(6) Ana-Baba Hakkını Ödemek

(6) Ana-Baba Hakkını Ödemek

10— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Hazreti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«— Çocuk, hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez; ancak onu kö­le olarak bulur da onu satın alarak hürriyetine kavuşturursa eder.»[20]

Bu hadîs-i şeriften anlaşıldığına göre, insan ana-babasınin hakkını an­cak bir iş karşılığında ödeyebilir, başka hiç bir iyilikle ödeyemez. Başkası­nın mülkiyeti altında köle bulunan ana veya babayı bu kölelikten kurtar­mak için, para ve mal vererek onları efendilerinden satın almak suretiyle hürriyetlerini sağlamak, bir nevi onların hayata yeniden kavuşmaları de­mek olacağından, büyük bir hizmettir. Nasıl ki, ana-baba çocuğun hayata çıkmasına sebep olmuşlarsa, bunun, gibi»- evlâd da köle olan ebeveynini serbestiye eriştirmekle onların hayatını temin etmiş demek olur. Her ne ka­dar hadîs-i şerifte yalnız baba lâfzı geçiyorsa da, anne hakkının ödenmesi de aynı şeye- bağlıdır. Ebeveynden birini köle halinde bulmak, asırlar boyu çok nadir bir hal olduğundan, haklarının hiç bîr suretle ödenmiş olunama­yacağı sonucuna varılır. Allah, onların rızalarını kazanmayı, evlâdlarına nasîb buyursun...[21]

11— (6-s) Ebû Musa El-Eş'arî'nin oğlu Ebû Bürde'clen rivayet edil­diğine göre, şöyle anlatmıştır:

«— İhni Ömer, Yemenli bir adamın, sırtında annesini taşıyarak Ka­be'yi tavaf ederken şöyle demekte olduğuna şahit oldu: «Annemin zelil bir devesiyim ben; (Başka) binekleri usansa da usanmam ben.»

Sonra (Yemenli) dedi ki:

«— Ey İbni Ömer, annemin hakkını ödemiş oldum mu, dersin?»

İbni Ömer, «Hayır!» dedi. Tek bir «Ah!» çekmesini dahi karşılaya-madm.

Sonra İbni Ömer tavafını bitirip Makam-ı İbrahim'e geldi de (orada) iki rekât namaz kıldı. Sonra şöyle dedi:

«— Ey Ebû Musa'nın oğlu (Ebû Bürde)! Her (tavaf sonunda kılınan) iki rek'at namaz, kendilerinden önceki günahları örterler.»[22]

Bu eserde İki hususa işaret vardır. Bunlardan biri, anne hakkının öden­mesi, anneyi sırtta taşıyarak ona tavaf ettirme pahasına dahi olsa, mümkün olmadığıdır ki, bundan önce zikredilen hadîs-i şerîfin beyanına uygun olup onu teyid etmektedir. Diğer husus ise, tavaftan sonra, yani her yedi şavtın akabinde Makam-ı İbrahim'de kılınan namazın faziletidir. Buna tavaf na­mazı denir. Kalabalık ve izdiham dolayısı ile Makam-ı İbrahim denilen yer­de bu iki rekât namazı kılmak mümkün değilse, başkalarına eziyet vermeğe sebep teşkil edecekse, imkân bulunan Harem-i Şerîfin uygun bir yerinde tavaf namazı edâ edilir. Bu namazın faziletinin büyük olmasından ötürü, daha önce işlenen ve kul hakkına taallûk etmeyen günahların bağışlan­masına vesile oluyor. Mühim olan, günahların tavaftan sonra tekerrür et­memesidir. Allah Tealâ hazretleri niyyetlerı bilir ve ona göre hükmünü ye­rine getirir.

E b û B ü r d e kimdir? :

Yemenlİ'nİn tavaf hâdisesini anlatan Ebu Bürde, Ebu Musa E I - Eş'a rî'nin oğludur. İsmi El - Hâ r İ s'dir. Fıkıh âlimlerinden olup, rivayet ettiği hadîsler çoktur. Küfe dadılığında bulunmuş ve S a ' î d I b n i Cübeyr onun kâtipliğini yapmıştır. Seksen yaşını aştığı bir sırada hicre­tin 104. yılında vefat etmiş tabiinden büyük bîr zat idi.[23]

12— (7-s) Akll'in azadlısı Ebû Mürre şöyle anlatmıştır:

«— Halife Mervan, (hac farizasını edâ gibi bir iş için Medine'den dı­şarı çıktığı zaman) Ebû Hüreyre hazretlerini yerine vekil bırakırdı. Ebû Hüreyre, Medine civarında Zü'1-Hüleyfe adındaki yerde otururdu. Anne­si bir evde, kendisi de başka bir evde ikâmet ederdi. Evden çıkıp gideceği zaman, annesinin kapısında durup şöyle derdi:

«— Esselâmu aleyki = Selâm üzerine olsun, ey anneciğim; Allah'ın rahmeti de bereketleri de... (üzerine olsun.)»

Annesi de şöyle derdi:

«— Senin de üzerine olsun selâm, ey yavrum; Allah'ın rahmeti de bereketleri de...»

Sonra şöyle derdi:

«— Beni küçükken (şefkatle) nasıl yetiştirip terbiye ettinse, Allah da sana merhamet etsin.»

Annesi şu cevabı verirdi:

«— Yaşlı halimde bana (acıyarak) nasıl iyilik ve ihsan ettinse, Allah da sana merhamet etsin.»

Sonra (Ebu Hureyre), evine döneceği zaman aynı şeyi yapardı.»[24]

Ebû Hüreyre (Allah ondan razı olsun), Aleyhİsselâtü vesselam efendimizden almış olduğu yüksek ahlâk uyarınca, annesine gerekli hürmet ve itaati yapmış, anne de evlâdını duadan eksik etmemiştir. Böylece İslâm'ın emretmîş olduğu, ana ve evlâcl arasındaki karşılıklı hak ve vazifeler yaşantı haline getirilmiş ve onlardan sonrakilerin yaşayışına da güzel bir örnek olmuştur. Ashabın izinde gitmek, Peygamberin* ahlâkı ile ahlâklanmak demektir.[25]

13— Abdullah îbni Amir şöyle anlatmıştır :

Ebeveynini ağlar halde bırakıp da hicret etmek için, Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) 'a teslimiyet gösteren, (ona bey'at eden) bir adam geldi.

Hazreti Peygamber o adama dedi ki:

«— Ana-babana dön, onları nasıl ağlattmsa, onları güldür ve sevin­dir.»[26]

Hicret'in lügat manası; bîr yerden çıkıp başka bir yere gitmektir. Dinî ve ilmî yönden hicret iki kısma ayrılır:

1— Mekke müşriklerinin şiddet ve eziyetlerine tahammül edemeyip Hazreti Peygamber in izni ile ve Allah rızasını kazanmak için yapılan göç­ler. Habeşistan'a ve Medine'ye yapılan hicretler gibi... 8u hicretlerdeki niyyet, Peygamber izniyle Allah rızasını elde etmek olduğundan, böyle se­ferler sevaptır ve makbuldür.

2— Dünya malını elde etmek ve nefsinin sevdiğine kavuşup ona sahip olmak için yapılan bu ikinci kısım hicretin hiç bir sevabı yoktur. Böyle hic­retlerden mükâfat kazanılmaz.

Hadîs-i şeriften anlaşılıyor ki, Allah rızasını kazanmak için yapılan hicret her ne kadar sevab ve makbul ise de, ana-baba rızası dışında olma­ması lâzımdır. Ana-baba rızası, bu hayırlı işten önde gelen bir husustur. Müslümanların bu hakkı gözetmelerine işaret buyurulmaktadır.[27]

14— (8-s) Ebû Hazim'den nakledildiğine göre:

Ebû Talib'in kızı Ümnıü Hanî'nin azadlısı Ebû Mürre kendisine şu haberi vermiştir:

Ebû Mürre, binitli olarak Ebû Hüreyre ile birlikte onun AKÎK'deki arazisine gitmişti. Ebû Hüreyre, kendisine ait yere vardığı zaman, yüksek sesi ile şöyle çağırmıştı:

«— Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketleri üzerine olsun, ey anne­ciğim!»

Annesi şöyle cevap veriyordu:

«— Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketleri senin de üzerine olsun.»

Ebû Hüreyre; annesine:

«— Küçük yaşımda beni nasıl (merhametle) terbiye edip yetigtirdin-se, Allah da sana merhamet etsin.»

Annesi cevap veriyordu:

«— Yavrum, seni de Allah hayırla mükâfatlandırsın; ve ihtiyar ya­şımda bana iyilik ve ihsanda bulunduğun (ve beni razı ettiğin) gibi, Al­lah senden razı olsun.»

Musa İbni Yakup demiştir ki; «Ebû Hüreyre'nin ismi, Abdullah İbni Amr idi.»[28]

Bundan önce 12. eserde rivayet edilen hadîs ile buradaki vak'a birbi­rine benzemektedir. Akîkf Medine civarında ve Zül-Huleyfe ye yakın bir vadinin adıdır. Yerlerin birbirine yakın olması bakımından Akîk'den Zül-Huleyfe nin kasdedildiği anlaşılabİldiği cihetle, aynı olayın tekrarı olabi­leceği gibi, ayrı ayrı olaylar olarak da yorumlanabilirler.

Ebu Hüreyre 'nin hayatından bahsederken ismi üzerinde değişik fikirler İleri sürüldüğüne işaret edilmişti. Burada üçüncü ravi Musa ibni Yakup, isminin Abdullah ibni Amir olduğunu söylemektedir. Gerçek sudur ki, Ebu Hüreyre'nin iki ismi vardı. Biri İslâm'dan ön­ceki ismi, diğeri de İslâm'ı kabulden sonra Hazreti Peygamber tarafından kendisine verilen isim. Bu isim de Abdullah 'dır. Diğer rivayetler zayıftır.[29]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS