TASAVVUF RİSALESİ

TASAVVUF RİSALESİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM:

GİRİŞ:

Ben yazmam gerekeni yazamadığım için; yazılması gerekeni yazıyorum!
Zamanı durdurmadan zamanın içinde kullarına zaman imkanını veren, kimi kullarına özgürlükte esareti, kimi kullarına esarette özgürlüğü veren Allah’a (cc) hamd olsun! O Allah ki; bütün noksan ve hadis sıfatlarından münezzehtir.Ne zaman ? dersen bil ki; O’nun varlığı zamandan evveldir. Hüve (O) dersen bil ki; H-Ü-V-E harfleri O’nun tarafından yaratılmıştır.Nerede dersen bil ki; O’nun mevcudiyeti mekandan öncedir. Şu halde harfler ayetleri ve delilleridir. Varlığı
mevcudiyetinin delili ve ispatıdır. Marifeti tevhididir. Zira tevhid etmeyen O’nu tanımaz. Tevhid demek O’nu yarattıklarından ayırt etmek demektir. O vehimlerin,tasavvur ve tahayyül ettiğinin aksinedir. Kendisinden zuhur eden yaratıklar O’na nasıl hulul (hayal) edebilir? O’nun inşa
ve icat ettiği eşya O’na döner ve O’nunla kaim olur. Göz bebeği O’nu hiçbir cihette göremez, zanlar O’nu idrak edemez. Kuluna yakın olması bir ikramıdır. Uzak olması kulunu zelil kılması demektir. Kuluna üstünlüğü mekan cihetinden değildir. Gelişi yer değiştirme tarzında değildir. O evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır, yakındır, uzaktır, misli gibisi bulunmayandır,işitendir, görendir! (1) İşte bu ilahın izni ile ve O’nun yarattığı harfler ile ve O’nun kelamının ikramı ile ve O’nun Elçisinin (SAV)müjdeleri ile ve O’nun dostlarının Müritliği ile ve ne cehennem azabından kaçmak ve ne de Cennete kavuşmak için değil; haşır günü O’nun nuru mevcudiyetini görme şerefine nail olma umudu ile O’ndan gelen ve O’na giden yolda yürüyebilmek için birkaç satır yazmak istiyorum.Hadis olduğumuz için bu birkaç satırda bile eksiğimizin olacağını şimdiden beyan eder ve O yüce yaradıcıdan yardım diler ve
O’nun gazabından O’na sığınırım.
Günümüzde dünya toplumuna çok ciddi sosyal hastalıkların musallat olduğu herkesçe bilinmektedir. Özellikle islam alemi bu konuda oldukça ciddi sosyal hastalıkların içine sürüklenmektedir. Biraz tarihi bilgiye sahip olan herkes
Bilir ki mevcut sosyal hastalıkların ne tür felaketlere gebe olduğunu anlar.
Kısaca tarihi özetlersek; toplumlar tarihin konaklarından geçerken, değişik konaklardan değişik biçimler alarak günümüze gelmişlerdir. Toplumlar yaşadığı
her konakta-evrede- kendine özgü problemler ve sorunlar yaşamışlardır. Ancak yaşadıkları problemler ve sorunlar antegonist -uzlaşmaz- bir muhtevaya ulaşmadan ya mutlak suretle kendi çözümünü üretmiş ya da ilahi kudretin
müdahalesine maruz kalmışlardır. Yalnız tarihte dikkat çekici olan olgu, toplumlarda değişik dönemlerde de olsa problemlerin ve sosyal hastalıkların muhteviyatı genel itibarı ile benzerlik arz etmektedir. Bu açıdan olaya yaklaştığımızda önümüze ilginç bir problemler ve çözümler sinsilesi !
çıkıveriyor. Toplumu oluşturan ve toplum bireylerini birbirlerine bağlayan nesnel olgulardan ziyade öznel koşullardır. Yani toplum içindeki bağlar manevi
bağlardır. Bir takım nedenlerden ötürü toplumun ÇELİK HALATları olan manevi bağlar yerine maddi bağlar gündeme geldimiydi, O toplum dağılmaya,çürümeye ve çökmeye mahkum olur. İşte toplumsal hastalıkların ve problemlerin
ortak öğesi budur. Keza çürümeye yüz tutmuş toplumların kurtuluşu da yine aynı bağlamda saklıdır. Diğer bir deyişle, manevi bağlar-olguları güçlendiren bir toplum her türlü sosyal hastalığın ve problemin üstesinden gelir ve ihlasa erer!
Nasıl ki; Hak Teala Aya, güneşe, gezegenlere ve dünyamıza belli yörüngeler, belli konaklar ve belli özellikler tayin etmişse; her topluma da belli tarihi süreçler, belli konaklar ve belli manevi bağlar biçmiştir. (Tayin etmiştir.) Ancak Hak Teala’nın biçtiği manevi değerlerden hemen yüz
çevirenler veya belli bir süreçten sonra maddiyata meyledip uzaklaşan toplumlar;böylelikle kendi sonlarını da beraberlerinde getirmişlerdir. Hak Teala böylesi
toplumları (kavimleri) ya Lut (AS), Semud Ad, Nuh (AS) vb. kavimler gibi helak etmiş; ya da kendilerine yeni bir konağa geçme fırsatını tanıyan müjdeciler göndermiştir. Bu müjdeciler (Resuller) de beraberlerinde yeni manevi değerler
getirmişlerdir. İslamiyetin zuhuru ile tarihte yeni bir dönüm noktasına girilmiştir. Hz. Muhammed (SAV) e hitaben”Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik” diye buyrulmuş. Böylece, Resulü Ekremden (SAV) sonra başka bir müjdecinin gelemeyeceği kati nasslarla beyan buyrulmuştur. Ancak hükmü kıyamete kadar sürecek olan en büyük müjde olan Kur’an-ı Kerim
insanlığın her evresine (konağına) ve her haline kesin çözümler ve tedaviler içerdiği de buyrulmaktadır. Ancak O’nu uygulamak için anlamak lazımdır. Bu nedenle bu konuda büyük müceddid ve müştehidlerin ilmine başvurmak ve onlardan faydalanarak günümüzün sosyal hastalıklarına çareler üretmek icab eder.Keza, Kur’an-ı Kerimi ve Resuli Ekremin (SAV) sünnetini ilminde değil,amelinde yaşayan evliya tabir edebileceğimiz zahid sufilerin (mütesavvuf)menkibelerinden faydalanmak ve feyz almak lazımdır. Zahid sufilerden olan Ebu
Ali Sakafinin şu değişi ilginçtir; “Bu ümmet öyle bir zamana ulaşacak ki; o vakit bir mümin bir münafıka dayanmadan iyi bir hayat yaşamayacaktır.” diye isabet buyurmaktadır. Bu durumun mevcut ortamımız olduğunu teslim etmek gerekir. Bu durum bir uyku halidir. Hem de gaflet uykusu.Bu konuda zahid sufilerden Ahmed B. Hadraveyh diyor ki; “Gafletten daha ağır bir uyku yok” Allah Teala bizi bu uykudan uyandırsın;bu uykudan uyanmak ve birbirimizi uyandırmak için mücahede etmeliyiz! Uyarmak
için uyanmalı!

ZAHİD SUFİLERDEN ÖĞÜTLER:

Biliniz ki Hak Teala şu sufiler zümresini dostlarının seçkini, Nebi ve Resuller
müstesna bütün kullarının en faziletlisi kıldı. Bunların kalblerini ilahi sır
cevherleri için kaynak kıldı. Ümmet içinde ilahi nurların doğduğu mahal olma
hususiyetini onlara bahş etti. Sıkışık durumlarda kalan halkın sığındıkları
merci bunlardır. Bunlar bütün hallerinde (Nefisleri ile değil) Hak ile beraber
ve Hakkın iradesi ile bulunurlar; (1) İyi bilinizki; bu taifeye
mensup olan hakiki sufilerin çoğu yok olup gitmişlerdir. Şu içinde bulunduğumuz
zamanda bu zümrenin kendisi değil, sadece eserleri kalmıştır. (2) Bu
eserlerdeki menkibeler birer meşaledir. Inanan veya imana gelmek isteyenlere bu
meşalelerden birkaç kıvılcım sunmak istiyoruz. Bu konuda kısaca tasavvufu
özetlemek istiyoruz.Tasavvuf iki bölümden ibarettir; Amel ve ilim.
Ibadet, taat, takva, vera, zühd ve ahlak adı da verilen amel, tasavvufun
başlangıç ve hareket noktasıdır. Marifet, irfan, ilhamn, kesf,!
hikmet, sır ve hakikat adı verilen ilim tasavvufun gayesidir. Zühd ve riyazet
esasına göre hareket eden sufinin kalb tasfiyesi neticesinde ruhuna, marifet adı
verilen bilgiler doğduğuna göre amel sebep, bilgi neticesidir. Zühd vasıta ilim
gayedir. Bu bilgiler ne akıl ne de nakille öğrenilir. Sadece keşf ile elde
edilir. Onun için marifet ve Hakikat adı verilen mistik bilgiler, sufilere
mahsustur. (3) bu nedenle burada nakl edeceğimiz bilgileri güzel dizeler olarak
algılanmamalı inançlı insanların bu bilgileri bir ayna olarak karşılarına almalı
ve kendilerini bu aynada görmeye çalışmalıdır. Böylesine bir yaklaşım insanı
gerçeklere yönelteceğine inanıyoruz. Hele birde günümüzde insanoğlunun heva ve
hevesleri uğruna yanlışları doğru, batılları hakikat olarak göstermeye
çalıştıkları bir dönemde bu gerçeklere oldukça ihtiyaç var. Sulandırılmış islam
ile gerçek islamı ancak bu zahidlerin şahsında ayırt edebiliriz.
Muhammed B.Fazl diyor ki; şu dört insan (tipi) yüzünden islam mahvolmuştur:
ilmi ile amel etmeyenler, bilmedikleri şeyle amel edenler, bilmediklerini öğrenmeyenler, Halkı öğrenmekten men edenler.
Ebu Muhammed Ceriri diyor ki; Tevhidle ilgili deliller üzerinde düşünmeyip taklidi benimseyenler kurtuluş yolundan saparak ölüm zincirine yakalanır ve helak uçurumuna yuvarlanırlar.
Ebu Said Harraz diyor ki; Kim çaba harcayarak maksadına ulaşacağını zannederse kendisini boşuna sıkıntıya sokar, kim çaba sarf etmeden maksadına(Allah’a) vasıl olacağını zannederse kuru bir temenninin peşinde koşar,demiştir.
Zunnun Mısri diyor ki; Allah’ı sevmek, dünyanın azından bile nefret etmek, nazil olan Kur’an’a uymak durum kötüye doğru değişecek diye endişelenmek (Hubb-i Celil Buğzi Kalil, ittiba-ı tenzil, havfi tahvil) Zunnun,Yemekle dolan midede hikmet durmaz; demiştir. Tövbe konusunda;Avam günahtan tevbe eder, seçkinler (havass) gafletten tevbe eder”demiştir.
Fdayl b. İyaz diyor ki; Allah sevdiği kulun derdini çoğaltır, buğz ettiği kulunun dünyasını genişletir. Onu zengin kılar. Vefat ettiğinde; “hüzün ortadan kalktı” demişti. (Çünkü dünya imtihan dünyasıdır) Fudayl; “Halk için ameli terk etmek riyadır, Halk için amel etmek ise
şirktir.”demiştir.
Seriyyus Sakati diyor ki, “Bir kere elhamdülillah dediğim için otuz senedir istiğfar etmekteyim” bu nasıl olur denilince; “bir defa
Bağdat ta yangın çıkmıştı. Beni karşılayan bir adam senin dükkanın yangından kurtuldu dedi. Bende elhamdülillah dedim. Müslümanların başına gelen felaket zamanında kendim için hayır isteyerek elhamdülillah dediğim için otuz senedir pişmanlık duyuyorum” diye cevap vermiştir.
Serriyyus Sakati; “Cennete giden kısa bir yol biliyorum demiş. Hiç kimseden bir şey isteme, (verildiği takdirde) Hiç kimseden bir şey alma, hiç kimseye verecek bir şeye sahip olma”
Haris Muhasibi diyor ki; “Bir kimse batınını murakabe ve ihlasla sağlamlaştırırsa, Allah onun zahirini mücahede ve sünnete tabi olma hali ile süsler.”
Şakik Belhi diyor ki; “Bir insanı tanımak isterseniz, bir Hak’ın
birde Halkın ona vaat ettiği şeye bakınız. Bu kişi bu iki şeyden hangisine kalben daha fazla güvenmekte? Şakik; “Bir insanın takvası şu üç şeyde belli olur; alışında, terk edilişinde ve sözünde. Muttakinin yaptığı mübah, terk ettiği haram veya mekruh, konuştuğu Hak olur”
Ebu Süleyman DARANİ diyor ki; “Gündüz iyi amel eden geceleyin, gece iyi amel eden gündüzleyin yaptığının mükafatını görür. Amellerin en faziletlisi nefsin zıddına hareket etmektir. Her şeyin bir alameti vardır. Ilahi inayetten mahrum kalmanın alameti ağlamayı terk etmektir. Her şeyin bir pası vardır.Kalpteki nurun pası karın tokluğudur.”
Hatemül Asam mutasavvuflara hitaben şöyle diyor; “Ölümün şu dört nevini kendine mal et; Beyaz ölüm, bu açlıktır; kara ölüm, bu halkın eza ve cefasına tahammüldür. Kızıl ölüm, bu heva ve hevese karşı koyarken her nevi şaibeden uzak halis ameldir; yeşil ölüm, bu yama üzeri yama atılmış hırka
giymektir.”
Yahya B. Mauz Ravu diyor ki; “Fevt (bir şeyi kaçırma, kaybetme), mevtten(ölümden) daha zordur. Çünkü fevt Hak’tan ayrı düşmektir, mevt Halktan ayrılmaktır.Nefsi her zaman, o zamana ait en faydalı ve en uygun şeyle meşgul etmekten daha büyük kazanç olamaz.Şerli insanların seni tezkiye etmeleri senin için bir kusurdur. Seni sevmeleri ise senin için bir ayıptır.”
Ahmed Hadraveyh diyor ki; “Gafletten ağır bir uyku yoktur. insana en çok malik olan ve onu kul olarak kullanan nefsani arzulardır. Üzerinde gafletin ağırlığı olmasaydı nefsani arzular sana karşı zafer kazanamazdı” demiştir.
Ahmed B. Ebil Havari diyor ki; “Allah kulunu gaflet ve taş kalplilikten daha beter bir şeyle imtihan etmemiştir. En faziletli ağlama şeriata uygun olmayan amellerle tüketilen ömür üzerine kulun ağlamasıdır.”
Ebu Hafs Haddad diyor ki; Humma ölümün habercisi olduğu gibi, günahlar da küfrün habercisidir.(Bedene ait) dış terbiyedeki güzellik, (Ruha ait) iç terbiyedeki güzelliğin aynasıdır.Fütüvvet, başkasına adalet ve insafla muamele etmek, fakat onlardan adalet ve insafla muamele etmelerini istememektir.” (iyilik yapmak; karşılık beklememektir).
Ebu Turab diyor ki; “Kul bir amelde samimi olursa daha onu işlemeden zevkini tadar, bu amelde bir de ihlaslı oldu mu onu işlerken de zevk ve lezzet bulur.” Ebu Turab mütevazılığa atfen; “Müritlerinde hoşa gitmeyen bir hal gördü mü derhal ceht ve gayretini artırır, tövbesini yeniler ve; bunlar hoş olmayan bu duruma benim uğursuzluğum sebebiyle sürüklendiler. Çünkü; Aziz ve
Celil olan Allah şüphe yok ki; “Bir kavim kendinde bulunan meziyetleri değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez” buyurmuştur.” Demiştir.
Abdullah B. Hubeyk diyor ki; “Ekseriyetle insanın başını derde sokan şu dört şeydir; Gözün, dilin, kalbin, arzun. Gözüne sahip çık, onunla helal olmayan şeye bakma. Diline sahip ol, Allah Tela’nın kalbinde olduğunu bildiği şeyin aksini söyleme. Kalbine dikkat et, gönlünde hiçbir Müslüman için kin ve haset hissi bulunmasın. Arzuna malik ol, şer olan bir şeyi arzu etmiş olmayasın.(Allah) korkusunun en faydalısı, günah işlemene mani olandır. Ümit (Reca) in en faydalısı amel etmeni kolaylaştıran ümittir.Batıl olan şeylere fazla kulak vermek kalbin ibadet ve teatten zevk alma duygusunu söndürür.”
Ahmed B. Asım diyor ki; “Kalbinin salah (barış) içinde olmasını istersen dilini korumak sureti ile ona yardımcı ol.Allah teala
“mallarınız ve evlatlarınız sadece bir fitnedir” buyurmuş olduğu
halde biz durmadan fitnenin artmasını istiyoruz.”demiştir.
Mansur B. Ammar diyor ki; “Bir kimse başına gelen musibetlerden dolayı sızlanırsa, musibet dinine intikal eder.”demiştir. “Kul için en güzel elbise tevazu ve inkisar (mevlaya karşı boynu bükük olma) elbisesidir.Onun için Allah Teala “Takva elbisesi daha hayırlıdır”(Araf:26) buyurmuştur”.
Hamdun Kassar diyor ki; “Bir kimse, nefsinin Firavunun nefsinden daha hayırlı olduğunu zannederse, kibir veya gurur göstermiş olur." Demiştir. “Kendine ait olduğu takdirde gizli kalmasını arzu ettiğin bir şeyi başkasına ait olunca ifşa etme” demiştir.
Cüneyt Mağdadi diyor ki; “Biz şu tasavvufu dedikodu ile tahsil etmedik, aç kalmak, dünyayı terk etmek, hoşa giden ve alışılan şeyleri kesinlikle bırakmak suretiyle tahsil ettik.” Arif kimdir? Diye sorana: “Sen sükut ettiğin halde, sana sırrını anlatan kimsedir.”Demiştir.
“Peygamber (AS) in izini takip edenlerden başkası için Allah’a giden
bütün yollar insanların yüzüne kapatılmıştır.” “Allah’ a vasıl olmak için bir milyon sene bu hedef istikametinde yürüyen sadık, bir an için
geri dönse kaybı kazancından fazla olur” der.
Ebu Osman Hıri derki; “Allah’la sohbet güzel edeb, korku ve
mürakabe halini devam ettirmekle olur. Resulullah (SAV) la sohbet, sünnetine tabi olmak ve zahiri ilme dört elle sarılmakla olur. Allah Teala’nın evliyası ile sohbet, hürmet ve hizmet esasına dayanır. Ev halkı (aile) ile sohbet, iyi ahlakla olur. Dostlarla sohbet, günah olmamak şartıyla onlara daima müjdeler vermek ve güler yüz göstermek esasına istinat eder. Cahillerle sohbet, onlar için dua etmek ve kendilerine karşı merhametli olmak suretiyle olur. Hem söz hem fiil yönünden sünneti nefsine amir eden (kılan) hikmet incileri söyler, söz ve fiil cihetinden heva ve hevesi kendine amir kılan, bidat olan şeyleri konuşur. Zira Allah (cc) Teala “eğer ona (Peygambere) itaat ederseniz hidayete erersiniz” buyurmuştur. (Nur süresi:54)
Nuri derki; “Tasavvuf nefsin tüm haz ve arzularını terk etmektir.
Zamanımızda en aziz olan iki şey var; ilmi ile amel eden Alim, hakikati anlatan Arif.”
Muhammed B. Fazl diyor ki; “Şekavet ve bedbahtlığın gerçeği şu üç şeyde mevcuttur; ilim nasip olur, fakat amelden mahrum kalınır. Amel nasip olur,fakat ihlastan mahrum kalınır. Salih insanların sohbetinde bulunmak nasip olur,fakat onlara hürmet etmekten mahrum kalınır” demiştir.Zindanda(Dünyada ) rahat bulunacağını sanmak nefislerin hülyasıdır.Şaşılır o kimseye ki, Peygamberliğin eser ve hatıralarını görmek için ıssız bucaksız çölleri aşarak Kabeye gelir de Aziz ve Celil olan Rabbinin eser ve tecellilerini müşahede etmek için, nefis, heva ve heveste sefer yapıp buradaki engelleri aşmaz” Sahte sufilere ilişkin “Dünyasını artırmaya çalışan bir mürit gördün mü bunun bedbahtlığının alameti olduğuna hükmet&” demiştir.
Yusuf B. Hüseyin diyorki; “Allah Teala’nın huzuruna zerre kadar yapmacık hareket ile çıkmaktan ise, bütün günahları sırtımda taşıyarak çıkmayı tercih ederim”demiştir. “Bir müridin ruhsatla meşgul olduğunu görürsen, bil ki artık ondan hayır gelmez” demiştir.
ŞAH Kirmani diyor ki; “Yalandan, hıyanetten ve gıybetten sakının da başka ne yaparsanız yapın."
Ebu Bekir Verrak diyor ki; “Uzuvlarını nefsani arzularla tatmin ederek razı kılan, kalbine pişmanlık ağacını dikmiş olur”demiştir. “Tamaha, baban kimdir? Diye sorulsa, takdir edilen rızık konusunda şüpheye düşmek, sanatın nedir? Denilse, zillet ve meskenet kazanmak, gayen nedir? denilse, mahrumiyettir! Diye cevap verirdi”demiştir.
Ebu Abdullah Mağribi diyor ki; “Kim kalbine gelen düşünceler hususunda Allah Teala ile murakabe halinde bulunursa, Allah organları ile ilgili hareketler konusunda o kimseyi korur” demiştir. “Marifet ağacı pişmanlık (nedamet, tövbe) suyu ile sulanır. Aşk ağacı sevgilinin arzusuna muvafakat ve mutabakat suyu ile sulanır.”
Ebu Muhammed Ceriri demiştir ki; “Bir kimse nefsin istilasına uğrarsa, şehvet ve nefsani yetin hükmü altında esir hale gelir, heva ve heves zindanında mahsur kalır. Allah onun kalbinin (manevi füyüzat ve faydalardan) faydalanmasını haram kılar. Artık dilinden hiç düşürmese bile Hak Teala’nın kelamından ne zevk alır, ne de lezzet. Zira Allah Teala “Haksız olarak yer yüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden geri döndüreceğim” buyurmuştur. (Araf:146)
İBNİ Ata diyor ki; “Bir kimse kendine şeriatın edeplerini amir kılarsa,Allah onun kalbini marifet nuru ile ışıklandırır. En büyük gaflet, kulun Aziz ve Celil olan Allah’tan gafil olması, mevlasının emir ve yasakları karşısında ve onunla olan muamelesinde edebe riayetten gaflet içinde bulunmasıdır.Senden Allah ve sıfatları ile ilgili bir şey
sorulursa, onu ilim sahasında ara. Eğer orada bulamazsan hikmet meydanında ara,eğer orada da bulamazsan aradığın şeyi tevhit akidesi ile ölç. Bu üç yerde de bulamazsan, öyle meseleyi götür şeytanın yüzüne çarp. (Çünkü bu ilim değil, vesvesedir)” demiştir.
İbrahim Havvas diyor ki; “Rivayet çokluğu ile ilim olmaz. Alim, ilmi az bile olsa, ilme tabi olan, ilmi tatbik eden ve sünnete tabi olan kimseden ibarettir”. Şu beş şeyi kalbin devasıdır; Kuran’ın manası
üzerinde düşünerek okumak, karnı boş tutmak, geceyi ibadetle değerlendirmek,seher vakti (Allah’a) yalvarmak ve sızlanmak, salih insanların sohbetinde bulunmak.”demiştir.
Abdullah Harraz diyor ki; “Açlık zahitlerin, zikir ariflerin
yemeğidir”
Vasıti diyor ki; “Havf ve Reca (korku ve ümit) kulun edepsizce
davranışlarına mani olan iki yulardır."
Aynı konuda hayrun Nessac diyor ki; “Allah korkusu bir kamçıdır.Terbiyesizliği alışkanlık haline getiren nefisler onunla düzeltilir.”
Vasıti diyor ki; “İbadet ve teate karşılık istemek Allah’ın fazl ve
ihsanını unutmaktan ileri gelmektedir.”
Rakkı diyor ki; “İnsanların en zayıfı nefsani arzularını geri çevirmede zaaf gösterendir. En kuvvetlisi bu nevi arzuları geri çevirmede gücünü gösterendir.Allah sevgisinin alameti, ibadet ve teatin tercih edilmesi ve peygamber (SAV) e tabi olunmasıdır.”demiştir.
Murtaiş diyor ki; “Falanca su üzerinde yürüyor” diyen birine;
“Bence Allah Teala’nın heva ve hevesine karşı koyma gücünü verdiği
kimse, su üzerinde yürüyenden daha büyüktür.”diye cevap vermiştir.
Ebu Ali Sakafi diyor ki; “Bir adam bütün ilimleri kendinde toplarsa her sınıf halkla düşüp kalksa, samimi terbiyeciden veya bir imamdan veya bir şeyhten riyazet yolu ile eğitilmedikçe (Allah) adamlarının derecesine ulaşamaz. Ameldeki kusurlarını ve nefsinin benliklerini kendisine birer birer gösterecek bir üstattan edep ve terbiye görmeyen kimselere muameleleri düzeltme (Tasavvuf)konusunda tabi olmak caiz değildir.”
Ebu Ali Sakafi bu günümüze atfen bundan bin elli yıl önce şöyle demiştir; “Bu ümmet öyle bir zamana ulaşacak ki; o vakit bir mümin bir münafığa dayanmadan iyi bir hayat yaşayamayacaktır.” demiştir. Ebu Ali derki; “Güler yüz gösterdiği zaman dünyanın getirdiği meşguliyetlere yuh!Yüz çevirdiği zaman dünyanın çektirdiği hasrete yuh! Akıllı kimse yüz gösterdiği zaman çektiren bir şeye meyletmez!”demiştir.
Ebu Bakr Kattani diyor ki; “Şehvet şeytanın yularıdır. Bu yuları şeytana kaptıran ona kul olur.”
Nehrecori demiştir ki; “Dünya deniz, ahiret sahil, binek takva, halk ise yolcudur.”
Muzaffer Kirmisini demiştir ki; “Üç nevi oruç vardır; Ruhun orucu,ihtiraslı olmamaktır. Aklın orucu, heva ve hevese aykırı hareket etmektir.Nefsin orucu, yeme içme ve harama karşı perhizkar olmaktır.”
İbn Bünan der ki; “Haramdan uzaklaştığınız gibi, düşük ahlaklı olmaktan da uzaklaşınız.”
İbrahim B. Şeyban derki; “Atıl, batıl, miskin ve tenbel olmak isteyen
ruhsatlara sarılsın" demiştir.
İbn Yezdanyar der ki; “Halkla ünsiyet etmekten hoşlanıyorsan sakın Allah ile ünsiyet etmeye tamah etme. Fuzuli ve lüzumsuz şeylerden hoşlanıyorsan sakın Allah aşkına tamah etme. Halk arasında makam ve mevki sahibi olmayı arzu ediyorsan sakın Allah katında makam sahibi olmaya tamah etme.”
Ebu Said B. Arabi derki; “Hüsranda kalanların en kötü durumda olanı,işlediği salih amelleri halka gösteren ve şahdamarından daha yakın olan Allah’ın huzuruna kötü amellerle çıkandır.”demiştir.
Bündar diyor ki; “Ümit ettiğin şey (Cennet) için, arzu ettiğin, şeyi (Nefsin isteklerini) terk et.”demiştir.
Ebu Osman der ki; “Bir kimse zenginlerle sohbeti fakirler ile düşüp kalkmaya tercih ederse, Allah onu kalp ölümü hastalığına müptela kılar.”demiştir.
Sonuç olarak; insanın ruh öncesi hali biyolojik bir varlıktır. Bütün biyolojik canlı varlıklar gibi yönelimleri iç dürtüseldir. İnsanın bu iç güdüsel davranışları tıpkı bir hayvanın iç güdüsel davranışları gibidir. Bu iç güdüsel eğilimlere nefsani arzular denir. Ancak insana daha sonra tevdi edilen ruh ve ruhun taşıdığı yönelimler bütünüyle ilahidir. Bu yönelimlerin en belirgin olanı ise, insan olmasına fark veren ve onu diğer canlılardan ayırt eden insanı duyu ve akıldır. Bu yöneliminde en belirgini de vicdandır. İnsanoğlu bu biyolojik iç güdülerini ve ruhani eğilimlerini ayırt ettiği oranda gelişme yoluna girer. Keza ruhani eğilimlerini, iç güdüsel dediğimiz nefsin heva ve heveslerine karşı bir kalkan olarak kullandığında işte ihlasa bu yolla erişir. Beyin bu iki temayülün muhasebe odasıdır. Uzuvlar ise; iradeyi ele geçirenin emir kullarıdır. Eğer ki;birincisi galebe çalarsa nefsin hoş olur, ruhun huzuru kaçar. Eğer ikincisi galebe çalarsa, ruhun huzur bulur, nefsin edeplenir. Kalp ise, bu iki temayülün kapışma ringidir. Akıl bu ringte hakemdir.Eğer akıl hakemliğini doğru dürüst yapmasa her zaman yaramaz, şımarık ve kural tanımaz olan nefis kazanır. Çok kısaca özetlersek; nefsani temayüller şeytanidir.Ruhani temayüller ise ilahidir. O halde Hak Teala’nın insana verdiği iradeyi insanoğlu akla uymadan birincisinde kullanırsa helak olur. Eğer ki; aklına uyup ikincisinde kullanırsa iflah olur. Onun için insanoğlu akıl ve vesveseyi birbirinden ayırt etmesini bilmelidir. Bunun için ilahi kanunları ve
şer-i şerifi çok iyi bilmek lazımdır.
İnsanoğlu kendisini nefsin arzularına kaptırıp hareket ettiğinde, süreçle insan olma özelliklerinden uzaklaşır. Ancak bu durumlarda Hak Teala acze düşen kuluna adeta can simidi misali kendisini günahlar batağından kurtulmasına vesile olmak üzere tövbe imkanı bahş etmiştir. Kul günah ve hatalarının hangi aşamasında olursa olsun, hata ve günahlarının bilincine varıp ve pişman olması halinde tövbeye ilk adımı atmış olur. Zaten tövbenin kelime anlamı pişman olup
yaptıklarından geri dönendir. Yani nedamettir (pişmanlık). Biz burada zahit sofilerimizin ciltler dolusu ilim denizlerinden ancak birkaç damla nurlarını aktarmakla yetineceğiz. Bu nur damlalarının (ihtiyacı olanlara) nedamete vesile olması umuduyla tövbe bahsi ile bu konuyu noktalamak istiyoruz.

Tövbe Bahsi:
Allah Teala; “Ey iman edenler, hepiniz toptan Allah tövbe ediniz,umulur ki, felah bulursunuz.” (Nur: 31.) buyurmuştur.
Hz. Enes, Resulullah (SAV) dan şu hadisi rivayet etmiştir;
“Günahtan tövbe eden, günahsız gibidir. Allah bir kulunu sevdi mi, günah ona zarar vermez. (Çünkü tövbe etmesini nasip eyler)”Bundan sonra Resulullah (SAV) “Şüphesiz ki, Allah tövbe edenleri sever, tertemiz olanları sever”(Ali imran 222) mealindeki ayeti okudu. Ya Resulullah,tövbenin alameti nedir? diye sorulunca; “Pişmanlık(Nedamet)” diye buyurdu.”
Enes Bin Malik (RA), “Nebi(SAV)nin “Allah’ın en çok sevdiği
kimse, tövbe eden gençtir” buyurduğu rivayet etmiştir.
Tövbenin Arap dilindeki hakiki manası dönmektir. Tövbe etti demek; döndü,demektir. Şu halde tövbe, şeriatın yerdiği şeyden övdüğü şeye dönmektir.Resulullah (SAV) “Pişmanlık tövbedir” buyurmuştur.
Ehli sünnetin (Kelam) alimleri, sahih bir tövbenin üç şartı vardır,demişlerdir. Şeriata muhalif işleri yapmaktan nedamet (pişmanlık) duymak, hatalı(ve günah olan şeyleri) derhal terk etmek, eskiden işlenen günahların benzerlerini yapmamaya azmetmek.
Tövbenin şerhine gelince; “şüphesiz ki tövbenin bir takım sebepleri,dereceleri ve kısımları mevcuttur. Bunlardan ilki kalbin gaflet uykusundan uyanması ve kulun içinde bulunduğu kötü hali görmesidir.”İnsan yaptığı şeyin kötü olduğunu kalbi ile idrak eder (vicdanı ile hükmeder) ve işlemekte olduğu kötü işleri görürse, kalbine tövbe etme arzusu ve çirkin muameleleri söküp atma isteği doğar, o zaman Hak Teala kararı (ve azmi)düzeltmeyi, (iyi amele doğru) güzel bir dönüş yapmayı ve tövbe sebepleri için hazırlıklı olmayı insana nasip eder. Bunun ilki kötü insanlarla arkadaş olmayı terk etmektir. Zira insanı bu maksattan (nedametten, tövbeden) uzaklaştıran ve verilen sağlam karar konusunda tereddütlere düşüren kötü arkadaştır. Tövbesinde durmayan ve tövbeyi bir veya birkaç kez bozar, fakat arzusu onu tövbeyi yenilemeye sevk ederse -ki bu durumlara çok rastlanır- bu halde bu gibi kimselerin tövbeden ümit kesmemeleri icap eder.Ebu Süleyman Darani’nin dediği gibi; “Tövbe bozan, bozulmayacak (ve bozamayacak tövbeye ulaşana kadar) tövbeden ümit kesmemelidir.” Konumuzu Cüneyd Bağdadının şu sözleri ile noktalamak istiyorum. “Tövbenin üç nevi manası vardır; Birincisi: Nedamet (pişmanlık), ikincisi: Allah’ın yasak kıldığı şeyi tekrar işlememeye kesinlikle karar vermek, üçüncüsü: işlenen haksızlıkları telafi etmek için çaba harcamak.” demiştir. Allah (c.c.)böylesi tövbeyi bütün Müslümanlara nasip eylesin. Amin .

ARİFE TARİF GEREK!

Ey gafil, eğer cehennem korkusundan istiğfar ediyorsan, aldanıyorsun, eğer cennet umuduyla itaat yapıyorsan aldanıyorsun. Zira ikisinin de mülkiyeti yücelerin yücesi Rabbil Arşil Azimindir. Eğer O yücelerin yücesinin rızasını istiyorsan O’nu sevmelisin. O’nu sevmek için dünyevi ve uhrevi her türlü nefsi arzuyu içinden atmalısın. Zira O der ki;”Benim sevgimin yanında başka bir sevgi aynı gönülde bir olamaz” Çünkü O her şeyden münezzeh olan eşi ve benzeri olmayan hiçbir şeyle birlikte olamayacak kadar birdir. Bu nedenle O’nun bulunduğu gönülde başka bir şey olamaz.O’nun bir gönüle girmesi için o gönül O’na hazır olması lazımdır.
Gaflet uykusundan uyanmadan dışarıya açılan beş pencereni toza, kire, pisliğe kapatmadan, kalbini zikirle aydınlatmadan (Hane mamur olmadan padişah teşerrüf eder mi?) Hikmet pınarları kalbe akar mı? O’nun sevgisine laik olmadan rıza istenir mi?
Ey gafil; yıllarca beş pencereden tozla dumanla kirlettiğin, paslandırdığın haneyi, nedamet gözyaşlarıyla yıkamadan nasıl o haneye sevgiliyi davet edersin?
Emeli kısmadan, emeli amelden ayırmadan, emeli sevdana yöneltmeden nasıl O’nu arzularsın? Nefsinin arzusu için gece gündüz koştururken; ruhun arzusu için kılını bile kıpırdatmadan O’nu nasıl razı edersin? Nefsin hülyasından uyanmadan ruhun hakikatını nasıl görürsün? Dünyayı dünya ehline,Ahiret’i Ahiret ehline bırakmadan, (terk etmeden), yani her iki cihandan vazgeçmeden cihan serverine nasıl erersin?
Ey gafil;Kalbim temizdir aldatmasından ve bu aldatmaya vesile olan nefsani ve şeytani kuruntu ve vesveseden kurtulmadan, kalbin temizliğine nasıl yönelebilirsin? Başı secdeye koyarken; secde ettiğinin varlığını kalbinde ve ruhunda hissetmeden, kendini O’nun huzurundaymış gibi görmeden, O secde anında şah damarından sana daha yakın olanı hissetmeden O’nun yerine dünyevi dertler ve kaygılarla kalbin meşgul iken; O’na secde ettim gafletinde nasıl bulunursun? Yoksa başkalarına gösteriş (riya) olsun mu diye secde ediyorsun? Hakikatleri öğrenirken; kendinde tatbik etme fırsatın varken; onu başkalarına anlatırım diye niye hakikatlerden kaçıyor ve onu başkalarına yükleme sorumluluğunda bulunuyorsun? Yoksa bunu da mı riya vesilesi yapıyorsun?Hakikatin acı ilacından bir damla içme zahmetine katlanmazken; başkalarına bardak bardak içirme yetkisini acaba kimden alıyorsun? Yediğin haram, içtiğin haram, yaptığın haram iken, başkalarına nasıl helal tavsiyelerinde bulunuyorsun. Be bre gafil uyan uyan ne ile uğraştığını bilmiyormusun?!!...

Salahaddin Ceziri Darulcahiliyeden 1996

^.^

Allah azze ve celle razı olsun...

Maşaallah

Allah razı olsun. İçimize huzur verdi.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS