«(Nafakalar Babı)»

«(Nafakalar Babı)»

Nafaka: insanın muhtaç okluğu husûsâta sarfeüiği yiyecek içecek şeylerdir.[868]

1168/972- «Âişo rurfnjfilldhit anhâ'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Ebu Süfyan'ın[869] karısı Hind[870] binti Utbe ResülüUah stüİallahil alcı/lıi ve fi'-Ucm'ın yonma girdi ve:

— Yâ Rcsûlallah, gerçekten Ebu Süfyan pek cimri bir adamdır. Ba­na kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Ancak onun haberi olmaksızın malından bîr soy alırsam o başka, Acaba bana bun-cJa bir günah varmıdır? dedi. Rcsûlüüah (S.A.V.):

— Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kada­rını ma'ruf vecihle al; buyurdular.»[871]

Hadis müttofekun aleyh'ür.

Iladîs-i ŞtTÎfte, bir kimseyi şikâyet etmek ve hakkında fetva' almak için hoşlanmadığı bir sıfatla zikretmenin caiz okluğuna delil vardır.

İste gıybet'in caiz görüldüğü yerlerden biri hudut. Yine bu hadîs, bir adama karısı ile çocuklarının nafakasını v< rmenin vâcib olduğuna delâlet ediyor. Lâfzın umumuna bakılırsa büyük çocukların nafakası bi­le babaya âit görünüyorsa da onlar başka delil İle bu umumdan tahsis edilmişlerdir. Nafakanın takdirine hacet kalmaksızın yetecek kadarının vâcib olduğu dahî bu hadîsin delâlet ettiği husûsât cümlosindcndir Bİr çok ulemâ ile İmam Şafiî'nin mezhebi budur. İmam Şâfiî.n'm bir kav­line göre nafaka müdd denilen ölçekle takdir edilir. Ve zengin erkek her gün için karısına iki müdd; orta haili bir buçuk müd; fakir oian bir müd; zahire verecektir. Bazıları: Her gün için iki müdd her ay için de ayrıca iki dirhem verir; demişlerdir.

Ebu Ya'lâ'dan rivayet olunduğuna göre ekmek verirse günde iki rıtıl[872] vcrm?si îeabrder. Bu hususta zenginle fakirin farkı yoktur. Yalnız iyi ve güzel olması hususunda birbirinden ayrılır. Çünkü yenile­cek miktar da zenginle fakir müsavidir. Yalnız yiyeceğin iyiliği kötülü­ğü meselesinde ayrılırlar.

îmam Nevrin (631 — 676) : «Bu hadis miktar tayin edenlerin aleyhine hueettir.» diyor.

HanefîlerV Süre nafaka hususunda karı ile kocanın ikisinin de hâl­leri nazarı ftibâre alınır. Yani ikisi de zengin iseler zengin nafakası; fakir iseler fakir nafakası verilir. Biri zengin diğeri fakir olursa kadı­nın nafakası zengin kadınların nafakasından aşağı, fakirlerin nafakasın­dan yukarı olur. Hnnefiier'den KcrhVyc göre nafaka hususunda yalnız erkeğin hâli nazar-ı i'tibâre alınır.

«Ancak onun haboti olmaksızın malından bir şey alırsam» ifâdesi, baha çocuklarına bakmadığı zaman onlara bakmayı annelerinin üzerini1 alabileceğine ve keza hakkım vermeyenden bizzat onu almanın caiz olduğuna deîâieL c(.kT. Çünkü Peygamber (S.A.V.), Hind'in yaptığını takrir buyurmuş: «haram» dememiştir. Halbuki Kİnd aldığının kendisi­ne günah olup olmadığını sormuştur. Böylelikle Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) Hind'in şimdiye kadar aldığını takrir; gelecekte alacaklarının da mu­bah olduğunu beyân etmiş oldular. Buharî'n'm bazı rivayetlerinde:

«Onları ma'ruf vecihle beslemende, sana bir günâh yoktur» buyurulmuşttır:

«Sana ve çocuklarına yetecek kadar al» emrinin Resûlüllah (S.A.V.) tarafından bir fetva' olması yâhûd hükmün hu okluğunu ihbar mahiyetini taşıması birer ihtimaldir.

Hadîs-i Şcrîftc vekil nasbetmeden gaibin aleyhine hüküm veri­lebileceğine delil vardır. Buharı buna dâir bir'bâb yapmış; ve bu hadîsi orada zikretmiştir. Yalnız Ncvcvî gaibin aleyhine hüküm ve­rilmek için onun o yerde bulunmamasını yâhud o yerde bulunsa bi-lo ele geçmesinin güç veya imkânsız olmasını şart koşuyor. Halbuki Ebu Süfyan o gün belde hârici bir yerde değildi. Şu halde Resûlüllah (S.A.V.)'in bu hükmü, gaibin aleyhine bir hüküm sayılamıyacak demektir. Nitekim Hâkim1 in «cl-Müstcdrck» inde şöyle bir hadîs vardır:

«Peygamber (S.A.V.) biat esnasında kadınlara çalmıyacaklarım şart koşunca Hind :

— Hırsızlık için sana biat edemem; çünkü ben kocamdan çalarım; .demiş. Bunun üzerine Resûlülfah (S.A.V.) onu bırakarak karısına hak­kını helâl etmesi içîn Ebû Siifyon'a haber göndermiş. Ebû Süfyan :

— Yaş yemişlere evet derim; fakat kuru erzak için hayır; demiştir.» Bu hâdise gnsteriyor ki: Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in o gün verdiği hüküm gaibin değil, hâzırın aleyhine imiş.

Hâsılı kıssa bir fetva' olmakla mahkeme hükmü olmak arasında ih-timallidir. Hİnd'den İsbâl sâhid istemediğine bakılırsa fetva" olması ihti­mali pâlibtir. Bazıları buna «hükümdün'- demişlerdir. Onlara güre Hînd'-den ispat istememesi tınım doğru söylediğini bildiği içindir.

î>ıi halde: «Hâkim bildiği bir hususa hueeetsiz de hüküm verebilir,s diyenler için bu vak'a bir delil olabilirse de yukarıda arzettİğimiz ve­cihle mesele ihtimallİ olduğundan, gelişi güzel her hususla değil yalnız kadının kocasından kendine ve çocuklarına nafaka dâvâsiyle nafakanın kifayetsizliği hususunda delil olabilir.

Musannıfn hadîsi burada zikretmekten maksadı da budur.[873]

1169/973- «Târık-ı Muharibi[874] radıyallahü anh'dan rivayet olun­muştur. Demiştir ki: Medine'ye geldik. Bir de baktık Resûlüllah sallallrıhü aleyhi ve selle m minberin üzerinde ayakta halka hutbe İrâd fdîyor ve:

— Verenin e\\ yüksektir. Hem nafakasını verdiğin kim­selerden başla! Anneni, babanı, kız kardeşini, kardeşini, sonra sana en vakın ve ondan sonra en yakın olanları gör gözet; diyordu.»[875]

Bu hadîsi Nesaî tahrîc,etmiştir. İbni Hibban ile Dâ.-e Kutni onu sahîhlemişlerdir.

Hadîs-i Şerif; «Yüksek el'alçak elden «.yırlıdır» hadîsinin tefsiri mesâbesindendir. Yüksek el: Veren yâhud ?'"âk öden el, diye; alçak el de: vermeyen yâhîıd dilenen el diye; tefs!: edilmiştir.

«Hem nafakasını verdiğin kimselerden baş£» emri ya­kınlarına infâkın vâcib olduğuna delildir, bunların kimler olduğu da anneden başlanarak îzâh buyurulmuştur. Bu tertib i'zaz-u ikram hususunda annenin babadan daha ileri geldiğini gösterir. Kaadi îyaz (476 — 544) : Cumhur'un mcz-focbi budur.» demiştir. BuharVı\h\ tahric etliği. Ebu Hü -îyrc hadîsi buna deiâiet eder. Mezkûr hadîste en zi­yâde i'zaz-ü ifc.am'n lâyık olarak üç defa anne zikredilmiş; ondan son­ra atıf suretiyle baba da ilâve buyurulmuştur.

FilhakîVr. Kur'ân-ı Kerîm'dç anne hakkının ziyâdeliğine tenbih için «[876] İnsana ebeveynine ihsanda bulunmayı tavsiye ettik. Çünkü an­nesi kendisini rahmetlerle karnında taşımış ve zahmetlerle doğurmuş­tur.» buyurulmaktadır.

Hadîs-i Şerifte «Kız kardeşini, kardeşini » diye verilen taf­silât fakir düsen yakınlara nafaka vermenin vâcib olduğuna delildir ve görülüyor kiv kız kardeşle kardeş dahî nafakası verileceklerde dahildir. Hz. Ömer (R. A.) ile İmi Ebî Leylâ (74—148)'nın ve İmam Ahmcd b. HaHbfTi.nL mezhebi budur.

İmam Şafiî'ye göre nafaka, kötürüm olmak, küçük veya deli ol­mak gibi bir sebeple kazanmaktan âciz kalanlar için vaciptir. Bu üç sıfattan birini haiz olmayanlar hakkında Şâfiîler'Ğcm üç kavil riva­yet edilmiştir.

Bunların içinde en güzel sayılanına göre nafaka vâcibtir. Çün­kü beri tarafta zengin akrabası varken bir insana «çalış» diye tek­lifte bulunmak ayıptır.

İkinci kavle göre nafaka vermek vâcib değildir; zîrâ maişetini kazanmağa kudreti vardır. Bu kudret mal mesabesindedir.

Üçüncü kavle göre: Asim nafakası fer'a vâcibtir; yani anne ve babaların nafakasını vermek evlâda vâcibtir. Fakat evlâdın nafa­kası ebeveyne vâcib değildir. Zîrâ bunca yaş farkına bakmadan on­lara çalışmayı teklif etmek ebeveyne ihsan emriyle bağdaşamaz.

Hanefilcr'e Unn: Maişetini kazanmaktan âciz olan fakir akrabaya, nnlar.iau alacağı miras miktannea nafaka vermek vâcib olur. Küçük çocuklar fakir iseler nafakaları babalarına vâcib olur. Kbeveyn fakir düşerlerse nafakaları kız ve oğlan bütün çocuklarına vâcib olur. Yalmz Lir rivayete göre nafakayı hepsi nıüsâvaut üzere verirler; diğer rivayete göre mirasları miktannea öderler. Tefsilât fıkıh kitaphırmdadır.

[877] Akrabaya hcUkını ver» âyet-i kerîmesi akrabanın akraba üzerinde hakkı oklusunu bildirmektedir. Haklar ise çcşİÜİ ve birbirinden farklı olur. Nafakaya muhtaç olanlara nafaka verildiği gibi muhtaç olmayan­lar da başkalarına verirler.

Iladîs-i Şerif, yakın hısımları ve bunların derecelerini izah mesabe­sindedir. Yalnız bu hadîsL- çocuklarla zevceler zikredilmemişür. Çün­kü bunlar babımızın ilk hadisesinde mevzu-u bahis olmuşlardı.

Geçmişin nafakasına gelince: Bu hususta ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Razılarına göre bu nafaka sakıt olur. Diğer bazıları sakıt olmayacağına kaildirler. Bir takımları da: «akrabanın geçmiş nafakası sakıt olursa da zevcenin nata1 ası sakıt oimaz.» demişlerdir. Bunlar sözlerini şöyle ta'-lîl ederler: «akrabaya nafaka, yardım için meşru' olmuştur. Geçmişe nazaran hu yardımın hükmü kalmamıştır. Zevcenin nafakası ise yardım için değil, nefsini kocasına münhasıran hapsetmesine karsı erkeğin bir borcudur. Bundan dolayıdır ki, zevce zengin do olsa bu hakkı sakıt .!-maz. Zevce nafakasının sukut ctmiycccğine ittifak vardır. Einâenaİcyh - zevce kocasına muti1 oldukça bu hak kendisine verilir. Fakat itaat et­mezse verilmez.[878]

1170/974- «Ebu Hüreyre radıyaîlahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah salhtllahn aleyhi ve sellem:

— Kölenin yiyeceği ve giyeceği hakkıdır. Gücünün. yetmiyeceğİ iş de kendisine yüklenmez; buyurdular.»[879]

Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.

II.'Kİis-i Sctİf, ittifakan vâeih nlan bir meseleye delâlet etmek-Irvlir ki o da kulelerin nafaka ve giyecekleridir. Bittabi cariyeler de hükümde dâhildirler. İludî.sde yalnız kölelerin zikredilmesi tağlib yo-iu iiodir. Hadisde yiyecek ve içecek mutlak zikredilmiştir. Binâena­leyh .sahibinin yediğinin aynını yemesi, onun giydiğinin aynını giy­mesi vâcib dirildir. îllurJim hadîsinde: Onlara kendi yediğinizden yediriu; giydiğinizden giydirin» denilmiş olması mendup mânâsına alınmıştır.[880]

1171/975- «Hakîm b. Muaviye el- Kuşeyrî'den oda babasından - m-ıhı/alhthii duymuş olarak rivayet edilmiştir. Babası demiştir ki:

— Yâ Resûlnllah, bizden birimizin zevcesinin, kccası üzerinde ne hakkı var? dedim. Rcsûlüüah (S.A.V.) :

— Kendin yediğin zaman onu doyurman; giydiğin za­man onu da giydirmendir... ilâh; buyurdular.»[881]

Bu hadîs «kadınlarla geçinme babı» 11da geçmiştir.

Musannif orada hadîsin tamamını zikretmiş; ve onu İmam Ah-mc> olurdu. Sonra bu ya (dört ay on gün beklerler) âyetiyle yâhûtl da «mirasçıya vasiyet yoktur.» hadisi ile neshedilmist;- Sizin delil olarak gösterdiğiniz âyet ise boşanan kadınlar hakkındadır, kocası ölen­lere şümulü yoktur. Sünen-i Ebî Dâvîtd'ds, İbni Abbas (R.A.) 'dan şu. hadîs rivayet, edilmiştir:

(Sizlerden vefat ederek geride zevcelerini bırakanlar karılarına bir seneye kadar İntifa' vasiyyeti yapsınlar.) âyeti miras âyetİyİe Al­lah'ın kendilerine takdir buyurduğu dörtte bir ve sekizde bir hisse ile; sene müddeti dahi kadına dört ay on gün id-det verilmekle neshedildi.»

Musannifin Fâtîme binti Kays hadîsini burada zikretmekten mura­dı: kocası ölen kadınla mcbtütenin (talâk-ı bâinSc boşanan) bir hükümde olduklarını göstermek olsa gerektir.[889]

1176/979- «Ebu Hüreyre rr.dnıallahii anh'den rivayet olunmuştur. Doı.ıiştİr ki: Resûlüllah sallalni- aleyhi vcsclllcm:

— Yüksek el, alçak elden hayırlıdır. Biriniz nafakası kendisine âit olanlardan başlar. Kadın: beni ya doyur ya

boşa; der» buyurdular.[890]

Ru hadîsi Dare Kuinî rivayet etmiştir. İsnadı hasendir. Yüksek el ile al*-ak elin izahlarını yukarıda gördük, Bu hadisde «biriniz nafakası kendisine âid olanlardan başlar» denilmiştir. Cundan murâcl: iyilik ve ihsana bunlardan baslasın demektir. Hadisi Udre Kutnî, Âsım'-clan o da Ebu Sâlih'dcn o da Ebu Hüreyre'den tahrîc etmiştir. Ancak ÂsınrTın belleyisinde bir az şüphe vardır.

Aynı hadîsi Buharı, \'z. Ebu Hüreyre'yc mevkufen tahrîc etmiştir. cl-îsmâiîVmn rivayeti şöyledir:

Ashâb :

— Yâ Ebû Hüreyre bu kendi re'yînle söylediğin bir şeymidir. sa Resûlüllah (S.A.V.) 'in kavlindenmİdİr? dediler. Ebu Hüreyre:

— Bu benîm kesemdendir; dedi.» Yani: bu hükmü ben ictihâd sure­tiyle istinbât ettim; demek istemiştir. Hadis ulemâsı Hz. Ebu Hüreyre'-nin cevabını hep bu mânâya almışlardır.Fakat bazıları buna İ'tirâi ederek şöyle derler: Hz. Ebu Hüreyre yanındakilere:

— Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurdu; diyerek hadîsi nakletmişkcn Eshâb-ı Kirâm'm:

— Bunu sen kendi aklından mı söylüyorsun? demeleri onun canım sıkmış ve kendilerine aiay tarzında:

— «Hayır kesemden» diye cevap vermiştir. Bu gûna cevahİar her lisanda vardır. Ve Hz. Ebu Hüreyre'nin bunda ma'zûr olduğu aşikârdır. Ciinkii Eshâb-ı KirârrTm biraz da sakaya henziyen suali ciddiyetle ele alınırsa söyledikleri süzün «Sen hadis uyduruyorsun demekle pek farkı kalmaz. Öyle ya: «Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu» dedikten sonra «Sen bunu kendinden mi söylüyorsun?» diye sormanın başka ne mânâsı ülahiliı? Halbuki Hz. Ebu Hareyre (R.A.);

«Her kim benim üzerimden yalan söylerse hemen ce­hennemdeki yerine hazırlansın» Hadisi şerifinin ravîierinden-dir. J'unu o suali soranlar da pek âiâ bilirlerdi.

Bundan dolayıdır ki Eshâb-ı Kirâm'ın o suali Hz. Ebu Hürcyre'yc lâtife için .sormuş olmaları pek muhtemel görünüyor.»

Musannifin burada zikrettiği, hadîsin bir kısmıdır. Bazıları «Bu be­nim kasemdendir.» sözünü «ezberim/Iendir» manâsına almışlardır. Bunu «kese» diyerek ifâde etmesi ftahih-'tBuharî'âo ve diğer hadîs kitap­larındaki bir hadise isâret içindir. O hadîsde : Hz. Ebu Hüreyre'nin el­bisesini yaydığı ve Recûlüllah (S.A.V.)'in onu pek çok hadîslerle doldur­duğu, sonra Ebu Hüreyre'nin o'nu topladığı ve bir daha ondan hiç bir şey unutmadığı zikrediliyor. Şu halde Hz. Ebu Hüreyre «O elbise kese gibi oldu» demiş oluyor.

Musannifin burada bir kısmını zikrettiği bu hadîsin tamamr Buhftrî'de şöyledir:

Köle: Beni doyur da çalıştır; der. tsmâilVmn rivayetinde «Hizmetkârın: Beni doyur, olmazsa sat; der, oğlun: Beni ne zamana kadar terk ediyorsun; der» buyurulmuştur. Aynı hadîsi îmam Ahmcd b. Hanbcl şu lâfızlarla rivayet ediyor:

«Karın beni doyur, olmazsa beni boşa; diyenlerdendir. Cariyen: Beni doyur.da kullan! der. Çocuğun: Beni kime bırakıyorsun? der. İbni Trymiyyc «cl-Müntcka» nâm eserinde «Bu hadisin isnadı sahihtir.» demektedir.

Bütün rivayetler zevee, köle, câriye ve çocuklara nafaka verme­nin vâcib olduğuna delâlet ediyorlar.

İbnil-Münzir bu bâbta şunları söylüyor: «Baliğ olup da malı ve kazancı bulunmayan çocuklar hakkında ihtilâf edilmiştir. Bir taife, sabî olsun akil baliğ olsun, keza kız olsun oğlan olsun, kendilerini babalarından müstağni kılacak malları yoksa, hepsine nafaka ver­meyi vâcib görmüştür. Cumhur ise nafakanın erkek baliğ oluncaya ka­dar kız da kocaya gidinceye kadar vâcib olduğuna kaildirler. Sonra babaya nafaka, ancak çocuklar kötürüm olurlarsa vâcibtir. Çocukların malları varsa babaya nafaka vâcib olmaz.[891]

1177/980- «Saidü'bnü'l-Müseyyeb radıyrillahü nnh'öen ailesine infak edecek bir şey bulamayan adam hakkında rivayet olunmuştur.

— Bunların arası ayrılır; demiştir.»[892]

Bu hadîsi Saîd b. Mansur, Süfyan'dan o da Ebu'z-Zînâd'dan O'da İbnü'l-Müseyyeb'Len tahrîc etmiştir. Ebu'z-Zînâd: «Said'e bu sünnetmidir?» dedim; sünnettir cevabını verdi» demiştir.

Bu hadîs kavî bir mürseldir.

Saidü'bniVl-Miiscyycb'in mürselleri ile ulema amel etmişlerdir; Çünkü o irsali ancak mu'temed zevattan yapar. İmam Şafiî : «»Sait'in sünnetdir; dediği şey Peygamber (S.A.V.) 'in sünneti olmak gerekir.» demiştir. îbni Hazm-ı Zahiri: «İhtimal Ömer (R.A.)'m sünnetini kasdetmiştir.» demişse de bu iddia hilafı zahirdir. Çünkü: «sünnet mi?» diye soran, hiç bir zaman bu mutlak sözle ResûlüMah (S.A.V.)'in sün­netinden başka bir şey kastedemez, yalnız ulemâ'dan bir cemâat: «Râ-vî: Filân şey sünnettendir; derse, bu sözle Hulefâ-i Râşidîn'in sünnetim kasdetmiş olabilir.» diyorlar. Râvîye: «Bu sünnettenmidir? diye soran, ancak Peygamber (S.A.V.)'in sünentini kasteder.

Filhakika Darc Kutni ile Bcyhaki, Hz. Ebu Hüreyre'den karısının nafakasını te'min edemiyen adam hakkında Resülüllah (S.A.V.J'den merfu* olarak şu hadîsi tahrîc etmişlerdir:

Araları ayrılır; buyurdular.

Fakat musannif bu bahta Darr KıUnİ'nin vehme kapıldığını Bcyhakî'nin de onun bu vehmine uyduğunu iddia etmektedir. Maa-mâfîh bu iddianın da do;~ru olmadığını iddia edenler vardır.

Ulemâ fakirlikten dolayı nikâhın feshedilip edilmiyeeeği hususnda ihtilâf etmişleridr. Şöyle ki:

1— Eshâb-ı Kirâm'dan Ali, Ömer ve Ebu Hüreyrc (R.A.) hazc-ratı ile tâbiin'dm bir et mâata, fııkâha'dan İmam Mâlik, fytfii ve Ah-vıcd b. Ilanbrl ile İlmi Hazım müstesna bilumum zahirî imamlarına göre fakirlik sebebiyle nikâh feshedilir. Delilleri: Yukarıda zikredi­len Sald b. cl-Müacyych hadisi ile benzerleri ve:

«Zarar ve zarara karşı zarar yoktur» hadîs-i şerifidir. Ak­lî delillerine gelince: Şüyle diyorlar «Nafaka kadından istifade edilen cimâ'n mukabildir. Eunu, itaatsizlik eden kadına Cumhur-u ulemâ'ya güre. nafaka veri İmi m'; sinden anlıyoruz. Nafaka vâcib oîmadimı isti­fâde hakkı da sakıt olur; binâenaleyh zevcenin muhayyer bırakılması vâcib olur. Sonra fukahâ, kölesini beslemekten âciz kalan sahibine onu satmayı vâcib-görüyorlar; o halde aynı sebebtı n dolayı karısından ay­rılmanın vücûbu evlcviyyete kalır. Çünkü kölenin kazancı sahibinin olur, halbuki kadının kazancı kocasının değildir.

Bir de innîn yani cimâ'a kudreti olmayan bağlı kimsenin karısı za­rar görüyor diye nikâhın feshedileceğine ulemâ'mn ittifak halindi oldu­ğunu İbni'l-Münzir naklet mistir. Nafakasızlıktan dolayı ise görülen zarar daha büyüktür. Teâlâ hazretleri kadınlara zarar vermemelerini erkeklere tavsiye ediyor. Kadını nafakasız bırakmaktan daha büyük za­rar olur mu?...»

2— Hanefîler'le diğer bir takım ulemâ'ya ve bir kavlinde Şafiî'ye .göre nafaka sıkıntısından dolayı nikâh feshedilemez. Kitaptan delilleri:

«[893] Her kimîn rızkı kendisine dar geliyorsa Allah'ın kendine verdiğinden infak etsin; Allah hiç bir nefse verdiğinden fazlasını teklif etmez» âyet-i kerîmesidir. Diyorlar ki: «Bu halde Allah nafakayı teklif etmediğine göre erkek, vâcib olmayan bir şeyi terk etmiş olur ki böyle bir şey karısı ile aralarının ayrılmasına sebep olamaz.»

Sünnetten delilleri : Ümmehâî-ı Mü'minîn'in nafaka istemeleri ha­disesidir. O zaman Hz. Ebu Bekir (R.A.) kızı Âişe'nin, Ömer (R.A.) de kızı Haîsa'nın gırtlağına sarılarak: «Resûlü'lah'dan, kendisinde bu-lunmıyan bir şeyi istiyorsunuz ha?...» demişlerdi. Eğer nafaka sıkıntısın­dan dolayı nikâhı feshetmek mubah olaydı bu zevat hak sahibi oldukları halde kızlarını Peygamber (S.A.V.)'in huzurunda döğmeye kalkmaz­lar Resûlüllah (S.A.V.) de bu yaptıklarından dolayı kendilerini takrir buyurmaz; bilâkis kadınların bu işde haklı olduklarını bildirirdi.

Sonra hiç şüphe yok ki cshâb-ı kiram arasında fakir olanlar vardı. Peygamber (S.A.V.) bunlardan hiç birine karısının nikâhını fesih ettir­meğe hakkı olduğunu söylemediği gibi hiç biri de fakirlik sebebiyle ni­kâh fcshetmemişlir.

Eir de şu var ki: kadın uzun zaman hasta yatsa ve kocasiylc bu müddet zarfında cima' etmese yine nafakasını vermek îcabediyor. Yani feshe müsaade edilmiyor. Nafaka sıkıntısı dolayısiyle kocasının başına gelen de aynı hâldir. Binâenaleyh burada da nikâh feshedilemez. Bu da gösteriyor ki nafaka muhaliflenin dediği gibi istifade mukabili değil; bizim dediğimiz vecihle habs-i nefis mukabilidir.

Ebu Hüreyre hadîsine gelince: Bunun kendi kesesinden olduğunu kendisi beyân etmiştir. İhtimal onun diğer hadîsi de öyledir. Sald b. cl-Miisryifcb hadîsi dahî mürseîdİr.

Hanefiler'in bu istidlallerine bazı muhalifleri tarafından cevab ve­rilmeğe çalışılmıştır. Biz o cevablardan sarf-ı nazar ettik.

3— Bazılarına göre zevç nafaka sebebiyle hapsedilir. Bunlar da ik fırkadır. Bir takımlarına göre erkek nafaka buluncaya kadar hepsed! lir; diğerleri: «kazanmak için hapsolunur» derler. Fakat tartıları bu iki kavlin ikisini de müşkil addetmiş; ve: «Burada vâcibolan: vaktinde sa­bah ve akşam yemeği vermektir. Eğer bu vakitlerde erkek hapsedile-cekse, hapis işi mevzuuna nakız ile avded eder; çünkü hapis nafakayı bulmak içindir; halbuki bu takdirde onu bulmağa kendisi mâni'dir. Eğ^er hapis günlük nafaka ihtiyacından önce yapılacaksa bu sefer he­nüz vâcib olmadan yapıldığından caiz olmamak îcabeder. Günlük ihti­yaçtan sonra yapılsa artık nafaka borç hükmüne girer. Fakir borcun­dan dolayı hilitlifak habsediîmez» derler.

4— Kadın zengin, kocası fakir olursa, kocasına nafaka vermesi için kadına teklifte bulunulur. Verdiği taktirde kocası zenginleyince bu nafakayı geri alamaz. Zâhirîler'den îbni HaznC'm kavli budur.

5— İbni'l-Kayyîm'e göre, şâyed evlenirken kadın erkeğin fakir olduğunu biliyorsa yâhud evlenirken zengin olup sonradan fakir düşmüşse, nikâhları feshedilcmez. Aksi taktirde feshedilir. İbni'l-Kayyim kadının bu hususu bilmesini kocasının fakirliğine rızâ say­mışa benzemektedir. Lâkin evlenirken zengin olup sonradan fakir düştüğü taktirde niçin nikâhı feshettirdiği anlaşılmıyor.

Şunu da ilâve edelim ki, nikâhın feshine kail olanlar bu feshin nafakayı bulmak için te'cil edilip edilemiyeceğinde ihtilâf etmişler­dir.

îmam Mâlikte göre bir ay te'cil edilir. Şafiî'ye göre te'cil müd­deti üç gün, Hammad'a. göre bir senedir: Bir ay yâhud iki aydır; diyenler de olmuştur.

Bir de: «nafaka sıkıntısından dolayı kadını boşama vâcib olur» diyenlere göre, kadın erkeği dâvaya verir ve kocasının ya nafaka vermesini yâhud kendisini boşamasını ister. Bu ayrılmaya fesih di-yenlerce kadın kocasını dâvaya vererek onun fakirliğini tesbit etti­rir; sonra da nikâhı kendisi fesheder. Bazıları : «kadın kocasını hâ­kim boşamağa mecbur etsin, yâhud nikâhı hâkim "feshetsin veya fesih için kadına izin versin diye dâva eder» diyorlar. Bu takdirde hâkim nikâhı feshederse yâhud fesih için kadına izin verirse- vâki' olan ayrılma, talâk değil fesihtir. Fakat artık o kadına ric'at ede­mez. Şâyed boşarsa, ric'î olur; bu taktirde o kadına dönebilir.[894]

1177-a/981- «Ömer radıyallahü anh'den rivayet olunduğuna göre kendisi, kantarından kaçak yaşayan bir takım adamlar hakkında : Ordu kumandanlarına mektup yazmış; bunları, ya karılarının nafakaların» vermek yâhud (onları) boşamak için der dest etmelerini şâyed boşar­larsa (kadınları) habsettikleri müddetin nafakasını göndermelerini em­retmiştir.»[895]

Bu hadîsi evvelâ Şafii.sonra Beyhakî güzel bir isnadla tahrîc et­mişlerdir.

Hz. Ömer (R.A.)'m re'yi yukarıda görüldü.

Hadîs-i şerîf, Hz. Ömer'in mezhebine göre zevcenin hakkını uzun za­man vermeyip bekletmekle o hakkın sakıt olmadığına ve böyle kocaKırın, ya karılarının nafakalarını vererek geçinmeleri yâhud onları bo­şamaları îcabettiğine delildir.[896]

1178/982- «Ebu Hüreyre radıyallahü anlı'öen rivâye't olunmuştur. Demiştir ki: Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem'e bir adam geldi ve :

— Yâ Resûlaüah bende bir dinar var (onu ne yapayım?) dedi.Resûlüllah (S.A.V.) :

— Onu kendin için harca! buyurdu. Adam :

— Bende bîr başkası var? dedi. Peygamber (S.A.V.) :

— Onu çocuklarına harca! buyurdu. Adam :

— Bende bir başkası var? dedi. Resûlüllah (S.A.V.) :

— Onu ailene harca! buyurdu. Adam:

— Bende bir başkası var? dedi. Peygamber (S.A.V.) :

— Onu hizmetçine harca; buyurdu. Adam:

— Bende bir başkası var? dedi. Fahr-i Kâinat (S.A.V.) :

— Sen bilirsin; buyurdular.»[897]

Bu hadîsi Şafiî tahrîc etmiştir. Lâfız onundur. Onu Ebu Dâvud dahî tahrîc eylemiştir. Nesâî-ile Hâkim dahî, zevceyi çocuklarından evvel zikrederek tahrîc etmişlerdir.

Sahîh-i Müslim'de bu hadîs Hz. Câbir (R. A.)'âen yine zevce ço­cuklardan evvel zikredilerek rivayet olunmuştur. Musannifin ifâde­sine göre İbni Hazm-\ Zahiri diyor ki : «Bu hadîs Yahya el-Kattan ile Sevri tarafından muhtelif şekilde rivayet edilmiştir. Meselâ Yah­ya zevceyi çocuklardan Önce zikretmiş; Süfyan-ı Sevrî ise çocukları zevceden evvele almıştır. Fakat bunları birbirinden evvel değil, bera­berce zikretmek îcabeder; çünkü Peygamber (S.A.V.)'in konuştuğu za­man bir şeyi üç defa tekrarladığı sahih olarak rivayet edilmiştir. Olabilir, hır defasında çocukları, başka defasında zevceyi evvel zikretmiş­tir; böylelikle beraber söylenmişlerdir.»

Lâkin bu mütâlâa o kadar beğcnilmemiştir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.)'in bir şeyi üç defa tekrarlaması her zaman ve her sözde de­ğildi. Bilâkis tekrar etmediği sözleri tekrar ettiklerinden daha çok idi. Tekrarı anlaşılmadığı zaman yapardı.

Bu hadîs-dahî yukarıda geçmiştir; ve insanın elinde bulunan şey­lerden infak etmesine teşvik etmektedir. Hadîste parayı biriktirmenin doğru olmadığına işaret vardır. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) en sonunda o zâta : «sen bilirsin» demiş; onları da ihtiyacın için biriktir; de­memiştir. Maamâfîh ibare : «istersen biriktir» mânâsına da gelebilir.[898]

1179/983- «Behz b. Hakîm'den o da babasından o da dedesinden -rtıdıyallahü anhüm- İşitmiş olarak rivayet edilmiştir. Dedesi demiştir ki:

— Yâ Resûlallah kime ihsan edeyim? dedim:

Annene; buyurdular :

— Sonra kime? dedim :

— Annene; buyurdular-.

— Sonra kime? dedim. C* !ne) :

— Annene; buyurdular :

— Sonra kime? dedim :

— Babana! ondan sonra en yakın akrabana, ondan sonra müteakiben geloı en yakın akrıbana; buyurdular.»[899]

Bu hadîsi Ebu Dâvud ile Tîrmizî tahrîc etmişlerdir. Tirmizî onu hasen bulmuştur.

Hadîsi Hâkim dahî tahrîc etmiştir. Bu hadîs hakkında da yuka­rıda îzâhât verilmiş; ihsan ve ikram hususunda annenin babaya ter­cih olunduğu görülmüştür.[900]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS