(26) Yakınlara (Akrabaya) İyilik Etmek

(26) Yakınlara (Akrabaya) İyilik Etmek

49— Ebu Eyyup El-Ensarî'den:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Jin bir yolculuğunda, bir Be» devî Peygambere karşı çıkıp dedi ki:

«— Beni Cennet'e yaklaştıracak ve Cehennem'den uzaklaştıracak şe­yi, bana bildir.»

Peygamber :

«— Allah'a ibadet edersin ve ona hiç bir şeyi ortak koşmazsın, na­mazı kılarsın, zekâtı verirsin, akrabaya iyilik edersin.» buyurdu.[98]

İbadetlerin makbul olabilmesi için, ibadetleri sırf Allah için yapmak, ona halis kılmak şarttır. İlâhî emir ve yasakların hak olduğuna inanarak, onları Allah için yerine getirmek ibadettir. Başkası görsün diye, başkasın­dan menfaat gelsin diye, başkası aracı olsun diye yapılan İbadetler, şirk karışığı ibadetlerdir. Bunlar asla makbul olmaz. Bundan sakındırmak için bu hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz Allah'a ortak koşmamak üzere ona ibadet etmeyi tavsiye buyurmuştur.

İnsan halis ibadetlerle Allah'ın rahmetine yaklaşır, dünya saadetine ve âhiret sevabına kavuşur. Allah'ın emri olduğu için, anaya ve babaya iyilik etmek bir ibadettir. Allah'ın emrini kabul etmeyerek onlara iyilik ve itaat etmek ve bundan bir menfaat beklemek boş olur.

Mutlak olarak İbadet emredildikten sonra, önemine binaen namaz, ze­kât ve sılâ-i rahim İbadetleri üzerinde durulmuştur. Zira iki türlü ibadet vardır. Bunlardan bir kısmı bedenle yerine getirilenlerdir ki, bunların en önemlisi günde beş vakit edâ edilen namazdır. Namaz, devamlı olarak hu­zur ve huşu ile, erkânlarını gözeterek Allah korkusu ve saygısı ile kılımrsa, fenalıklardan alıkor. En az günde beş defa insanı Allah huzurunda bu­lundurur.

Zekât, mal İle edâ edilen bîr İbadet olup, diğer malî ibadetlerin en önemlisidir. Çünkü zengin, her yıl malının yüzde iki buçuğunu (kırkta birini) fakirlere vermek mecburiyetindedir. Her yıl muntazam bir şekilde vet am olarak zekât borcunu yerine getiren bir Müslüman, diğer sadaka ve hayır işlerini kolayca yapar.

Sılâ-i rahim, insanlar arasındaki kardeşlik bağlarını kuvvetlendirip, ara­larında sevgi ve muhabbet doğurduğundan bu ibadetin de önemi büyük­tür. Hususiyle bu üç ibadete böylece tembih ve işaret buyurulmuştur.

EbuEyyub El-Ensarî kimdir? :

Ebu Eyyub künyesi ile şöhret bulan ve ashab-ı kiramın höyük­lerinden olan bu kerim zatın adı H A L I D 'dir. Babasının adı Z e y d olup, Halid ibni Zeyd diye bilinir. Annesi S a ' î d kızı H i n d 'dir.

Hazreti Peygamber (Saîîallahü Aleyhi ve Seliem) Medine'ye hicretlerinde, bunun evinde misafir kalmış ve Mescid-i Nebevi ile Saadet-Haneleri inşa edilinceye kadar orada oturmuştu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlarda bulunmuş olduğu gibi, Hazreti A I i zamanında da, Hazreti AIİ safların­da bulunarak Haricîlere karşı da savaşmıştı. Hazreti Ali, Irak'a çıktığı zaman, Medine'de bunu yerine halife bırakmıştı. Kendisinden 150 kadar hadîs-i şerif rivayet edilmektedir. Hazreti Muaviye'nin devrinde, Ye-z İ d kumandasında İstanbul'un fethine gönderilen ordu içerisinde, seksen yaşını aşan bir çağda, Hazreti Halid asker olarak bulunuyordu. İstan­bul'un kuşatılması esnasında hastalanmıştı. Kendisini ziyarete gelen ordu kumandanı Yezid ona:

«— Bir ihtiyacın var mı?» diye sormuş. Hazreti Halid şu cevabı vermişti:

«— Ben Öldüğüm zaman, beni imkân bulduğun nispette düşman arazisi içine götür ve imkân bulamadığın zaman beni göm, sonra geri dön.» Yez i d de bu vasıyyeti yerine getirdi ve onu İstanbul'a şeref bahş eden bu­günkü türbesinin bulunduğu yere, henüz izleri kaybolmamış surlar civa­rına gömdü. Allah ondan razı olsun. Hicretin elli veya elli beşinci yılında vefat ettiği söylenir.

Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul fethedilince, veli Ak Şemseddin marifetiyle Hazreti H a I i d 'İn medfun bulunduğu yer keş­fedilerek üzerine türbe bina edilmişti. Ayrıca kendisine izafeten bir mescid de inşa edilmiş olup, müteakip asırlar içinde gerek türbe, gerekse mescid tadil ve tamire uğramıştır.[99]

50— Ebû Hüreyre'den, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurdu:

«— Azîz ve CelÜ olan Allah mahlûkatı (insanlann ruhlarını) yarattı. Yaratma işi tamam olunca, Rahim = akrabalık bağı ayağa kalktı. Cenab-ı Hak ona, "Dur, ne söylüyorsun?"» dedi.

Rahim, şöyle dedi: «Bu benim kalkışım, akrabalık bağlarını kesmek­ten sana sığınanın kalkışıdır. (Akrabalık bağlarını kesmek çok büyük bir iştir).» Allah Tealâ buyurdu ki:

«— Sana ilgi gösterip iyilik edene, iyilik etm ekliğime ve senden ilgi­yi kesenden iyiliğimi kesmekliğime razı olmaz mısın?»

Rahim:

«— Razı olurum, ey Rabbim,» dedi. Allah Tealâ buyurdu:

«— Bu hüküm senindir.»

Sonra Ebû Hüreyre dedi ki, isterseniz şu âyet-i kerîmeyi okuyunuz: *~(Ey münafıklar), demek idareyi ele alırsanız, hemen yeryüzünde fe-sad çıkaracak ve akrabalık bağlarını parçalıyacaksınız? =» (Muham-med = Kıtal Sûresi, âyet: 22)[100]

Rahimin ayağa kalkması ve konuşması üç şekilde izah edilmektedir:

1— Hakîkaten ayağa kalkıp konuşmak olur ki, Allah Tealâ hazretleri­nin izni ile rahim ceset şekline bürünür ve konuşur.

2— Bir melek ayağa kalkıp rahim adına konuşur.

3— Bu ifade Rahimin önemini belirtmek için bir temsil olur. Netice itibariyle akrabalık bağlarını kesmeyenin fazileti ile bu bağları kesenin günahkârlığı ortaya çıkar. Böylece işin önemi belirtilmiş bulunuyor. Akra­balığı kesmek, İyilik etmemek demektir.

Kurtubî diyor kî, Rahim vuslatı umumî ve hususî olur.

Umumî olan rahim vuslatı, din yakınlığı ve Beraberliğidir. Bu yakın­lığın bağlantısı sevgi ve muhabbetle, adalet ve insafla, gerekli hakları ye­rine getirmekle olur.

Hususî yakınlık (Rahim), yakın akrabalara nafaka vermek, hallerini so­rup araştırmak, hatalarını bağışlamak, kusurlarını unutmak gibi hareket­lerle olur. Ibni Ebi Cemre şöyle diyor:

«— Sılâ-i Rahim, mal ile olur; bir işe yardım etmekle olur, bir zararı kaldırmakla olur, akrabadan gelecek eziyet ve ilgisizliğe güler yüzlü ol­makla olur, dua etmekle olur.»

Bütün bunlar şu cümlede toplanabilir: Güç yettiği kadar, imkân dahi­linde yakınlara hayırda bulunmak ve imkân dahilinde kötülüğü kaldırmak, sılâ-i rahimdir. Bu tarzda iyilik, istikamet sahibi olan akrabaya yapılır. Eğer yakınlar facİr kimseler ise, onlara nasihat etmek hususunda gayret gösterilir. Hak yola dönmezlerse, onlardan ilgi kesilir ve hakdan döndüklerin­den, ilgi kesildiği kendilerine bildirilir. Yine de gıyablarında hallerini dü­zeltmeleri İçin onlara dua edilir.

Ebu Hüreyre (Radiyallahu anh) hazretlerinin, İsterseniz şu âyeti okuyun, buyurması, akrabalık bağlarını gözetmenin önemine âyet-i kerî­meyi bir şahit göstermek İçindir. Buradan sılâ-İ rahmin vacib olduğu da istidlal edilir.[101]

51— (18-s) Rivayet edildiğine göre İbni Abbas şu âyet-i kerîmeleri okudu:

= Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber (malını) büsbütün saçıp savurma. Çünkü israf yapanlar, şeytanların kar­deşleridir. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür. Eğer Rab hinden is­tediğin bir rızkı (kendi ihtiyacından dolayı) aramak için, o akraba, yok­sul ve yolda kalmışlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan (bir şey verecek durumun olmazsa), o zaman da kendilerine yumuşak bir söz söy­le. Elini boynuna bağlı kılma (cimrilik etme) ve büsbütün onu açıp israf etme ki, sonra kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın. =

Sonra İbni Abbas dedi ki, Allah Tealâ hakların en lüzumlusu ile başlayarak insana emretti ve yanında mal bulunduğu zaman onu amellerin en iyisini yapmıya delâlet buyurdu. Zira Allah : = Akrabaya, yok­sula ve yolda kalmışa hakkını ver. = diye buyurdu. Bir de insanın yanın­da mal bulunmadığı zaman, nasıl söz söyleyeceğini ona öğretti ve şöyle buyurdu: «Eğer Rab bin den istediğin bir rızkı (kendi ihtiyacından dolayı) aramak için, o akraba, yoksul ve yolda kalmışlardan yüz çevirmek zorun­da kalırsan (bir şey verecek halin olmazsa), o zaman kendilerine yumuşak bir söz söyle. = Böylece güzel va'dda bulunulur, inşa Allah oldu, olacak yollu sözler söylenir. = Elini boynuna bağlı kılma (cimrilik etme) = Bir şey vermez olma. = Büsbütün de onu açıp israf etme. = Yanındaki bütün malını verme. — Sonra kınanmış olursun. = Sonra yanına gelen, sende bir şey bulamayınca seni kınar. = Açıkta kalırsın. = İbni Abbas dedi ki, «Mal verdiğin kimse, sonra seni hasrete düşürür, sıkıntı çekersin.» (îsra Sûresi, âyet: 26-29)[102]

Imam-ı Azam a göre, vakti yerinde olan kimsenin, usul ve furu'undan başka kardeşlerine de yardımda bulunması vacibdir. Akrabaya iyilik, ya­kınlık derecesine göre kıymet taşır. İslâm'da ölçü ile hareket esas oldu­ğundan, yapılacak iyilik ve yardımlarda da ölçüyü taşmamak gerekir. İnsan kendi ihtiyacını da gözeterek başkalarına yardımda bulunmalı ve hiç bir zaman malının tamamını vermemelidir. Çünkü eli boş kalan, başkasına muhtaç demektir. İhtiyaç ise, ateşten bir gömlektir. İnsana pişmanlık verir. Bu duruma düşmemek için, cimrilik yapmaksızın ve saçıp savurmaksızın uygun bir yolla harcamak gerekir. İşlerin en hayırlısı vasat olanıdır.[103]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS