Sevilmesi İcâbeden Hakîkatta Allahû Tealâ'dır

Sevilmesi İcâbeden Hakîkatta Allahû Tealâ'dır

Aslında sevilmeye Allahü Teâlâ'dan başka lâyık olan yoktur. O'ndan başkasını seven câhildir. O'ndan başkasının sevilmesi ancak O'nunla olan münâsebeti sebebiyle sevilebilir. Nitekim Peygamber efendimizi (sallâllahü aleyhi ve sellem) sevmek, O'nu sevmek gibidir. Çünkü bir kimse, bir kimseyi severse; onun resulünü (elçisini) ve mahbûbunu (sevgilisini) de sever. O hâlde âlimleri ve takva sâhiblerini sevmek, Allahü Teâlâ'yı sev­mek olur. Bu da sevgi sebeblerine dikkat etmekle anlaşılır;

Birinci Sebeb: İnsan kendini ve kendi kemâlini sever ve bu sebeble Allahü Teâlâ'yı sever. Çünkü kendi varlığı, kemâli ve bütün sıfat­lan Allahü Teâlâ'nın varliğındandır. Eğer onu yaratmak ihsanında bulunmasaydı var olmazdı. O'nun fazlı olmasaydı varlıkta duramazdı. O'nun lûîfu oimasaydı, azalarını, sıfatlarını ve kemâlini elde edemezdi. O hâlde sıcaktan kaçıp bir ağacın gölgesinde serinlemek istemeyi seven bir kim­senin yanında, ağaç altında serinlenenlerin, gölgeyi sevmemeleri şaşılacak bir hâldir. Kendinin ve sıfatlarının Allahü Teâlâ ile varlıkta durduğunu bilen kimse O'nu nasıl sevmez. Bunu bilmeyene sözümüz yoktur. Câhil bir kimsenin O'nu sevmemesinde şübhe yoktur. Çünkü O'nun sevgisi, O'­nu tanımanın neticesidir.

İkinci Sebeb: İnsan kendisine iyilik yapanı sever. Bunun için Al­lahü Teâlâ'dan gayrisini sevmek cahillik olur. Çünkü kendisine Allahü Teâlâ'dan başka hiç kimse bir iyilik edemez ve etmemiştir. O'nun kulları­na ihsanları, iyilikleri sayıya, hesaba gelmez. Nitekim şükür ve tefekkür kısmında buna temas etmiştik. Başkalarından görünen ihsanları da O'n­dan bilmek lâzımdır. Başkasından bilmek cahillik olur. Çünkü O, bir şey'in sana verilmesini isteyince onu birisinin eliyle gönderir. O kimse buna muhalefet edemez. Onun kalbine, sana verdiği bu şey sebebi ile din ve dünya için sevâb ve faydaya kavuşma arzusunu vermiştir. O da kendi maksadına böylece kavuşmak ister. Demek ki, o şeyi sana vermesi, se­nin sebebinle âhirette sevaba kavuşmak veya medh edilmek, iyi isim bı­rakmak veya bunun gibi şey'ler içindir. Fakat onu sana veren hakîkatta Allahü Teâlâ olup, o kimseyi sebebsiz yere aracı eylemiştir. Sana bunu vermesi için de ona sevâb isteği vermiştir. Bunu şükür aslında anlatmış­tık.

Üçüncü Sebeb: Kendisine yapılmazsa da iyi işi sevmektir. Nite­kim dünyanın bir tarafında âdil, işleri iyi, insanlara şefkati çok, hazi­nelerini fakirlere dağıtan, kimsenin kendi memleketinde kötülük ve zulüm yapmasına göz yummayan bir padişahın bulunduğunu duysa, her ne kadar onu göremeyeceğini ve ondan bir istifade etmeyeceğini bilse de, yaratılış icabı onu sever. Bu sebeble Allahü Teâlâ'dan başkasını sevmek cahillik olur. Çünkü O'ndan başka ihsan eden yoktur. Âlemde ihsan et­miş olanlar, O'nun zorlaması ve emri ile ihsan ederler. Gerçekte Allahü Teâlâ'nın kullarının ellerindeki nîmetin değeri pek azdır. İhsan, bütün mahlûkatı yaratıp hepsine lâzım olanları vermesidir. Hatta lâzım olmayıp; süs ve zînet için olanları da vermiştir. Göğün ve yerin melekûtuna, bitki­lerdeki ve hayvanlardaki inceliklere dikkat edip, onlardaki akıllara dur­gunluk veren hâlleri görmekle bunu anlayabilir. Nimetlerinin ve ihsan­larının sayısız olduğunu görür.

Dördüncü Sebeb: Bir kimseyi cemali (güzelliği) için sever. Ya­ni kalb güzelliği için sever. Bir kimsenin İmâm-ı Şafiî'yi ve Hazret-i Alî'­yi (radıyallahü anhümâ) sevmesi bir başkasının da Hazret-i Ebû Bekir'i ve Ömer'i (radıyallahü anhümâ) sevmesi, bir başkasının da bunların hepsini sevmesi, hattâ bütün peygamberleri sevmesi böyle olan sevgidir. Bu sevginin sebebi onların manevî güzellikleri ve zatlarının sıfatları gü­zel olmasıdır. Dikkat edilirse buna kavuşmak üç şey'le oluyor. Birincisi, ilim güzelliğidir. Çünkü ilim ve âlim sevgilidir. Bunlar iyi ve şereflidir. İlim ne kadar çok olursa bilinenin şerefi o kadar anlaşılır ve güzelliği o nisbette görünür. İlimlerin en şereflisi Allahü Teâlâ'yı tanımaktır. O'nun meleklerini, kitâblarını, resullerini, gönderdiği dinleri ve peygamberlerini, dünya ve ahiret mülk ve melekûtunu tedbir ve idare etmesini anlamak ve bilmektir. Sıddîkların ve peygamberlerin sevgili olmasının sebebi bu bilgilerinin çok olmasındandır. İkincisi, kudret güzelliğidir. Onların ken­di nefislerini islâh etme, insanları doğru yola getirme, idare etme, dünya ve dinin hakikatini anlama ve bunlarda nizam üzere bulunma kudreti çoktur. Üçüncüsü, ayıb, noksan, kusur ve çirkin huylardan kalbi temizleme güzelliğidir. Bu büyüklerin sevgili olması bu sıfatlan sebebiyledir. Çünkü bu sıfatlar sebebiyle olmayan işler beğenilemez. Nifak ve gaflet se­bebiyle olan işler gibi olurlar. O hâlde bu sıfatlarda üstün olanların sev­gisi üstünlük derecelerine göredir.

Beşinci Sebeb: Sevgide münasebet vardır. İnsanın da Altahü Teâlâ ile hususî bir münasebeti vardır.

“Ey habîbim, onlara de ki, rûh Rabbimin bileceği şey'dir” buna işaret etmektedir.

“Allahü Teâlâ, Âde­mi kendi suretinde yaratmıştır” bunu bildirmektedir. Allahü Teâlâ buyuruyor ki:

“Kulum bana onu sevmem için yaklaşmak ister. Onu se­vince onun kulağı, gözü ve dili ben olurum” Yine buyurdu:

“Yâ Mûsâ (aleyhisselâm), hasta oldum, hâlimi sormaya gelmedin”. Sen âlemlerin Rabbisin, nasıl hasta olursun? deyince: “Filân kulum hastalanmıştı, onun hâlini sorsa idin, benim hâlimi sormuş olurdun” buyurdu. Âdem'in,

Allhü Teâlâ'nın sureti ile olan münâsebetini kitabımızın başında anlat­mıştık. Diğer manaları kitâblarda anlatılamaz. Çünkü insanlar bunu anlayamazlar. Birçok zeki kimseler bunun hakkında birçok şey'ler söylemişlerdir. Bazısı benzetme yoluna saptılar ve görünen suretten başka suret olmaz sandılar. Bazısı hulul ve ittihadı, yani inşanın içerisine girer ve onunla birleşir, düşündüler. Bunu anlamak çok zordur.

Maksadımız sevgi sebeblerini bildikten sonra Allahü Teâlâ'nın sevgi­sinden başka sevgilerin cahillikten olduğunu bildirmektir. Kelâm ilmin­den bahsedenin kendi cinsinden başkasını sevemez, Allahü Teâlâ bizim cinsimizden olmadığına göre O'nu sevmek olamaz sözü ne kadar zavallı olduğunu göstermeye yetişir. Sevgiye, emirieri yerine getirmekten iba­rettir diyen ve sevgi deyince, kadınları şehvetle sevmekten başka bir şev anlamayan ahmağın aşağılığı meydandadır. Şübhesiz bu şehvet cins ile ilgilidir, Fakat bizim açıkladığımız sevgi, suretteki aynı sinsten olma de­ğil, manadaki cemal ve kemaldir. Çünkü peygamberi seven onun da ken­disi gibi başı, yüzü, eli ve ayağı olduğu için sevmez. Onunla manevî mü­nasebeti olduğu için, kendisi gibi diri, âlim, irade sahibi, konuşan, işiten ve gören ve bu sıfatların o peygamberde kemâl üzere bulunduğunu bil­diği için sever. Bu münasebetin aslı burada da vardır. Fakat aradaki fark sıfatların kemalinin Allahü Teâlâ'da sonsuz olmasındadır. Kemalin çokluğu sebebiyle meydana gelen ayrılık ve uzaklık sevgiyi arttırır. Mü­nasebet üzere kurulmuş olan sevginin aslını kesip atamaz. Herkes münasebetin iç yüzünü ve hakikatini bilmese de bu münasebeti kadar bir şey­ler söyler.

(İyi bilin ki, kalpler Allahü Teâlâ'nın zikriyle mutma'in olur.)

“İn Tensurullhe yensurkûm.”[509]

“(Siz, Allahü Teâlâ'ya yardım ederseniz, o da size yardım eder.)”[510]

“(Kim, Allahu Teâlâ'ya ve Resulüne itaat ederse, Allah'u Teâlâ onu ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere ithal eder. Ve her kim, tâ'atinden yüz çevirirse, onu da elim bir azap ile azaplandırır.)”[511]

“(Onlar ki, o Nebiyyi tasdik ve ona tâ'zim ve yardım ederler, onunla birlikte indirilen nur'a tâbi olurlar. İşte, onlar felah bulanlar, azaptan kurtularak Allahu Te­alâ'nın rahmetiyle cennete girmeye lâyık olanlardır.)”[512]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS