Dünyanın İş Hayatımıza Tesirleri

Dünyanın İş Hayatımıza Tesirleri

Dünya insanoğlunun gönlünü de çalmaya uğraşır. Çoğu gönüllerin ça­lındığı da ayrı bir gerçektir. Daima dünyalık işlerinin nasıl bir yol alacağı­nı düşünen kimsenin kafası dünyayı düşünür, kalbi dünya için çarpar, duygu ve düşünceleri o yönde gelişir. Böylece de insan ibadetini sekteye vu­rur, âhiretini yıkar. Peygamberimiz (s.a.s) diyor iki:

“Dünyasına karşı sevgi duyup da ona gönül kaptıranlar, âhiretleri hesabına zarar ve ziyana girmektedirler. Âhireti ne karşı sevgi duyup da gönül yaptıranlar da dünyası hesabına zarar ve ziyana girmektedirler. Ey ümmetim!.. Bu geçici dünya hayatına, ebedi olan öbür dünya hayatını tercih ediniz.”

Ey ibadet yolu yolcusu!. Bu açıklamalarımızdan da açık seçik anlaşı­lıyor ki içinle de dışınla da, daima dünya ile meşgul olursan, ibadet yolun­da korkusuzca yol alamazsın; gereği gibi ibadete sarılamazsın. Fakat hem içinle, hem de dışınla, dünyadan el-etek çekerek tam bir bağlılıkla Al'lah'a yönelirsen, ibadet yolunda yol aman ve ibadet etmen kolaydır. Hatta bu hususta sana tüm azaların bile yardımcı olabilmek için can atarlar. Selman-ı Fârisî diyor ki:

“Kul dünyadan el-etek çekerek Allah'a yöneldi mi kalbi aydınlanır ve ibadet ederken de tüm azaları kendisine yardımcı olur.”

“İbadet yolunda ilerliyebilmek için önümüzü kesen dünya engelini ortadan kaldırmak gerekir. Bunun için de dünyadan el-etek çekerek Al­lah'a yönelmek zorunda olduğumuz meydandadır. Dünyadan el-etek çek­meyi gerektiren ikinci sebep de şudur: Dünyadan elini eteğini çekerek tam manasıyle Allah'a yönelen bir mü'minin ibadetinin değeri artar, şere­fi yücelir. Sevgili Peygamberimiz diyor ki:

“Yüreği yalnız Ulu Allah sevgisiyle atan bir âlimin kıldığı iki rek'âtlık namaz, gönüllerinde Allah sevgisinden başka herhangi fani varlıkların sevgisini taşıyanların bir ömür boyunca edecekleri ibadetten daha ha­yırlıdır.”

Açıkça görülüyor ki, arkasını Allah'a dayandıranların ibadeti değer ve şeref bakımından daha büyük bir üstünlük taşımaktadır. Durum böyle olun­ca da mü'min tüm kalbiyle Allah'a bağlanacak, ayrıca bu geçici ve alda­tıcı dünyadan da elini eteğini çekecektir. Büyük kurtuluşa varmanın tek yolu budur.

Soru: Dünyadan el-etek çekmek ne demektir ve bu nasıl gerçekleş­tirilir, anlatır mısınız?

Cevap: Dünyadan el-etek çekmek, ilim adamlarımıza göre, iki yoldan gerçekleştirilebilir:

1. Mü'minîn dünyada erişemediği nimetleri ille de ele geçireceğim sevdasından vazgeçmesi; kendisini dünyaya bağlıyan mai ve servetini Hak yolunda düşkün ve yoksullara dağıtması ve bir daha tekrar mal ve servet biriktirme fikrini taşımaması yoluyla olur ki, bu tamamen kulun kendi eli ile lfadesi altındadır. Gerçekten, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve leke­siz kurtuluşa kavuşmak isteyen her kul bu yola başvurabilir.

2. Dünya nimetlerinden, dünyalık meşgalelerden nefret etmek ve soğukluk duymak yolu ile. Dünyadan her şeyi ile nefret duymak insanoğ­lunun eli ve iradesi altında değildir. İsteyen istediği zaman dünyadan ve de dünyalık nimetlerden nefret duyamaz.

Fakat insanoğlu birinci şıkta söylediğimiz esaslar içinde hareket eder­se, zamanla yüreğinde dünyaya karşı bir soğukluk belirmeğe yüz tutar; bu soğukluk öyle bir noktaya varır ki, artık gönlünden dünyalıik her türlü duy­guyu atmış ve bütün varlığı ile biricik Allah'a bağlanmıştır. Zaten Allah'a gerçek bağlamış gönülde O'ndan başka herhangi, bir fani varlığın sevgisi­ni taşımamaktır.

Burada kulun önünü kesen en güçlü engel, dünya sevgisini yürekten söküp atmaktır. İşte bu husus, pek sanıldığı kadar kolay değildir. Nice kim­seler vardır ki söz ve davranişlarıyle dünyayı sevmez görünürler; fakat için için dünyaya tutkun oldukları inkâr edilmez bir gerçektir. Onlar derin bir kasvet ve yakıcı bir ıstırabın pençesi altında yanıp tutuşmaktadırlar. Aslında önemli olan nokta da dünyayı yürekten sevmemek ve ona karşı derin bir nefret duygusu beslemektir. Ulu Allah buyuruyor ki:

“İşte âhiret yurdu! Biz orayı yeryüzünde büyüklük taslamayanlar ve kargaşalık çıkarmak istemeyenlere veririz.”[1188] Bu âyette Ulu Allah öbür dünyada sonsuz mutluluğa kavuşmanın, bu dünyada büyüklük taslamamak ve fesad çıkarmamak gibi iyi hareketlere bağlı bulunduğunu açık açık dile getirmektedir.

Konuyla ilgüli şu âyetleri de buraya aktaralım. Ulu Allah buyuruyor ki:

“Âhiret kazancını isteyenin kazancını arttırırız. Dünya kazancını is­teyene de dünyalık kazanç veririz. Ama dünyalık kazanç isteyenin âhirette hiç bir nasibi yoktur.” [1189]

“Kim bu hemencecik gelip geçen dünyayı isterse biz de dilediğimi­ze, dilediğimiz şeyi çarçabuk veririz. Sonra da onu cehenneme sokarız. O oraya kınanmış ve rahmetten kovulmuş olarak girer,

Kim iman ederek âhireti diler ve bu hususta gayretli çalışma yapar­sa, işte1 onlar mutlaka bu çalışmalarının mükâfatının görürler.” [1190]

Ey mü'min!-. Görmüyor musun foak, bu âyetlerde hep istemekten söz edilmektedir. Öyleyse en önemli nokta, herhangi bir şeye erişmeyi kalbin isteyip istememesidir. Bir kimse fiilen dünyaya bağlı görünmese de, kal­ben bağlı ise, tam manası ile Allah'a bağlılık duygusu besliyemez. Ne var ki ıkul, kendisini dünyaya karşı sevgi aşılayan mal ve servetini düşkün ve yoksullara dağıtır, erişemediği arzularına ille de kavuşacağım sevdasın­dan vazgeçerse, umulur iki Ulu Allah onu, gönlünden dünya sevgisini ka­zıyıp atmaya muvaffak eder. Çünkü varlıkların ortaksız yaratıcısı olan Al­lah bol bol ikram edicidir.

Dünyanın bir sürü musibet ve belâlarıyle insanın başına her an felâ­ket yağdırdığı, şöyle bir göz atılınca sayısız derecede kusur ve eksiklikler­le mallû bulunduğu düşünülecek olursa mü'min, kendiliğinden birikmiş mal ve servetini dağıtmaya, gönlünde taşıdığı arzu ve ihtirasları söküp at­maya başhyacaktir. Bazıları diyor ki:

“Dünyanın zenginliği geçici ve değersiz, gam ve tasası çok, insan­ları hasis ve cimridir. Üstelik dünya da hızla yokluğa doğru yol almakta­dır. İşte bu sebeplerden biz dünyadan el-etek çekmiş bulunuyoruz.

Hemen belirtelim ki bu sözlerde dünyaya bağlılık kakmaktadır. Çün­kü birisinin ayrılığından şikâyet eden kimse, onun hasretini çeker, onun gelişine sevinir. Rakipleri arasında bir İşi terk eden kimse, yalnız kalınca hemen o işe koyulur, hiç değilse bile ona karşı içinden bir hoşnutluk du­yar.

Bu konuda en gerçek şudur:

“Dünya, Allah'ın amansız düşmanıdır. Sen ise ondan hoşlanmakta, ona karşı sevgi duymaktasın. Halbuki insan sevdiğinin düşmanına en az öz düşmanı kadar kin duymak zorundadır.

Gerçekte dünya bir pislik kuyusudur. Dünya hayatının sonu murdar­lıktır; ıstırap ve yok olmaktır. Ama o güzel ve süslü püslü bir gelin gibi görünür. Gafiller de onun bu dış gösterişine kapılırlar. Akıllılar ise gerçe­ği görerek Allah'a yönelip bağlanmağa bakarlar.

Soru: Dünyadan el-etek çekmek, zevk ve safasına yüz çevirmek farz mıdır?

Cevap: Dünyadan el-etek çekmek ve zevk safına yan çizmek iki hususda olabilir.

1. Haramlarda,

2. Helâllerde,

Dünyada haramlardan el-etek çekmek, her mü'mlnln boynuna farz de­recesinde borçtur; yalnız helâllerde ıborç değildir; kul isterse helâl olan bir nimetten el-eteik çekerek uzaklaşabilir-

Hak yolda ilerlemek üzere dosdoğru yol alan Allah bağlısı mü'minlerin gözünde haram, kokuşmuş pislikli bir ölüye benzer. Ona yaklaşmak asla doğru değildir. Zaruret olup da ille yaklaşmak gerekiyorsa, zararı baştan savacak ölçüde yaklaşmak gerekir. Helâl ise sadece ölüye ben­zer. Ona da ihtiyaç duyulduğu ölçüde yaklaşmak gerekir. Yine aynı kim­selerin gözünde haram yakıcı ateşten farksızdır. Ona sokulmak bir mü'­minin aklından bile geçmez. Tersine ona karşı tiksinti duyar, nefret bes­ler. Gönlünde dünyaya karşı en ufak bir sevgi taşımaz.

İşte mü'min bu anlattığımız manada dünya ve dünyalık nimetlere karşı soğukluk duymakta, o yüzden de bu dünyaya öbür dünyasına basamak yapmaktan öte bir değer tanımamaktadır.

Soru: İnsanın gözünde bunca zevk ve safa imkânları bahşeden dün­ya, nasıl olur da pis ve kokuşmuş bir ölü veya yakıcı bir ateşe benzer? Üstelik de mizaç ve tabiatımız zevk ve safâya öyle düşkün ki!..

Cevap: Ulu Allah'ın geniş ve yaygın lütfuna erişenlerin gözünde dün­ya gerçekten insanı kötülükten kötülüğe iten bir pislik veya yakmak, tutuşturmak İsteyen bir ateş deryasıdır. Hemen belirtelim ki bu, renk renk geçici nimetleri aldatıcı türlü türlü güzellikleri ile bütün oldu bittisi ne vakıf olan gerçek ve uyanık mü'minlerîn gözünde böyledir, fakat dünyanır iç yüzünü kavramayıp da görünüşündeki çekici mal ve servetlerine, kadir ve eğlencelerine kendilerini kaptıran basiretsiz kimselerin gözünde dünya bir zevk ve safa yurdu, mal ve servet yığma yeridir. Şimdi bu noktay küçük örnekle açıklığa kavuşturmaya çalışalım:

“İşinin ehli bir adamın güzel ve nefis bir tatlı hazırladığını tasav vur edelim. Yanında da iki kişi var. Adam tatlıyı yaparken içine birazcık öldürücü zehir akıtmıştır. Yanındaki iki kişiden biri bunun farkında, diğer de farkında olmasın. Sonra tatlıcı tatlıyı hazırlayınca güzel ve yaldızlı ta­baklara koyarak iki kişinin önüne sunuyor, ne olacaktır?

İçine zehir akıtıldığını bilen adam o tatlıdan asla yemiyecektir. Ta­bakların güzelliğine ve yaldızına kanmıyacaktır. Çünkü o tatlı onun gözün­de yakıcı bir ateşten farksızdır; kendisini ölümün soğuk kollan arasına doğru çekmek istemektedir- Nasıl yesin, yer mi? Birazcık tatlı yiyip mide­ye ziyafet çekmek uğruna canını feda eder mi?

Ama gelelim tatlının içine zehir damlatıldığının farkında olmayan ikin­ci kahramanımıza. O güzel ve yaldızlı tabaklarda “beni yiyin” diye kuru­lan nefis tatlıyı bir an önce yemeye can atacaktır; hırsla saldıracak ve oburca yiyecektir. Hatta yanındakini de neden yemiyor diye azarlıyacak, enayilikle suçlayacaktır.

İşte dünyada Allah'ın yasak ve haramlarından sakınan uyanık mümin­lerle, hiç bir şeyin farkına varamayan gâfil kişilerin durum ve tutumları!.. İcabında öz canlarına bile mal olabilecek açık görüş farkı, duyuş, biliş ve seziş farkı!.. Aydınlık Allah yoluna baş koyanlarla, geçici dünyalık nimet­ler peşinde koşanlar arasındaki fark!..

Aynı örneği bir daha ele alalım. Ama bu defa tatlıcı tatlının içine ze­hir koymasın da tükürsün veya sümkürsün. Sonra da güzelce karıştırarak yine aynı göz alıcı tabaklarla sunsun. Ne olacaktır? Yine bunun farkında olan adam tiksinti duyacak, nefret edecek ve mecbur kalmadıkça yemeye­cektir. Ama öteki?.. O iştahla yemeye ve tıkabasa midesini şişirmeye ba­kacaktır.

İşte bu da dünyanın helâl ve mubah olan nimetleri karşısında şuurlu ve uyamk müVninlere; ilimsiz, fikirsiz, basiretsiz kişilerin durumları ve tu­tumlarıdır!.. Gönlünü Allah'a açanla, dünyaya açanlar arasındaki fark!

Örneğimizin iki kahramanı tabiat ve mizaç bakımından aynıdır. Daha açıkçası her ikisi de Allah'ın bahşettiği aynı bünye ve oluşa sahiptir. Ama söz ve hareketleri apayrı bir durum arzediyor. Neden? Çünkü birisi bilgili, görgülü ve düşüncelidir; o yüzden de zehirli tatlıyı yemeye yanaşmamış­tır- Diğeri ise ilimsiz, fikirsiz ve basiretsiz bir kimsedir; zehirli tatlıya oburcasına saldırmıştır. Eğer o da diğeri gibi zehirli veya tükürüktü olduğunu görse, iblise veya sezse idi, elbette ki yemiyecektir. Tıpkı bunun gibi diğeri de zehir katıldığını bilmeseydi, yiyecekti.

Bu örnekten açıkça gözler önüne serilen gerçek odur ki üç buçuk gün­lük geçici dünya hayatında helâl - haram demeden zevk ve safa peşinde koşanlar bunu tabiatları icabı yapıyor değillerdir; sadece koyu bir bilgi­sizlik ve derin bir gaflet onları peşinden sürüklemekte ve diz iboyu felâket­ler içinde bocalatıp durmaktadır.

Soru: Varlığımızı devam ettirebilmek için bize bir mikdar dünyalı lâzım. Gıdasız olamayacağına göre dünyadan el-etek nasıl çekebiliriz?

Cevap: Gıda almaktan maksat, Allah'a gereği gibi ibadet edebilmel için vücudumuzu ayakta tutabilmektir. Zevk için yemek, içmek değildir Zaten burada önemli olan keyif için yapılan şeylerden sakınmaktır. Yoks; Ulu Allah dilerse herhangi bir sebeple, dilerse de meleklerde olduğu gib sebepsiz olarak kullarını ayakta tutabilir. Kullarına hiç akıllarına bile esmeyen yerlerden, rızk kapılarını açabilir. Ulu Allah buyuruyor ki:

“Kim Allah'tan korkarsa Allah ona bir kurtuluş yolu yaratır. Onu aklına hayaline gelmiyecek bir yerden rızıklandınr. Kim Allah'a güvenir ve dayanırsa Allah ona yeter.” [1191]

Âyete göre rızık, istenmeden ve çalışılmadan da elde edilebiliyor. Zevk ve safâya dalmak için değil, fakat Allah'a tam manasiyle ibadet ede bilmek için rızık iste. O vakit yorulmaların, çalışıp çabalamaların düny uğruna değil de, Allah adına olmuş olur. Böylece de hem dünyadan el-ete çekmiş, hem de rızkını temin etmiş olursun. Bunu böyle bilesin.[1192]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar