«(İlâ, Zihâr Ve Keffaret Babı)»

«(İlâ, Zihâr Ve Keffaret Babı)»

Nikâhlı bir kadın kocasına dört yoldan biri ile haram olur: Bunlar Talâk, İlâ, Zihar ve Lîân'dır.

Talâkı yukarıda gördük, şimdi sıra İlâ'ya geldi : Çünkü talâka en yakın olan odur. Şöyle ki: Talâk- yeri gelince mubah olur. ilâ da bir ci­hetle yemin olduğundan moşru'dur. Diğer cihetten bunda zulüm mâ­nâsı vardır*; zîrâ kadının cima' hakkım men'eder. Halbuki Zihâr'la liân'da meşru' bir cihet yoktur. İşte bir cihetle mubah olduğu için İlâ, Zi-hârla Hân'a nisbetle talâka daha yakındır.

îlâ: lügatte: yemin demektir.

Şerialte ise: Karısına dört ay veya daha fazla yaklaşmaktan ye­minlete/kidii bir şekilde nefsi menetmektir. Sebebi : Talâk-ı ric'idir.

Şartı : Koçanın ehil, karısının da mahal olması; ve îlâ'nm dört aydan az olmamasıdır.

Rüknü ; «Vallahi sana dört ay yaklaşmıyacağım.» demek veya buna benzer bir şey söylemektir.

Hükmü : Sözünde durup karısına yaklaşmadığı takdirde müddet geçince bir taiâk-ı bâin vâki' olmak; sözünde durmadığı taktirde keffâ-ret veya muallâk olan cezanın lüzumudur.

îlâ'nm da talâk gibi sarih ve kinaye lâfızları vardır.

Sarih sözleri : «Sana yaklaşmam; seninle cima' etmem» gibi niyete ihtiyaç bırakmıyan lâfızlardır.

Kinaye sözleri : «Sana dokunmam, sana gelmem, seninle bir yaş­lıkta yatmam» gibi mutlaka niyete muhtaç olan lâfızlardır.

Zıhârla Hân hakkında £.z ileride izahat verilecektir.[727]

1124/927- Âişe radıyallahü anhâ'âan rivayet edilmiştir. Demiştir kî: Resûlüllah sallaiîahü aleyhi ve sellem, kadınlarına îlâ yaptı da (Mariye'yi veya balı kendisine) haram kıldı. Arkasından da haramı helâl yaptı. Ve yemîn için keffâret verdi.»[728]

Bu hadîsi Tİrmizı rivayet etmiştir. Kavileri sikadırlar.

Tirmizl bu hadîsin mürsol olan rivayetini mevsul rivayetine ter­cih etmiştir.

Hâdis-i Şerif, erkeğin karısına yaklaşmamak için yemin ede­bileceğine delilidir.

Resûlüllah (S.A.V.) 'in îlâ'sma sebeb Uşldl eden hâdise ile haram kıldığı şey hususundaki rivayetler muhteliftir. Bunları şöyle hülâsa ede­biliriz:

1— Bu îlâ'ya sebep Hz. Hafsa (R, Anhâ)'mn Peygamber (S.A.V.) tarafından kendisine tevdi' edilen bir sırrı ifşa etmesidir. Sırrın ne ol­duğu ihtilaflıdır. Bir rivayette Resûlüllah (S.A.V.)'in cariyesi Mariye'yi kendisine haram etmesi mes'elesidir. Peygamber (S.A.V.) bu sırrı Hz. Hafsa'ya söylemiş o da onu Hz. Âişe'ye haber vermiştir. Diğer riva­yette, Hafsa'ya söylediği sır bal yemeği kendisine haram etmesidir; Başka bir kavle göre, Hafsa (R. Anhâ)'ya tevdî' buyuruları sır, baba­sının Hz. Ebu Bekir (R. A./den sonra halîfe olacağıdır.

2— îlâ'nın sebebi: Resûiüllah (S.A.V.)'in gelen bir hodiyyeyi ka-dıniarı arasında taksim etmesi; fakat Zeyneb bintî Cahş (R. Anhâ)'mn kendi nasibine açı olmamasıdır.

3— Kadınlarının Peygamber (S.A.V.)'dcn nafaka istemeleridir. Bunu İmam Müslim'in tahrîc ettiği Câbir hadîsinden anlıyoruz.

Hâsılı Resûl-ü Ekrem (S .V.) 'in îlâ'sına sebeb : üç şeyden biridir..

a) Ya Hz. Hafsa'nm sırrı ifşa etmesi,

b) Ya hcdiyyc tevzii,

c) Yâhud da nafaka talebidir.

Hz. Hafsa'ya.tevdi' buyurulan sır dahî:

a) Ya Marîyye'yi kendisine haram etmesi,

b) Ya bal meselesi,

c) Yâhud hcdiyye tevziinden dolayı canının sıkılmasıdtr.

Musannif merhum şöyle diyor : «Peygamber (S.A.V.)'in güze! ah­lâkına, sabr-ü tahammülüne ve lütufkârlığına yakışan, kadınlarından uzaklaşmasına onların hepsinin birden sebeb olmasıdır.»

Hadîsteki, «haram kıldı» ta'birindcn murâd ya cariyesi Mariye yâ­hud baldır.

Mezkûr bal meselesi : Hz. Zeyneb (R. Aıhd)'mn kendisine hcdiy­ye edilen bir miktar baldan nevbeti gününde Resûiüllah (S.A.V.)'e ik­ram etmesi ve bu münasebetle onun yanında biraz fazlaca kaldığı için dîğor zevcelerinin ileri geri söylenmeleridir. Fahr-i Kâinat (S.A.V.)in bundan müteessir olarak bal yemeyi kendine haram ettiğine dâir riva­yet vardır.

Hadîs-i şerif, îlâ'ya. delildir. İbni Battal (— 444) buna cezmen hükmetmiştir. Bazıları buna i'tirâz etmiş; ve : «haram kılmanın cimâ'a âid olduğu tasrih edilmiştir. Binâenaleyh kafi bir şey söy­lemek doğru olamaz demişlerdir. Musannif dahî, «Bu hususta sa­rih bir nakil bulamadım» diyor.[729]

1124/928- «İbnî Ömer radıyaîlahü anhümâ'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki :

— Dört ay geçti mi îlâ'yı yapan boşaymeaya kadar durur. O boşa-madıkça aleyhine talâk vâki' olamaz.»[730]

Bu hadîsi Buharı tahrîc etmiştir.

Hndis-i şerîf :

[731] «kadınlarına îlâ yapanlar için dört ay beklemek vardır» âyeti kerî-mesİ'nin tefsiri gibidir. Ulemâ îlâ'nm bir kaç meselesi hakkında ihtilâf etmişlerdir. Bu meseleler .şunlardır:

1— Yemin Cumhur-u ulemâya göre eimâ'dan vazgeçmeyi bildiren her yemin lâfziyle olabilir. Bazıları : «Allah'a yapılandan başka mün'-akid olamaz; çünkü Allah'dan başka bir şeye yapılan yemin zaten ye­min değildir» diyorlar.

2— îlâ'nın tealiûk ettiği şey, bazılarına güre sarahaten veya ki­naye yolu iic cimâ'ı yâhud konuşmayı terketmektir.

Cumhur'a göre ise cimâ'ı sarahaten terketmek zarurîdir. Sırf ka­dından uzaklaşmak kâfi gelmez. Burada asıl olan:

[732] «karılarına ilâ yapanlar için dört ay beklemek vardır» âyet-i kerî-me'sidir. Bu âyet, îlâ müddetini uzatan câ'ıiliyet âdetini yıkmak için nâzİl olmuştur. Filhakika câhiliyet devrinde bir adam. karısına iki sene îlâ yapabiliyordu. Teâlâ Hazretleri bunu ibtâl ederek ilâ'yı yapana dört ay mühlet verdi.

3— îlâ'nm müddeti. Cumhur'a ve Hanefler'e göre behemehal dört uy veya fazla olacaktır. Bazılarına göre îlâ için zamanın azı çoğu müsa­vidir. Bunlar âyet'in yalnız baş tarafı ile istidlal ederlerse de, kendileri­ne: âyet'te «dört ay» ta'birinin de zikredilmiş olduğu hatırlatılarak cc-vîıp verilmiştir. Zîrâ bu dört ay, mühletin müddetidir; ve borç müddetine benzer. Kadına dönüş ancak dört ay geçtikten sonra olur.

4— Cumhur'a göre müddetin geçmesi talâk değildir. Ashâb-ı Ki­ramın ekserisi ile Ebu Hanîfc'ye göre dört ay geçti mi, kadın boş olur. Cumhur dört ayın geçmesiyle talâk vâki' olamayacağına âyette ric'atle boşamaya niyet arasında muhayyer bırakılması deliline istidiâl ederler.

5— Kadına dönmek, bazılarına göre cimâ'a muktedir olana cima' ile, muktedir olmayan özürlüye özrünü beyânla olur. Bazıları : Yemi­nimden döndüm.; demekle olur, demişlerdir. Bir takımları: «ma'zur hakkında dönme niyyetle olur» derler.

6— Karısına dönene kof farelin icabedip etmİy ereği ihtilaflıdır. Cumhura göre keffaret verrjıo'k -vâcibtir; zira ilâ bir yemindir; bu adam yeıninindcn dönmüştür. Binâenaleyh yemin keffareli verecektir. Delilleri:

«Bir kimse bir yemin eder de sonra başkasını ondan daha hayırlı görürse hemen yemininden dolayı keffâret versin de, o hayır oian şeyi yapsın.» hadîs-i .şerifidir. Hanefî-ler'le diğer bazı ulemâ'ya göre ise keffaret lâzım değildir. Çünkü Teâtâ Hazretleri :

[733] «Eğer rücu' ederlerse, şüphe yok ki, Allah pek ziyâde afvedrcidir; acıyıcıdır.» buyurmuştur.[734]

1124/929- «Süleyman b. Yesâr[735] radıyallahü an/ı'den rivayet edil­miştir. Demişlir kî: Resûlülîah salîallahü aleyhi ve sellem'ifi eshabın-dan on küsur kişiye yetiştim. Hepsi mûlîyi durduruyordu.» [736]

Bu hadîsi Şâfİî rivayet etmiştir.

İbni Kcsir'in «cZ - îrşâd» adlı eserinde, İmam Şafiî'nin mezkûr hadisi rivayet ettikten sonra : «Bu sayının en azı on üçtür.» dediği kaydedilmiştir. Bittabi bu sözü ile «on küsur» ta'birini kasdetmiştir. «Hepsi mû'îyi durduruyordu.» demek : ilâ yapanı dört ay bekleti­yordu; demektir. Nitekim yine Süleyman b. Yesâr (R.A.)'dan bir bas­en k;ı t;ırikic rivayet edildiğine göre : «Bizim yetiştiğimizde nâs dör) ay geçti mT İlâyı durdururdu» demiştir. Şu halde kitabımızın hadîsi bunun­la mukayyeti olmuş ölür. Dûrr Kitini dahî Süheyl b. Ebî Sâlih'den babasının: «Sahâbe'den on iki kişiye ilâ yapanın hükmünü sordum:

— Dört ay geçinceye kadar ona bîr şey yoktur; o zaman artık dur­durulur. Karısına dönerse ne alâ. Dönmezse boşar; dediler.» seklinde beyanatta bulunduğu rivayet olunmuştur. İsmdüî, İbni Ömer (R. A.)'-ın : «Her kim karısına îîâ yaparsa, dört ay geçtikten sonra durdurulur. Tâ kî ya boşar, yâhud ona döner; dört ay geçtikten sonra o adam dur­durulmadıkça talâk vâki' olmaz» dediğini rivayet eder.

Bu hususta seleften pek çok eserler rivayet edilmiştir. Bunların hepsi dört ay geçtikten sonra mûlîyi durdurmanın lüzumuna delâlet ederler.

Mûlî'nin durdurulmasından murâd: az evvel arzettiğimiz vecihle ondan ya karısına dönmesi, yâhud onu boşamasının İstenmesidir. Cum­hura göre mücerret müddet geçmekle talâk vâki1 olmaz. Bir de onlara göre vâki' olan talâk ric'î olur.

Âmme-i Eshâb ile Hanefîler'e göre dört ay geçti mi, talâk kendili­ğinden vâki1 olur. Bu talâk ric'î değil, bâindir.[737]

1124/930- «İbni Abbas radıyallahih anhümâ'âan rivayet olunmuş­tur. Demiştir ki: Câhiliyyet devrinin İlâsı bir sene, İki sene idî. Allah dört ayı (ona) vakit tayın etti. Binâenaleyh dört aydan az olursa îlâ de­ğildir.»[738]

Bu hadîsi Beyhakî tahrîc etmiştir.

Hadîsi İbni Abbas (R. A.)'dan Tabcrdnî dahî tahrîc etmiştir. îmanı Şafiî diyor ki : «Câhiliyyet devrinde araplar üç şeye yemin ederlerdi. Bir rivayette : Talâkı, Zıhârı, ve îlâyı alel ıtlak yaparlardı. Allah Teâlâ ilâ ile Zîharı câhiliyyet devrindeki zevcenin ayrılması mânâsından'şcrîatteki müstakar hükümlü vaziyetlerine nakletti! Talâkın hükmü ise oldujaı gibi kaldı.»

Hadisimiz îlâ müddetinin en az dört ay olduğuna delildir.[739]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS