RİSALEYİ CİHADI KUBRA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

RİSALEYİ CİHADI KUBRA
(NEFS MÜCADELESİ ÜZERİNE)
İnsanoğlu dünyanın bütün ilmine ve bütün tecrübelerine sahip olsa bile eğer ki
bildiklerini nefsine tatbik etmese, bildiği deneyim ve ilmin hiçbir değeri
olamaz. Ve yine insanoğlu ne kadar abid, alim ve faris olursa olsun eğer ki bu
meziyetlerine nefsini tabi etmese, ne ferasetinin, ne ilminin ve ne de
ibadetinin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü ilim amel yapmayı gerektirir. Amel
ubudiyeti gerektirir, ubudiyette ihlaslı niyeti elzem kılar. Zira;ameller niyetlere göre taksim edilir.
Bu nedenle halis niyetin hakimiyetine alınmamış olan her nefis asidir. Asi olan nefis atı sahibini menzile eriştirmez. Hep yarı yolda bırakır. Ruhun bineği olan nefis atı eğer ki aklı selim yularıyla dizginlenmezse, sahibini ya zemherir vadisine sürer ya da Cehennem çukuruna düşürür. Bu derece önemli olan nefs atını tedip etmek için onu evvela iyi tanımak lazım
gelir. Bu nedenle meseleye İslam alimlerinin bu konudaki genel görüşlerini özetleyerek giriş yapmak istiyorum.
İslam alimleri der ki:
Allah (cc) u Teala nefsi dört haslet üzeri yaratmıştır. Birincisi: Evcil hayvanlar özelliğidir. Yer içer, eğlenir ve cima yapar. Bu özellikler bütün evcil hayvanlarda vardır. Eğer bizler bu gaye ile yaratılmış olsaydık, evcil hayvanlardan bir farkımız olmazdı. Nitekim, evcil hayvanlar bizlerden daha çok yer içer, eğlenir ve cima yaparlar. Evcil hayvanlar pek fazla bir çaba sarf etmeden de bu özelliklerini tatmin ediyorlar. Oysa bizler bu yönlü özelliklerimizi tatmin etmek için olağan dışı çabalar sarf etmek zorundayız. Dolayısıyla salt bu yönlü bir hayat tarzı bizleri evcil hayvanlardan da daha zorlayıcı ve daha aşağılayıcı bir duruma sevk eder. Böylesi bir duruma düşenlere şu ayeti kerimeleri hatırlatmakta fayda vardır.”Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde (en üstün meziyette) yarattık. Sonra (onları) aşağıların aşağısına çevirdik”. (Tin:4,5.) Aşağı alem, hayvanlar alemidir. Hayvanların özellikleriyle hareket etmek demek onlardan da aşağı bir dereceye düşmek demektir.
İkincisi: Vahşi hayvanların özelliğidir. Bu da parçalamak, dağıtmak asileşmek demektir. Kurtlardan, kartallardan daha yırtıcı olan hayvanlar yoktur.
İnsanların yıkıcı, dağıtıcı başı boşluğu bu hayvanların özelliğidir.
Hiddetlenmek, parçalamak aynı özelliklerin yansımasıdır. Keza asi olmak (İlahi) düzene gelmemek aynı hayvani özelliklerdendir. Mesela: Kurtlar art arda yürümezler. Hep yan yana yürürler. Çünkü birbirlerine güvenmezler. Olaki birinin
sırtı diğerine dönerse hemen arkasından saldırır onu paralar. Leş yerken bile kazara birinin ayağı kayarsa hemen diğerleri üzerine çullanırlar. Oracıkta onun işini bitirirler. Tıpkı mevcut insanlık alemi gibi...
Bu ve benzeri özelliklerle hareket ettiğimizde vahşi hayvanlardan ne farkımız
kalır. Zaten yeterince benzer vahşilikler yok mudur? Bu durum imana gelmeyenlerin yüce Yaratıcı tarafından aşağılanmasından başka bir şey değildir. İşte “Aşağıların aşağısına çevirdik” hakikatinin diğer bir görünümü de budur.
Üçüncüsü: Şeytani özelliklerdir. Hile yapmak, aldatmak, fesat ve fitne çıkartmak, komplo ve entrikalar tezgahlamak vb. özellikler Şeytani özelliklerdir. Bu özellikler üzeri hareket eden insanlar asla iflah olmadıkları gibi insan görünümünde birer Şeytandan başka bir şey değildirler. İhanet etmek, arkadan vurmakta onların temel özelliklerindendir.
Dördüncüsü: Meleki sıfatlardır. Bu ise ihlaslı olmak, ilim ve marifet sahibi olmak, insanlara iyi muamelede bulunmak, akıl ve irfan sahibi olmak ve bu özelliklerle hayata yönelmektir. Nefsin evcil, vahşi veya Şeytani olan heva ve
hevesinden arınmak, Allah (cc)ın emir ve yasaklarına uymaktır. Aklı nefse amir kılmak nefsi yüce Yaratıcının ubudiyetine yöneltmektir.
Yukarıda sıraladığımız nefsin üç kötü hasletinden kurtulmak için her mü’min üç alanda hicret etmelidir.
1-Nefsten Hicret: Heva ve Hevesten (arzu ve tutkulardan) sıyrılmak ve ihlasa (Allah (cc) rızasına) yönelmektir.
2-Cehaletten Hicret; ilme yönelmektir.
3-Küfürden Hicret; Sünnetullaha (Şeriate) sarılmaktır.
Sonuç olarak, insanın ruh öncesi hali biyolojik bir varlıktır. Bütün biyolojik canlı varlıklar gibi yönelimleri iç dürtüseldir. İnsanın bu iç dürtüsel davranışları tıpkı bir hayvanın iç dürtüsel davranışları gibidir. Bu iç dürtüsel
eğilimlere nefsani arzular denir. Ancak insana daha sonra tevdi edilen ruh ve ruhun taşıdığı yönelimler bütünüyle ilahidir. Bu yönelimlerin en belirgin olanı ise, insan olmasına fark veren ve onu diğer canlılardan ayırt eden insani duygu ve akıldır. Bu yönelimin en belirgini de vicdandır. İnsanoğlu bu biyolojik iç dürtülerini ve ruhani eğilimlerini ayırt ettiği oranda gelişme yoluna girer. Keza ruhani eğilimlerini, iç dürtüsel dediğimiz nefsin heva ve heveslerine karşı bir kalkan olarak kullandığında işte ihlasa bu yolla erişir. Beyin bu iki temayülün muhasebe odasıdır. Uzuvlar ise; iradeyi ele geçirenin emir kullarıdır.Eğer ki; birincisi galebe çalarsa nefsin hoş olur, ruhun huzuru kaçar. Eğer
ikincisi galebe çalarsa, ruhun huzur bulur nefsin edeplenir. Kalb ise, bu iki temayülün kapışma ringidir. Akıl bu ringte hakemdir.Eğer akıl hakemliğini doğru dürüst yapmazsa her zaman yaramaz, şımarık ve kural tanımaz olan nefs kazanır. Çok kısaca özetlersek; nefsani temayüller Şeytanidir.Ruhani temayüller ise İlahidir. O halde Hak Teala’nın insana verdiği
iradeyi insanoğlu akla uymadan birincisinde kullanırsa helak olur. Eğer ki;aklına uyup ikincisinde kullanırsa iflah olur. Onun için insanoğlu akıl ve vesveseyi birbirinden ayırt etmesini bilmelidir. Bunun için İlahi Kanunları ve Şer-i Şerifi çok iyi bilmek lazımdır.
İnsanoğlu kendisini nefsin arzularına kaptırıp hareket ettiğinde, süreçle insan olma özelliklerinden uzaklaşır. Ancak bu durumlarda Hak Teala acze düşen kuluna adeta can simidi misali kendisini günahlar batağından kurtulmasına vesile olmak
üzere tevbe imkanı bahşetmiştir. Kul günah ve hatalarının hangi aşamasında olursa olsun, hata ve günahlarının bilincine varıp ve pişman olması halinde tevbeye ilk adımı atmış olur. zAten tevbenin kelime anlamı pişman olup yaptıklarından geri dönmektir. Yani nedamettir (pişmanlık).
Allah Teala; “Ey iman edenler, hepiniz toptan Allah’a tevbe ediniz.Umulur ki, felah bulursunuz.”(Nur:31)
Hz.Enes,(ra);Resulullah (SAV)den şu hadisi rivayet etmiştir;”günahtan tevbe eden, günahsız gibidir. Allah bir kulunu sevdi mi, günah ona zarar vermez. (Çünkü tevbe etmesini nasip eyler)” Bundan sonra
Resulullah (SAV);Şüphesiz ki Allah tevbe edenleri sever, tertemiz olanları sever”(Al-i İmran 222) mealindeki ayeti okudu. Ya Resulullah,tevbenin alameti nedir? Diye sorulunca; “pişmanlık”(nedamet) diye buyurdu.
Enes bin Malik (RA),Nebi(SAV)nin Allah’(cc)ın en çok sevdiği kimse,tevbe eden gençtir”diye buyurduğu rivayet etmiştir.
Tevbenin Arap dilindeki hakiki manası dönmektir. Tevbe etti demek; döndü,demektir. Şu halde tevbe, Şeriat’ın yerdiği şeyden övdüğü şeye dönmektir.
Resulullah (SAV)”Pişmanlık tevbedir”diye buyurmuştur.
Ehli Sünnetin (Kelam) alimleri sahih bir tevbenin üç şartı vardır demişlerdir.
“Şeriate muhalif işleri yapmaktan nedamet (pişmanlık) duymak hatalı (ve günah olan şeyleri) derhal terk etmek, eskiden işlenen günahların benzerlerini yapmamaya azmetmek.”
Tevbenin Şerhine gelince; “Şüphesiz ki tevbenin bir takım sebepleri dereceleri ve kısımları mevcuttur. Bunlardan ilki kalbin gaflet uykusundan uyanması ve kulun içinde bulunduğu kötü hali görmesidir.İnsan yaptığı şeyin kötü olduğunu kalbi ile idrak eder (vicdanı ile hükmeder) ve
işlemekte olduğu kötü işleri görürse, kalbine tevbe etme arzusu ve çirkin muameleleri söküp atma isteği doğar. o zaman Hak Teala kararı (ve azmi)düzeltmeyi, (iyi amele doğru) güzel bir dönüş yapmamayı ve tevbe sebepleri için hazırlıklı olmayı insana nasip eder. Bunun ilki kötü insanlarla arkadaş olmayı
terk etmektir. Zira insanı bu maksattan (nedametten, tevbeden) uzaklaştıran ve verilen sağlam karar konusunda tereddütlere düşüren kötü arkadaştır.Tevbesinde durmayan ve tevbeyi bir veya birkaç kez bozar, fakat arzusu onu tevbeyi yenilemeye sevk ederse;ki bu durumlara çok rastlanır bu halde
de bu gibi kimselerin tevbeden ümit kesmemeleri icab eder.
Ebu Süleyman Darani’nin dediği gibi;”Tevbe bozan, bozulmayacak (ve bozamayacak tevbeye ulaşana kadar) tevbeden ümit kesmemelidir.
Konumuzu Cüneyd Bağdadi’nin şu sözleri ile noktalamak istiyorum.”Tevbenin üç nevi manası vardır. Birincisi: Nedamet (pişmanlık), ikincisi
Allah(cc)ın yasak kıldığı şeyi tekrar işlememeye kesinlikle karar vermek,üçüncüsü: işlenen haksızlıkları telafi etmek için çaba harcamak.”Demiştir. Allah (cc) böylesi tevbeyi bütün müslümanlara nasip eylesin!

Fiyemanellahi Teala
Salahaddin CEZİRİ
Darul Cahiliyyeden.
15 Nisan 1996

başvurulan kaynaklar:1) İbni Kesir El-Bidaye Ven-Nihaye.
2)Kuşeyri risalesi.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS