«Zâninin Haddi»

«Zâninin Haddi»

1031/1231- «Ebu Hüreyre ile Zeyd b. Hâlİd-i Cühenl radıyallahü anhümâ'ûan rivayet olunduğuna göre çel araplarından bir adam, Resû-lüllah sallaTlafyü aleyhi ve sellem'e gelerek :

— Yâ Resûlallahl Allah aşkına senden hakkımda ancak Allanın ki- tabile hüküm vermeni dilerim; dedi. Ondan daha anlayışlı olan diğeri:

— Evet, aramızda Allah'ın Kitabî He hükmet ve bana müsaade bu­yur; dedi. Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem:

— Söyle! dedi. Adam:

— Gerçekten benim oğlum bu adamda çırak İdi. Ve onun karısı İle aina etti. Ben oğfumun recmedHeceğİni haber ajdım da, onun nâmına yyz koyunla Mr câriye fidye verdini. Müteakiben bilenlere sordum, 6ğ-Uıma yüi değnek 1le bir sene sürgün lazım geldiğini, bunun karısına da recim Icabettlğİn? bana haber verdiler; dedi. Bunun üzerine Resâlülfah salldüahü aleyhi ve seüem:

— Nefsim kabza-t kudretinde olan Allaha yemîn ede­rim ki, aranızda behemehal AUahın kitabı ile hükmede­ceğim; câriye ile koyunlar sana iade olunacak; oğluna da yüz değnek ve bir sene sürgünlük gerek. Ey Enesçik hay­di şu adamın karısına git. Eğer i'tirâf ederse onu recmediver; buyurdular.»[5]

Hadis müttefekun aleyh'dir. Bu lâfız Müslim'indir.

Peygamber (S.A.V.)'in zina eden erkeğin muhsan olmadığını büdigi anlaşılıyor. Zaten o çırak yaptığı zinayı i'tirâf etmişti.

Muhsan: Evli veya dul olan erkektir. Evli kadına mahsane derler.BÖylelerin hükmü recim olunmak, yani taşlayarak öldürülmektir. Be­kârlara gayr-İ muhsan denilir. Onlara yüz değnek vurulur.

Hadîsde geçen «Uneys» ta'biri Enet isminin tasgiri yani küçül­tülmüşüdür. Saha be den olan bu zâtın ismi Üneys b. Dahhâk olup bu hadîsden başka hiç bir yerde geçmemiştir. Onu Enes b. Mâlik zanne­denler hatâ etmişlerdir.

Bu hadîs : gayr-i muhsan zânîye yüz değnek dayak cezası ile bir sene sürgünlük verileceğine delildir. Dayak cezası KuKan-ı Kerîm'de zikredilmişse de sürgün edilmesi hakkında bir hüküm yoktur.

Binâenaleyh mezkûr hüküm kitâb-i ilâhî üzerine sünnetle ziyâde edilmiş oluyor. Mes'ele üsûl-ü fıkıh ilminde münâkaşa edilmiştir.

Hadîs-i gerîf, muhsan olan ssâninin recmedileceğine ve bu iş için şâir ahkâmda olduğu gibi zinada, dahî bir defa i'tirâf kâfî geleceğine de delâlet ediyor. Nitekim tmçım Mâlik (93—179), İmam Şafiî (150 —204) ve Dâvud-u Zahirî (202—270)'nin mezhebi de budur.

HanefHer'le HanbeMler'e ve diğer bir takım ulemâ'ya göre zinayı i'tirâf,etmiş olmak için dört defa ikrar şarttır. Delilleri: İleride gelecek Maîi hadîsidir.

Hadîşimizdeki «Eğer i'tirâf ederse onu recmedîver» ifâde: si ile bazıları hudûd meselesinde hâkimin hüküm vermesi için dâvâlının bir kimseye yaptığı i'tjrâf ve ikrarının kâfi geldiğine istidlal etmişler­dir, tmam Şd/ti'nin bir kavli bu olduğu gibi ulema'dan Ebu Sevr (—240)'in kavli dahî bu olduğunu Kaadî İyaz (476—544) nakletmistir.

Cumhur-u ulema'ya göre ise bu sahih değildir. Çünkü Üneys kıssa­sında özür ihtimalleri vardır. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in Hi. Üneys'e ;

— Onu recmediver; buyurması ya hakikat-ı hâli bildiğinden yahûd meseleyi ona havale ettiğindendir. Mânâ şudur: Eğer kadın zina­yı, «Hükmettim» diyerek tesbit salâhiyetini hâiz bir kimse huzurunda ikrar ve i'tirâf ederse recmediver.

Fakat bazıları bu tevcihi tekellüf sayarak lüzumsuz addediyorlar. Diyorlar ki: «Peygamber (S.A.V.), Hz. Ün ey s i o kadına had isbât et­sin diye göndermemiştir. Çünkü bir kötülüğü yapanın onu ifşa etmeme­sini, işitenlerin de tecessüsde bulunmayarak ört bas etmelerini bizzat Resûlüllah (S.A.V.) emir buyurmuşlardır. Burada dahî kadına zina is-nâd edildiğini görünce Hz. Üneys'i göndermesi ya kadın zinayı inkâr et­sin de hadd-i kazif istesin, yâhud zinayı i'tirâf eylesin de zânî'den hadd-i kazif sakıt olsun diyedir. Kadın zinayı i'tirâf etmiş; bu suretle recme müstehak olmuştur».Ebu Dûvud (202—275) ile Nesaî (215—3Û3)'mn Hz. Ibnİ Abbas (R. A.)'öan tahrîc ettikleri şu hadîs bu görüşü te'yid eder :

«Bir adam bir kadınla zina etmîş de. Peygamber (S.A.V.) kendisi­ne yüz değnek hadd vurmuş. Sonra kadına sormuş: Kadın :

— O yalan söyledi; demîş. Bunun üzerine Resûlültah (S.A.V.) o-adama seksen değnek İfHrâ haddi vurmuştu.» Ebu Dâvud hu hadîs hakkında bir şey söylememiştir. Onu Hâkim (321—405) sahîhlemiş. Nesaî ise münker saymıştır.»[6]

1032/1232- «UbâdeHi'bnü's - Sftmit radıyallahü anh'den rivayet edil­miştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallaTlahü aleyhi ve seîlem:

— Benden öğrenin, benden öğrenin! gerçekden AHah kadınlara bir çıkar yol hâlkettî. Bekârla bekâr yüz dayak ve bîr sene sürgünlük; evli ile evliye da­yak ve recim var; buyurdular.»[7]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.

Hadis-i şerif'de :

«O kadınları tâ ecel kendilerim buluncaya kadar, yâhud AHah ken­dilerine bir çıkar yol hâlkedİnceye kadar evler (İniz) de tutun.»[8] âyet-i "kerîmesine işaret vardır. «Çıkar yol» dan murâd : Hadîsde beyân edi­len haddlerdir. Bu hadîsde iki mesele vardır:

1— Zina eden bekârın hükmü kendisine yüz sopa dayak cezası ile bir sene sürgünlük verilmektir. Fukâhâ'ya göre bekârdan murâd: hür ve âkil baliğ olup henüz sahîh/bir nikâh ile cima' etmemiş bulunan "kimsedir. Hadîsde «Bekârın bekârla» denilmesi ekser-i ahvâle gö­redir; yoksa mefhum-u muhalifi kasdedilmemiştir. Zîrâ bekâr kimse evli bir kadınla da zina etse kendisine dayak cezası verilir. Nitekim yu­karıda geçen Üneys hadîsindeki erkek bekâr, kadın evlidir. «Bir sene sürgünlük» ta'biri bekâr olan zânî cezasının dayak vurmakla beraber "bir sene sürgüne göndermekle tamam olacağına delâlet etmektedir. Evzâi, Hasan bin Salih, İmam Malik, Şafiî,.Ahmet b. Hanbel ve di­ğer bazı ulemâ'nın kavilleri budur. Hattâ bu bâbta icmâ' iddia edenler olmuştur.

HanefÜer'le ulemâ'dan "bir cemâate göre sürgün etmek vâcib de­ğildir.Çünkü âyetde sürgün etmek zikroîunmamıştır. Şu halde sürgün etmek nass üzerine ziyâde olur. Bu ziyâdeyi isbat eden hadîs ise ha-T)er-i vâhiddir: binâenaleyh onunla amel edilemez.

Hanefîler'in bu istidlaline bazı muhalifleri şöyle cevap vermişlerdir:

a— Bu hadîs meşhurdur, zîrâ bir çok tarîklerden rivayet edilmiş-tir.Ashâb-ı klrâm'dan bir çokları onunla amel ettiği gibi Hanefîler onun derecesinde, hattâ ondan daha aşağı mertebedeki hadîslerle istidlal' et­mişlerdir. Meselâ kahkaha ile gülmenin abdesti bozduğunu ifâde eden hadîs ve. hurma şırası ile abdest caiz olacağını gösteren hadîsler böyledir.Hanefîler bunlarla kitâbuHah üzerine ziyâde etmişlerdir.Buradaki hadîs de onlar derecesindedir.

b— îbnil - Münzir şu mütâlâada bulunuyor: «Peygamber (S.A.V.) de Mıusannef'inde tahrîc etmişlerdir. Hadîs şudur :

«Ebu Bekir (R.A.)'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Mâiz b. Mâlik Pygamber (S.A.V.)'e gelerek bir defa İ'Ürâfda bulundu. Ben d» Peygamber (S.A.V.)'İn yanında idim. Resûlüllah (S.A.V.) onu geri çe­virdi. Sonra (tekrar) gelerek onun yanında ikinci defa i'tirâfda bulun­du. Resül-ü Ekrem onu (yine) geri çevirdi. Bİlâhere gelerek onun yanın­da üçüncü defa i'tirâfda bulundu. Resûlüllah (S.A.V.) kendisini (yine) geri çevirdi. Bunun üzerine ben ona :

— Eğer dördüncü defa da i'tirâf edersen Resûlüllah (S.A.V.) sent recmeder dedim. O dördüncü defa da i'tirafta bulundu. Artık Resûlül­lah (S.A.V. )'de kendisini hapsetti. Sonra onu (kavmine tekrar) sordu. Onlar :

— Hayırdan başka bir şey bilmiyoruz dediler. Nihayet recmlne emfr verdİ; ve recmolundu.»

Hanefîler'le cumhur'un, Maİz hadîsile istidlallerine i'tir âz edenler olmuştur. Bunlar Mâiz. hadîsinin müztarib olduğunu zîrâ ikrar sayısını bildiren rivayetlerin bazısında dört, diğer bazılarında iki veya üç defa i'tirâf etti; denildiğini ileri sürerlerse de yukarıki hadîsler muvacehe­sinde bu i'tîrâzın bir ehemmiyeti kalmaz. Cumhur'un bir delilleri de kt-yastır. Onlar bu meseleyi zinayı isbât meselesine benzetmiş ve : «zina nasıl dört şahidin dört defa şehâdetleri ile sabit olursa onu i'tirâf dahî dört defa tekrarlamakla olur.» demişlerdir.

2— Hadîsimizin lâfızları hâkimin hadd-i îcâbeden şeyleri araştırıp soruşturmasının vücûbuna delâlet ediyor. Filhakika bu hadîs çeşitli lâ­fızlarla rivayet olunmuştur. Meselâ : Büreyde rivayetinde :

«Resûlüllah (S.A.V.) :

— Şarap içtînrni? demiş. Maiz :

— Hayır; cevâbını vermiş. Bir adam kalkarak onu koklamış, fa­kat onda his bir koku bulamamış; denilmekde; Ibni Abbas (R. A.) ri­vayetinde :

d h ti mal onu Öpmüş veya S4kmışsınclır.» buyurulmaktadır. Bir rivâyetde :

«Peygamber (S.A.V.) :

— Onunla yattmmi? diye sormuş: Mafz :

— Evet; dem:

— Ya teriini tenine yapıştırdınmı? diye sormuş: Malı:

— Evet, demiş.

— Onunla cinsî münasebette bulundunmu? diye sor­muş: Maiz (yine) evet; cevabını vermiştir», Hz. Ebu Hüreyre rivaye­tinde :

«Resûlüllah (S.A.V.) Mâiz'e :

— Onunla Cİmâ ettinmi? diye sormuş. Maiz :

— Evet; demiş :

— Senin âletin, onun âletine girdimi? diye sormuş, Maiz: Evet; cevabını vermiş z

— Milin sürme kesesine, kova ipinin kuyuya daldığı

gibimi? demiş. Mâlz :

— Evet; cevâbını vermiş. Peygamber (S.A.V.) :

— Zinâ; nedir: biiirmisin? demiş:

— Malı: Evet; bir adamın karısına helal olarak yaptığını ben oha haram olarak yaptım; mukabelesinde bulunmuş:

— Bu söıle ne demek istiyorsun; diye sorunca :

— Beni temizlersin; demiş. Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V.)Malztn recmlnl emir buyurmuş; v« recmedllmlşttr» denilmektedir.

Bütün bunlar araştırıp, soruşturmanın lüzumunu gösteriyor.

Bazıları soruşturmanın meridub olduğuna kaildirler. Zinayı ikrar eden kimseye haddi iskat edecek şeyleri telkin etmek mendubtur. Bu­nu sahâbe-t kirûm'dan bir cemâat yapmışlardır.Yalnız Mâlİktler'e gö­re menhlyyatı irtikâb etmekle şöhret bulan kimseye telkinâtta bulunul­maz.

Resûlüllah (S.A.V.)'in «Şar ab İçtin m i?» diye sorması, serhoşun ikrarının sahih olmadığına delildir. Maamâfth mesele ihtilaflıdır.

Hadîs-i şerif, recim esnasında erkeğin kuyuya gömüleceğine de delâlet ediyor.. Çünkü Müslim'in tahrîc ettiği Büreyde rivayetinde: «ona bir kuyu kazdı» denilmektedir. Fakat Haneftler'e göre erkek için kuyu kazılmaz. Bttharî'nin rivayetinde :

«Taşlar kendisini Mtab düşürünce kaçtı. Fakat ona çatallıkta yeti­şerek kendisini recmettlk». Ebu Davud'un tahrîc ettiği rivâyetde Re­sul utla h (S.A.V.) Mâlz'in kaçtığını haber alınca :

«Onu bana iade etseydinizya» buyurdu; bir rivâyetde:

Onu bıraksaydınız ya! ihtimal tevbe eder de Allah kendisini affederdi; buyurdular.» deniliyor.

Bu rivayetlerle istidlal eden Haneftler'le ŞMIlIer ve îmam Ahmed b. Hanbel zina ikrarında bulunan kimsenin ikrarından dönebileceği­ne kaçarsa recmin durdurulacağına kail olmuşlardır.

«İhtimal tevbe eder» cümlesini bazıları müşkil görmüşlerdir. Zîrâ Mâh zâten tevbekâr olarak huzur-u Nebevt'ye gelmiş ve kendisini günahdan temizlemesini istemişti. Filhakika Ebû Dâvud'ym tahrîc ettiği şu hadîsle Fahr-î Kainat (S.A.V.) Efendimiz onun tevbesinin kabul edildiğim tebşir etmiştir:

«Nefsim kabza-i kudretimde olan Allaha yemîn ede­rim ki, o şimdi Cennet ırmaktarındadır; onlara dalıyor».

İşkl'e şöyle cevap veriliyor : Yukarıki cümlenin mânâsı: Maİz ikrarından döner de gizlice Allaha tevbe eder; Allah da onu aff-u mağ­firet buyurur;, demektir. Mezkûr cümle «Kendini yalancı çıkardığı için tevbe eder» mânâsına da gelebilir.

Recme hâkim'in başlaması şart değildir. Nitekim: Resûlüllah (S.A.V.) Mâlz'in recinin! emir buyurmuş...» ifâdesi de bunu gösteriyor. Hanefîler'le Şafitfer'in mezhebi budur. Yalnız Hanefîler'e göre recme şâhidlerin başlaması şarttır. ŞâffHler'ce şart değildir.

Recme hâkimin başlaması bazılarına göre mendubtur. Bunlar Hz. AH (R. A./dan rivayet olunan bir hadîsle istidlal ederler.[12]

1034/1234- «Ibnİ Abbas radıydllahü anhümâ'dan rivayet olunmuş­tur. Demiştir ki: Mâ iz b. Mâlik Peygamber (S.A.V.)'e geldiği vakit (Efendimiz) kendisine :

«İhtimal Öpmüş veya sıkmış yâhud bakmışsındır; bu­yurdular. Maiz :

— Hayır yâ ResûlâHah; dedi.»[13]

Bu hadîsi Buharı rivayet etmiştir.

Peygamber (S.A.V.)'in Mâİz'e bu şekilde hitab etmesi meseleyi iyi­ce anlamak içindir. Zîrâ olabilir ki, Mâiz bu fiillerden birini yapmıştır da ona zina demiştir. Nitekim zinanın mukaddemelerine mecazen zina denilebilir. Resûlüllah (S.A.V.) :

«Göz zina eder; onun zinası bakmaktır» buyurmuştur.

Hadîs-i şerif, araştırıp soruşturmaya, haddi iskat edecek şeyleri zinayı itiraf edene telkin etmeye ve ikrar esnasında zina lâfzını mut­laka söylemesi gerektiğine delâlet ediyor.[14]

1035/1235- «Ömer b. el - Hattâb radıydlîahü anh'dan rivayet olun­duğuna göre kendisi hutbe okumuş ve şöyle demiştir: «Şüphesiz ki Al­lah Muhammed'î hak (şeriat) la göndermiş ve ona kitabı İndirmiştir. Allahın ona indirdikleri arasında recim âyeti de vardı. Biz onu okumuş, bellemiş ve anlamışızdır. Resûlüllah (S.A.V.) recim yapmış; ondan sonra biz de recim yapmışızdır. Yalnız ben insanların üzerinden uzun zaman geçerse biri çıkıp da: Biz recmi Kitabullahda bulamıyoruz; di­yerek Allah'ın indirdiği bir farizayı terketmeleri sebebîle dalâlete dü­şeceklerinden korkarım. Gerçekten zina eden erkek ve kadınlara muhsan olmak ve hüccet getirilmek veya gebelik, yâhuef î'tİrâf vuku' bul­mak şartîle recim kitabullahda mevcud olan bir haktır.»[15]

Hadîs müttefekun aleyh'dir.

îsmâüî'nin rivayetinde, hadîsin sonunda:

«Biz o âyeti ihtiyar erkekle ihtiyar kadın (zina ederlerse) onları mutlaka recmedin; diye okumuşuzdur» ibaresi de vardır. Nesâî'nm ri­vayetinde bu âyetin Ahzâb sûresi'nde olduğu beyân ediliyor. Ziyâdenin bir rivayeti şöyledir:

«İhtiyar erkekle, ihtiyar kadın zfnâ ederlerse onları Allah tarafın­dan bir tenkil olmak üzere mutlaka recmedin. Allah Aziz ve Hâkimdir» diğer bir rivâyetde :

Halk'ın: Ömer, KHöbuHaha İlâve yaptı; demesi olmasa, bu ayeti elimle yazardım» denilmiştir. Şu hâlde bu âyetin mensuh olduğu anla­şılıyor.

Faide : Usul-i fıkıh ilmine göre Kİtâbullah'ın neshi dört türlü olur.

1— Hem tilâveti, yani okunması hemde hükmü neshedilir. Nite­kim vaktîle ahzâb sûresi âyet sayısı i'tibârîle sûre-i Bakara'ya müsavi iken âyetlerinin bir kısmının neshedildiği rivayet olunmuştur.

2— Tilâveti bakî olup, yalnız hükmü neshedilir. Kocaları ölen ka­dınlar, bir zamanlar bir sene iddet beklerlerdi. Sonra bu bâbdaki âye­tin hükmü kalkmış; yerine dört ay on gün kaim olmuştur. Fakat nâsih ile mensuh âyetlerin ikisi de Kurân-ı Kerîm'de okunmaktadır. Yalnız mensuh olanın hûkmîie amel edilmez.

3— Hükmü bakî tilâveti mensuh olur. Hz. Ömer (R. A.)'dan riva­yet edilen âyet bu kısımdandır.

4— Asıl hüküm baki olmakla beraber hükmün vasfı4 neshedilir. Meselâ : Âşûre orucu vaktîle farz iken, farziyet vasfı neshedümiş oru­cun aslı mendub olarak kalmıştır.

Hadîs-i şerif: kocasız bir kadının gebe olduğu anlaşılır da, kadın haddi önleyecek bir şüpheden bahsetmezse kendisine hadft-i şer-î tat­bik edileceğine delildir. Hz. Ömer (R. A.) üe NUHktteVin mezhebi bu­dur. Bunlar Hz. Ömer (R. A./a kimsenin i'tirâz etmemesini icmâ ye­rine tutarlar.

tmâm-ı Âzam Ebu Ranîfe ile tmâm gd/iî'ye göre ise hudud-i şer'iyye ancak beyyîne ile yâhud suçu i'tirâf etmekle sabit olurlar. Çünkü hudud-i şer'iyye şüphe ile sakıt olur.[16]

1036/1236- «Ebu Hüreyre radıyattahü cm/ı'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki, Resûlüllah (S.A.V.)'İ :

— Birinizin cariyesi zînâ eder de, zinası meydana çı­karsa ona hemen hadd vursun, ama başına kakmasın. Sonra (yine) zina ederse ona hadd vursun, fakat başına kakmasın. Sonra üçüncü defa zina eder de, zina ettiği meydana çıkarsa artık onu kıldan bir ip mukabilinde bile Olsa sativersîn; buyururken işittim.»[17]

Hadis mültefekun aleyh'dir. Bu lâfız Müslim'indir. Bu hadîs bir kaç meseleye delâlet ediyor: Şöyle ki:

1— «Zinâ ettiği meydana'çıkarsa...» ifâdesi, câriye sahibi, cariyesinin zinâ ettiğini öğrendiği zaman şâhid bulunmazsa bile ona hadd vurabileceğine delâlet eder. Ulemâ'dan bazıları buna kail olmuşlardır. Diğer bazılarına göre ise; cariyenin zinası dahî hurreninki gibi şehâ-det veya ikrarla sabit olmadıkça hadd vurulamaz; Ekser-i ulemâ şehâ-detin hâkim huzurunda yapılacağına kaildirler. Bazı Şâfİİler sahibinin huzurunda vurulmasına cevaz vermişlerdir.

2— «Ona cfayak vursun..» ifâdesi cariyeye dayak vurma hakkının sahibine âid olduğuna delildir. İmam Şafiî'nin mezhebi budur. Cariyelere tatbik edilecek haddi :

«Bunlara muhsanelere verilecek azabın yarısı Icâbeder» âyet-i ke­rimesi ta'yin etmiştir.

3— «Başına kakmasın» buyurulması cariyeye hem hadd, hem de tekdir cezası tatbik ederek, iki kere ceza vermiş olmamak iğindir.îbni Battal diyor ki: «Bundan, hadd vurulan kimseye tek­dir ve teşnî sûretîle ta'zir yapılamayacağı hükmü çıkarılır. Tekdir sûretîle ta'zir ancak o şahıs mahkemeye verilmezden önce kendisi­ni korkutmak ve sakındırmak için münâsib olur. Mahkemeye verildi de hadd vuruldumu artık bu ona yeter.»

İbni BattaVm mütâlâasını Peygamber (S.A.V.)'in şu hadîs-i şe­rifi te'yid eder :

«Din kardeşiniz aleyhine şeytana yardımcı olmayınız».

Bu hadîs şarab içtiği için kendisine hadd vurulan bir zâta eshâb-ı klrâm sebbettikleri zaman şeref-sâdır olmuştur.

4— «Sonra yine zinâ ederse..» ifâdesi hadd vurulduktan son­ra zinâ tekerrür ederse yeniden hadd vurmak lâzım geleceğine delâlet ediyor. Ancak hadd vurulmadan zina tekerrür ederse hepsi için bir hadd kâfi gelir.

5— Tekrar tekrar zina eden cariyenin satılması emrini ZAhirîler vücûba hamlederler. Onlara göre böyle bir cariyeyi milkinde tutmak, sahibine haramdır. Cumhur-u ulemâ ya göre ise satmak vâcib değil müstehabtır. tbni Battal şöyle diyor : «Fukâhâ, satma emrini kendisin­den zina işi tekerrür eden cariyeden uzaklaşmaya teşvik mânâsına al­mışlardır.Tâ ki, sahibi buna razı zannedilip de deyyus addedilmesin. Filvaki' deyyuslukla vasıflananlar hakkında azâb tehdidi sabit olmuş­tur.»

Hadîs-i şerif zina eden kadından ayrılmanın vâcib olmadığını gös­teriyor. Çünkü ayrılmak vâcib olsa ilk defa zina ettiğinde ResûlüHah (5.A.V.) bunu emrederdi. Halbuki birinci ve ikinci defada bu hususda bir şey söylememiş, ancak üçüncüde satmak sûretîle onu elinden çıkar­masını emir buyurmuştur. Bu da mücerred zina için değil, zinanın te­kerrürü İçindir. Ayni hüküm zevceye de şâmildir. Binâenaleyh zina eden zevceyi de boşamak vâcib değildir. Ancak kendisinden zina te­kerrür ederse o zaman ondan ayrılmak îcâbeder. Fukâhâ diyorlar ki : «Resul-ü Ekrem (S.A.V.)'in üçüncü defadan sonra cariyenin satılma­sını emretmesi az evvel zikrettiğimiz sebebden bir de zina mahsulü ço­cukların çoğalmasına vesile olacağındandır». tbni Battal sözüne de­vamla: «Bazıları bu emri vücuba hamletmişse de bu ümmetin sele­finden vücuba kail olan yoktur. Binâenaleyh bu söz meşgul olmaya değmez. Malı israf etmekten vârid olduğu sabittir. Şu halde nasıl olurda hakîr bir şey srbebıta mühim bir kıymeti hâiz olan ma-bn satılması vâcib olur?»

San'âni, tbni BattaVa. i'tirâz etmekde, Zahirîleri haklı bulmak­tadır.

6— Zina eden cariyeyi satarken satış sebebini müşteriye bildirmek vâcib olmasa gerektir. Çünkü Peygamber (S.A.V.), cariyenin yalnız sa­tılmasını emretmiş; kusurunu bildirmesini istememiştir. Sonra bu ku­surun gelecekde vuku' belli değildir. Bazen sapık bir insan tevbekâr olur, bazen de dürüst olan sapar. Kendisine hadd vurulan câriye suç­suzlar gibi olmuştur. Bundan dolayı da suçunu basma kakmak yasak edilmiştir. Gerçi :

«Bizi aldatan bizden değildir.» hadîsi vardır ama, yukarıda zikredilen sebebler muvacehesinde satış sebebini zikretmek yine de vâ­cib olamaz. Mendub olması muhtemeldir.

7— Hadîsin mutlak zikredilmesi câriye muhsane olsun, olmasın mutlaka kendisine hadd vurulacağına delâlet eder. Vâkıâ :

[18] «Muhsane olurlar da bir kötülük işlerlerse onlara muhsanelere olan azabın yansı vardır.» âyet-i kerîmesi ihsan (yani nikâh-ı sahih ile cima görmüş olman) in şart olduğuna delâlet ederse de, bu âyetin muhsane olan cariyeler recmedilmeyerek kendilerine yarım hadd yani elli değ­nek vurulacağına delâlet etmesi muhtemeldir. Nitekim Hz. Ibnî Ab-bas'la, Hanefîler'in mezhet£ budur. Cariyeler hakkındaki itlakı Hz. AH (R. A.)'m şu hutbesi sarahaten göstermektedir :

«Ey nâs, cariyelerinizin muhsane olanlarına da olmayanlarına da haddi vurun.» Bunu îbni Uyeyne ile Yahya b. Said, Zührî'den rivayet etmişlerdin Cumhur'un mezhebi de. budur.[19]

1037/1237- «Alî radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah (S.A.V.) :

— Hududu sahibi bulunduğunuz kölelerinize tatbik edin; buyurdular.[20]

Bu hadîsi Ebu Dâvud rivayet etmiştir. Hadîs Müslim'de mevkuf olarak zikredilmiştir.

Müslim'in mevkuf rivayeti de Hz. AK (R.'dandır. Beyhakî onu merfu' olarak rivayet ediyor. Hâkim (321—405) bu hadîsi Bu­harı ile Müslim'den biri zikretmemiş zannetmişse de bu onun ya bir hatasıdır; yâhud Müslim merfu' olarak rivayet etmediği için o ka­nâate varmıştır. Yoksa hadîs, Hâkim'e göre sahîhdir.

Bu hadîs aynen yukanki hadîsin delâlet ettiği hükme delâlet ediyor. Yalnız yukanki hadîs cariyelere mahsus idi. Bu hem cari­yelere hem de kölelere âmm ve şâmildir; ve kölelerle cariyeler muh-san olsun, olmasın kendilerine hadd-i şer'i tatbik edileceğine, keza sahihleri erkek olsun, kadın olsun, hadd vurabileceklerine delâlet ediyor.

Evli câriye hakkında ihtilâf vardır. Cumhur-u ulemâ ya göre ona hadd-i şer'iyi sahibi vurur, tmam Mâlik : «Bu haddi Râkim vurur» diyor. Ona göre cariyenin kocası ayni adamın kölesi olursa ancak o zaman sahibi vurabilir. Ibni Hasm'e göre evli cariyeye haddi sahibi vurursa da sahibinin müslüman olması şarttır. Çünkü bir kâfir, müslüman olan köle ve cariyelerine hadd vuramaz.

Hadîsin zahiri içki ve hırsızlıktan dolayı da sahibinin köle ve cari­yelerine hadd vurulabileceğini gösteriyorsa da bu mesele ulemâ arasın­da ihtilaflıdır.

Haneftler'e göre hudud-u şer'iyyenin icrası mutlak suretde devlet reisine yâhud onun izin verdiği kimselere mahsustur. Delilleri Ta-hâvi (238—321)nin Müslim b. Yesâr tarîkile tahrîc ettiği şu hadîstir:

«Müslfm demiştir ki : Ebu Abdillâh, sahabeden zât İdi:

— Zekât, hudûd, ganimet ve cuma sultana aidtir; derdi. Tahâvî bu zât hakkında: «Saha be-i kira m'dan buna hiç bir muhalif bilmiyoruz» demiştir. Maamâfih İbni Bazım (384—456) Tahâvî'nin bu sözüne i'tirâz etmiş; ve hadîse bazı muhalefet edenler olduğunu söylemiştir..

Ulema'dan bazıları : «köle ve cariyeler müslümanlann reisi hadd vurursa da reis bulunmadığı zaman sahihleri dahî vurabilir» demişler­dir. Bir takımları: köle sahibinin, kayıdsız şartsız köle ve cariyesine hadd vurabileceğine zâten bu hak onun olduğuna kaildirler. Bunların delilleri şu eserlerdir :

1— Abdürrezzâk Üfa'mer'den o Eyyub'â&n o da Nâfi'den riva­yet ettiğine göre:

ılbnl Ömer hırsızlık eden bir kölesinin elini kesmiş; zina eden Ur kölesine de dayak vurmuş; her ikisini de valiye arzetmemiştir.»

2— İmam Mâlik tel - Muvatta» da senedîle şu eseri tahric et­miştir;

«Abdullah b. Ebt Bekir oğullarının bir kölesi hırsızlık etmiş; (bu­nu) i'tirâfda da bulunmuş. Bunun üzerine Alşe (R. Anhâ) emir vererek eli kesilmiş.»

3— İmam Şafiî ile Abdürrezzâk, Hüseyin b. Muhammed b. Ati tarikile şu eseri tahrîc etmişlerdir:

«Resûlullah (S.A.V.)'in kızı Fâtıma zina eden bir cariyesine hadd vurmuştur.»[21]

1038/1238- «Imrân b. Huuyn rafayattahü anVdan rfvâyat olumkığu-na flöre, Cüheyne'den bir kadın zinadan gebe olarak Peygamber (S.A. V.)'« gelmiş ve :

— Yâ Nebİyyallah, başıma hadd (Icâbeden bir hal) geldi. Binaena­leyh bana hadd vur; demfş. Bunun üzerine Resûlüllah (5.A.V.) onun velisini çağırmış ve :

— Buna iyi muamele et; doğurduğu zaman kendisini bana getir» demiş. Velîsi de öyle yapmış. Akıbet Peygamber (S.A.V.) kadını (in getirilmesini) emretmiş; ve üzerine elbisesini bağlamışlar. Sonra kadını (n recmint) emretmiş ve recmolunmuş. Bundan, sonra Re­sûlüllah (S.A.V.) onun cenaze namazını kılmış. Ömer :

— Bu kadın zina ettiği halde birde onun cenaze nam azı m mı kılıyor­sun yâ Nebİyyallah? demiş. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) :

— Vallahi bu kadın öyle bir tevbe etti ki, tevbesi Me-dîne'liierden yetmiş kişi arasında taksim edilse onlara yeter artardı... Sen canını Allah Teâlâ için feda edenden daha efdal bir kimseye hiç rastladınmı?» buyurmuşlardır.»[22]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerif de zikri geçen kadın Gâmldiyye diye meşhurdur. Resû­lüllah (S.A.V.)'in «doğurduğu zaman kendisini bana getir» emrinden sonra «Velîsi de öyle yapmış», denilmesi recmin hemen do­ğumdan sonra yapıldığına delâlet ediyorsa- da^ hadîsin.; diğer bir riva­yetinden recim hâdisesinin çocuk memeden kesildikten, sonra vuku' bul­duğu hattâ annesinin onu, elinde bir parça ekmek olduğu halde huıur-u Nebeviye getirdiği zikrediliyor. Şu halde kitabımızın hadîsinde kısalt­ma yapıldığı anlaşılıyor. Nevevî (631—676) her iki rivayeti zikret­tikten sonra şöyle diyor : «Bu rivayetlerin ikisi de sahîh-i Müslim'­dedir. Zahirleri ihtilâf gösteriyor. Çünkü ikinci rivayet recmin ço­cuk memeden ayrılarak ekmek yemeğe başladıktan sonra yapıldığı­nı sarahaten ifâde ediyor. Halbuki birinci rivayet doğumun akabinde recmedildiğini gösteriyor. Şu halde birinci rivayeti te'vil ile ikinci rivayete muvafık bir şekle hamletmek îcabeder. Bu takdirde birinci rivayetteki :

«Ensardan bir zât kalkarak :

— Çocuğun radâını bana verin; dedi.» cümlesi çocuk memeden ay­rıldıktan sonra söylenmiş; ve radâ ta'biri mecazen çocuğun bakılıp ter­biye edilmesi ma'nâsında kullanılmış demektir.»

Hadîs-i şerîf recmin vücubuna delâlet ediyor. Bu hususda yukarıda îzâhat verildi. Kadının elbisesinin bağlanması recmedilirken taşların tesirîle açılıp saçılmasın diyedir.

Ulemâ kadının oturarak erkeğin ise ayakda recmedileceği hususun­da ittifak halindedir. Yalnız İmam Mâîik'e göre erkek de oturtula­rak recmolunur. Bazıları : «hâkim muhayyerdir, isterse oturtur, di­lerse ayakta recmeder» derler. Hanefîler'e göre recmedilecek kadın göğsüne kadar bir kuyuya gömülür.

Bu hadîs recmedilen Gâmldİyyenin cenaze namazını bizzat Peygam­ber (S.A.V.)'in kıldığım gösteriyor. Ancak Tdberî (224—310) «kıldı» filinin meçhul sîgasîle rivayet edildiğini söylüyor, ve : «Bu fiil îbni Ebî Şeyhe ile Ebû Davud'un rivayetlerinde böyledir» dedikten son­ra Ebu Davud'un bir rivayetinde :

«Ashâb-ı Kİrâma cenaze namazını kılmalarını emretti» denildiğim oeyân ediyor. Lâkin «kıldı» fiili Müslim'in râvileri ekseriyetle meş­kûr fiili ma'lûm sîgasîle rivayet etmişlerdir. Hz. Ömer (RA'ın: «Bîr­de onun cenaze namazınımı kılıyorsun?» demesi dahî cenaze namazını bizzat Peygamber (S.A.V.)'in kıldığını gösteriyor. Bazıları: «namazı kıl­manın Peygamber (S.A.V.)'e izafe edilmesi, kılma emrini o verdiği içindir: yoksa kendisi kılmamıştır. diyorlar. Fakat bu kavil hilâf-ı za­hir görülmüştür. Zîrâ, kelâmda asıl hakikat olmasıdır; diyorlar. Maa-mâfîh, Resûlüllah (S.A.V.) bizzat kılmış olsun olmasın, recmedilen kimsenin cenaze namazını kılmak mekruhtur diyenler nass-ı hadîse muhalif hareket etmişlerdir. Bunların delîîi de yoktur.

Cumhur-u ulemâ'ya göre recmolunanların cenaze namazı kılınır. Hadîs-i şerîf, tevbenin haddi ıskat etmediğine de delildir. Cumhur ile Şâf İtler'den rivayet olunan iki kavlin esah olanı budur.[23]

1038/1239- «Câbİr b. AbdIHâh radıyaUahü anhümâ'dan rivayet olun­muştur. Demiştir ki : Peygamber (S.A.V.) Eşlem (kabilesin) den bîr adam İle Yehûdîlerden bîr adam ve bir kadın recmettî».[24]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir. Sahthheyn'deki iki Yahûdî kıs­sasını font Ömer rivayet etmiştir.

Hi. Câbtr (R. A.), Eşlem kabilesinden dediği adamla Mâlil kadınla da Ciheyne'li kadını kasdetmiştir; ki her ikisine âid hadisler yukarıda geçti.

Hadfs-i şerif, zina eden kâfire hadd vurulacağına deliktir. Cumhurun kavli budur. Maltktler'le Hanefller'den bir çoğu recm için îslâmiyetin şart ouğuna kaildirler. Onlara göre recm için muhsan olmak da şarttır. Hattâ tbni AbdÜberr (368—163) bu huausda ulemâ arasında ittifak bulunduğunu nakletmiştir. Ancak kendisine i'tirâz vâki' ol­muş ve tmam Şafii ile tmam Ebû Yusuf ve İmam Ahmed b. Banbein mezkûr şartları koşmadıkları ihtar olunmuştur.

Recimde îslâmiyeti şart koşanlar bu hadisin ifâde ettiği recmi Pey­gamber (SA.V.) yahûdüere Tevrat hükmü île tatbik etmiş sonra nesh olunmuştur; diyorlar. Nitekim Buharî ile Müslim'in ittifakla riva­yet ettikleri Ibnt Ömer hadisinde bu hadise sarahaten zikredilmiştir. Bttfcarî'nin rivayeti şudur :

«Ibnl Ömer (R. AJ'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki:Resuliillah (S.A.V.)'e bir erkekle bir kadın yahûdî getirdiler. Bunların ikisi de bir haltda bulunmuşlardı. Peygamber (S.A.V.) onlara :

— Kitabınızda zina hakkında ne buluyorsunuz? diye sordu :

— Doğrusu blilm âlimlerimiz yüzü tahmtm yani kömürle boyayıp karartmayı ve boyun bükmeyi İhdas ettiler; dediler:

— Abdullah b. Selâm şunlara Tevrâtı getirt; dedi. He­men Tevrat getirildi Derken yahûdllerden birisi[25] elini (Tevrattakf) recim Ayeti'nln üzerine koyarak onun üsf ve alt tarafını okumağa baş­ladı. Bunun üzerine İbnf Selâm ona :

— Elini kaldır; dedi. Bir de ne görsünler recim ayeti elinin altında değilml İmiş? Artık Reûl-ü Ekrem (S.A.V.) her İkisini (n recmlni) emir buyurdu ve recmolundular. Ibnt Ömer demiştir ki : Balalın yanında recmediİdiler. Yahûdîyl kadının üzerine eğilmiş gördüm, yani onu ken­di vücudu İle taşlardan koruyordu.»

îbnü'l - Arabi bu mesele hakkında şöyle demektedir : tRefilüllah (S.A.V.) in bunları recmetmesi kendi şeriatında caiz görmediği bir hüc­cetle olmuştur. Anlaşılan aleyhlerine hüccet kendilerinden olsun diye onlardan şâhid istemiştir..» tbnü'l-Arabi'ye i'tir âz edenler olmuştur. Bunlar Hz. Peygamber (S.A.V.) in mensuh bulunan Tevrat âyetlerile istidlal edemeyeceğini ileri sürmüş: bu recmin İslâm dininde caiz ol­duğunu iddia etmişlerdir.

Yahudi kıssası ehl-i Kitâb olanların kendi i'tirâflarına göre yaptık­ları nikâhlarının sahih olduğuna da delâlet eder. Çünkü muhsan sayıl­mak nikâhın sahih olmasına bağlıdır.[26]

1040/1240- «Satd b. Sa'd b. Ubâde[27] radtyaUahü anhümâ'âan rl-vâyet olunmuştur. Demiştir ki: Evlerimizin anısında zalf bir adamca­ğız vardır. Bu adam: Evlerin cariyelerinden biri İle bir habaset İşlemiş. Derken Satd bunu Resûlüllah (S.A.V.)'e söyledi :

— Ona haddini vurun; buyurdular. Ashab :

— Yâ Resûlâllah, bu adamcağız bu işte iehammül edemez pek za-îftir; dediler. Resûlüllah (S.A.V.) :

— İçinde yüz tane filiz bulunan bir hurma salkımı alın sonra o adama bununla bir defa vurun; buyurdular. On­lar da öyle yaptılar.»[28]

Bu hadîsi Ahmed Nesâl ve İbni Mâce rivayet etmişlerdir. İsnadı güzeldir. Lâkin vasıl ve irsalinde ihtilâf olunmuştur. Beyhahî bu hadîs için : «Ebu Ümâmeden mahfuz olan mürsel oluşu­dur.» diyor. Fakat ayni hadîsi îmam Ahmed ile İbni Mâce, Ebu Ümâme tarikîle Saîd b. Sa'd'dan mevsul olarak tahrîc etmişlerdir.

Hadîs-i şerîf, hastalık gibi bir sebeble zaîf düşerek mu'tad olan hadde tehammül olmayan kimseye tahammülü nisbetinde ince çubuklar­dan yapılmış bir deste ile bir defa vurulacağına delâlet ediyor. Cumhur-u ulemâ'nın kavli de budur. Ancak her bir çubuğun vücuduna te­mas etmesini şart koşuyorlar. Zira bazısı; vücuduna dokunamazsa hadd vurmaktan maksad hâsıl olmaz; diyorlar. Maamâfîh; hepsi isabet etme­se de edenler yeter; diyenler de vardır.

Eğer hastanın iyileşmesi ümidi varsa yâhud sıcağın veya soğuğun şiddeti hastaya tesir ederse o hâl geçinceye kadar beklenir; hadd on­dan sonra vurulur.[29]

1041/1242- «İbni Abbâs radıyallahü anhümâ'âan rivayet olunduğu­na göre Peygamber (S.A.V.)'i :

— Her kimi Lût kavminin yaptığı işi yaparken bulur­sanız hem yapanı, hem de yapılanı öldürün; ve her kimi hayvana yakınlık ederken bulursanız derhâl öldürün; hayvanı da öldürün; buyurmuşlardır.»[30]

Bu hadîsi, Ahmed ile Dörtler rivayet etmişlerdir. Râvileri mevsuk iseler de, hadîs hakkında ihtilâf vardır.

Zahirle bakılırsa ihtilâf yalnız hayvana yaklaşmayı men' eden kısmında değil, hadisin bütünündedir. Bunun sebebi hadîsin Ibni Abbas (R.A.ydan dağınık olarak rivayet edilmiş olmasıdır. Meselâ birinci hüküm hususunda Beyhakî (384—458), Saîd b. Cübeyr ve Mücâhid tarîkile Ibnİ Abbas (R. A.)'dan rivâyeten. «Bekâr lûtîlik yaparken bu­lunursa recmedîlir.» dediğini yine Hz. İbni Abbas (R. A.)'in böyleleri hakkında: «O yerden en yüksek bİnâ aranıp bulunur ve onun üzerinden tepe taklak yere atılır; arkasından taşlanır» dediğini tahrîc etmiştir. İkinci hüküm babında Beyhakî, Ebu Zerr (R. A.) vâsıtasîle Ibni Ab­bas'dan rivâyeten, kendisine hayvana yakınlık edenin hükmü sorulduk-da : «Ona hadd yoktur» dediğini tahrîc eylemiştir.

İşte Hz. İbnİ Abbas (R. A.J'dan rivayet edilen bu muhtelif eserler gösteriyor ki, kendisi bu hususda Peygamber (S.A.V.)'den bir şey duy­mamıştır, söyledikleri kendi içtihadıdır.

Hadîs-i şerif iki meseleye delâlet ediyor :

1— Lûtîlik büyük günahtır. Bunu hükmü babında dört kavil vardır:

a) Lûtîlik yapana zııâya kıyâsen hadd vurulur. Ssief ile haleften bazılarının ve Hanefller'den îmanvyn'in mezhebi budur. îmam Şâfiîde bu kavle rücu' etmiştir. İmam Âzam'a. göre ise sadece ta'zir Yani Ölünceye yâhud tevbe edinceye kada^ hapsedilir.

b) Lûtîliği yapan fail ilf «ıef'ul -ister muhsan, ister gayr-i muh-san olsunlar- mutlaka öldürülürler. îmam Şafiî'nin eski kavii bu­dur. Delili buradaki Ibnl Abbas (R. A.) hadîsidir. îmam Mâlik ile Ah-med'e göre mutlak surette recmedilirler. Bu şen'i fiili işliyenler, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali (R. Anhümâ) zamanlarında ve daha başka devirlerde hep öldürülmüş i'tirâz eden bulunmamıştır. Binâenaleyh bu bâbta icmâ münakid olınuş gibidir. Bununla beraber lûtînin öl­dürüleceğine kail olanlar pek azdır. Onun için «eZ Menâr» adlı ese­rin sahibi bu hâle şaşmaktan kendini alamamıştır.

c) ûtî ateşde yakılır. BeyhakVnin tahrîc ettiği bir hadîse göre ashâb-ı kiramın reyleri lûtîlik yapan fail ile mef'ulün yakılması mer­kezinde toplanmıştır. Hattâ bu bâbda bir kıssa bile varsa da isnadı zaîftir. Hâftz el-Münsirî: «Lûtîlik yapanları halîfelerden dördü yani Ebu Bekir-i Sıddtk, AH b. Ebl Talib, Abdullah b. Zübeyr ve Hişam b, Abdtlmelfk ateş!e yakmışlardır» demiştir.

ç) Lûtî, bulunduğu yerin en yüksek binasının üzerinden tepesi üs­tü aşağı atılır; arkasından da taşlanır. Bu kavli Beyhakî, Hz. AK (R. A./dan rivayet etmiştir. Aynı kavlin Ibnİ Abbas (R. .A./dan da­hî rivayet edildiğini az yukarıda görmüştük.

2— Hadls-i şerif hayvanla cinsî münâsebette bulunmanın haram olduğuna ve bu işi yapanın Öldürülmesi Scabettiğine delâlet ediyor. Hz. Şâ/tt'nin son kavli budur. Şafiî: «Eğer bu faadfa sahih ine ben ona kail olurum» demiştir. tmam Şd/tî'nin bir kavline göre, zınâ edene kıyâsen buna da zina haddi vurulur. tmam AHmed b. Banbel ile Haneftfer hayvana yakınlık edenin yalnız ta'zîr olunacağına kail olmuş­lardır.

Hadîs-i şerif hayvanın kesilmesi lüzumuna delâlet ediyor. Hk. Ali (R. A.) ve bir kavlinde tmam Şo/iî'nin mezhebi budur. Haıteftlor'e göre dahî kesilir: hattâ kesildikten sonra yaküırsa da vicib oldu­ğu için değil, hayvanı her gördükçe o bâbtaki dedikodu tazelenerek lâf uzamanın, suçlu da bundan müteesir olup durmasın, diyedir. Hayvan, eti yenenlerden ise tmam Âzam göre yenilir; ve suçlu onu öder. tmam Ebu Yusuf göre o hayvanın eti yenmez; zîrâ Ibnf Abbas:

— Hayvan ıw yapılacak? diye sorulmuş :

— Bu babta Resûlüllıh (SJLV.)'den bir şoy duymadım. Lâkin bu den sonra ben onun otlntn yenmesini, yâhud ondan faydalanılmasını kerîh görürüm.» demiştir. Bir rivayette: Bu hayvan görüldükçe: işte kendisine filân halt İşlenen hayvan budur; derler» cevâbını vermiştir.[31]

1042/1243- İbni Ömer radıyaüahü anhümâ'dan rivayet olunduğuna göre Peygamber SoMaUahü aleyhi ve sellem (gayri muhsan zântlero) hem dayak vurmuş hem da sürgün.etmiş; Ebu Bekir'de dayak vurmuş ve sürgün etmiş; Ömer do dayak vurmuş ve »ürgün etmiştir.[32]

Bu hadîsi Ttrmtzt rivayet etmiştir.Râvîleri mutemeddirler; ancak mevkuf veya merfu' olduğunda ihtilâf edilmiştir.

BeyhaM, Hz. Ali (R. A.)'in zina eden gayr-i muhsanlar dayak vur­duktan sonra Basra'dan Kûfe'ye; Kûfe'den Basra'ya sürgün ettiğini kaydeder. Bu mesele geçtiği halde musannifin bu hadisi burada zikret­mesi: «Sürgün meselesi neshedilmiştir» diyenlere cevab için olsa ge­rektir.[33]

1344/1043- lbnt Abbas radtyaOahü anhhümâ'ton rivayet olunmuş­tur. Demiştir ki : Resûlallah Sdttdüahü aieyhi ve aeUem kadbnlaşmıs erkeklere ve erkekleşmlş kadınlara lanet etti ve :

— Onları evlerinizden çıkarın; buyurdular.[34]

Bu hadisi Buharl rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerif, ism-i fâü sSgasÜe de rivayet olunmuştur. Bu tak­dirde mânâ: «kadınlaşan erkeklerle, erkekleşen kadınlara lanet etti» şekline girer.

Peygamber (S.A.V.)'in günah işleyene lanet buyurması işlenen güna-. hin büyüklüğüne delâlet eder. «Kadınlaşan erkekler» den murâd: Konuş­masında harekâtında giyinişinde ve sâirede kendini kadınlara benzeten­lerdir. Doğuştan kadın tabiatlı olanlara lanetin şümulü yoktur. «Erkek­leşen kadınlar» dan murâd da aynı şekilde kendilerini erkeklere benze­ten kadınlardır. Nitekim Ebu Davud'un tahric ettiği bir hadîs ka­dınlaşma üe erkekleşmeyi aynı mânâ ile tefsir etmiştir. Binâenaleyh bu hadis erkeklerin kendilerini kadınlara, kadınların da erkeklere benzetmelerinin haram olduğuna delîldir.

îbnü't-Tin şöyle demiştir: «Erkeklerin kadınlara benzemekde lûtîlik yapacak derecede ileri gidenlerîle kadınların.erkeklere ben­zemekde sürüştürme yapacak derecede ileri gidenlerine gelince: hiç şüphe yoktur ki, bu iki sınıfta tesnî ve tecziye hususunda ötekiler­den daha fazla şiddet gösterilir.»

İşi lûtîliğe vardıranların hükmünü az yukarıda gördük. Bu me­selede bazılarına göre erkekle kadm arasında fark yoktur. Lûtîliği âdet edinen kimse siyâseten katledilir. Bu bâbda muhsan ile gayr-i muhsan arasında fark yoktur. Ferderine sürüştürme yapan kadın­lar ta'zîr olunurlar.[35]

1245/1044- «Ebu Hüreyre radtyaUahü anh'ötn rivayet olunmuştur. Demiştir kî: Resûliillah salîallahü aleyhi ve selîem:

— Hududu derTyyeyî) defi1 çâresi buldukça defediniz; buyurdular.»[36]

Bu hadîsi Ibni Mâce zait bir isnadla tahrîc etmiştir. Ayni hadîsi Tirmlzî ile Hâkim, Hz. Aişe'den şu lâfızlarla tahrîc etmişlerdir: «im­kân buldukça müslümanlardan hududu defi ediniz». Bu hadîs dahi zaîftir. Onu Beyhakî, Hz. Ali'den kendi sözü olmak üzere : «Hududu şüpheler sebebîle defedin» ifâdesile rivayet etmiştir.

Musannif bu hadîsi «et-Telhis» nâm eserinde Hz. Ali (TC. AJ'dan merfu' olarak rivayet ediyor. Hadîsin tamamı şudur :

«Hükümdarın hududu muattal bırakması caiz değildir.»

Ancak yine musannif bu hadîsin isnadında el-Muhtâr b. Nâfi' bu­lunduğunu bu zâtın münker olduğunu BuhârVden nakletmiştir. Bu­nunla beraber hadîs yine de asılsız değildir. Çünkü musannif onu «et-Telhisy> de müteaddit yollardan mevkuf olarak rivayet etmiştir ki, bunların bazıları sahihtir; ve merfu' rivayeti takviye ederler. BeyhâkVmn Zührî tarîkîle Hz. Âİşe (R. Antö/dan tahrîc ettiği ri­vayette şu ziyâde vardır:

«Eğer onun için çıkar bir yol varsa hemen kendisine yol verin; çünkü hükümdarın afv babında hatâ etmesi; ceza babında hatâ etmesinden daha hayırlıdır». Bunun is­nadında da Yezıd b. Ziyâd-ı Dimeşkî vardır. Bu zât hakkında tmam Buhârî : «Münkerü'l hadîs» demiş; Nesâi onun hakkında «metruk» ta'birini kullanmıştır. Ayni hadîsi Vehi'; ZührVden mevkuf olarak rivayet etmektedir. Tirmizi : «Bu daha sahihtir.» diyor. Hâsılı bu manâda ashâb-ı kirâm'm bir çoklarından eserler rivayet edilmiştir.

Hadîs-i şerîf, şüphe sebebîle hadd-ı şer'inîn defi' edilip vurulmaya­cağına delildir.[37]

1248/1045- «İbni Ömer radıyaîlahü anhümâ'öan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallaîlahü aleyhi ve sellem:

— Allahın yasak ettiği şu kazurattan sakının! Bunla­rı kim irtikâb ederse hemen Allah'ın örtüsü ile örtünsün de Allah'a tevbe etsin zîrâ bize yüzünü gösterirse Allah Azze ve cellenin kitabını ona tatbik ederiz; buyurdular.»[38]

Bu hadîsi Hâkim rivayet etmiştir. Hadîs «el-Muvatta» de Zeyd b. Eşlemin mürsellerinden olmak üzere rivayet edilmiştir.

Kâzûrât'dan murâd : Allah'ın yasak ettiği kötü fiil ve sözlerdir. «Yüzünü göstermek» işlediği günahın hakikatini meydana çıkarmaktan kinayedir.

îbnü Abdilberr: «Bu hadîsin hiç bir vecihle isnad edildiğini bil­miyorum »demiştir. Bundan maksadı îmam Mâlik'in hadîsidir. Bâ-feim'in hadîsi ise müsneddir. Maamâfîh îmamü'l Haremeyn (419—478) «en-Nihâye» adlı eserinde : «Bu hadis sahihtir, sahîh olduğuna itti­fak vardır» demiş; îbni Salâh (577—643) ise onu bu dikkatsizliğin­den dolayı ayıblayarak: «Bu iş hadîs âlimlerinin hayret edeceği bir şeydir. Onun buna benzer işleri çoktur. Kendisini böyle bâdirlere düşüren şey, her fakih ve âlimin muhtaç olduğu hadîs san'atmı bir tarafa atmasıdır.» tarzında mütalaa yürütmüştür.

Hadîs-i şerîf, bir günah irtikâb edenin onu gizlemesi îcâbetti-ğine, ikrar edip de kendini rezil rüsvay etmenin doğru olmadığına, böylesine tevbeye şitâb etmek gerektiğine delildir. Çünkü yaptığını ikrar ederse hâkimin ona hadd-i şer'iyi tatbik etmesi lâzım gelir. Filhakika Ebu Davud'un merf u' olarak tahrîc ettiği bir hadîsde şöy­le Duyurulmaktadır:

«Hududu kendi aranızda birbirinize affedin. Eğer bir hadd benim kulağıma gelirse muhakkak (tatbikî) vâcib ol­du demektir.»[39]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS