«Güzel Ahlâka Teşvik Babı»

«Güzel Ahlâka Teşvik Babı»

1547/1312- «İbnî Mes'ud radıyaîlahü anh'dan rivayet olunmuştur. Demişi İr ki: Resûlüllah saîlalîahü aleyhi ve seîlem:

— Sıdka sarılın; çünkü sıdk hayıra götürür. Hayır da cennete götürür. Kişi doğru hareket ede ede ve doğ­ruluğu araya araya nihayet Allah indinde doğrucu ya­zılır. Yatandan sakının zîrâ yatan, başdan çıkarmaya gö­türür. Şüphesiz ki, baştan çıkmak da cehenneme götü­rür. Kişi yalan söyleye ve yalanı araya araya nihayet indinllah byalancı yazılır; buyurdular.»[732]

Hadis muttefikun ileyhtir.

Sidk : Vakıa uygun olan; kezib: şâkıa uymayan şeydir.

Hidâyet: Doğru yola götürmek; dalâlet de: bâtıl yola götürmek mânâlannadır. Ehl-i Sünnet ulemâsının mezhebi budur. Mu'tezîleye göre hidâyet : doğru yolu göstermek; dalâlet, doğru yolu göstermemek­tir.

Birr : Hayır işlerini yapmakta etraflı ve şümullü davranmaktır. Bu kelime her nevi' hayır işlere şâmil cem'iyetli bir ta'birdir. Halisane yapılan sâlih amele de birr denilir.

îbni Battal (—444): «hayır da cennete götürür» cümlesi için: «Bunun mısdakı[733] Teâlâ Hazretlerinin ;

[[734] Şüphesiz ki iyiler ni'metler içerisinde (den giiiâr) olacaklardır. âyeti kerîmesidir.» diyor. «Kişi doğru hareket ede ede ilâh...»

cümlesi için de şu mütâlâada bulunmaktadır: «Bundan murâd, sidkı defalarca tekrarlaması ve nihayet mübalâğa ismini yani sıddîk denil­meyi hak etmesidir.»

Fücur: aslında yarmak mâ'nâsına gelir. Burada diyaneti yarmak mânası kasdedilmiştir: Fesada meyletmek, ma'sıyetlere atılmak ma­nâlarında da kullanılan şümullü bir isimdir.

Hadîs-i şerîf, sözlerinin doğru olmasına dikkat eden kimse için doğruluğun, kasden yalan söyleyen için de yalancılığın bir tabiat ve seciyye haline geleceğine, hayır ve şer sıfatlarının ta'lim ve tat­bikatla devam edeceğine işaret ettiği gibi doğruluğun pek büyük ve şerefli bir haslet olduğuna ve sahibini cennete götüreceğine, yalan­cılığında o nisbette büyük bir kabahat olduğuna ve sahibini cehen­neme sürükleyeceğine delâlet ediyor. Bittabi bu onların uhrevî hal­lerinin beyânıdır. Dünyevî hallerinin dahî küçük mikyasta âhiret-teki âkibetlerine benzediğini her zaman müşahede etmekteyiz. Doğ­ru söyleyip, doğru iş göreni dostundan maada düşmanı bile sever; şehâdeti ve sözü makbuldür. Halbuki yalancıyı kimse sevmez; o hiç bir yerde ihtiram ve kabul görmez; bilâkis nasibi er geç rezil olmak­tır. Nitekim dilimizdeki: «Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.» ata sözü ile bu hakikata işaret olunur.[735]

1548/1313- «Ehu Hüreyre radıyallahü anhtan rivâyef olunduğuna göre; Rcsûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem:

— Zanndan, sakının, çünkü zann, sözün en yalanıdır; buyurmuşlardır.»[736]

Hadîs müttefekun sîeyh'tir. Bu hadîs ve îzâhi bundan önceki bâbta görüldü.[737]

1549/1314- «Ebu Saıd-İ Hudrî radtyallahü anft'dan rivayet olunmuş­tur. Demiştir ki: ResûiüIIah sallallahü aleyhi ve sellem:

— Yollarda oturmaktan sakının; buyurdular. Ashâb:

— Yâ ResûlâHah, oturmamamıza İmkân yok; biz orada konuşu­yoruz:

— O halde yolun hakkını bari verin; dedi. Ashâb :

— Onun hakkı nedir? dediler. Resûlütlah sallallahü aleyhi ve sel­lem:

— Gözü (haramdan) yummak, (gençlere) eziyetten çekin­mek, selâmı almak, eyiliği^emir ve kötülükten nehîdir; buyurdular.»[738]

Hadîs müttefekun eîeyh'tir.

Kaadı lyâz diyor ki : «Bu hadîsde, ashâb'ın, emri vücup mânâsı­na değil de olanı yapmaya teşvik mânâsına anladıklarına delil vardır. Çünkü vücup. mânâsım anlasalar ResûlüIIah (S.A.V.)'e müracaatta bu­lunmazlardı.»

Musannif Kaadî'nin mütâlâasına cevaben: «ihtimal ashâb, yol­larda oturma ihtiyacını arzettikleri için tahfif sadedinde nesih vâki' olacağını ümid etmişlerdir» demiştir.

Bazı hadîslerde burada zikri geçen beş şeyden başka fazlalık­lar göze çarpmaktadır.Meselâ Ebu ya yol göstermek, aksiran birisi Allah'a hamdederse ona teşmitte bulunmak» ibaresi; Said b. Manzur'un rivayetinde, «mazluma yardım» Bezzâr'm. rivayetinde: «yük yüklemeye yardım.» TaberânVmn rivayetinde : «Mazluma yardım edin, Allah'ı da çok anın.» ibareleri ziyâde edilmiştir. îmam Süyûtî (849—911) «et-Yevşîh» nâm eserinde bu ziyâdelerin on üç âdab teşkil ettiğini söyler. Yollarda oturmaktan nehyedilmesinin hikme­ti, fitnenin önünü almaktır. Çünkü yolda oturan bir kimse oradan geçen kadınlara bakar. Allah'ın ve müslümanlarm hukukunu ihlâl eder. Hâlbuki evinde otursa kendisine hiç bir şey lâzım gelmez.

Ashâb-ı kiram yollarda oturmak için izin isteyince Resûlüllah (S.A. V.) kendilerine, îfâsı lâzım gelen hukuku bildirmiştir.[739]

1550/1315- «Muâviye radıyallahü, anh'âan rivayet olunmuştur. De­miştir kî: Resûlüllah sdlîallahü aleyhi ve sellem :

— Eğer AMah bir kimseye çok hayır (ihsan etmeyi) di­lerse, onu dinde fakih yapar; buyurdular.»[740]

Hadîs müttefekun aSeyh'tir.

Bu hadîs din âlimi olmanın son derece büyük bir şeref teşkil etti­ğine, bu şerefi Allah ancak kendilerine çok hayır vermeyi dilediği kul­larına ihsan buyurduğuna delâlet ediyor. Gerek makam, gerekse hay­rın nekıre zikredilmesi bunu göstermektedir.

Dinde fakîh olmak, islâm hukukunu, helâl ve haramı ve bütün islâmi kaideleri öğrenmekle meydana gelir. Hadîsdeki mefhum-u şartdan anlaşıldığına göre, din âlimi olmayana Allah çok hayır dilemez. Filhakika bu mefhum mantıkla da te'yid olunmuş ve Ebu Ya'lâ'nm rivayetinde:

«Fakih yapmadığına ise; Allah ehemmiyet vermez.»

Hadîs-i şerîf, ayrıca fıkıh denilen islâm hukukunun bütün Ulûm-u fünûn'dan daha şerefli olduğuna, fukahâmn dahî şâir u Semâ'dan üstün bir mevki'e sâhib olduklarına delildir.[741]

1551/1316- «Ebu'd Derdâ radıyaUahü «u/i/dan rivayet olunmuştur. Demiştİr ki: ResûlüHah sallallahü aleyhi ve seüem:

— Mizanda güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur; buyurdular.»[742]

Bu hadîsi Ebu Oâvud ile Tirmiiî tahrîc etmişlerdir.Tirmizî onu sahîhlemiştir.

Güzel ahlâk hususundaki îzâhât az yukarıda geçmiştir. Bu sebeble tekrarına lüzum görülmemiştir.[743]

1552/1317- «İbni Ömer radtyaîîahü anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: ResûlüHah sallallahü aleyhi ve sellem:

— Haya imandandır; buyurdular.»[744]

Hadîs müttefekun aîeyh'tir.

Haya: lügatte: ayıplanmaktan korkan insana arız olan bir değişme ve kırgınlıktır.

Şerîatfe ise : kötü işlerden kaçınmaya teşvik, hak sahibine hakkı­nı vermek hususunda kusur etmekten men' eden bir haslettir. Biz bu­na utanmak ve sıkılganlık deriz.

Haya bazan tabiat olursa da onu dine uygun bir şekilde kullan­mak için yeni iktisab, bilgi ve niyete ihtiyaç vardır. Bundan dola­yı o imandan sayılmıştır. îmandan sayılması ona benzediğindendir. Çünkü iman günâhların yolunu nasıl keserse, haya da sahibini gü­nahlardan men' eder. İbni Kuteybe (—276) demiştir ki: «Bu hadî­sin mânâsı: iman nasıl günâh işlemekten men' ederse hayada sahi­bini öylece günâh irtikâbından men' eder; demektir. Bundan dolayı ona iman denilmiştir.»

Haya korkaklıkla iffetten meydana gelir. Bir hadîsde :

«Hayanın hepsi hayırdır; ve hayırdan başka bir şey ge­tirmez» buyurulmuştur. Vâkıâ bazan hayanın bir kötülük karşı­sında susmayı îcâbettiği de görülürse de bu haya şer'i olan haya de­ğil, aciz ve meskenettir; ona haya demek bile mecaz olur. Hadîsler­de bahsedilen haya ise şer'i hayadır. Binâenaleyh: «Haya hayır­dan başka bir şey getirmez» hadîsinin umumu bakidir Kurtubi diyor ki: «Peygamber (S.A.V.) hayanın her iki nev'ini yani hem mük-teseb ,hem de fıtri hayayı kendine cem' etmiştir. Fıtri haya hususun­da, evinden çıkmayan bir kızdan daha utangaç idi. Müktesep hayanın ise evc-i bâîâ'sında bulunuyordu.[745]

1553/1318- «İbni Mes'ud radtyallahü ank'âan rivayet olunmuştur. Demiştir kî: ResûlüMah saîlalîahü aleyhi ve selletn:

— Hiç şüphesiz ilk peygamberin sözlerinden (olmak üzere) insanların yetiştiği (sözde): Utanmazsan her di­lediğini yap, sözüdür; buyurdular.»[746]

Bu hadîsi Buharî tahrîc etmiştir.

Hadîsteki (ilk) lâfzı Buhârî'de yoktur. Onu Ehu Dâvud riva­yet etmiştir. Bu mânâda başka bir hadîsi de îmam Ahmet b. Hanbel ile Bezzâr rivayet etmişlerdir.

İlk Peygamberin sözlerinden murâd : bütün Peygamberler ta­rafından söylenen ve meshedilmemiş bulunan sözlerdir. «Dilediğin şeyi yap» cümlesi iki surette tefsir olunmuştur. Birinci tefsire gö­re mânâ : «istediğin şeyi yaparsın» şeklinde haberdir. Bu haberin emir suretinde ifâde buyurulması, kötülük işlemekten insanı ancak haya men' ettiğine işaret içindir. Haya kalkınca kötülük yapmaya bir mâni' kalmaz; ve insan onu âdeta emrolunmuş gibi irtikâb eder. Yâhud buradaki emir tehdit içindir; yani, sen yap yapacağını; na­sıl olsa Allah'dan cezanı bulacaksın; demektir. İkinci tefsire göre mânâ: «yapacağın işe bak, şayet utanmayı îcâbetmiyorsa onu yap; utanç veren bir işse yapma.» demektir.[747]

1554/1319- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'ûan rivayet olunmuştur. Demiştir kî: Resulü M ah saîlallahü aleyhi ve seîlem:

— Allah' indinde, kuvvetli mü'min zaîf mü'minden daha hayırlı ve makbuldür. (Maamâfîh) Her ikisinde de ha­yır vardır. Sana fayda veren şeye haris ol, Allah'dan yar­dım dile, âciz olma. Şâyed başına bir şey gelirse : eğer şöyle yapsaydım, şöyle ve şöyle olurdu; deme. Lâkin: Al­lah'ın takdiri (bu imiş). O dilediğini yapar; de. Çünkü eğer (kelimesi) şeytanın işini kolaylaştırmaya yol açar; buyurdu­lar.»[748]

Bu hadîsi Müslim tahrîc etmiştir.

Kuvvetli mü'min daha makbul olmakla beraber, zaîf mü'minde de hayır bulunması, imanından dolayıdır. Kuvvetli mü'minden murâd: uhrevî amellerinde nefsin azimkârlığıdır. Çünkü azimkar bir. nefse sâhib olan kimse harpte cesur; sabırlı ve Allah'ın rızâsı uğrunda her meşak­kate mütehammil olur; namaz, oruç ve diğer ibâdetlerini yapar, Zaîf bunun aksinedir .Ancak hiç de hayırsız değildir; zîrâ imanı vardır.

ResûlüHah (S.A.V.). din ve dünyaya âid bütün faydalı işlerde Al-lah'dan yardım dilemeyi emir buyurmaktadır. Çünkü Allah'ın yardımı olmaksızın kulun hırsı hiç bir işe yaramaz. Peygamber (S.A.V.) âciz-den nehî buyuruyor. Acizden murâd: ibâdet ve tâatlerde tesahül göstermektir. Fahr-i kâinat (S.A.V.) efendimiz âcizden Allah'a sığınmış­tır.

Hadîs-i şerîfde, bir menfaatin fırsatı kaçırıldığı, yâhud başa bir belâ geldiği zaman : «eğer şöyle şöyle hareket etseydim böyle olmaz­dı» gibi sözler söyleyerek (eğer) kelimesini kullanmak da yasak edili­yor. Ulemâ'dan bazılarına göre bu nehîden maksat: eğer şöyle yapsay­dım muhakkak bu iş böyle olmazdı; diye kafi surette inananlardır. Kat'i surette inanmayarak meseleyi Allah'ın meşietine havale ederse, onlara göre «eğer» diye konuşmakda bir beis yoktur. Delilleri Hz. Ebu Bekir (R. A.ym mağarada : «Eğer müşriklerden bîri başını kaldırsay-di bizi görürdü.» demesi ve Peygamber (S.Â.V.J'in buna ses çıkarma-masıdır. Fakat Kaadi Iyaz buna i'tirâz etmiş; ve şunları söylemiş­tir. «Hz. Ebu Bekir'in sözünde delil olacak bir şey yoktur. Çünkü o ge­leceğe âit bir şey söylememiştir. Onun sözünde vuku'undan sonra ka­deri değiştirme dâvası yoktur. Buhârî'nin (eğer) kelimesîle rivayet ettiği bütün hadîsler de böyledir. Bunların hiç birinde kadere i'tirâa yoktur; binâenaleyh, kerahet de olamaz...»

Yine Kaadî Iyâz : «Hadîsin mânâsı hususunda benim bildiğim şey nehyin zahiri ve umumu üzere kalmasıdır; lâkin nehî tenzih içindir.» diyor .Hadîsin sonundaki: «Çühkü, eğer" (kelimesi) şeyta­nın işine yol açar.» Duyurulması da, buna delâlet eder.

Nevevî'nm beyânına göre «eğer» mânâsına gelen (lev) kelime­si geçmiş zaman için de kullanılır. Nitekim Resûlüllah (S.A.V.) :

«Arkamda bıraktığım işlerim {bir daha) karşıma çıksa hedyi[749] göndermezdim.» buyurmuştur. Buna benzer başka hadîsler de vardır. Şu hâlde anlaşılıyor ki,' nehî (eğer) kelimesini faydası olmayan yerde kullananlara âiddir, ve tahrim değil tenzih ifâde eder. Fakat bir kimse bu kelimeyi bir daha asla yapmayacağı bir ibâdetin fırsatım kaçırdığına yanarak söylemiş olsa hiç bir şey lâzım gelmez. Ekseriyetle hadîslerdeki isti'mali de buna hamledilir.[750]

1555/1320- «İvaz b. Himâr radıyallahil an/t'd an rivayet olunmuştur. Demişiir ki: Resûlüllah sallaUahü aleyhi ve sellem:

— Gerçekten Allah bana sizin mütevazi olmanız ge­rektiğini bildirdi, tâ ki kimse kimseye zulmetmesin; kim­se kimseye Öğünmesin; buyurdular.»[751]

Bu hadîsi Müslim tahric etmiştir.

Tavâzu' : Kibirlenmemek, alçak gönüllü olmaktır. Tevazu' göster­memenin sonu zulme varır. Çünkü mütevazı' olmayan bir kimse, ken­dinde herkesten üstün bir meziyet görür; ve başkalarına, sözle ve fi­ille tecâvüz eder. Onlara karşı Öğünür; ve kendilerini tahkir eder. Zu­lüm etmek ve öğünmek mezmum olan şeylerdendir. Zâlimin dünyada derhâl cezasının verileceği bir çok hadîslerle beyân edilmiştir. Bu ha­dîslerin bazılarını Tirmizî, Hâkim^ îbni Mâce ve Beyhakî tahrîc et­mişlerdir.[752]

1556/1321- «Ebu'd Derdâ radıyallahü anh'dan Peygamber satlaîla-hü aleyhi ve sellem'den duymuş olarak rivayet olunduğuna göre: Resû­lüllah sallaîlahü aleyhi ve sellem:

— Her kim din kardeşinin gıyabında onun ırzını mü­dâfaa ederse, Allah kıyamet gününde onun yüzünü ce­hennemden müdâfaa eder; buyurmuşlardır.»[753]

Bu hadîsi Tirmizî tahrîc etmiş ve hasen bulmuştur. İmam Ahmet, Esma binti Yezid'den hu hadîsin bir benzerini tahrîc etmiştir.

Hadîs-i şerîf, din kardeşinin gîbeti edilirken onu müdafaa etme­nin faziletine delildir. Bu bir münkeri nehî mânâsını taşıdığı için aynı zamanda vaciptir; ve terkedenler hakkında tehdid vârid ol­muştur. Bu bâbta Ebu Dâvud ile îbni Sabid Dünya şu hadîsi tahrîc etmişlerdir:

«Müslüman bir kimsenin hörmeti ayaklar altına alınan ve namusuna dil uzatılan bir yerde onu (müdâfaa etmeyerek) rezil eden hiç bir müstüman yoktur ki, kendisi yardım beklediği bir yerde Allah onu rezil etmesin.» Yine Ebu Da­vud'un tahrîc ettiği bir hadîs de şudur:

«Bir kimse dünyâda dîn kardeşinin namusunu korursa kıyamet gününde Allah da cehennemden kendisini koru­yacak bir melek gönderir.» Daha başka hadîslerde vardır. Hat­tâ bunların birinde : «Gîbeti dinleyen kimse gîbetcilerin bîri­dir.» denilmiştir. Bu hükümden kurtulabilmek için orada bulunan­lara düşen vazife zemmi edilen din kardeşlerini müdâfaa etmektir. Şayet hiç bir suretle müdâfaaya imkân bulamazlarsa oradan kalkıp gitmeleri îcâbeder. Ulemâdan bâzıları böyle yerde susmayı bile büyük günâhlardan saymışlardır. Çünkü susmakla gîbet edenler hükmüne girmiş olurlar.[754]

1558/1322- «Ebu Hüreyre radıyaüahü anh'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah salîaîîahü aleyhi ve seîîem:

— Sadaka hiç bir malı azaltmaz. (Bir suçluyu) aff sebebîle Allah bir kulun ancak şerefini arttırır. Hem Allah için tevazu gösteren hiç bir kimse yoktur kî Allah onu (derecesini) yükseltmesin; buyurdular.»[755]

Bu hadîsi Müslim tahrîc etmiştir.

Sadakanın malı azaltmasını ulemâ iki şekilde tefsir ediyorlar. Bi­rinci tefsire göre: ASlah o kimsenin malına bereket verir; ondan afatı kaldırır; bu suretle 2âhirî noksanlığı batini bereketle tamamlar. îkin-ci tefsire göre : Sadakadan hâsıl olan sevapla maldaki noksanlık ta­mamlanır; ve o mal hiç azalmamış gibi olur. Zîrâ, Teâtâ Hazretleri bir hayıra karşı on sevap verdiği gibi, dilerse kat kat emsalini de ih­san eder. Hattâ bazıları üçüncü bir tefsir olmak üzere : «Azalan malın yerine Allah başkasını verir de, bu suretle malın azaldığı belli bile ol­maz.» diyorlar. Nitekim bir âyet-i kerîmede;

«[756] Eğer siz bîr şey infak ederseniz Allah onun arkasını getirir.» Duyu­rulmuştur.

«Aff sebebîle Allah bir kulun ancak şerefini artırır.»

cümlesi kötülük yapan bir kimsenin suçunu affetmeye teşviktir. Vâkıâ kötülüğün cezasını vermek de caizdir; fakat affetmenin şeref ve seva­bı büyüktür. Teâlâ Hazretleri :

«[757] Her kim affederde uzîaşırsa artık onun ecri (ni vermek) Allah'a âiddir.» buyurmuştur- Hadîs-i şerîf tevazünün iki cihanda derece ve yüksek makam kazanmaya sebep olacağına delâlet ettiği gibi, sadaka vermeye, tevâzua ve affetmeye de teşvikde bulunuyor ki, bunlar güzel ahlâkın temelleridir.[758]

1559/1323- «Abdullah b. Selâm radıyallahü anh'dan rivayet edil-mişîir. Demiştir ki: Resûlüllah sallaîlahü aleyhi ve sellem:

— Ey insanlar! selâmı ifşa edin; sılâ-i rahimleri ya­pın; yemeği vedirin; geceleyin halk uyurken siz namaz, kılın ki; selâmetle cennete giresiniz; buyurdular.[759]

Bu hadîsi Tirmizîtahrîc etmiş ve sahîhlemiştir. İfşa etmek meydana çıkarmaktır. Burada ondan murâd: tanı­dık olsun olmasın selâmı herkese vermektir. Şeyheyn'in AbduÜah b. Ömer (R.A.)'dan tahrîc ettikleri bir hadîse göre: Bir adam Peygam­ber (S.A.V.)V:

— İslâmın hangi türlüsü daha hayırlıdır? diye sormuş; ResûliÜlah (S.A.V.) ona :

«Yemeği yedirir; tanıdığına ve tanımadığına da selâmı verirsin.» buyurmuşlardır. Buharı «el-Edebül Müfred» nâm ese­rinde İbni Ömer (R.A.)'âan şu hadîsi tahrîc etmiştir:

«Selâm verdiğin zaman işittir; Çünkü selâm Allah tara­fından bir senadır.»

Nevevı işittirmenin en az selâm alacak kimsenin işiteceği kadar yüksek sesle olacağını; aksi takdirde selâm vermiş sayılmayacağı­nı; şayet işitip işitmediğinde şüphe ederse işittirecek derecede açık söylemesi lâzım geldiğini beyân etmiştir.

İçlerinde uyuyanlar bulunan bir cemâate selâm vermenin sün­nete uygun sureti, uyanık olanlara işittirerek, uyuyanları uyandır­mayacak şekilde verilmesidir. Nitekim İmam Müslim'in, Hz. Mİkdaf (R. A.ydaıı tahrîc ettiği bir hadîsde bu cihet beyân olunmuştur.

Cemâatten yalnız bir kimseye selâm vermek mekruhtur. Selâm vermek, müslümanların birbirini sevmesi, sayması için meşru' ol­muştur. Bu bâbta Müslim, Hz. Ebu Hüreyre'den merfu' olarak şu ha­dîsi tahrîc etmiştir:

«Size birbirinizi n^ ile seveceğinizi göstereyim mi? ara­nızda selâmı ifsâ edin.»

Selâm bir yere girerken meşru' olduğu gibi.ondan ayrılırken de meşru'dur. Zîrâ NesâVnin, Hz. Ebu Hüreyre'den merfu' olarak tahrîc ettiği bir hadîsde:

«Biriniz oturduğu zaman seiâm versin; kalktığı zaman da seiâm versin; zîrâ birinci sonuncudan daha makbul değildir.»

El veya basla selâm vermek mekruhtur.Bunu Resûlüflah mıştır.Ancak selâmı işitmeyecek kadar uzakta bulunanlara el ile işaret etmek caizdir.

Nevevî'mn beyânına göre tanıdık olmayan bir kimseye selâm vermek tevazu göstermek, Allah için yapılan amelde ihlâs ve islârmn şiarı olan selâmı ifşa olur.

Sılâ-i rahim ile yemek yedirme meseleleri yukarıda îzâh edilmiş­tir.

Geceleyin namaz kılma emrine gelince: bu emir yatsı namazı diye tefsir edilmiştir. Uyuyanlardan murâd : hıristiyanlarla yahûdîlerdir. Hadîsin son cümlesi olan: «Selâmetle gîresiniz.» ifâdesi, mezkûr fiillerin cennete girmeye sebeb olacağını haber veren bir müjdedir.[760]

1560/1324- «[761] Temîm-i Dârî radıyallahü cmVden rivayet olunmuş­tur .Demiştir ki: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve seîlem üç defa:

— Din İhlâsdir; buyurdular Biz :

— (Bu ihlâs) kime (olacak) yâ Resûlâflah? dedik :

— Allah Kitabına, Resulüne, müslümanlarin hüküm­darlarına ve bilumum müslümanlara; buyurdular.»[762]

Bu hadîsi Müslim tahrîc etmiştir.

Hadîs-i şerîf bazı ulemâ'ya göre islâmm temelini teşkil eden dört hadîsden biridir.

Nasihat : îhlâs ve samimiyet; tasfiye: İyiliğe da'vet, kötülükten ne-hl mânâlarına gelir. Hadîs-i şerîf'de dine nasihat denilmesi, dinin te­meli nasihata isnad ettiği içindir. Allah'a karşı ihlâs, ona iman etmek, emirlerine itaat, nehîlerinden ictinâb ve saire gibi vazifeleri yapmakla olur. Hattâbî'nin beyânına göre bunların her biri kulun ken­dine nasihati demektir. Çünkü Allah'ın hiç bir kimsenin nasihatına ih­tiyacı yoktur,

Allah kitabına ihlâs onun Allah kelâmı olduğuna inanmak, onun he­lâl kıldığım helâl, haram kıldığım haram i'tikad etmek, onu okuyarak mucebîle amelde bulunmakdır. Peygamber (S.A.V.)'e ihlâs Allah ta­rafından Peygamber olarak gönderildiğine ve getirdiği Kur'âna inana­rak tasdik etmek; emir ve nehîlerine tâbi' olmak, hakkında dâima hörmet ve muhabbet göstermek, sünnetlerini öğrenmek gibi vazifelerdir.

Müslüman büyüklerine ihlâs: hak uğrunda kendilerine yardım, ve itaatte bulunmak, halkın ihtiyaçlarını kendilerine anlatmak ve ada­let hususunda onlara nasihat etmektir. Hattâbî onların arkasında namaz kılmayı ve maiyetlerinde harbe gitmeyi bile nasihattan say­mıştır: «Müslüman büyüklerinden murâd ulemâ'dır» diyenler de var­dır. Bu takdirde onlara ihlâs: kavillerîle amel etmek, haklarında hor-met ve ta'zimde bulunmakla olur.

Âmmeye nasihat : onları din ve dünyaları hususunda irşâd etmek, kendilerine eziyet verecek şeylerden sakınmak, iyiliği emir, kötüiük-den nehî gibi şeylerle olur.

İbni Battal : «Bu hadîsde, nasihata din ve islâm denilebileceği­ne delil vardır,» demiş; ve nasihatin farz-ı kifâye olduğunu, bazı kimselerin ifâdesîle diğerlerinden sakıt olduğunu söylemiştir.[763]

1561/1325- «Ebu Hüreyre radıyallahü anVdart rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah saltallahü aleyhi ve sellem :

— En ziyâde cennete girdiren şey Allah korkusu İle güzel ahlâktır; buyurdular.»[764]

Bu hadîsi Tirmiıî tahrîc etmiştir. Hâkim onu sahîhlemiştir.

Hadîs-i şerif Allah'dan korkmanın ve güzel ahlâkın pek büyük bi­rer necat vasıtası olduklarına delâlet ediyor. Allah'tan korkmak, emir­lerini yapmak nebilerinden sakınmakla olur. Cennete girmeye en büyük sebeblerden biri budur.

Güzel ahlâk hususunda îzâhât geride geçmişti.[765]

1562/1326- «(Bu da) ondan rivâyef olunmuştur. -radıyaUahü anh- demîştir ki: Resûlüliah saUaUdhü aleyhi ve selîem:

— Şüphesiz ki, sizin bütün insanlara mal vermeye gücünüz yetmez. Lâkin onlara güler yüzünüz ve güzel ahlâkiniz şâmi! olmalıdır; buyurdular.»[766]

Bu hadîsi Ebu Ya'tâ tahrîc etmiştir. Hâkim onu.sahîhlemiştir.

Yani : insanlar çok olduğu için her birine mal vererek memnun et­mek bir insanın kudreti dâhilinde değildir. Fakat herkese karşı güler yüz; tatlı sözle muamele etmek pek âlâ mümkündür. Siz işte bunu yap­malısınız. Çünkü bu türlü hareketiniz sizi birbirinize sevdirir. Allah'ın .dilediği de budur. Bittabi kâfirler ve haklarında şiddet gösterilmesi emredilenler; bu umumdan hâriçtirler.[767]

1563/1327- «(Bu da) ondan rivayet olunmuştur. -radıyaUahü anh- Demiştir ki: Resûlüliah salîaîlahü aleyhi ve sellem:

— Mü'min, mü'minin aynasıdır; buyurdular.»[768]

Bu hadîsi Ebu Dâvud güzel bîr isnadla tahrîc etmiştir.

Resûlüliah (S.A.V.) bir teşbih-i beliğ ile mü'mini aynaya benzet­miştir. Yani: ayna bir kimseyi nasıl olduğu gibi gösterirse, mü'min de din kardeşinin küsurlarını öylece gösterir; kendisine lâzım gelen tenbih ve nasihatlarda bulunarak onu Hak Teâlâ ile kulları huzurunda zînetli gösterecek sâlih amellere irşâd eder. Bu da nasihattan sayılır.[769]

1554/1328- «İbni Ömer radıyaîlahü anhümâ'dan rivayet olunmuş­tur. Demiştir ki: Resûlüflah sallalîahü aleyhi ve sellem:

— İnsanlar arasına karışan ve onların ezalarına sab­reden mü'mîn insanlar arasına karışmayan ve onların ezalarına sabretmeyen mü'minlerden daha hayırlıdır; bu­yurdular.»[770]

Bu hadîsi güzel bir isnadla İbni Mâce tahrîc etmiştir. Hadîs, Tirmîzî'de de mevcud ise de Tirmiıî sahâbînin ismini zikretmemiştir.

Hadîs-i şerîf, insanlar arasına karışarak onlara iyiliği emir, kötü­lüğü yasak etmenin ve kendilerine iyi muamelede bulunmanın, bir kö­şeye çekiîerek kimse ile görüşmemekten efdâl olduğuna delildir. Maa-mâfîh hâller şahsa, zamana ve mekâna göre değişir. Uzletin fazîletli olduğunu gösteren deliller de vardır. Bunları imam Gazali da ve diğer eserlerinde göstermiştir.[771]

1565/1329- «ibni Mes'ud raÜıyaîİahü artTfcMan rivayet olunmuştur. Demiştir kî: Resülüllah sallalîahü aleyhi ve sellem:

— Yâ Rabbi, beni güzel yarattığın gibi ahlâkımı da güzel eyle; buyurdular.»[772]

Bu hadîsi İmam Ahmed rivayet eylemiştir. İbni H'bbân.onu sahîhlemiştir.

Hakikatte ResulMHah (S.A.V.) insanların gerek hilkat gerekse ahlâk­ça en şereflilerindendi. Öyle olduğu hâlde, yine hilkat ve ahlâk güzelliği istemesi, Allah'ın minnet ve ihsanını i'tirâf; bu ni'metin devamım ni7 yâz ve AHah'dan istenilecek şeylerin bunlar olduğunu ümmetine tAlim içindir.[773]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS