(1) Anaya, Babaya İyilik Etmek

(1) Anaya, Babaya İyilik Etmek

1— ALLAH Tealâ: «Biz, insana, ana-batasına iyilik etmesini emret­tik.» buyuruyor. (Ankebût Sûresi, âyet: 8)

Abdullah îbni Mes'ud anlatmış ve şöyle demiştir:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se.lem)'e sordum ki, amellerin han­gisi, şanı aziz ve yüce olan Allah'a daha sevgilidir?

Buyurdular ki:

— (Müstahab olan) vaktinde namaz kılmak.

— Sonra hangisidir? dedim.

— Sonra, ana-babaya iyilik etmek, dedi.

— Sonra hangisidir? dedim.

— Sonra, Allah yolunda cihad etmektir, dedi.

Bu hadîsi anlatan dedi ki, «Peygamber bu üç şeyi bana söyledi. Eğer ondan, daha ziyade soraydım, muhakkak bana daha söyliyecekti.».[4]

Bu hadîs-i şerifte sıra ile üç. amelin fazileti ve bunların önemi belirtil­mektedir. Bunların başında da namaz geliyor. Namaz her gün tekrarlanan ve beş vakitte yerine getirilen, adâb ve erkânı gözetilerek huzur ve huşu ile kılındığı takdirde fenalıklardan alıkoyan bir ibadet olduğundan, diğer bir hadîste : «Namaz dinin dayanağıdır.» buyuruİmuştur. Böylece ibadetlerin en faziletlisi sayılmıştır. Namazın hakkını koruyan, ana-babaya da saygıda bulunur, onlara iyilik eder. Ana-babaya iyilik etmiyen, başkasına hiç iyilik etmez.

T i r m i z î 'nin.,rivayetine göre, ana-babaya iyilik etmeğe dair olan ve bir kısım manası baş tarafa alınan âyet (Ankebut: 8), S a ' d i b n i E b î V a k k a s hakkında nazil olmuştur. Bunun anntesi, E b û S öf y a n 'in kızı idi. S a ' d İslâm'ı kabul eden ilklerden olup, annesine ziyade hür­met ye iyilik ederdi.. Oğlunun kendisine düşkünlüğünü bilen anne, bir gün oğluna şöyle dedi:

«— Bu yeni ortaya çıkan din nedir? Allah'a yemin ederim ki, ne ye­mek yiyeceğim, ne içeceğim, tâ ki eski dinine dönersin; yâhud böylece ölür giderim ve sana da : "Ey anne katili! "denir.»

Bunu söyledikten sonra rkı gün yemek yemedi, bir şey içmedi. Nihayet oğlu Sa'd yanına varıp dedi ki :

«— Ey anneciğimi Senin yüz tane canın olsa ve teker teker bunlar çıksa, bulunduğum hak dini yine (erk etmem. İstersen yemeğini ye, istersen yeme.»

Anne ümidini kesince, artık yemeğe ve içmeğe başladı. Bu hadise ar­kasından da Allah Tealâ anaya-babaya iyilik etmeyi, şirkte onlara uymci-mayı emretti. Âyet-i kerîmenin manası şudur:

«Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Bununla bera­ber, hakkında bilgi sahibi olmadığın (îlâh tanımadığın) bir şeyi bana or­tak koşman için sana emir verirlerse, artık onlara (bu hususta) itaat etme. Akıbet banadır dönüşünüz. Ben de işlemiş olduğunuz amelleri size haber vereceğim. (İyi-kötü cezanızı göreceksiniz).» (Ankebut: 8)

İşte bu âyet-İ kerîme, Allah'a isyan olmayan şeylerde ana-babaya itaati ve onlara iyilik yapmayı kesin olarak emrediyor. Ana-babaya itaatin zıddı, onlara fenalık yapmaktır kİ, bu haramdır ve büyük günahlardan sayılmış­tır. Ana ve baba, çocuklarını terbiye ederler ve yetiştirirler, ihtiyaçlarını karşılarlar ve onları yedİrir İçirirler. Bir mükâfat ve karşılık beklemeksizin bin bir çeşit selâmete çıkarmak İçin didinirler, her türlü fedakârlığa katla­nırlar. Bu hal karşısında evlâd, eğer onların hizmetinde bulunmaz, hürmet ve içten gelen sevgi ile onlara iyilik etmezse, Allah'ın emretmiş olduğu va­zifeyi yapmış olmaz.

Cihad etmek, fevkalâde sayılmayan hallerde, ana-babanın iznine bağlı olduğundan, ana-babaya itaat ve iyilik etmekten sonra anılmıştır.

Cihad : İslâm dinini, tevhİd kelimesini yüceltmek ve hakim kılmak için can ile, mal ile, söz ve yazı ile düşmana karşı savaşmak ve düşmanın za­rarını kaldırmaktır. Dinîn ayakta durması, korunması ve devamı için cihad şart olduğundan fazileti çok büyüktür. Normal zamanlarda Müslümanlara ci­had farz-ı ktfaye ise-de, düşman istilâsı gibi tehlikeli anlarda farz-ı ayin olur.

Bu hadîs-i şerifte amellerin faziletlisi olarak sıra ile üç ibadet zikredil­miştir. Bunların birincisi: farz namazdır; çünkü farz namazları vaktinde edâ etmeyen, namazdan başka olan İbadetleri fazlasıyla terk eder.

İkincisi: ana-babaya İtaat ve iyilik etmektir; çünkü ana-babanın evlâd üzerindeki büyük haklarına karşılıkta bulunmayan kimse, başkalarına çok az iyilik ve İtaat eder.

Üçüncüsü : Allah yolunda cihad etmektir; çünkü düşmanın amansız ve yıkıcı saldırılarına göz yumup evinde oturan, düşmanla savaşmayan, diğer fitne ve fesad gibi zararlı şeyleri bertaraf etmek için uğraşmaz. Bu bakım­dan, bu üç ibadet islâm İbadetlerinin esası ve Allah katında en makbulleri bulunuyorlar.

Bu hadîs-i şerîfi İmam B u h a r î aynı şekilde Sahîh'inde de «Vak­tinde namaz kılmanın fazileti» bölümünde anlatmıştır. Müslim «İman» bölümünde, N e s a î «Namaz» bölümünde, Ebu Davud ve T i r m i z î de «Namaz — Birr ve Sıla» bahislerinde anlatmışlardır.

Bu hadîs-i şerifi Hazreti Peygamber'den rivayet eden Abdullah I b n i M e s ' u d [Radtyallahu Anh) kimdir? :

Abdullah, İslâm'ı ilk kabul edenlerin altıncısı olup Bedir sava­şından İtibaren bütün savaşlarda bulunmuş ve Peygamberlerden ayrılma­mıştır. İki defa hicret etmiştir. Hazretİ Peygamber'den pek çok hadîs-İ şerif anlatmış, daima hizmetinde bulunmuştur. Aşikâre olarak Mekke'de ilk Kur"-ân okuyan Abdullah olmuştu. Zeyd Ibni Sabit daha çocukluk çağında, çocuklarla oynarken, Abdullah Ibni Mes'ud Hazreti Peygamber'den yetmiş.sûre ezberlemiş bulunuyordu. Kur'ân-ı Ke-rîm'i tilâvet bakımından da ümmete muallimlik etmiştir. Bu hususta Haz­reti Peygamber şöyle buyurmuştur:

«Kur'ân'ı, nazil olduğu gibi, taze olarak okumak ist i yen, onu, Ab­dullah tbni Mes'ud'un okuyuşu üzere okusun.»

D'ğer bir hadîs-İ şerifte de :

«Kur'ân-ı dört kişiden alın ve öğrenin: Abdullah tbni Mes'ud, Muaz İbni Cebel, Ubey tbni Kâ'b ve Ebu Huzeyfe'nin mevlâsi Salim'den.» bu-yurulmuştur.

Kısa boylu, zayıf ve nahif vücutlu olup, Hazreti Peygamber e ahlâk ve gidişat bakımından en çok benziyendi. Hicretin otuz ikinci yılında ve alt­mış küsur yaşlarında Medine'de vefat etti. Allah Tealâ ondan ve bütün as-habdan razı olsun...[5]

2— (1-s.) Abdullah İbni Ömer şöyle buyurmuştur:

«— Rabb'ın rızası, babanın rızasmdadır ve Rabb'm gazabı da babanın gazabın dadır.»[6]

Annenin hakkı, babadan önce olduğunu Hazretİ Peygamber bundan sonraki hadîs-i şerîfte buyurduğu halde, burada yalnız baba zikredilmiş, anneden söz edilmemiştir. Çünkü babanın rızasını kazanmak ve onun (İlâhî emirlere uygun olarak) hoşlanacağı şeyleri yapmakta Allah'ın rızası bulun­duğuna göre, çocuk üzerinde babadan daha çok hakkı olan annenin rıza­sını kazanmak, şüphesiz ki Allah'ın rızasını kazanmaya daha fazla uygun düşer. Bu bakımdan anne zikredilmemİştir. Fakat bazı rivayetlerde «Ana-baba rızası» şeklinde geçmektedir ki, bu takdirde ana ve baba arasında bîr ayrılık şaibesi bahis mevzuu olmaz. Bu hadîs-İ şerif doğrudan doğruya Abdullah ibni Ömer'e isnad edilmekte olup, Hz. Peygambere ka­dar vükseltilmemiştir. Böyle hadîslere «eser» denir. Diğer «Merfu = Haz­reti Peygamber'e kadar yükseltilen» hadîslerden bunları ayırt etmek için, bu hadîsin başında görüldüğü gibi (1-s) işareti konmuştur. Yani, Merfu ol­mayan 1. eser demektir. (2, 3... 4-s) şeklinde devam edecektir.

T i rm İ z î ve Hakim, aynı yoldan gelen rivayeti Hazretİ Pey­gamber'e bağlpmışlardır. T a b e r a n î ise, yine Abdullah ibni Ömer 'den bunu «Mevkuf» olarak, Hazretİ Peygamber'e isnad etmiyerek tesbît etmiştir.

A b>d ullah ibni Ömer (Allah ondan razı olsun) kimdir? :

İkinci halife Hazretİ Ömer Efendimizin oğlu olan Abdullah, hicret yılında on üç yaşında bulunuyordu. Seksen dört veya seksen yedi yaşlarırida vefat "ettikleri rivayet edilmektedir. Babası ile birlikte Müslüman olmuştu. Bedir ve Uhud savaşlarına katılmak istemiş İse de, Hazretİ Pey­gamber, yaşını küçük görerek onu bu İki savaştan geri bırakmıştı. Daha sonraki Hendek savaşma, on beş yaşında olduğu halde katrlmiştı. Bundan sonraki savaşlara hep katılmış ve babasından önce de Medine'ye hicret et­mişti. Ashabı kiram içinde çok muttaki, kanaatkar, cömert ve iyiliksever okirak temayüz etmişti. Sahip ofduğu mallardan hangisine, nefsinin bir meyli olduğunu anlasa, hemen o malı bağışlar veya tasadduk ederdi. Kö­lelerinden hak yolda olanını gördü mü, onu da hemen azad ederdi. Hilâ­fet ve İmaret (emirlik) davalarına asla karışmamıştı.

Rivayete göre, Y e z i d zamanında, Abdullah i b n i Z ü -b e y r ile beraber Y e z i d 'in hilâfetini kabul etmemiş olduğu halde yine savaşa katılmamıştı. Nihayet Haccac ibni Yûsuf Mekke'­ye girince Abdullah ibni Zübeyr hazretlerini şçhid etmiş ve ondan üç ay sonra da Abdullahibni Ömer'in ayağına zehirli bir süngü vurdurarak onu Sa şehit eylemişti.

Zeyd İbni Eşlem, şu vak'ayı anlatır:

Bir gün Hazreti İbni Ömer, köle olan bir koyun çobanına tesadüf eder ve ona sorar:

«— Etlik semiz bir koyunun var mı? Getir, kesip yiyelim.»

Çoban cevaben der ki:

«— Koyun sahibi burada yoktur, veremem.»

İbni D m e r şöyle der:

«—Koyun sahibine dersin ki, koyunu kurt yedi.»

Çoban şu cevabı verir:

«— Allah'dan korkl»

Çobanın doğruluk ve takvasını gören Abdullah ibni Ömer, hem köleyi, hem de koyunları satın alır ve köleyi azad ettikten sonra da koyunların hepsini o çobana bağışlar.

Abdullah ibni Ömer "m takvası o kadar yüksekti ki,, sahip ol­duğu mallardan en ziyade sevdiği ne varsa hemen onu başkasına bağışla­mayı bir usul olarak tatbik ederdi. Allah ondan ve babasından razı olsun.[7]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS