Ahirete İman

Ahirete İman

Dinimizin inanç köklerinden biri de, ölüm sonrası tekrar dirilişe ve ahiret alemine inançtır. Ahiret gününe inanmayan müslüman değildir. Allah Teala, bu dünyayı ve içindeki yaratıkları geçici bir za­man için bu aleme göndermiştir. Ahiret günü, bu dünyanın ömrü tükenince başlayacaktır. Başlangıcı bu dünyanın sonudur. Bir gün olacak, ne bu dünyadan, ne de üzerindeki yaratılmışlardan bir eser kal­mayacaktır. Bu alem başka bir alem olacak, bu hayat başka bir haya­ta dönüşecektir. Her şeyin bir ölümü olduğu gibi, bu dünyanın da bir ölümü vardır. Erinde geçince, bu dünyanın, bu yerin ve göğün tetibi bozulacak, yerde, gökte olanlar hep ölecek, kıyamet kopacaktır. İşte dünyanın ölümü ve sonu budur.[95]

İmanın Şer-i Manası

Allah'a ve Hz. Muhammedin haber verdiği şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmak, bunların hak ve doğru olduğunu kalben tasdik etmektir. Bu alemi ilmiyle bilen iradesi ve kudretiyle yaratan Hz. Allah'ı bilmedikçe, Peygamberlerin doğru olduklarını bilmek yolu açık değildir.

Allah'a iman, bütün hükümlerin aslına imanı ihtiva eder. Onu bilmeyen bir kimse, ne Peygamberleri, ne melekleri, ne kitapları ne öldükten sonra dirilmeyi ne cenneti ve ne de cehennemi bilir. Binaenaleyh her şeyden önce Allah'ı bilmek şarttır.

İslamiyet tevhid akidesi üzerine kurulmuştur. Bu inanç, her çeşit iyilik ve faziletin, her türlü müsbet hareketin kaynağı ve temel dayanağıdır. Bunun içindir ki; İslamiyet insanların gönüllerine tevhid akidesi yerleştirmeyi hedef tutmuş, iki cihan mutluluğunun elde edil­mesinin bu inanca bağlı olduğunu bildirmiştir. Gönlüne bu inanç hakim olan insan, kendi gücü ve istidadı ölçüsünde iyiliklerin hayırların anahtarı; kötülüklerin kilidi haline gelir. Kalbi bu inanç meşalesiyle aydınlanmayan kimse ise en azından huzursuzluğun ve karar sizliğin girdabına düşer. İnsan inanmak zorundadır. Çünkü o, bu istidad üzerine yaratılmıştır. Bütün peygamberler tevhid akidesine bağlı oldukları gibi insanları da bir Allah'a iman etmeye ve yalnız ona, kulluk yapmaya davet etmişlerdir. Haddi zatında inanmak zorunda olan insanları bu davetleriyle yanlış inanç ve kanaatlara saplanmak­tan korumaya çalışmışlardır.

İslamiyet, insan fıtrasına uygun olan en yüce hakikati öğretirken, aklıselime hitap etmiş ve aklı hakem kılmıştır. Bir de ilim ve bur­hanı esas almıştır. Yüce kitabımız Kur'an-in insanları aydınlatma­da takip ettiği düstur budur. Bundan dolayıdır ki, Kur'an-ı Kerim Hz. Peygamberin (a.s.) en büyük ve ebedi mucizesi olmuştur.

İslamiyet, aklıselime hitap eden bir dindir. Nerede aklıselim var, İslamiyet oradadır. Aklı selime arka çeviren bir kimseye, İslam Di­ninin güzelliklerini ve yüce hakikatlarını anlatma imkanı kalmamış demektir.

Kainatı bu nizam üzerine yaratan Allah Teala birdir. O ilim ve hik­met sahibidir. Bilgisi ve kudreti hudutsuzdur. Onu hiç bir şey aciz bırakamaz. Onun bilgisinden göklerde ve yerde hiç bir şey gizli ka­lamaz. Yegane yaratıcı O' dur. Ondan başka İlah yoktur. Zatı kibriyasından başka bütün varlıklar, O’nun dilemesi ve yaratması ile vü­cut bulmuştur. Yüce Allah yaratılmışlardan hiç birine benzemez...

Kendisi alemlerden müstağnidir. Her şey O'na muhtaçtır. Fakat O hiç kimseye muhtaç değildir. O’nun eşi ortağı ve yardımcısı yoktur.

Dinin temeli Allah'ın birliği esasına dayanır. Dindarlığın kemali, Allah'ın birliğine inanmak, ona öz yürekle bağlanmakla mümkün olur, İman esaslarının düğümlendiği nokta da budur. Allah'ın birliği ve varlığı inancı benimsemedikten sonra, diğer iman prensipleri kuru­lamaz ve gelişemez. Bu esas prensibe İslam da “tevhid” denir. Ve bu Allah'tan başka ilah yoktur, sözü ile formüle edilir. Bunun mana­sı da zatı bir tek olan, ikincisi olmayan, Allah'tan başka Allahlık ile vasıflanmış, ilah ismine layık bir zatın olmadığını ikrardır. İlahlık O'nun zatına mahsustur. O, kendisiyle kaim olandır. Zatında, sıfa­tında ve efalinde eşi ve benzeri olmayandır. Tevhit Öyle bir esastır ki, kendisinden gayriyi üzerinde bırakmayan bir seibi sıfattır. Allah’ın birliğindeki vahdet, sayılardaki bir dediğimiz kesrette olan vahdet içindir. O, ikincisi olmayan tek birdir. O, Öyle bir birdir ki, ne içinde ve ne de dışında çokluk ve misli mümkün olmayan her mana­sıyla şirk ve çokluğu nefyeden bir birliktir.

İhlas güresi, Allah'ın birliğini apaçık anlatıp en kesin delillerle ispat ettiği için, bu sureye “tevhid” suresi adı da verilmiştir. Bu su­rede İslam’ın temeli olan tevhid anlatıldıktan sonra, İslam inancına aykırı düşen diğer bütün inançlar da reddedilmektedir. Bu sürenin esası Allah'ın birliğini anlatmaktadır. Allah Teala, biz insanların aciz idrakinin üstünde olan müteali bir varlıktır. Onun varlığına inanmanın yegane yolu, onun varlığını hissetmektir. Zatını idrakten aciz olduğumuz “O” birdir, hakiki birdir, yegane birdir. Birlik ve teklik ona münhasırdır. Hiç birşey O'na iştirak edemez. O, her bakımdan birdir ve tektir. O, öyle bir Allah'tır ki, ikileşmesi, yok olması, değişmesi ihtimali olmayan birdir. Altında, üstünde, Önünde, ardında ve beraberinde O'na eş ye benzer olacak yoktur. Olması da müm­kün değildir. Böyle bir inanca sahip olmak, ondan başka bir Allah tanımak olur ki, işte İslam’ın temeli de bu olmaktadır.[96]

İmanın Muhafazası

İman iyi amellerle muhafaza, kötü amellerle kaybedilir. İyi amellerle kalb nurlanır, günahlarla da kalb manevi noktalar peyda olup bunlar çoğaldıkça kalb kararır. Rabbı Tealayı anmak ve hakkı söylemekten başka boş sözler kalbi katılaştırır. Bu da rahmetten uzaklaşmağa sebep olur. Her şeyde hayırlı niyyette bulunmak da hayırlı iş yapmak gibi imanın kemaline sebep olur. Müslüman, din için ya­şamayı kalbinden çıkarmamalıdır.

Dünya1 da bulunan her canlı öldükten ve bu alemin nizamı bozulup yepyeni bir nizam kurulduktan sonra, Allah insanları tekrar diriltecektir. İşte buna da öldükten sonra diriliş, “Basu ba'del mevt” denir. Haşir ve neşir, hesap sual, mizan, sırat, cennet ve cehennem hep o günde, yani ahiret gününde olacaktır. İnsanlar tekrar dirilip kalkınca herkes bu dünyadaki hesabını verecektir. Bu dünyada yapılan en küçük hayrın mükafatı, en ehemmiyetsiz kötülüklerin de cezası o gün görülecektir.

“İnsan öldükten sonra nasıl dirilir? İnsan hayatı bu dünya hayatın­dan ibarettir.” demek büyük gaflettir. Çünkü alemlerin yaratıcısı olan yüce mevla için bunu yapmakta hiç bir güçlük yoktur. İnsanı yoktan var eden Allah, öldükten sonra tekrar diriltmeye elbette kudretlidir. “Öldükten sonra nasıl dirileceğiz? Böyle şey olur mu? Buna aklimiz ermiyor.” diyenler, her şeyden önce bu dünyaya nasıl geldiklerini düşünmelidirler. Nitekim, Kur'an-ı Kerim de insanların dikkatini bu konu üzerine çekiyor ve Allah Yasin süresinde:

“O, ken­di yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi: “Bu çürümüş kemik­lere kim can verecekmiş?”dedi. Habibim de ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı hakkıyla bilendir. O, yemyeşil ağaçtan sizin için bir ateş çıkarandır. İşte bakın ateşi çakıp alıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan Allah, onlar gibisini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir. O, kainatı yaratandır, her şeyi hak­kıyla bilendir. Onun işi, bir şeyi dilediği zaman, ona ancak “Ol” de­mesinden ibarettir. O da oluverir. Demek her şeyin mülkü tasarru­fu kudretinde bulunan Allah'ın şanı ne kadar yücedir, münezzehtir Siz ancak O'na döndürülüp götürüleceksiniz.” buyuruyor.

Ölüm sonrası hayata ve ahiret alemine inanç prensibi bütün ilahi dinlerin ortak prensibidir. İslam dininde de bu inanç ehemmiyetli olan bir iman prensibi olarak tespit edilmiştir. Dinimizin ehemmiyet­le bize telkin ettiği bu inanç, bizi saadete erdirir. Ruhumuzu yüceltir. Bu inançtan mahrum olanlar, sapıklığa düşer, her çeşit fenalığa sürüklenir. Dünyada da ahir ette de bedbaht olur. Öldükten sonra tekrar dirileceğimize ve yepyeni bir alemde yeni bir hayata kavuşacağımıza, her şeyin dünya hayatından ibaret olmayıp, bu hayatın öte­sinde de bir hayatın varlığına inanç Rabbimizin bize en büyük lutüflarından biridir. Zira, inanan insan gerçek ve mes'ud hayatın ahiret aleminde başlayacağına, kalpten ve tam bir huzur ile inanmıştır. Onun için ölüm, bir vuslatın yolculuğudur. O, ölümden korkmaz, ölümü, beklenilen sevgiliye kavuşma sayar.

İnancımıza göre insan hayatının üç safhası vardır. Bunlar, dünya, kabir ve ahiret hayatıdır, Kur'an-ı Kerim'e göre; insanın hayatı do­ğumla başlayan ve ölümle biten bir hayat değildir, İnsanoğlu için do­ğum geçici bir hayata gelişir, ölüm ise ebedi hayata gidişin yoludur. Geçici dünya hayatı, bir gaye değil, sadece sonsuz hayata geçisin, ebedi mükafat veya cezaya hak kazanışın vasıtasıdır. İçinde bulundu­ğumuz hayat sadece bir imtihan yeri ve bu dünya bir imtihan dünyasıdır. İçinde bulunduğumuz hayat sadece bir imtihan yeri ve bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Mezar hayatı, arkasında cennetlerin huzuru veya cehennemlerin ızdırabı dolu bir hayattır. Ölüm insan için bir yokluk veya çıkmazlık bataklığı değildir. Yeniden ve pırıl pırıl açaçak olan aydınlık hayatının ilk sabahıdır.

Halbuki, imansız için, öldükten sonraki zamanın bir hiç olduğuna inanmış insan için böyle midir? İnançsız insanın dünyada iken sıkı sıkıya bağlandığı değerlerin bir anda yok olması cidden elem verici­dir. Hiç beklenilmeyen bu felaketle karşılaşmak ne kadar hicranlı bir sonuçtur. Öldükten sonraki hayata inanmayan insan elbette karanlık bir yolun yolcuğudur.

Ölüm sonrası hayata ve ahiret alemine iman dinin temel müeyyidesidir de. Toplum hayatında ahlaki kuralların geçerliliğinde, Allah sevgisi ve Allah korkusu yanında bir hesap ve ceza gününe imanın de­ğeri pek yüksektir. İnsana günahtan ve her çeşit fenalıklardan alıkoyan bu inançtır. Zira bu inanç, insanda geniş bir mes'uliyet duygusu meydana getirir. Her yapılan işin bir hesabı ve bu hesap sonunda da iyi veya kötü bir karşılığı bulunacağını insanın zihnine yerleştirir. İnançlı insan bir gün gelip de, Allah'ın huzuruna çıkacağını, O'nun adil mahkemesinde hesap vereceğini bilir. Bu sebeple, ölüm sonrası hayata inanan insan, dünya işlerini bu inancın verdiği mes'uliyet şu­uru içinde düzenler. Bu inanç, insanda vazife aşkını, yurt ve millet sevgisini doğurur. Böylesinin sözü, işleri dosdoğru olur. Yalan, hi­le, hiyanet, kin, haset, fitne ve fesat bilmez. İnsanlığa faydalı olmaktan başka şey düşünmez. İnançsız insanlar ise, yalnız kendi nefisleri için yaşarlar.

Kendi zevklerinden başka bir şey düşünemezler. Hak, hukuk, ahlak ve fazilet tanımazlar. Yalan, doğru, helal ve haram ayırmazlar. Kendi menfaatlarından başka bir şey bilmezler.[97]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS