Namazda Huzur Ve Kalb Huşûunun Şart Olması

Namazda Huzur Ve Kalb Huşûunun Şart Olması

Bilmiş ol ki, husûr ve huşûun namazda şart olmasını emreden pek çok deliller vardır. Bunlardan bâzıları şu âyetlerdir:

“Zikrim için, beni hatırlamak için namazı kıl.” [598]

331- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Namaz dinin terazisidir. Namazını tam anında kılan bir kimse, dinin geriye kalan işlerini de tamamlar, eksik kılanlar diğer amellerini de eksik yaparlar.)”[599]

332- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Cami de kahkaha ile gülmek, kişinin kabrinde karanlıktır.”[600]

333- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Kahkaha ile gülmek ( namazın içinde olduğu takdirde ) namazı bozar, abdesti bozmaz.”[601]

334- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Hz. Allah, dört şeyle kullarını imtahana tabi tutarak sevap ve mükafatlarına kefil olmuştur. Bunlar: Namaz, zekat, oruç ve cünüplükten yıkanmaktır. Bu dört şey Allah'ın sırlarıdır. Nitekim Hz. Allah bir ayeti kerimesinde şöye buyurur:

" Bu gibi sırlarla kullar kıyamet günün sorguya çekilecektir." [602]

335- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Ey Allah’ın kulları, sallarınızı tam ve düzgün olarak yapınız. Eğer böyle yapmazsanız aranızda ihtilaflar baş gösterir.”[603]

336- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Akşam namazından sonra iki rekat sünnet namazını kılmaya acele ediniz. Çünkü onun sevabı farz namazının sevabıyle birleşerek yükselir ve kayıt defterine yazılır.”[604]

337- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Cuma ve cenaze namazları, bir de cihadın dışında, erkeklere lazım gelen dinin bütün meseleleri, kadınlara da lazımdır.”[605]

Emrin zahiri vücûbdur, gaflet zikre müriâfidir. Bütün namazı gaf­let ile geçen bir insan, namazda Allah'ı nasıl hatırlamış olabilir? Yine Allahu Teâlâ'nın:

“Ve gafillerden olma.” [606]

Âyet-i Celîlesi de bir nehiydir. Bunun zahirî mânâsı gafletin haram olmasıdır. Yine Allahu Teâlâ'nın:[607]

338-Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Sabah namazına çok dikkat ederek geçirmemen gerekir. Çün kü sabah namazında çok büyük faziletler vardır.”[608]

339- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki esulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Rabbinizi çokça anınız, namazınızı tam vaktinde kılınız. Eğeri böyle yaparsanız Hz. Allah da amellerinizin sevaplarını çoğaltır.”[609]

340-Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Sabah namazını mutlaka kılmanız gerekir. Zira bu namaz arzu edilen her iyi şeye nail olmaya vesiledir.”[610]

341- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Gece namazlarını geçirmemek gerekir. Çünkü gece namazı sizden evvelki salih ve seçkin olan kulların namazıdır. İnsanın Allaha yaklaşmasına, kötülüklere son vermesine ve hastalıkların defolmasına bir vesiledir.”[611]

342- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“(İman sebebiyle ) Allaha karşı öylesine verdiğiniz bir söz vardır ki, bu söz her şeyden önce ibadetleri yapmanızı gerektirir.”[612]

343- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Bizimle kafirlerin arasındaki fark namazdır. Bunu terkeden kimse (inanmadığından dolayı terk ediyorsa ) kafir olur. (Şayet tem­belliğinden kılamıyorsa münafıkların yaptığı bir hareketi yapmış de­mektir.)”[613]

344- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Siz herhangi bir şeyi unut­tuğunuz gibi ben de unuturum. Sizden biriniz namazda iki secde dua etsin. ( bunu yaptığı takdirde unuttuğu şey aklına gelebilir.)”[614]

“Tâ ki dediğinizi (okuduğunuzu) bilinceye kadar namaza yaklaş­mayın.” [615]

Âyet-i Celîlesidir. Bu sarhoşun namaza yaklaşmasının illetini gös­termektedir.[616]

345- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Başının ortasını açık bırakarak yanlarını bağlayan bir kimse-i nin kıldığı namaz, başının tamamını açık bırakan bir kimsenin kıldığı namaz gibidir. (her ikisi de makbul değil, mekruhtur.)”[617]

346- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“İçinde bulunduğunuz namazda bizlere yanlışlık yaptıranlar noksan abdest alan ve sonrada cemaate iştirak edenlerdir. Öyleyse namaz kılmak isteyen herkes abdestini tam ve doğru olarak almalıdır.”[618]

347- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Hz. Allah İslam ümmetine, zayıf ( ihtiyar, çocuk, hasta ve sakat) olanların duaları sayesinde yardım eder.”[619]

348- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Şüphesiz ben, namaz kılarken hepinizden daha dikkatliyimdiri İçinde bulunduğumuz namazı uzatmak istiyordum, fakat peşimde namaz kılmakta olan bir kadının çocuğunun, camiye yakın olan evinde ağladığını işittim. Annesinin çok müteessir olduğunu bildiğimim için1 namazı hafif olarak kıldırdım.”[620]

349- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Namazınızın kabul olmasını istiyorsanız, namazı ( amel ve ahlakça ) en iyi olanınız kıldırsın.”[621]

350- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Namazınızın kabul olunmasını istiyorsanız, namazı ( ilmiyle amil olan ) alimleriniz kıldırsın. Çünkü onlar sizinle Rabbinizin arasında önderiniz ve Allahm emirlerini size tebliğ edenlerinizdir.”[622]

Peygamberimiz buyuruyor ki;

“Kişinin kıldığı namazdan kendisine kârı dokunan ancak akıl er­direrek kıldığı kısımdır.” (Yâni aklı başka yerde iken kıldığı namazın kendisine kârı dokunmaz.)

Bu hususun hakikati şudur ki: Hadîsde vârid olduğu gibi namaz kılan kimse Rabbine münâcat etmektedir (Buhâri, Müslim, Ebû Hüreyre'den). Gaflet ile söylenen sözlerin münâcat olamıyacağı meydan­dadır. Bunun izahı şöyledir: Meselâ zekât, insan zekâtını gafletle verse de olur, çünkü o haddi zâtında isteğe aykırı ve nefse ağır gelen bir ibâdettir.[623]

351- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Şeytan namazın her hangi bir kısmını bana unutturmuş, bir yanlışlık yapmama sebep olursa, farkına varan ( erkekler) süphanallah, desin. Kadınlar da sağ elini sol eli üstüne vurarak beni uyarsınlar.”[624]

352- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Ey Ebu Hüreyre, şu dört şeyi yapmanı ve yaşadığın müddetçe de terketroemeni tavsiye ederim,

a) Cuma günü güsül yapmanı

b) Erkence cuma namazına gitmeni

c) Camide dünya ile ilgili herhangi bir söz konuşmam;

d) Başka birşeyle meşgul olmamanı.

Ayrıca her ayda üç defa ( gün ) oruç tutmanı tavsiye ederim. Çünkü her aydan üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruçlu geçirmek gibi­dir. Yine, uyumadan evvel vitir namazını sabah namazının ilk iki re­katını hiç terk etmeden kılmanı tavsiye ederim.

Aksi halde bütün geceyi ibadetle geçirmiş olsan bile bunun yerini tutmaz. Çünkü sabah namazının ilk sünnetinde Allah dostlarının ara­dıkları arzular bulunur.”[625]

353- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“İlk vakitlerde kılınan namaz, Allah'ın rızasının kazınılmasına, ortasında kılınan rahmetine, vaktin sonunda kılman namaz da Al­lah'ın affına vesile olur.”[626]

354- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“İlk olarak kıyamet günü mü'min kulun hesaba çekilmesini ge­rektiren şey namazdır. Namazın hesabından kurtulursa diğer amellerinden kurtulması kolaydır. Kul namaz hesabını veremezse diğer­lerinden de kurtulamaz.”[627]

Oruç da bunun gibi haddi zâtında Allah’ın düşmanı olan şeytanın dostu ve âleti olan nefsin kuvvetlerini kahredip hevayı arzuları kıran bir ibâdettir. Gaflet ile olsa da yine bu faydayı sağlar. Hac da aynı şekilde ağır ve yorucu bir ibâdettir. Menâsik-i haccı ifâ-ederken, kalb ister hazır olsun ister olmasın, nefse elem veren mücâhede kendiliğinden hâsıl olabilir.

Namaza gelince: Namazda ancak zikr, kıraat, kıyam, rükû, sücûd ve kuûd vardır. Zikr ise Allahu Teâlâ ile muhavere ve münâcat, gizli bir yalvarış ve anlaşmaktır. Çünkü namazdan gaye, iki şeyden biridir.[628]

355- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Hz. Allah’ın ümmetime ilk olarak farz kıldığı şey beş vakit na­mazdır. Ümmetimin iyiliklerinden en önce yükselen ve kabul edilen, beş vakit namazdır. Yine ümmetimin ilk olarak hesaba çekilceği şey beş vakit namazdır. Ümmetimden her kim, bu beş vakit namazdan bir kısmını kılıp, bir kısımını terk ederse, Hz. Allah o kimse için de meleklerine şöyle seslenir: Namazların bir kısmını terkeden falanca kulunun amel defterine bakınız. Kıldığı sünnet namazları var mıdır? Melekler kişinin amel defterinde gördükleri sünnet namazlarıyla terkedilmiş olan farz namazlarını tamamlarlar.

Bundan sonra Hz. Allah meleklerine şöyle seslenir: Kulumun amel defterine tekrar takrar bakınız. Oruç ve zakatlarından eksik olan var mıdır, varsa, onları da tuttuğu nafile orucuyla, verdiği sadaka ile tamamlayınız. Bunun üzerine melekler defterine baktıktan sonra (eğer varsa ) bunu da tamamlarlar.

İmanlı kullara karşı yapılan böylesine iyilikler, Yüce Allah’ın ada­letinin ve merhametinin bir gereğidir. Bundan sonra kulun diğer iyiliklerine bakılır. Mevcut bulunan diğer iyilikleri, ilahi teraziye koyulup tartıldıktan sonra sahibine, " Haydi selametle cennete gir "diye emrolunur.

Diğer kimselerin iyiliklerine de bakılır. Şayet iyilik bulunmazsa zebanilere emredilir. Ve böylesine ayaklarından tutularak cehenneme atılırlar.”[629]

356- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Kişinin kıyamet günü ilk vereceği hasap namazdan olacaktır. Kişinin kıldığı namazlar tamsa (verilecek mükafatta ) tamdır. Şayet eksikse, Hz. Allah meleklerine şöyle emreder: “Kulumun amel defte­rine bakınız, eksis olan farz namazlarını, bulacacağınız sünnet namazlarıyle tamamlayınız. Böylece melekler eksik olanları aldıkları emir üzere tamamlarlar.”[630]

Onlarda ya muhavere, ya münâcattır. Mîde ve şehvet oruç ile beden hac zahmetiyle, kalb, sevdiği maldan ayrılıp zekât vermekle im­tihan edildiği gibi, lisânı da ses ve harf ameliyle imtihan etmektir. Bunun böyle olmasında şüphe yoktur. Zira gafletle söylenen boş lâflar ile olan imtihan, amel imtihanı değil, belki bunda maksûd olan konuşmak olması bakımından harflerdir. Gönüldeki mânâyı kalıplandırmayan harfler de nutuk sayılmaz. Gönüldeki mânâyı harflerin ifa­delendirmesi de ancak huzûr-u kalb ile olur. Gafil kalb ile:[631]

357- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Münafıkın namazından sizi haberdar edeyim mi? Münafık olan kişi ikindi namazını, güneş sığırın iç yağı gibi sararıncaya kadar tehir eder.”[632]

358- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Kadının kendi evinde kıldığı namaz, evin dışında bulunan hüc­resinde kıldığı namazdan daha üstündür. Evinde kendisine tahsis ettiği yerde kıldığı namaz, evin herhangi bir yerinde kıldığı namazdan daha üstündür.”[633]

359- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Yolcuların namazı, evlerine dönünceye kadar ( dört rekatlı olan farz namazları ) iki rekat olarak kılınır.”[634]

360- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Yolcuların namazı, ister Minada, ister başka yerde olsun muhakkak iki rekat olarak kılınır.” [635]

361- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Öğleden sonra kılınacak olan nafile namazı, gece namazlarından sayıldığı gibi, aynı zamanda da bol olarak sevap verilir.”[636]

362- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

“Kur'an-ı Kerim’de övülen ve ismi "vusta" olarak geçen namaz, ikindi namazıdır.”[637]

“Bizi doğru yola hidâyet et.”[638]

demekle bunun bir yalvarış ve duâ olduğunu kasdetmezse neyi istemiş olabilir? Hele bunu itiyat hâline getirdikten sonra da dilini hareket ettirmekte ne güçlük vardır? İşte zikirlerin hükmü budur. Ben derim, bir kimse falancaya gidip teşekkür edecek, onu övecek ve ondan bir şeyler isteyeceğine yemin etse, sonra rüyasında aynen bu dediklerini yapsa yeminini yerine getirmiş sayılmaz. Hattâ, karanlıkta, öteki adamın orada olduğunu bilmiyerek gıyabında imiş gibi ona teşekkür ve duâ edip ondan bir şeyler istese, yine yeminini yerine getirmiş olmaz. Çünkü onun bu konuşması öteki adamı kalbinde huzır kabul etmediği için ona hitâb ve onunla konuşmak sayılmaz. Hattâ gündüz aydınlığında ve öteki adamın huzurunda da olsa, aklı başka yerde olup o adamın hazır bulunduğunun farkında olmıyarak bu sözleri söylese, yine yeminini yerine getirmiş olmaz. Çünkü onu muhâtab olarak kabul etmiyordu. Şüphe yok ki kıraat ve zikirden maksûd olan hamd etmek, övmek, yalvarmak ve duâ etmektir. Burada muhâtab olan şüphesiz Allah'tır. Kalbi gaflet perdesi ile kapalı oldu­ğu hâlde, manen Allahu Teâlâ'yı görüp müşahede etmeden ve muha­tabından gafil olarak yalrnz âdet hükmü ile dilini hareket ettirmek, kalbi cilâlandırmak, Allahu Teâlâ'nın zikrini tazelemek ve îmân ba­ğını tahkim için meşru kılman namazın gayesinden çok uzakta kalır. İşte zikr ve kıraatin hükmü budur. Hülâsa' zikir ve kıraatteki bu husu­siyetlerin inkârı gayrı kaabildir.

Rükû ve Sücûda gelince: Bunlardan gaye, hiç şüphesiz Allah'ı ta'zîmdir. Eğer gafletle yapılan rükû ve sücûdun ta'zim olduğu caiz olsa idi, önünde put olduğunu bilmiyerek secde eden kimsenin puta ta'zîm etmiş sayılması veya duvar ardında secde edenin duvara ta'zim etmiş olması caiz olacaktı (bunlar ta'zîm sayılmıyacağına göre gaf­letle yapılan secde de ta'zîm sayılmaz.) Bunlar ta'zîm sayılmayınca da ortada beden hareketinden başka bir şey kalmaz. Kendisiyle im­tihanı kasdedilen meşakkatten sonra dinin direği sayılan iman ile küfrü ayıran, hac ve diğer ibâdetler üzerine takdim edilen ve ibâdet­lerden yalnız onun terkiyle katli vâcib olan bir şey (namaz) kalmaz.

Benim görüşümle namazın taşıdığı bu ehemmiyet, yalnız zahirî bir ibâdet olması bakımından değil, belki, maksûd olan münâcat ol­masını da buna eklemek lâzımdır. Oruç, zekât, hac ve benzeri ibâdet­ler üzerine takaddüm eden, bu münâcattır. Hattâ serveti harcamak demek olan “Udhayye” ve kurbanlar üzerine mukaddem yine bu tak­vadır. Nitekim Allahu Teâlâ:

“Onların (kurbanların) ne kanı ve ne de eti Allaha ulaşır. Allaha ulaşan ancak sizin takvânızdır.”[639] Buyurmuştur.

Yani kalbinizi istilâ edip emre uymaya sizi sevkeden sıfattır ve matlûb olan da budur. Ya hareketlerinde bir ehemmiyet olmıyan na­mazda hüküm nasıl olur? İşte bu anlattıklarımız, mânâ bakımından) namazda kalb huzurunun şart olmasına delîl olmaktadır.

Şayet “namazın sıhhatinde huzûr-u kalbi şart koşar ve huzûrsu| kılman namazın bâtıl olmasıyle hükmediyorsan, fakîhlerin icmâını| muhalefet ettin. Çünkü onlar kalbin huzurunu yalnız niyette şart koştu ve bununla iktifa ettiler.” dersen:

Bilmiş ol ki, ilim bahsinde geçtiği gibi fakihler, bâtında tasarruf etmez, kalbi yormaz ve âhiret yoluna karışmazlar. Belki dinin zahir-hükümlerini azaların zahirî amelleri üzerine bina ederler. Amellerin zahiren icrası, insanı ölüm cezası ve sultânların tazîrinden korumağa yeter. Esasen ahrette fayda verip vermemesi fıkhın çerçevesi dışındadır. Aynı zamanda bunun üzerine icmâ yürütülemez. (Bununla be­raber onlara muhalefet edenler de olmuştur.) Nitekim (şerî'at ile ha­kikati toplayanlardan birisi olan) Bişr İbn Haris, Ebû Tâlib Mekki'nin Kûtü'l - kulûb'unda Süfyan-ı Sevrî'den naklettiği, rivayetinde "huşu ile kılmıyan kimsenin namazı fâsiddir" demiş ve Hasan-ı Basrı'den "huzursuz kılınan namazın, sevâbtan daha ziyâde ukubete sebeb ol­duğu" rivayet edilmiştir. Yine Muaz İbn Cebel:

"Kılarken sağında ve solunda olanları bilmeye çalışan kimsenin namazı namaz değildir" dive rivayet etmiştir. Yine müsned olarak Peygamber Efendimizden:

“Çok kimseler var ki kıldığı namazın altıda, hatta onda biride kendisi için yazılmaz. Ancak bilerek huzur ile kıldığı kısmı yazılır.” Buyurmuştur. Eğer bu hadis-i şerif, Peygamber Efendimizden başka bir zâttan duyulsaydı mezheb olarak kabul edilirdi. Kaldı ki Aleyhi's-selâtü ve's-selâm Efendimizden duyulduğu hâlde niye kabul edilme­sin? (Basralı) Abdülvâhid bin Zeyd:

"Kul için ancak bilerek huzur ile kıldığı namazın sevabı olacağında ulemâ ittifak etti" diyerek bu hük­mü, icmâ hâline getirmiştir. Buna benzer ve bu kabilden, vera' sahibi olan fakîhlerden, sayılmayacak kadar pek çok rivayetler vardır. Hak olan, bu hususta edille-i şer'iyeye müracaat etmektir. Halbuki huzu­run şart olmasında haber ve eserler meydandadır. Şu kadar var ki za­hirî teklifte fetva, halkın kusurları nisbetinde takdir edilir. Bütün namazda huzuru kalbi şart koşmak fetva makamı için mümkün değildir. Tam bir huzûr-u kalbten insanların ekserisi âcizdir. Buna ancak bazı kimselerin gücü yeter. Zaruret sebebiyle, namazın tama­hında huzûr-u kalbi şart koşmak mümkün olmazsa tamamen terk de edilemez. Hiç olmazsa cüz'î bir miktarında huzûr-u kalbin bulunması zarureti vardır. Buna da en elverişli olan ilk tekbirdir. Bunun için zaruri olarak bu kadar ile iktifa edilmiştir. Bununla beraber, gaflet ile kılan kimse ile hiç kılmıyanm müsâvî olmamasını umarız. Çünkü gafletle de olsa namaz kılan, hiç olmazsa zahirî fiile başvurmuş, bir an olsun kalbini hazırlamıştır. Nasıl böyle olmasın, abdestsiz olduğu­nu unutup namaz kılan kimsenin abdestsiz olması hasebiyle Allah katında namazı bâtıl iken, kusuru ve özrü nisbetinde de olsa ameli­nin mükâfatını alıyor. Bu ümit ile beraber bir lâhza olsun kalbi ha­zırlayan ile tamamen huzuru terkeden elbette bir olamaz. Nasıl farkı olmasın. Efendisinin hizmetinde hazır bulunup hizmette kusur eden lüzumsuz hareketler ve sözlerde bulunan ile hizmetten tamamen kaçınan bir olur mu? Korku ve ümidin sebebleri muâraza ettiği ve iş-ehemmiyet arzettiği zaman ihtiyat ve müsâhalede muhayyersin. (İs­ter tesamüh-ü İslâmîden faydalanır, istersen ihtiyatı elden bırakmaz­sın). Bununla beraber lukahânm, gafletiyle de olsa sıhhatine fetva verdikleri hükümlere kimse muhalefet edemez. Yukarıda işaret edil­diği gibi bu fetva zarûretindendir. Esrâr-ı salata vâkıf olan kimse, gafletin ona zıd olacağını bilir. Fakat "Kavâidü'l-Akaid" kitabının ilm-i zahir ile ilm-i bâtını ayıran babında anlattığımız gibi halkın an­layıştaki kusuru, şerî'atın sırlarından her keşfolunanı açıklamağa mâni olduğundan biz bu mevzûyu bu kadarı ile bırakıyoruz. Az da olsa bu miktar âhiret yolcularını ikna için kâfidir. Şiddetli mücadelecilere gelince, şimdilik biz onları muhatab olarak kabul etmiyoruz.

Hülâsa: Huzûr-u kalb, namazın ruhudur. Bu ruhun en az dere­cesi de tekbîr anındaki huzurdur. Artık bundan noksanı olursa helak demektir. Ne kadar çoğalırsa o nisbette namazın cüzleri arasına rûh yayılır, nice hareketsiz diriler var ki onlar ölü hükmündedir. Yalnız iftitah tekbîrinde huzur olup, diğer cüzleri gaflet ile geçen namaz da son nefeslerini yaşayan hasta gibidir. Allahu Teâlâ'dan güzel yar­dımlar niyaz ederiz.[640]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

data-ad-client="ca-pub-8844673487498982"
data-ad-slot="6052113740">

Son yorumlar