunda ihtilC etmişlerdir. Eshâb-ı Kirâm'ın bir çokları ile Ha-nefîler ve başkaları onv'arı mirasçı yaparlar.

Onlara göre bir k'mse ölürken yalnız halası ile teyzesini bırakırsa, hala'ya üçte iki, teyze'ye üçte bir verilir. Delilleri:[404]

«Zî rahîm olan akraba birbirlerine daha lâyıktır» âyet-i kerîme'sidir.

İmamlardan Şafiî ile Mâlik'e göre zevi'l-erham'a miras veril­mez. Çünkü ferâiz ancak Kîtâbullah veya sünnet ile yahut da İcmâ'la sabit olur. Halbuki burada bunların hiç.biri yoktur. Onlar babımız hadî­si için: «Bu yalnız dayı hakkında nass'tır; başkası hakkında bir hüküm ifâde etmez, âyet ise mücmeldir. Onda ve hadîste zikredilen zevi'l-erhâm fukahâ'nın örf'ünce zevî'l-erhâm sayılanlar değildir. Hala ile teyzeye mîras olmadığını bildiren hadîsler vardır. Bunların hepsi zaif ise de birbirleri ile kuvvet bulurlar» derler.

Bu zevât'a göre zevi'l-erham'ın mirasları Beylü'l-Mâl'e kalır. Taf­silât ferâiz kitaplarındadır.[405]

978/810- «Ebu Ümâmete'bni Sehl radıyallahü anh'den rivayet edil­miştir. Demiştir kî: Ömer, Ebu Ubeyde radıyaîlahü anhümâ'ya Re-sûlüllah sadallahü aleyhi ve seîîem'ln :

— Allah ile Resûl'ü mevlâsı olmayanların mevlâsı-clırlar; dayı da mirasçısı olmayanın mirasçısıdır; buyurdu­ğunu yazdı.»[406]

Bu hadîsi Ebu Dâvud müstesna Dörtler'le Ahmed rivayet etmiştir. Tirmİ7Î onu hasen bulmuş; Ibni Hibbân ise sahîhlemiştir.

Aynı hadîs Hz. Âîşe'den de rivayet olunmuştur. Tirmizi diyor ki «Zevi'l-erhami mirasçı sayan ehl-i ilm'in çoğu bu hadîsle istidlal etrr i lerdir. Fakat Zeyd b. Sâbİt onlara mîras vermedi.»

Hadîs-i şerif, «yukarıki Mikdam hadîsindeki dayıdan murâd sul­tandır» diyenlerin sözlerini reddediyor. Çünkü öyle olsaydı Hz. Peygam­ber (S.A.V.) : «Ben mirasçısı olmayanın mirasçı siyim» derdi,

Maamâfîh Ebu Davud'un tahrîc ettiği ve Ibni Hibbân'm sahîh-lediği şu hadiste Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) bunu demiştir:

«Ben mirasçısı olmayanın mîrasçısıyım; ona lâzım ge­len diyeti öderim; mirasçısı da olurum.»

Bu hadisle Mikdam ve Ebu Ümame hadîslerinin araları şöyle bu­lunur: O hadîslerde dayıya mîras vermesi dayıdan başka uzak yakın hiç bir akraba kalmadığmdandır. Resûlüllah (S.A.V.)'in kendilerinin mî-rasçı olmasından murâd: o terekenin müslümanların malı olmasıdır. Bu da hiç mirasçı bulunmadığı zaman olur.[407]

979/811- «Câbir raâ.ıyallahü anh'den Peygamber sallaîlahil aleyhi ve seUem'den işitmiş olarak rivayet edildiğine göre Resûlüllah (S.A.V.):

— Doğan çocuk ağladı mı, mirasçı olur; buyurmuşlardır.[408]

Bu hadîsi Ebu Dâvud rivayet etmiştir. Ibni Hibbân onu sahîhlemiştîr.

İstîhlâl : Doğan çocuğun ağlamasidır. Burada ondan kinaye yolu ile, çocuğun diri doğması kasdedilmiştir. Şu halde ağlamadan dirilik alâmeti gösterse yine diri hükmündedir.

Hadîs-i Şerif, çocuk düşmesi hâlinde, düşen çocuğun ağlaması ile ona başka diriler gibi hüküm sabit olduğuna; binâenaleyh mirasçı ol­mak, yıkanıp kefenlenmek, cenazesinin kılınması gibi haklardan istifa­de edebileceğine delildir. Bittabi hayat eseri görülmyenlere bu hüküm­ler verilmez.[409]

980/812- «Amr b. Şuayb'dan o da babasından o da dedesinden -radı-yallahil anhüm- işitmiş olarak rivayet edilmiştir. Dedesi demiştir ki: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem:

— Kaatiie mîrasdan bir şey yoktur; buyurdular.»[410]

Bu hadîsi Nesâî ile Dare Kutnî rivayet etmişlerdir. İbni Abdilberr onu kavî bulmuş; Nesâî ise illotlendirmiştir. Doğrusu : Amr'e mevkuf olmasıdır.

Hadis'in diğer bir çok tarîklerle şâhidlcri vardır ki; bunların mec-mu'u onunla amel'i îcâbetürir.

imam, A'zam Ebu Hanıfe ile diğer Hanefî imamları, İmam Şafiî ve ekser-i ulemâ bu hadîsle istidlal ederek kasden olsun hatâ sureti ile olsun insan öldüren kâtil'in öldürdüğü kimseye mirasçı olamıya-cağına kail olmuşlardır, imam Mâlik ile diğer bir takım ulemâ'ya göre ise Ölüm hatâ sureti İle olmuşsa kaatil maldan mîras alabilir; faHtat diyetten alamaz.

Ancak Beyhakî'nin rivayet ettiği şu haber bu kavle zâhib olan­ların aleyhine delildir: «Bir adam bir taş atmış; ve taş annesine, isabet ederek öldürmüş. Kaâtil oğul annesinin mirasını almak iste-* yince kardeşleri kendisine mâni' olmuş; ve:

— Senin hakkın yoktur; demişler. Nihayet Hz. Ati (R. A./in huzu­runa da'vâya çıkmışlar. Hz. Ali ona :

«— Senin annenin mirasından hakkın hacirdir» diyerek ona diyeti ödemiş; fakat mîrastan bir şey vermemiştir.

Yine Beyhakî Câbir (R. A./den şu sözleri rivayet ediyor: «Câbir : Bir adam mirasçısı olacağı adamı veya kadını kasden veya hataen öl­dürürse, o adam onlardan mîras alamaz. Ve hangi kadın bîr adamı ve­ya kadmı kasden yaKut hataen öldürürse ona da onlardan mîras yok­tur. Eğer katil kasten yapılmışsa kısas lâzım gelir; ancak maktul'ün velîleri affederlerse o başka. Velîler affetseler bile ona maktul'ün ne diyetinden ne de malındar bîr şey verilmez. Ömer b. Hattab, Ali Şüreyh ve başka müslüman kadıları hep böyle hükmettiler» demiştir.[411]

981/813- «Ömer b. Hattab radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'ı :

— Babanın veya çocuğun ihraz ettiği her şey, kim olursa olsun asabesine kalır» derken işittim.[412]

Bu hadisi Ebu Dâvud, Nesâî ve İbni Mâce rivayet etmişlerdir. Onu ibni Medînî ile İbni Abdilberr sahihlemişlerdir.

Baba veya çocuğunun ihrazından murâd: onların hakkı olan .şeyler­dir. Bunlar onların asabclerine miras kalacaktır.

Hadîsin kıssası vardır. Bu kıssa «Sünen-» denilen kitaplarda şöyledir: «Riâb b. Huzeyfe bir kadınla evlenmiş, kadın ona üç çocuk doğurduktan sonra ölmüş; çocukları annelerinin evini ve mevtalarının velâsını mîras olarak almışlar. Amr b. Âs o çocukların asabesi imiş. Onları Şam'a götürmüş. Fakat yolda çocukların hepsi ölmüş. Amr b. Âs, Şam'a varmış orada çocukların annesinin mevlnsı ölmüş ve geride ma! bırakmış. Kadının kardeşleri Hz. Amr'ı Ömer b. Hattab (R.A.)'a şikâyet etmişler. Ömer (R. A.) : «Baba veya çocuğun ihraz ettiği her şey, kim olursa olsun asabesine kalır» demiş.

Hadîs-i Şerif, velâ'nın mîras olarak alınamadığına delildir. Bunda hilaf vardır. Hilafın faydası şurada zahir olur: Bir adam bir köle azâd etse, sonra kendisi ölse ve geride iki kardeş yahut iki oğul bıraksa, sonra oğullarının biri ölse ve o da geride bir oğul bıraksa: «Velâ mirasa girer» diyenlere göre bu adamın mirası; oğlu ile oğiunun oğlu arasında taksim edilir: «Velâ mirasa giremez» di­yenlere göre; bütün mîras oğlunun olur.[413]

982/814- «Abdullah b. Ömer radıyallahü anhümâ'dan rivayet olun­muştur. Demiştir ki: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem:

— Velâ neseb karabeti gibi bir karabettir. Ne satılır, ne de hibe edilir; buyurdular.»[414]

Bu hadîsi Hâkim, Şâfİî tarîki ile Muhammed b. Hasen'den o da Ebu Yusuf dan rivayet etmiştir. İbni Hibban onu sahîhlemiş; Beyhakî ise iüetlrndirmiştir.

Hadîsimizin tarîkleri ile sahih olup olmaması hakkında ulemâ'nm sözleri pek çoktur. Bu hadis velâ'nın satış veya bağış gibi bir temlik ile kazanılamıyacağına delildir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) onu neseb'e benzetmiştir. Neseb bir şey mukabilinde olsun, mukabilsiz olsun nakledilemez.[415]

983/815- «Ebu Klâbe'den[416] Enes radıyaîîahü anh'in şöyle dediği ri­vayet edilmiştir: Peygamber sdlîalîahü aleyhi ve selîem:

— Sizin en feraizciniz Zeyd b. Sâbit'tir; buyurdular.»[417]

Bu hadîsi Ebu Dâvud'dan gayri dörtler ile Ahmed tahrîc etmişler­dir. Onu Tirmizî, İbni Hibban ve Hâkim sahîhlemişlerdir. Fakat hadîs mürsel ojmakla illetlendirilmiştir.

Çünkü Ebu Klâbe başka hadîsleri işitmiş de olsa bu hadîsi Enesden işitme mistir.

Bu hadîs, uzun bir hadîsin bir parçasıdır. Mezkûr hadîste her biri #yrı bir hayırlı haslete sâhîb yedi sahâbî zikredilmiştir. Musannif âde­ti veçhiyle hadîs'in yalnız burada lâzım olan kısmını almıştır. Tamamı şudur :

«Ümmetimin ümmetime en hayırlısı Ebu Bekir, Al­lah'ın dîni hakkında en şiddetlisi Ömer, haya itibarîle en

sâdık olanı Osman, helâl ve harârrTı en ziyâde bileni Mu-az b. Cebel, Kitâbullah'ı en güzel okuyanı Übey b. Kâ'b, fer?izt en çok bileni Zeyd b. Sâbit'tir. Her ümmet'in bir emîni vardır. Bu ümmet'in emini de Ebu Ubeydete'bni'l Cerrafı'tır.»

Peygamber (S.A.V.) Zeyd hakkında muhâtabların idinde «en ziyâ­de ferâiz bilen» diye jjchâdct edince artık ferâiz müskillerini halletmek için ona müracaat etmek îcabcdcccği kolayca anlaşılır.

t mam Şâfn ferâiz bâbı'nda bu hadîse i'timâd ederek Hz. Zeyd'i başkalarına tercih etmiştir.[418]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

data-ad-client="ca-pub-8844673487498982"
data-ad-slot="6052113740">

Son yorumlar