KONU: MİRAÇ

KONU: MİRAÇ

1- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki

"Ben Mekke'de iken evimin tavanı yarıldı ve Hz. Cebrail gelerek göğsümü yardı, kalbimi çıkardı ve zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içi iman ve hikmetle dolu olan altın bir leğen getirdi. Bunun içindekini kalbime boşalttıktan sonra Hz. Cebrail ile birlikte göğe yükseldik. Cebrail ( a.s.) dünya semasının açılmasını istedi. Bekçi;

“Kim o diye sordu?” Cebrail (a. s.) cevap verdi, Yanındakinin kim olduğu sorulunca:

“Hz. Muhammed (a.s.)” dedi. Bekçi:

“O 'na peygamberlik geldi mi?” Cebrail (a.s.):

"Tabii" diye cevap verdi. Kapı açıldıktan sonra gökyüzüne çıktık. Sağ ve sol yan­larını, uzaktan karaltı şeklinde görülen insan topluluğunun çevreledi­ği birisi göründü. O, sağ yanına bakınca gülüyor, sol yanına bakınca da ağlıyordu. Bana dönerek:

"Hoş geldin ey peygamber ve salih evlat" dedi. Hz. Cebrail'e bunun kim olduğunu sordum.

"O da Adem Pey­gamberdir." dedi. Sağ ve solundaki insan kalabalığı ise Adem (a.s.)’in soyundan gelen bütün insanların ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik solundakiler cehennemlik olanlardır. Bu sebepten sağına bakınca gülmekte, soluna bakınca da ağlamaktadır.

(Yolumuza devam ediyorduk.) İkinci kat semaya çıktık. Cebrail (a.s), yine kapının açılmasını istedi. Bekçi, dünya semasındaki söylenenleri tekrar ettikten sonra, İdris peygamberle karşılaştık. İdris (a.s.):

"Ey hayırlı peygamber ve değerli kardeş hoş geldin. " dedi.

Ondan sonra Musa peygamberle karşılaştık. (Üçüncü katta) Musa (a.s.):

“Ey değerli peygamber ve kardeş, hoş geldin, dedi. Sonra sırasıyla Hz. İsa, Hz. İbrahim ve diğer peygamberlere uğradık. Hep­si de:

" Ey değerli peygamber ve salih kardeş hoş geldiniz," diyorlardı. Nihayet Cebrail (a.s.) beni daha yukarı doğru götürdü. Orada kainatın kaderini çizen kalemlerin cızıltılarını duydum. Sonra Hz. Allah ümmetime elli vakit namazı farz kıldı. Bu noktadan artık geriye dön­düm, yolda Musa (a.s.)’ma rast geldim.

“Allahü Teala ümmetine neyi farz kıldı” diye sorunca, ben de:

“Elli vakit namazı farz kıldı, dedim. Bunun üzerine Hz.Musa:

" Ben insanları bilirim, İsrail oğullarıyla uzun zaman mücadele ettim. Senin ümmetin günde elli vakit nama­zı kılamaz. Rabbine dön ve bu vazifenin biraz hafiflemesini iste."de­di.

Böylece Rabbime döndüm ve namaz yükünün biraz hafifletilmesini istedim. Yüce Allah namazı kırk vakte indirdi. Dönüp Hz. Musa’ya durumu anlattım. O, beni gene Rabbime gönderdi. Hz. Allah, otuz vakta, yirmiye, ona, daha sonra da beş vakte indirdi. Tam bu sırada kulağıma bir ses geldi.

"Farz olan beş vakit namazı kesin olarak, değiştirilmez bir hale getirdim." Tekrar Hz.Musaya uğradım. Bana Rabbime bir daha dönmemi söyledi. Ben de: Artık haya ediyorum bir daha gidemem, dedim. Sonra ( Cibril ) ta Sitretül'l münteha'ya bir­likte varıncaya kadar beni götürdü. Sidre'yi Öyle ( acib ve garib) elvan kablamıştı ki onlar nedir? Bilemem. Bu ağaçın kökünden saçılan rengarenk nur ışıklar ümmetimi aydınlatıyordu. Sonra cennete götürüldüm. Cennet yaprakları misk kokulu, taşları da incilerdendi.”[94]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar