«Boşama Babı»

«Boşama Babı»

Arapça talâk sözü mutlak surette bağı çözüp kaldırmaktır. Nikâh­tan başka yerlerde bu kelime if al babından kullanılır :

«Atımı saldım» derler. Nikâhta ise tef'il babından kullanılmıştır

«Fülân karısını boşadı» denilir.

Şeriatte talâk : Hususî bir lâfızla nikâh kaydını kaldırmaktır. Bura­da hususî lâfızdan murâd : Kadın boşamakta kullanılan ve Arapçada maddesinden yapılan sarih veya kinaye sözlerdir.

Talâkın sebebi : Kan ile kocanın ahlâkı birbirine uymadığı zaman hissedilen ayrılma ihtiyacı ve Allah'ın emirlerini ifâya engel olacak dargınlığın arız olmasıdır.

Talâk aslı i'tibâriyle mubah değil, memnu'dur. Çünkü o nikâh deni­len büyük ni'mete karşı bir küfrân-ı ni'mettir. Ancak zarurete binâen bazen mubah olur. Zaten Mecelle''mizin 21.ci maddesi mü'cebince «Sabit'in karısı Resûlüllah {S.A.V.J'e gelerek dedi ki :

«Zaruretler memnu' olan şeyleri mubah kılar.» Şu halde açlıktan ölme­mek için domuz etinden veya İaşeden bir iki lokma yemek; keza su­suzluktan çatlamamak için bir iki yudum içki içmek nasıl mubah ise geçinmeğe imkân kalmadığı zaman kadın boşamak da öylesine mu­bahtır.

Eshâb-t Kirâm'dan çok kadın boşadıkları rivayet edilenler hep za­ruret ve ihtiyaç karşısında bu kapıya baş vurmuşlardır. Zaruret yokken kadın boşamak ise küfrân-ı ni'met ve su-i edeb olduğundan mekruhtur. Bununla beraber «Talâk babı» ındaki âyet ve hadîslerin mutlak oluşla­rına bakarak ona «mubahtır» diyenler de olmuştur.

Talâk'ın şartı : Kocanın âkil baliğ ve uyanık olması kadının nikâh­lısı olması yâhud boşanmağa mahal sayılacak bir iddet içinde bulun­masıdır.

Talâkın rüknü : Kadım boşarken söylenen sözdür.

Talâkın hükmü : Talâk-ı fic'îde iddetin bitmesiyle, talâk-ı bâinde ise derhal ayrılığın vuku' bulmasıdır.

Talâkın iyi tarafları da vardır. Hattâ bunlara bakarak : talâkın meşru'iyyeti Allah teâlâ'mn bir rahmetidir, denilebilir. Karı koca dinî ve dünyevî bîr takım nahoş hallerden talâk sayesinde kurtulurlar. Ta­lâkın erkeklerin eline verilmiş olması ve üç defa meşru' kılınması onun iyi taraflarına birer örnektir. Filhakika kadınlar Ve din nokta-i naza­rından erkeklerden noksandırlar. Nitekim bu cihet bir hadis-i şerifte de

belirtilmiş ve : «Onlar dîni ve akil noksan kişilerdir» Duyurul­muştur.

Kadınlar hevâ ve heveslerine" erkeklerden daha ziyâde esirdirler. Şayet talâk kadınların eline verilmiş olsaydı, onlar akıl ve fikirlerini yerinde kullanamaz, birden bire feveran eder ve olur olmaz sebeblerle kocalarını boşarîardı. Onların akıl ve dinleri noksan olduğu içindir ki ekseriya dünyevî şeylerle meşgul olurlar; çeşitli hile ve desiseler ter-tib eder; kocalarının sırlarını âleme yayarlar. Talâk şakası ciddîsi mü-sâvî olan şeylerdendir; ve üçe kadar meşru' olmuştur.

Talâkın üç defa meşru' olmasının hikmetine gelince : insanda ne­fis denilen bir kuvvet vardır, bu kuvvet hayra da, şerre de yararsa da fıtratı icâbı şerre daha meyyaldir. Hattâ onun şerre meyli, ateşin odu­nu yakmak için gösterdiği istidada benzetilir, işte bu nefis tabiatı icâbı yalancıdır. însana kötü olan şeyi iyi, iyiyi de kötü gösterebilir. Bu ka­bilden olmak üzere kadını kocasına lüzumsuz, yâhud boşanmasını daha muvafık gösterebilir. Şu suretle nefsine uyan bir adam karısını boşarsa netice elbette pişmanlık olur. îşte Teâlâ Hazretleri nefsi tecrübe ede­bilmek için talâkı üç defa meşru' kılmıştır. Karısını ilk defa boşayan adam düşünüp taşınacaktır. Eğer nefsinin kendisine hoş gösterdiği bu talâka hakikaten lüzum ve ihtiyaç olduğu sübût bulursa yaptığı iş ye­rinde bir harekettir.

Binâenaleyh boşadığı kadının semtine varmaz. Böylece iddeü bi­tip gider. Yok talâka hiç lüzum yokken nefsi kendisini aldatarak onu hoş göstermişse kadına rİc'at eder (döner). İkinci defa boşadığında dahî aynı hatt-ı hareketi takibeder. Fakat üçüncü defa boşadı mı artık nefsim iki defe tecrübe ile anlamış bulunduğundan kendisine ma'zeret kapısı kapanmıştır. Talâkı oyuncak haline getiren bu nankör kocaya yaraşan muamele ona hülle denilen cezanın tatbiki ile haddini bildir­mektir ki; bu ciheti yukarıda geçen hülle hadîslerinde görmüştük.

Talâkın asıl i'tibâriyle mübaîî değil, memnu' olduğunu az yukarıda arzetmiştik. O ancak zaruret zamanında mubah olur. Bununla beraber Allah indinde mubahların en sevimsizidir. Nitekim aşağıdaki hadîs de bu mânâyı te'yîd eder. Hadîse geçmeden önce şunu da arzetmek isteriz ki; talâk üç kısımdır : Ahsen, hasen ve bid'î.

Ahsen-i Talâk : Kadını cima' etmediği bir temizlik devresinde bir defa boşayarak iddeü geçinceye kadar terketmektir.

Hasen-i talâk : îçinde cima' bulunmıyan üç tuhurda (yani temizlik devresinde) birer defa boşamaktır.

Bid'î talâk : Bir defada üç sayı ile boşamak, yâhud hayız halinde boşamaktır.

Talâk vuku'u i'tibâriyle de ric'î ve baîn olmak üzere iki nev'idir. Talâk-ı Ric'î : talâkta kullanılan açık sözlerle yapılan talâktır. Bâîn: Kinaye sözlerle yapılandır. Bunlar için fıkıh kitaplarına müracaat et­melidir.[680]

1098/912- «İbni Ömer radıyaUahü anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah sdllaUdlıü aleyhi ve sellem:

— Allah'a helâlin en sevimsizi talâktır; buyurdular.»[681]

Bu 'ıadîsi Ebû Dâvud ile lbni Mâce rivayet etmişlerdir. Hâkim onu sahihi e mistir. Ebû Hâtİm ise Mürsel olduğunu tercih etmiştir.

Dâre Kutnî ile Beyhakî dahî mürsel oluşunu tercih ediyorlar.

Hadîs-i şerif, helâl şeyler içerisinde Allah indinde sevimsiz olanla­rı bulunduğuna, bunlardan en sevimsizinin de talâk olduğuna delâlet ediyov. Bu onun sevapsiz oluşundan kinayedir. Ulemâ'dan bazısı sevimsiz helali : Özürsüz evde kılınan farz namazla temsil ederler.

Bu hadîs, imkân bulunursa boşamadan uzak kalmanın pek yerinde bir iş oiacağına işaret ediyor.

Ulemâ'dan bazıları talâkı hüküm i'tibâriylc beş kısma ayırmışlar­dır. Bunlar : Vâcİb, mendub, caiz, haram, ve mekruh'tur.

Mezkûr taksime güre : Karı koca arasında düşmanlık varsa o ka­dını boşamak vâcib: kadın namuslu değilse boşamak mendub; erkek kadını istemiyor ve ondan istifâde edemediği için de nafakasına katlan­maktan çekiniyorsa caizdir. Bu suretlerde talâkın mekruh olmadığını Şâfüler'dcn İmâmiVl - Haremeyn (419 — 478) tasrih etmiştir. Ncvevî (631—676) ise caiz olan kısmı kabul etmemektedir. Kadını hayız halinde iken boşamak gibi bid'î talâk haramdır. Boşanmaya bir se­bep yokken boşamak mekruhtur. îşte helâl olmakla beraber hog gö­rülemeyen kısım budur.[682]

1099/913- «İbni Ömer mdujallahü anhümâ'dan rivayet olunduğuna göre kendisi Resûlüliah snUalînhü aleyhi ve scllenı zamanında karısı­nı[683] hayızh iken boşamsş; Ömer bunu Resûlülah sdllallahü aleyhi ve sellem'e sormuş : O da :

— Oğluna emret de o kadına ric'at eylesin; sonra onu terketsin. Tâ ki kadın temizlensin; sonra (yine) hayız görsün; sonra (tekrar) temizlensin. Bundan sonra artık isterse nikâhı altında tutar; isterse cima' etmeden boşar. İşte kadınların kendisi icİn boşanmasını Allah Azze ve Celiin emrettiği iddet budur; buyurmuşlardır.»[684]

Hadîs müttefekun aleyh'tir.

Müslim'in bir rivayetinde : «Ona emret! Kadına müracaat etsin: sonra onu temiz iken yâhud hâmile olduğu halde boşasin.» buyurulmuşlur.

BuharVnin diğer bir rivayetinde : «Bu bir boşama hesabedi-Mr.» deniimiş.

Müslim'in bir rivayetinde ise: İbnİ Ömer : «Eğer sen o kadını bir veya İki defa boşadı isen (şunu iyi bîl kî) Resûlüliah salallahü aleyhi ve sellem bana (boşadığım karıma) müracaat etmemi sonra diğer bîr hayız görünceye kadar kendisine mühlet vermemi; sonra temizlenin­ceye kadar kendisine mühlet vermemi; sonra ona dokunmadan boşa­mamı emretti. Şâyed, onu üç defa boşadı isen, karını aman husu­sunda Rabbinîn emrine isyan ettin demektir» demiştir.

(Müslivı'in) başka bir rivayet (in) de Abdullah b. Ömer: «Karı-mr bana iade efti, ama bu yapılanı bîr şey saymadı ve:

— Kadın temizlendiği zaman onu (ister) boşasin; ister nikâhında tutsun; buyurdu» demiştir.

«Oğluna emret!» cümlesi İbni Ömer (R. A.)'n müracaat emri­ni veren Peygamber (S.A.V.) olduğuna delildir. Hz. Ömer (R.A.) sade­ce onun emrini oğluna tebliğe memurdur. Şu haide bu emir :

[685] l'man eden kullarıma söyle, namazı ikâme etsinler» âyet-i kerî-mesindekİ emir gibidir. Burada namaz kılmayı emreden nasıl Peygamber (S.A.V.) değilse İbni Ömer (R.A,)'a da emri veren babası değil­dir.

Acaba buradaki müracaat emri vücûb içinmidir, değilmidir? Hane-fîler'le Mâlİkîler'c ve bir rivayette Ahmed b. Hanbel'e göre vücûb İçindir. Dâvud-u ZâhirVnin mezhebi de budur. Bu zevata göre: er­kek müracaattan imtina' ederse hâkim kendisini cezalandırır.

Cumhur'a göre ise müracaat sadece müstehâbtır. Onlara göre: ni­kâhı yapmak onu devam ettirmeyi vâcib kılmaz. Binâenaleyh emrin nedib için olduğuna karine kıyas olmuştur. Bunlara : «Hayz halinde boşamak haram olunca nikâhın devam ettirilmesi vâcib olur» diye ce-vab verenler olmuştur.. Hadîsteki : «Temizlensin, sonra yine hayız görsün; sonra tekrar temizlensin...» ifâdesi talâkın an­cak ikinci tuhurda yapılacağını gösteriyor. Nitekim İmam Mâlik ile Şâfîler'İn esah kavline göre yalnız ikinci tuhurda yapılır. Birinci tuhur­da yapılması haramdır.

İmam A'zam ile Ahmed b. Hanbel'e göre ikinci tuhru beklemek mendûbdur. Delilleri : Müslim'in rivâyetindeki : «Ona emret de karısına müracaat etsin. Sonra onu temiz iken yâhud hâmile olduğu halde boşasın» hadîsidir. Zîrâ burada tuhur mut­lak zikredilmiştir. Bir de tahrîm, ancak hayızdan dolayı idi; şu halde tahrîmin mucibi zail oldumu, kadını boşamak da caiz olur. Çünkü «[686] mâni' zail oldukta memnu' avdet eder».

Hadîste geçen «dokunmadan» vani» cima' etmeden, ta'birinden anlaşılıyor ki, cima' ettikten sonra o tuhurda boşamak bid'î talâktır; haramdır. Cumhur'un kavli de budur. MâÜkiler'den bazılarına göre erkek o tuhurda kadına ric'ata ::necbur edilir.

Hadîs-i şerifteki «temizlensin, temizken» ta'birlerinden mura­dın ne olduğu fukâhâ arasında ihtilaflıdır. Bazıları : «bundan maksad kanın kesilmesidir» demiş; bîr kısımları yıkanmanın da lâzım geldiğini söylemişlerdir. İmam Ahmcd'den bu bâbta iki rivayet vardır. Bittabi şâyân-ı tercih olan yıkanmasıdır. Çünkü NesâVmn rivayetinde hay-zından yıkanması tasrih edilmiştir. Bu rivayet temizlikten muradın ne olduğunu tefsir eder.

Bazıları bu hadîsi Kur'dan muradın tuhur olduğuna delîl sayar­lar. Bu mes'elenin aslı :

«[687] Boşapan kadınlar biizat kenttiler üç kur' müddeti beklerler» âyet-î kerime'sindeki (Kuru') lâfızdır. Kur' hayızla tuhur yani temizlik devresi arasında ;müşterek bir sözdür. Bu sözü Hanefüer hayız mânâsına, Şâfiîler İse tuhur mânâsına almışlardır. Mcs'ele bu usul-u Fıkıh mes'ele-si olup, o, ilmin kitaplarında münakaşa edilmiştir.

«Y^hud, hâmile olduğu halde boşasın» buyurulması ha­milenin talâkının sünnet veehle yapılan bir talâk olduğuna delildir. Cumhur'yn mezhebi de budur.

Haram olan bid'î talâkın vâkî olup olmadığı ulemâ arasında ihtilaf­lıdır. Cumhur-u ulemâ vâkî olduğuna kaildirler. Delilleri : BuharVmn bir rivayetinde: «Bir boşama hesabedilir» buyurulmasıdır. Vâkıâ cümlenin faili meçhuldür ve Peygamber (S.A.V.) de İbni Ömer de ola­bilir. İbnî Ömer olduğa takdirde hadîs hüccet teşkil etmezse de başka rivayetlerde bir talâk hesabedonin bizzat Resûlüllah (S.A.V.) olduğu tasrih edilmiştir. Meselâ : ibni Vehb'in Müsned'me hadîs şu lâfız­larladır :

«İbni Ebi Zi'b Peygamber (S.A.V.)'den rivayet ederken :

O bir taiâktirîttediğ'nî ziyâde etmiştir.» Ayni hadîsi Dâre Kutnî hem Ebu Zi'b'den hem de îbni İshak'dan Nâfi' tarîki ile tahrîc etmiştir. Hâsılı bir talâk hesabedenin Peygamber (S.A.V.) olduğu bir­birini takviye eden bir çok tarîklerden rivayet edilmiştir.

Hadîsimizin Müslim rivayeti Hz. İbni Ömer (R. A.)'a, sorulan bir sualin cevabıdır. Mezkûr rivayet hayz halinde kadın boşamanın haram olduğuna delildir. İbni Ömer hazretleri'nin : «Bana karıma müracaat etmemi emir buyurdu.» demesine bakılırsa talâk vâki' olmuştur. Çün: kü ric'at yani talâktan dönme, ancak talâk vâkî' olduktan sonra düşü­nülebilir. Fakat burada Harîcîler'lc Râfızîter ve daha bazı kimseler Ehl-i Sünnet ulemâsı'na muhalefetle talâk-ı bid'î'nin boşama sayılmadı­ğını söylemişler, Zâhirîler'den ibni Hctzm, îbni Teymiyye ve Ibni'l -Kayyım de buna taraftar olmuşlardır. Bilhassa lbni'l - Kayyimhulifi W a sözü uzatmıştır. Bunların delili Müslim'in bir rivayetinde Ab­dullah b. Ömer (R.A.y'm :

— Karımı bana iade etti ama bu yapılanı bir şey saymadı; demiş olmasıdır.

Böyle bir rivayeti Ebu Dâvud da tahrîc etmiştir. Hem isnadı sahih şartı üzeredir. Lâkin İbnî Abdilbcrr : «yapılanı bir şey saymadı» cümlesinin münker olduğunu, buna Ebu'z - Zübcyr'den başka kimse­nin kail olmadığını beyân etmiş ve bu cümlenin kendinden daha sabit bir hadîs muvacehesinde hüccet olması şöyle dursun kendi ayarm-dakinin karşısında bile hüccet olmayacağını söylemiş, bilfarz sahih olsa bile bunun mânâsının Allahu a'lem : «yapılanı doğru bir iş sayma­dı. Çünkü sünnet veçhile olmamıştır.» demek olduğunu bildirmiştir.

Hatiftin diyor ki : «Hadîs imamları : Ebıt'z Zübcyr bundan daha münker bir hadîs rivayet etmemiştir;, dediler». Bu cümlenin «bu işi ric'atı haram kılacak bir şey saymadı» mânâsına gelmesi de İh­timal dahilindedir.

îbni'î - Kayyım (691—751) bid'î talâkın vâki' olmadığım isbata çnk j^ıyret sarfetmiştir. Lâkin Peygamber (S.A.V.)'İn onu talâk saydı­ğı sühût bulduktan sonra kim ne dese kıymeti yoktur.

Tenbih : Sananı (1059—1182) bir müddet bid'î talâkın vâki1 ol­madığına fetva vermiş, hattâ bu hususta bir risale yazmış, fakat sonraları bir müddet tevekkuf devresi geçirmiş ve bu talâkın vâkî' olduğuna kanâat getirmiştir. Nihayet yine ilk mezhebini daha kuv-veüi bularak ona dönmüş; ve : «cd - DcUlü'ş - Şcr'iy» nâmı ile bir ri­sale daha yazarak kuvvetli bulduğu delilleri orada göstermiştir. Hülâsa: İlk kavline rücû'unun bilinmesini vasîyyet etmekte ve bunun «Sii-bülü's - Selâm» adlı eserinin nüshalarına ilâvesini istemektedir.[688]

1104/914- «İbnî Abbas radtyallahu anhümâ'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûîülah sallallahü aleyhi ve selîem ite Ebû Bekiı zamanında ve Ömer'in hilâfetinin ilk yılında üç talâkı birden yapmak bir ta­lâk sayılırdı. Müteakiben Ömer :

— Hİç şüphe yok ki, halk kendilerine mühlet verilmiş bulunan bir iş hususunda acele gösterdiler. Şunu onlara infaz etsek ya? dedi ve onu kendilerine infaz etti.»[689]

Bu hndîsi Müslim rivayet etmiştir.

Ilarlîs İbni Abbas (fî. A.)\Utn bir çok yollarla .snbit olmuştur. Y;il-nız Hz. Ömer (R.A.)'m naşı! olup d;ı Peygamber (S.A.V.) zamanında yapılan Ebu Bekir devrinde ve kendi hilâfetinin iki yılında yapılmış olan bir soyc muhalefet ettiğini ufemâ'dan bazıları müskil bulmuşlardır. Bun­lar «İbni Abbas'ın sözü bunun üzerine icmâ' vâki' olduğunu gösteriyor» diyorlar.

Bu işkâle altı cevap verilmiştir.

1— Evvelleri hüküm böyle idi. Fakat sonradan Peygamber (S.A.V.) devrinde neshedildi. Filhakika Ebû Dâvud, Yczid-i Nahvi tarîki ile İkrime'den. İbnİ Abbas (R.A.)'m: «Eskiden bîr erkek karısını boşadı mı, onu üç defa boşamtş bile olsa kendisine dönme hakkına mâlik idi. Sonra bu nesheditdi.n dediğini tahrîc etmiştir. Şu kadar var ki, nesih du­yulmamış ve mensuh hüküm üe Ömer (R. A.)'m inkârına kadar amel edilcgelmiîîtir. Dört mrzhcb imamlarının kavli de budur.

2— İbni Abbas (R.A.)'m bu hadîsi muzdarîbtir. Kurtubi, Müslim şerhinde şöyle diyor : «ibni Abbas üzerinde ihtilâf edilmekle beraber bu hadîsin lâfzında da ıztırab vâki1 olmuştur. Hadîsin zahir olan siyakı bu hükmün bütün o asır ricalinden nakledildiğini gösteriyor. Halbuki âdet, bunun meydana çıkmasını ve dağılmasını, İbni Abbas'ın bunda yalnız kalmamasını iktizâ eder. İşte bu cihet, hadîsin zahiri ile amelin butlanını kat'î surette iktizâ edemiyorsa, tevekkufu bari iktizâ eder.»

3— Bu had"s hususî bir suret, yani boşayanın : «Sen boşsun, sen boşsun» dediği suret hakkında vârid olmuştur. Zîrâ Peygamber (S.A.V.) devri ile ondan sonraki devirlerde insanların hâli sadâkat ve selâmet­lerine hamledilir de, «İkinci sözüm birincinin te'kîdidir; yeni bir talâk te'sisi değildir.» şeklinde iddiada bulunan bir adamın sözü kabul ve tas­dik olunurdu. Ömer (R. A.) insanların hallerinin değiştiğini ve bâtıl dâ­vaların çoğaldığını görünce, talâk sözünü söyliyenin zahiren söylediğine göre hüküm vermeyi niyeti hususundaki iddiayı tasdik etmemeyi mas­lahata muvafık buldu.

Bu cevabı Kurîubî beğenmiş; Nevevî ise : «Bu, cevabîann en sa­hihidir.» demiştir.

4— «Üç talâk bir idi» sözünün mânâsı : Peygamber (S.A.V.) ile .Ebu Bekir (R.A.) zamanlarında ekseriyetle talâk bir defa olurdu; üç defa yapılmazdı. Sizin şimdi üç adet yaptığınız şu talâk o zaman bir adet yapılırdı; demektir.

Binâenaleyh Ömer (R.A.)'ın «Şunu onlara infaz etsek ya» demesi: meşru' olduğu vecihle üç talâkın vuku'u hükmünü onlara infaz etsek ya; demek olur. Ve bu cevab «halk kendilerine mühlet verilmiş bulunan bîr iş hususunda acele gösterdiler.» ifadesiyle birbirini güzelce tutar. Bu suretle bu söz insanların talâk yapmalarını haber vermek olur; ta-lâkin vâki' olması hususunda söz yoktur. Çünkü hüküm zaten takarrür etmiştir; bellidir.

Bu te'vili îbni'l - A'rabî tercih etmiş; ve onu Ebu ZiirVya nis-bet eylemiştir. Beyhaki dahî bu te'vili tahrîc etmiş ve: «bunun mâ­nâsı: sizin yaptığınız üç talâkı o zamanlar bir defa yaparlardı, de­mektir.» mütâlâasında bulunmuştur.

5— Ibnİ Abbas (R. A.)'m : «talâk üç idi», sözü merfu' hükmünde değil; kendisine mevkuftur. Fakat bu cevab zaîftir. Zîrâ usûl-ü Fıkıh v.e usul-ü hadîs İlimlerinin beyânına göre sahabenin ; «Biz şöyle yapar­dık» gibi sözleri merfu1 hükmündedirler.

6— «Üç talâk bir »di» sözü ile «elbette» lâfzı kastedilmiştir. Aşağı­daki Rükâne hadîsinde de görüleceği vecihle bir adam karısına : «Sen elbette boşsun» dese bu sözün tefsirinde bir talâk da üç talâk da kabul edilirdi. Hz. Ömer devri gelince bu sözden bir talâk kastı kabul edilmez oldu. Buharı, içinde (elbette) lâfzı bulunan eserlerle (üç) lâfzı sa­rahaten zikredilmiş hadîsleri bir bâbta toplamakla buna işaret et­miştir. Galiba bununla aralarında fark olmadığına işarette bulun­mak istemiş; ve (elbette) lâfzı mutlak söylenirse üç talâk mânâsı­na hamledileceğim göstermeye çalışmıştır. San'ânî bu cevablarm hiç birini beğenmemiştir. Ona göre Hazret-i Ömer'in sözü kendi re'yidir. «el-Fıkhu ale'l-Mezahibü'l-Erbaa» nâm eserin sahibi Abdurrahman el-Cezîrî dahî aynı fikirdedir.

Bizce bu iddia hatâdır. Çünkü şer'î âdetler üzerinde re'y beyânına kimsenin hakkı yoktur. Nitekim Ömer (R. A./da re'y beyân etmemiş bildiği nesih vak'asiyle amel etmiştir. Eğer üç talâkın bir sayılması meselesi neshedilmiş olmasa ve Eshâb-ı Kirâm'da bunu sonradan duy­muş olmasalardı ne Ömer (R. .A) bu fikre zâhib olur; ne de sahabe, aralarından tek muhalif çıkmamış olmak şartı ile ona tabî olurlardı. Vak'a şudur ki: Hem Hz. Ömer üç talâkı üç saymış; hem de bütün sa­habe kendisine muvafakat etmişlerdir. O halde üç talâkı bir sayma hükmü mensublıir. Artık üç talâk, üç talâk sayılacaktır. Bu cihetle Sa-hâbe-i Kiramın icmâ'ı vardır.

Kaldı ki, Resûlüllah (S.A.V.)'den bu bâbta sarih hadis de vardır. Abdürrezzak (126—211) Übâdetü'bnü's - Sâmit (R.A.)'dcn müsned olarak şu hadîsi tahric etmiştir :

«Ubâdetü'bnü's-Sâmit'den rivayet edildiğine göre : Babası karısını bin defa boşamış. Bunun üzerine Ubâde gitmiş (meseleyi) Peygamber (S.A.V.)'e sormuş. Resûlüllah (S.A.V.) :

— Kadın Aliahu Teâlâya isyan içinde üç defa bâin (talâkla boş) olmuş; 997'de zulüm ve adavet olarak kalmış; dilerse Allah onu azâdeder; isterse afv buyurur; demiştir.»

îmam Malik'in «el-Muvatta-» ında şu ma'lûmata rastlanmakta­dır :

«Bir adam, Abdullah b. Abbas'a :

— Ben karımı yüz talâka boşadım; bana ne {gibi bîr ceza) görü­yorsun? demiş : İbni Abbas :

— Kadın senden üç defa boş olmuş; 99 ile de Allah'ın âyetlerini alay ittihâz etmişsin; demiştir.»

Bu vak'aların emsali, İbni Mes'ud, Alî ve Osman (R. Anhiim) ha-zerâtindan da rivayet olunmuştur. Şu vaziyet karşısında talâkın er şaka götürmez ciddî mes'elelerden biri olduğu bir daha düşünülürse söylenecek tek söz kalmaz sanırım.[690]

1105/915- «Mahmud b. Lebîd[691] radıyallahü anh'den rivayet edil mistir. Demiştir ki: Resûlüllah saîlaîîahü aleyhi ve seltem'e bir ada­mın karısını üç talâkın hepsi İle boşadığı haber verildi. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) gazaba gelerek ayağa kalktı. Sonra :

— Ben aranızda olduğum halde Allah'ın kitabiyle oynâmyormu? buyurdular. Nihayet bir adam kalkarak

— Yâ Resûlâllah şunu Öldürmeyeyimmİ? dedi.»[692]

Bu hadîsi Nesâi rivayet etmiştir. Râvîleri mevsuktur.

Hadîs-i şerif, üç talâkı birden yapmanın bid'at olduğuna delildir. Bu hususta ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Ehu Hanıjc ile Mâlik'e göre bid'-attır. Şafiî, Ahmcd ve diğer bazı ulemâ'ya göre bid'at değildir. Hat­tâ mekruh bile sayılmaz.

Bid'at sayanlar Resûlüllah (S.A.V.)in gadaplanması ve «Allah'ın kitabiyle oynamyormu?» hadîsi ile istidlal ettikleri gibi Saîd b. Mansur'un sahîh sencdlc Hz. Enes (R.A.)'dcn tahrîc ettiği Ömer (R. A.) hadîsi ile de istidlal ederler. Mezkûr hadîse göre Hz. Ömer'e karısını üç defa boşayan bir adam getirdiler mi dayaktan sırtını patla-

tırmış. "

Üç talâkı bid'at saymayanlar :

[693] «onları iddet vakitleri İçin boşayın» ve :

[694] «Talâk ikidir...» âyct-i kerimeleri ile hir de ileride gürülceek Lİâr» hadîsi ile istidlal ederler. Fakat kendilerine «Âyetler mutlaktır; ha­dîs ise üç talâkın haram olduğunu sarahaten ifâde ediyor. Binâenaleyh âyetler bu hadisle takyîd edilirler. Karısına liân yapanın talâkı yerinde bir talâk değildir; çünkü kadın liânla boş olmuştur» diye cevab veril­miştir.

Hadîs-i şerif, Resûlüllah (S.A.V,) zamanında üç talâkın vâki' oldu­ğunu göstermektedir.[695]

1106/916- «İbni Abbas radıyallahü anhümâ''dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Ebu Rükâne Ümmü Rükâne'yi boşadı. Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem kendisine :

— Karina müracaat et; buyurdu, Ebu Rükâne :

— Ben onu Üç defa boşadım? dedi. Resûlüllah (S.A.V.):

— Anladım (fakat) sen ona müracaat et; buyurdular.»[696]

Bu hadîsi Ebu Dâvud rivayet etmiştir.

Ahmed'm bir rivayetinde: «Ebu Rükâne karısını bir mecliste üç defa boşadı ve sonra ona acıdı. Resûlülah sallallahü aleyhi ve sellem: — Bunlar bir talâktır; buyurdular.» denilmiştir. Her iki hadî­sin senedinde İbni İshak vardır. Bu zât hakkında söz vardır. Ebu Ih'trnd başka bir vecihten bundan daha güzel olmak üzere şunu ri­vayet ediyor : «Ebu Rükâne karısı Süheyme'yi elbette boşadı. Sonra :

— Vallahi ben bununla bir talâktan başka bir şey kastedmedim; de­di. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem de onu kendisine iade etti.»

Hadisin Ebu DâvmVdaki lâfzı şudur :

«Abdi Yezîd Ebû Rükâne, Ümmü Rükâneyi boşadı da Müzeyne ('kabilesin) den bir kadını nikâh etti. Derken Peygamber (S.A.V.; yeldi. Kadın başından aldığı bîr kılı göstererek :

— Bana ancak şu kıl kadar faydası olur; binâenaleyh aramızı ayır; dedi. Peygamber (S.A.V.) hamiyyete gelerek Rükâne ile kardeşlerini çağırdı. Sonra beraberinde oturanlara :

— Filânla falanın şu ve şu yerlerini Abdi Yezid'e benzetiyormusunuz?dedî :

— Evet; dediler. Peygamber (S.A.V.) Abdİ Yezid'e :

— Boşa onu; buyurdular. O da boşadı. (Sonra Peygamber {S. A.V.) :

— Karın Ümmü Rükâne'ye müracaat et; dedi. Ebu Rü­kâne :

— Ben onu üç defa boşadım; dedi. Peygamber (S.A.V.) ;

— Biliyorum; ona müracaat et; buyurdu; sonra (Ey Pey­gamber, kadınları boşadığınız zaman...) âyetini kodu.»

Aynı hadîsi Ebu Ya'lâ tahric etmiş ve sahîhlemiştir. Hadîsin bü­tün tarîklerinde Muhammcd b. Ishak vardır.

3u hadîs için münker diyenler vardır. Esah olan Ebu Davud'un iahric ederek sahîhlediğidir. Ebu Dâvud bu hadîsi Nâfi' b. Uceyr'-den rivayet etmiştir. Onu Tirmizî ile İbni Mâcc de rivayet etmiştir. İbni Hibban ile Hâkim sahîhlemişlcrdir. Hasılı hadîsin sahih veya zaîf oluşu ulema arasında ihtilaflıdır.

Bu hadis bir meclisde üç talâkla boşamanın bir talâk sayılacağına delâlet ediyor. Mos'eİe hakkında dört kavil vardır:

1— Bir mecliste üç talâkla boşamak hiç bir hüküm îlâde etmez; çünkü bid'attir. Hârîcîler'le Râfızîler'in mezhebi budur. Nitekim az yu­karıda delilleri ile birlikte görüldü.

2— Bununla üç talâk vâki1 oîur. Ömer, İbni Abbas, Âİşe, ve A!i (R. Anhüm) hazerâtı ile dört meshebin imamları, selef ve halefin cumhuru buna kaildirler. Delilleri: talâk âyetleridir. Mezkûr âyet !c bir ile ürün arasını ayirmamışlardır. Bİr delilleri de Sahîheyn'in rivayet etlikleri Uveymîr-i Aclânî hadisidir. ' Mezkûr hadîse göre : «Uveymîr (R.A.) karısını Peygamber {S.A.V.) #İn huzurunda üç defa bcşF-mış, Resû!-i Ekrem (S.A.V.) kendisine bir şey dememiştir». Bu da üç talâk birden yapmanın caiz olduğuna delildir.

«Üç talâk olur» diyenler Buharı ile Müslim'in müttefikan rivâ-y< t. ettikleri Fâtîme binti Kays hadîsi ile de istidlal ederler: «Fâtıme (R. Aıihıî) 'nın kocası onu üç defa boşamış, mes'ele Peygamber (S.A. V.) 'e haber verilince:

— Ona nafaka yoktur; ama iddet bekliyecektir; buyurmuşlardır.»

Nihayet bu zevat diyorlar ki: «Peygamber (S.A.V.) 'in Bu iş bir mecliste mi oldu yoksa müteaddit meclislerde mi? diye sormaması bu hususta bir fark .olmadığına delâlet eder.

3— Bu sözle bir talâk-ı ric'î vâki' olur. Bu kavi Hz. Ali (R.A.) ile İbni Abbas (R.A.) 'den rivayet olunmuştur. Zahiriler, İbni Teymiyye ve onun tilmizi fbni'l-Kayyim bu kavli tercih etmişlerdir. Bunlar yukarıda görülen İbni Abbas (R.A.) 'den mervî iki hadîsle istidlal ederler.

4— Kadının medhulün biha (yani cima' edilmiş) olup olmaması arasında fark vardır. Medhulün biha'ya üç talâk vâki' olur. Fakat baş­kasına yalnız bir talâk vâki' olur. İbni Abbas (R.A.) 'a tâbi olanlarla îshak b. Rahavcyh bu kavli tercih etmişlerdir. Bunlarda Ebu Dâvud 'un rivâyetindeki: «Bilmiyorsun ki erkek karısını cîmâ'dan önce üç defa boşarsa Resûlüllah (S.A.V.) zamanında onu bir talâk sayarlardı?»

cümlesidir. Bunların aklî delili de vardır. Derler ki: «Bu adam karısına (benden bâinsin) dese kadın derhal boş olur; aynı sözü tekrarlarsa talâka mahal kalmadığı için hiç bir şey vâki olmaz; çünkü henüz zifaf olmamış bir kadın bir defa boşandımı hemen kocasına ecnebi olur. Ona iddet olmadığından ikinci bir talâka mahal değildir.»

Fakat bunlara'da: bu hüküm cima edilenle cdilmiycnin her ikisi hakkında sabit olmuştur; diye cevap verilmiştir. Bir defa da üç yâhûd üç ayrı sözle üç defa boşanma mes'elesi fıkıh kitaplarında uzun uzadıya îzâh edilmiştir.

Dört mezheb ulemâsı Hz. Ömer (R.A.) zamanında mün'akid olan icmâ'a münkâd olarak üç talâk meselesini infaz edegelmiştir. Hattâ bu mes'ele hakkında muhaliflerine şiddet gösterdikleri ve İbni Teymiyye bu meselede Râfızîler'le bir olarak bir talâk vuku'una kail olduğu için cezalandırıldığı tilmizi İbni'l-Kayyim'ın ise bu sebeple deve üzerinde sokaklarda dolaştırıldığı söylenir.[697]

1109/917- «Ebu Hüreyre -radıyattaü anh'den rivayet olunmuştur.Demiştir ki: Resûlüllah saîlallahü aleyhi ve sellem:

— Üç şey vardır: bunların ciddîsi de ciddî şakası da ciddîdir. Nikâh, talâk ve ric'at; buyurdular.»[698]

Bu hadîsi, Nesaî müstesna Dörtler rivayet etmiştir. Hâkim onu sa­hîhlemiştir.

îbniAdiyy'in başka zaîf bir vecihten rivayetinde: «Talâk, ni­kâh ve İtâk» denilmiştir. HârU b Üsame'nin Ubadetü'bnü's Sâmit'-den merfu' olarak rivayet ettiği hadîste:«Üç şeyde oyun câİZ değildir: Talâk, nikâh ve itâkda. Bunları kim söylerse mu­hakkak vâcibolur» bııyıırulmuştur. Senedi zaiftir.

Çünkü senedinde İbni Lrhî'a vardır Hadisde inkıta' da vardır.

Bu hadîsler .şaka ilo yapılan talâkın ciddî olarak vâki' olduğuna, onun niyyete muhtaç bulunmadığına delildirler. Hanefiler'le Şâfîiler'İn mezhebi budur. Ahmcd b. Hnnbcl ile diğer bir takım ulemâ'ya göre niyyet şarttır. Zîrâ : «Ameller niyetlere göredir» hadisi bütün amellere ânını ve şâmildir. Talâk da bir ameldir» diyorlar.

Fakat kendilerine: Âmm olan o hadîsi bu hadîsler lahsis etmiş­tir; dîye cevap verilmiştir. Itık hakkında yeri gelince îzâhât verileoktir.

Hâkim'in sahîhlediği Ebu Hüreyre hadi.si hakkında Tirmizî «hasen garibtir» diyor. Ebu Bekir ibni'l-Arabi ise: «Bu hadîste itık da rivayet edilmiş, ama ondan bir şey sahih olmamıştır» demektedir.[699]

1112/918- «Ebu Hüreyre radnjalluhü anh'den Peygamber sallallahü aleyhi ve scllcra'den duymuş olarak onun:

— Şüphesiz ki Allah ümmetimin gönlünden geçen şey­leri (Ümmetim) yapmadıkça veya söylemedikçe afveder; buyurduğu rivayet olunmuştu»[700]

Hadîs mütfefekun aleyh'tir.

Bu hadisi İbnİ Mâce dahî Ebu Hüreyre'den rivayet etmiş; yalnız o rivayette «Gönlünden geçen şeyleri» yerine «Kalplerine ves­vese veren şeyleri» denilmiş; sonunc c'a «Kendilerine zorla aptınlan şeyler» ifâdesi eklenmiştir. Bu ziyâde hakkında musan­nif merhum: «Zannederim bu ziyâde müdrectİr. O her halde fîi§cÎ7n b. Amâr'a hadîsten hadîse geçmek suretiyle gelmiş olaeaktır» diyor.

Hndîs-i Şerîf gönülden geçirmekle talâk vâki' olmadığına delildir ki, cumhur-u ulemâ'nın kavli de budur.

İbni Şirin, Zührî ve bir rivayete göre İmam Mâlik gönülden ge­çirmekle talâk vâki olduğuna kaildirler. fbni'l-Arahî dahî: «Kalbderi küfrü i'tikâd ve günaha ısrarla devam eden günahkâr olur» diyerek bu kavli takviye etmiştir. Îbni'l-Arnbî «Bir müslümana kalpten zi­na isnadında bulunmak da aynı hükümdedir. Bunlar hep kalbin emelleridir» demektedir.

Fakat kendisine: «Mezkûr hadîs Aüah Teâlâ'nın bu ümmeti gün­lünden geçirdiği şeylerden dolayı muâhaze etmiyeceğini ve Allah'ın hiç bir kimseye takatından fazla bir yük yüklemiyeceğini hrber veri­yor. Gönlünden geçirmek ise kulun dâire-i takatindan hâriçtir.» diye cevap verilmiştir. İbni'l-Arabi'nin küfür ve riya ile istidlali bu ha­disten tahsis edilmiştir. Halbuki küfrü i'tikâdla riyâ-yı kasıd, gö­nülden geçen şeyler olmaktan da çıkmışlardır.

Bu hadîsle talâkın yazı ile de vâki' olacağına istidlal ederler. Çün­kü yazan kalbiyle niyyet etmiş; yazmak sureti ile de niyyetinin müce-hince amelde bulunmuştur. Cumhur'un kavli budur. Bazı imamlar ya­zıda işhadı yani şâhid çağırmayı da şart koşrmştur; nitekim aşağıda «Ric'at bahsi» nde görülecektir.[701]

1113/919- «İbni Abbas radıyaîlaü anhümâ*dan Peygamber saîldl-lahü aleyhi ve selîrm'den duymuş olarak rivayet edildiğine göre:

— Şüphesiz ki Allah ümmetimden, hatâ, unutma ve yapmaya zorlandıkları şey'i (n hükmünü) kaldırmıştır; bu­yurmuşlardır.»[702]

Bu hadîsi, 'bnî Mâce ile Hâkim rivayet etmişlerdir. :bu Hâiİm ise «Sabit olmuyor» demiştir.

Nevevî «cr-Ravza» da: «Bu hadîs hasendir» cbmıştir. Hadisin bir çok isnadlan vardır. Fakat İbni Ebi Hatim, bu isnadlarm de­recesini babasına sorduğunu, babasının: «Bu hadîslerin hepsi mün-kerdir; hepsi mevzu'dur» dediğini söylüyor.

Abdullah b. Ahmcd dahî «cl-îlch adlı eserinde: «Bu hadîsi ba­bama sordum. Onu pek inkâr etti ve: Bu, Hascn'in n~'gamber (S.A. V.)'den rivayetinden başka kimse tarafından rivayet edi'-niyor; dedi» .şeklinde beyânda bulunmuştur.

îmam Ahmcd b. HanbcVin: «Her kim hafâ ve unutma hükümle­rinin kaldırıldığını (yani teklif edilmediğini) zannederse muhakkak Allah'ın kitabı ile Resûlüllah (S.A.V.) 'İn sünnetine muhalefet etmiştir. Çünkü Allah hatâ yolu ile insan öldürene keferati vâcib kılmıştır» dediği rivayet olunur.

Hadîs-İ Şerîf, Ümmet-î Muhammediyye'dcn bir günah hatâ veya unutma suretiyle sâdır olursa yâhûd bu ümmete bir günah zorla işle­tilirse o günahın uhrevî cezasının afvedildiğine delildir. Dünyevî ahkâ­mı ise ihtilaflıdır.

Bazılarına göre unutmakla kasden yapmak arasında bir fark yoktur. Unutmak akid. esnasında şart koşulursa o zaman kasidden ayrılır.

Ata'da,n bir rivayette unutarak yapılan talâkın hükmü yoktur. Bir çok ulemâ'mn kavilleri budur. Onlara göre yanlışlıkla söylenen" ta­lâk lâfzına da i'tibâr yoktur. Fakat Hanefîler'e göre bu talâk vâki'dir. ölüm tehdidi altında zorla karısını boşayanın talâkı ihtilaflıdır.Cumhur'a göre vâki' değildir. Nehaî (11 — 95) ile Hanefîler'e göre vâki'dir.

Hulâsa Hanefîler'e göre: Hür olsun köle olsun, âkil baliğ olan her kocanın talâkı muteberdir. Bu bâbta ciddî olanla olmayanın hükmen bir farkı yoktur. Binâenaleyh: Mükreh denilen zorla boşayamn, şakadan bo­şayanın, şefik denilen zayıf akıllının, sarhoşun yanlışlıkla boşayanın ve işaretle dilsizin talâkları mu'teberdir. Dilsizin tasarrufları hakkında MrcrlJr'nin 70. ci maddesinde «Dilsizin işâret-i ma'hûdesi lisanla be­yân gibidir» denilmektedir.

Deli, küçük çocuk, baygın, bunak ve uyuyan kimselerin -talâkları mu'teber değildir.[703]

1114/920- «İbni Abbas radıyallahü anhümâ'öan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Erkeğin karısını (kendisine) haram etmesi hiç bir şey de­ğildir. Yemin olsun ki Resûlüllah saîlallahü aleyhi ve se/fem'de sizin İçin güzel bir önderlik vardır.»[704]

Bu hadîsi Buharı rivayet etmiştir. Müslim'in İbni Abbas'dan riva­yetinde: «erkek karısını (kendine) haram kılarsa bu bir ye­mindir. Onun keffâretini verir» denilmiştir.

Bu hadîs, İbni Abbas (R. A.ya mevkuftur, ve erkeğin karısını kendi­sine haram etmenin yemin keffâreti îcab etse de boşanma sayılmadığına delâlet eder.

İbni Abbas hazretlerinin «hiç bir şey değildir» demesi, onun talâk olmadığını beyândır. Maamâfih «bu sözden bir şey lâzım gelmez» mâ­nâsına da olabilir. Bu taktirde yemin sayılacağı rivayeti başka bir ri­vayet olur; ve İbni Atbas (R.A.) 'in bu meselede iki kavli olmuş olur. Bu mes'ele selef-i Sâli.ıın sahabe ve tabiîn ile halefleri müetehidler ara­sında pek ihtilaflı bir mes'eledir.

Zâhirîler'e göre bir şeyi halâl veya haram kılmak yalnız Allah'a mahsustur. Binâenaleyh bir adamın karısını kendisine haram kılması İbni Abbas hadîsinde görüldüğü veçhile lağıv yani hükümsüzdür. Bunlar müddealannı bir takım âyet ve hadîslerle isbâta çalışırlar.

Bir kimsenin karısını kendisine haram etmesi suretiyle yapılan ye­min ya ilâ yâhûd da zıhâr olur ki bunlar az ileride kendi bahislerinde görülecektir.[705]

1116/921- Âişe radıyallahü em/m'dan rivayet edildiğine göre Cevn'-in kızı Resûlüllah saîlallahü aleyhi ve sellem'in yanına alınarak Pey­gamber (S.A.V.) kendisine yaklaşınca:

— Senden Allah'a sığınırım, demiş; bunun üzerine Resûlüllah (S, A.V.):

— Yemin , iim ki pek büyük bir şeye sığındın; ai­lene git; buyururşardır.»[706]

Bu hadisi Buharı rivâ/et etmiştir.

Cevn'in kızının adını tayin hususunda pek çok ihtilâf edilmiştir[707]. Fakat ta'yinin bir fâidesi olmadığı için onunla meşgul olunmamıştır. Bu kadın zamanının en güzel kadmlarındanmış.

Resûlüllah (S.A.V.) 'in onunla nasıl evlendiğini İlmi Sa'd'm Abdül-vâhid b. Ebi Avn tarîki ile tâhrîc ettiği şu hadîs tafsilâtı ite bildiriyor:

«Abdülvâhİd demiştir ki: Nu'man b. Ebi'l-Cevn-i Kindi Resûlüllah (S.A.V.)'in yanına geldi ve:

— Ya Resûliillah, seni arapların en güzel kadını ile evlendiceğİm. Bu kadın amcasının oğlu ile evli idî (kocası) öldü; (şimdi) seni iste­mektedir dedi. Resûlüllah (S.A.V.):

— Peki İyi (olur); buyurdular Nu'man :

— Öyle ise onu sana getirecek bîrini gönder; dedi Bunun üzerine Resûlüllah (S.A.V.) Ebu Esîd Saîdî'yİ gönderdi. Ebu Esid diyor ki:

— Üç gün durdum. Sonra onu beraberimdeki bîr mahaffenin[708] içi­ne yerleştirdim; böylece ta Medine'ye vasıl oluncaya kadar getirdim; ve kendisini Sâîde oğullarına misafir bıraktım. Ve Resûlüllah (S.A.V.) Amr b. Avf oğullarında bulunduğu bir sırada onun yolunu tuttum. Ni­hayet ona haber verdim ilâh......» İbni Ebî Avn7 bunun yedinci yılın Robıülcvvcl'indc olduğunu söylüyor.

Kıssanın tamamı şudur: Kadına demişler ki: «Peygamber (S.A.V.) sana yaklaştığı man ondan istîaze et; çünkü o böyfe şeylerden pek

h°Ş|an'r-.....» Böylelikle onu aldatmışlar. Maamâfîh bu hud'a ve hileyi kadının kendisi yapmış olması ihtimali daha kuvvetli görülmektedir.

Rivayete göre kadını bu sözü söylemeye kimin teşvik ettiği Peygam­ber (S.A.V.) e anlatılınca: «Bu kadınlar Hz. Yusuf'un (macera) arkadaşları (olan kadınlar) gibidir.» buyurmuşlardır.

Bu hadis, erkeğin karısına: «ailene git» demesinin bir talâk oldu­ğuna delildir. Filhakika bu söz talâkın kinâyelerindendir; onunla boşa­mak kastediiirse taiâk olur.

(İstütrad : Fıkıh ilminin beyanına göre boşanma işinde kullanılan sözler sarih ve kinaye olmak üzere iki nev'idir.

Sarih": Kadın boşamadan başka bir yerde kullanılmayan sözdür. «Seni boşadım» yâhûd «benden boş ol» gibi.

Kinaye: Talâka mahsus olmayıp, hem talâka hem de başka bir şeye ihtimali olan sözdür, «çık git» gibi. Bu söz: çık git, çünkü seni boşadım; mânâsına gelebildiği gibi: çık git çünkü ben seni bpşa.mam; mânâsına da gelebilir.

Kinaye sözler muhteliftir. Bunlarla yerine ve sözüne göre kimi ni­yetle talâk vâki' olur; erkeğin boşama niyeti yoksa talâk vâki' olmaz; kimi niyetsiz talâk vâki' olur. Keza vuku1 bulan talâk y.a ric'î olur yâ­hûd bâin. Tafsilât fıkıh kitaplarındandır.)

«Ailenin yanına git» sözünün talâktan kinaye olduğunu Kâ'b. b. Mâlik kıssası da delâlet eder. Mezkûr kıssaya göre Mâlik'c «karından uzaklaş» demişler.. O da: «ailen nezdine git ve onların yantnda kal» de­miş; fakat bununla talâkı kastedmemiş; karısı da boş olmamıştır. Dört mezheb fukâhâ'sının ve diğer bazı ulemâ'mn mezhebi budur.

Zâhirîler'c göre «Ailenin yanma git» demekle talâk vâki' ol­maz. Onlara göre Peygamber (S.A.V.), bînti Cevn'e nikâh akdetmemiş; ona" yalnız dünürlük yollamıştı. Zîrâ bu kıssa hakkındaki rivayetler muhteliftir. Sahıh-i Buharî'deki rivayet akid yapılmadığına delâlet eder. Bu rivayete nazaran Resûlüllah (S.A.V.) kadına:

— Kendini bana bağışla; demiş. Kadın:

— Hiç bir kraliçe kendini bir sokak adamına bağışlar mı? muka­belesinde bulunmuş; Peygamber (S.A.V.) kendisini teskin etmek için elini üzerine uzatınca:

— Senden Allah'a sığınırım; demişti.

Zahirîler, Resûlüllah (S.A.V. 'in «bağışla» demesinden henüz ak-din yapılmamış olduğuna istidlal etmek jsterlerse de, kadının Peygam­ber {S.A.V.) 'in yanına getirilmesi ve elini ona uzatması onlann iddia-, larını çürütür. Çünkü nikâh olmadan zifaf da yapılmaz; kadına el de uzatılmaz, «Kendini bana bağışla» buyurması kadının hatırım hoş etmek içindir. Peygamber (S.A.V.) 'in kadının babası ile mehir üzerinde anlaştıkları da rivayet edilmiştir. Bütün bunlar akdin yapıldığını sara­hate yakın bir kat'iyyetle ifâde etmektedir.[709]

1117/922- «Câbir radıyollahü (mlı'ûan rivayet olunmuştur. De­miştir kî: Resûlüllah saüaîlahü aleyhi ve scîlem:

— Talâk ancak nikâhdan sonra, köle azadı da milkden sonradır; buyurdular.»[710]

Bu hadîsi Ebu Ya'lâ rivayet etmiştir. Hâkim onu sahihlemişse de hadîs ma'lûldür. İbni Mâce, M i s ver b. Mahrama'dan bunun bir mislini tahrîc "etmiştir. İsnadı güzeldir. Lâkin bu dahi ma'lûldür.

Bu hadîsi sahih bulan Hâkim: «Ben şcyhryn'e şaşarım. Hadîs kendi şartlarına uygun olarak İbni Ömer, Âişe, Abdullah b. Abbas, Muaz b. Cebel ve Câbir'dcn sahih olarak rivayet edilmişken onu nasıl ihmal edebildiler...» demiştir.

Ma'lûl olmasına gelince. Dâre Kutnı: «Sahîh olan bu hadîs mür-KtUlir. Onun ricali arasında Câbir yoktur» demiştir. Yahya b. Mam de: «Pcyuamber (S.A.V.) in: nikâhtan önce talâk yoktur; buyurdu­ğu kendisinden sahîh senedîe gelmiştir.» demiş. İbni Abdil Bcrr: «Bu hadîs bir çok vecihlerden rivayet edilmiş;; ancak bu rivayetler hadîs âlimlerince ma'lûldür.» mütâlâasında bulunmuştur.

Cabîr hadisine Misver rivayeti şahid ise de o da ma'lûldür. Çünkü Zührî üzerinde ihtilâf vardır.

BcyhakU «Bu fcâbta en sahîh hadîs, Amr b. Şuayb'm babasın­dan o da dedesinden işitmiş olarak rivayet ettiği hadistir.» diyor Tirmizî: «Bu hadîs, bu bâbta rivayet edilen en güzel şeydir» demek­tedir. Buharı dahî : «Bu bâbta en sahîh ve en meşhur şey Amr b. Şuayb'm babasından onun da dedesinden rivayet ettiği hadîstir.» demiştir. Bcyhakî; bu hadîsi iyi bir isnadla İbni Mâc&nyn. rivayet ettiğini söylüyor.

Hadîs-i Şerif, yabancı kadının bosanmıyacağına delildir. Bu talâkın o anda- yapılması bilicmâ' caiz değildir. Fakat «seni alırsam boş ol» gibi nikâha ta'lîk edilirse mesele ihtilaflıdır.

Burada üç kavil vardır:

1— Böyle bir sözle mutlak surette talâk vâki' olmaz. İmam Şafii ile Ahmed b. HanbcVın, Dâvud-u Zahirî'nin ve diğer bazı ulemâ'nın mezhebi budur. Bu kavli Buhnrî yirmi iki sahabî'den rivayet etmiş­tir. Delilleri: babımızın hadîsidir. Derler ki: «Bu hadîsin isnadında söz olsa da rivayet yollarının çokluğu "onu tc'yîd etmiştir. İbni Abbas (R.A.): «Allah teâlâ: «Ey İman edenler mümineleri nikâh eder de sonra boşarsıntz; buyurmuş; müminleri boşar da sonra nikâh ederseniz; de­memiştir» şeklinde pek güzel bir mütâlâa beyân etmiştir.

Eir de «Filân kadını alırsam boş olsun» derken o kadın kendisine yabancıdır. Yenilenen onun nikâhıdır. Binâenaleyh bu söz, ecnebi bir kadına: «Şu eve girersen boş ol» demeye benzer. Kadın o anda girmeyip de bu adamla evlendikten sonra girse bilittifak boş olmaz. Burada da Öyledir.»

2— Ebu Hanifc (80 — 150) ile diğer bazılarına göre talâkı ta'lîk mutlak surette caizdir.

3— İmam Mâlik ile bazı ulemâ tafsilâta gitmiş ve: «tahsis ederek: filân oğullarından, yâhud filân yerden alacağım her kadın boş olsun; derse ta!âk vâki'dir. Vakta izafe ederek: filân vakitte; demesi de aynı hükümdedir. Fakat umumî konuşur da her aldığım kadın boş olsun derse bir şey vâki' olmaz» demişlerdir.

Hilafın sebebi: Talâk vâki' olabilmek için evvelâ milkin şart olup olmaması meselesidir. «Milk şarttır» diyenlere göre ecnebi bir kadı­nın talâkını ta'İîk caiz olmaz. «Şart değildir» diyenlere göre caizdir. Köle azadı hakkındaki hilaf da talâktakinin aynıdır; ve Hane-filer'le İmam Ahmea"in esah kavline göre sahîh olur. Bu mes'elede İbni'l—Kayyim de Henefîler'le beraberdir. Yalnız Îbni'î-Kayyim ta­lâkla itâk'm arasında fark görmüş «Talâkda talîk caiz değil, itâk'-da caizdir» demiştir. Delili: Çünkü itaü'de kuvvet ve sirayet vardır. O ortak kölenin azadında olduğu gibi başkasının milkine sirayet eder. Bir de milki itka' sebep yapmak sahîhdir; bir adam azâd et-- mek için bir köle satın alabilir. Hem köle azadı ibâdetlerden syılır.Binâenaleyh onu adamak dahî caizdir. Hattâ adak yaparken milki olmasa bile sahîhdir: «Allah bana mal verirse şöyle bîr köle azâd edeceğim» diyebilir.

Îbni'l-Kayy imy in bu tevcihlerine i't araz edenler olmuştur.[711]

1119/923- «Amr b. Şuayb'den o da babasından, o da dedesinden radıyaîlahü aıhünıâ işitmiş olmak üzere rivayet edilmiştir. Dedesi de­miştir ki: ResûlüMah saîlallahü aleyhi ve sellem:

— Âdem oğluna mâlik olmadığı bir şeyde adak, mâlik olmadığı bi rşeyde İtık ve mâlik olmadığı şeyde talâk (hakkı) yoktur; buyurdular.»[712]

Bu hadîsi Ebu Dâvud ile Tirmizİ tahric etmişlerdir. Tirmîzî onu sa-hîhlemiştir. Buhart'dcn, bu hadîsin bu bâbta vârid olan en sahîh bir hadîs olduğu nakledilmiştir.

Bcyhâkl; «Bu, en sahîh ve en meşhur bir hadîstir.» demiştir.

Hadîsin şerh ve îzâhı yukarıda geçmiştir.[713]

1129/924- «Âişe radıyallahü nn/ıâ'dan Peygamber saîlallahü aleyhi ve selîem'den duymuş olarak onun :

— Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, büyüyünceye kadar küçükten ve aklı gelin­ceye veya ayılıncaya kadar deliden; buyurduğu rivayet edîlmişdİr.[714]

Bu hadîsi Tirmİzî müstesna Dörtier'le Ahmed rivayet etmişlerdir. Onu Hâkim sahîhlemİş ve İbni Hibban dahî tahrîc etmiştir.

«Kalem kaldırıldı» cümlesinin mânası: yazıldı da sonra yokj edildi; demek değil: bunlar hakkında esasen böyle bir şey yoktur; demrktir ve kalemin kaldırılması muahazo cdilmiyeceklerindon kinaye­dir. Yoksa hiç bir şey yazılmıyacak mânâsına değildir. Çünkü onların sevapları yazılacaktır. Böyle olduğu içindir ki kârını zararını seçen bir sabinin müslüman oluşu sahîh ve mu'teber addedilmiştir. Nitekim Pey­gamber (S.A.V.) kendilerine hizmetle müşerref olan bir yahûdî çocu­ğuna İslâmiyet! arzetmiş; çocuk da müslüman olmuş: bunun üzerine Resûlüllah (S.A.A.):

— Bunu cehennemden kurtaran Allah'a hamdoisun; demişlerdir.

Bir kadının Peygamber (S.A.V,)'e bir çocuk arzederek :

— Buna hacc var mı? diye sorduğunu, Fahr-i Kâinat (S.A.V.) 'in cevaben :

— Evet sana da ecir; buyurmuş olduğunu yerinde görmüştük. Bu hususta hadîsler çoktur.

Hadîs imamlarının bu hadîs üzerinde sözleri çoktur.

Hadîs mezkûr üç sınıf insanın mükellef olmadıklarına delildir. Dalarak uyuyanla henüz kârı zararı temyizden âciz sabinin mükel­lef olmadıklarına icmâ1 vardır. Sabî-İ âkil denilen kârını zararım farkeden sabî hakkında ihtilâf vardır. Hadîs-i Şerif sabiyi büyü­yünceye kadar gayrı mes'ul tutmuştur. Bazıları büyümeyi, oruç tut­mağa namaz kılmağa gücü. yetecek kadar olmakla sınırlandırmış­lardır. İmam Ahmcd'in mezhebi budur, bir takımları on iki yaşına v;m makla, diğerleri bulûğa yaklaşmakla; başkaları baliğ olmakla tahdîd etmişlerdir.

Bulûğ : Erkeklerde ihtilâmla ve meninin çıkması İledir. Bu cihet ittifakidir. Kızlarda ise, bazılarına göre onbeş yaş yâhûd dokuz yaşından sı.m;t avret yerlerinde kıl bitmesi yâhûd uyanık iken şehvetle menî gel­mesidir. Maamâfîh bunların hepsi hakkında hilaf vardır.

Deli'ye gelince : Bundan murâd, aklı zail olandır. Bazılarına göre sabî ile sarhoş da bunda dâhildirler. Sarhoşun talâkı ihtilaflıdır. Bu hu­susta iki kavil vardır :

Birinci kavle göre vâki değildir. Osman; Câbîr, Zeyd ve Ömer b. Abdüîâziz (R. Anhüm) ile seleften bir cemâatin ve İmam Ahmed b. Ranbcl'm mezhebi bu olduğu gibi Zahirîler de buna kaildirler. Delilleri babımızın hadîsi ile :

[715] «Sarhoşken ne söylediğinizi bilmedikçe namaza yaklaşmayınız.»

Ayeti Kerîmesidir. Diyorlar ki: «Âyct-i Kcrîme'dc sarhoşun lafına i'tibâr edilmemiştir, Zîrâ sarhoş ne söylediğini bilmez; binâenaleyh o mükel­lef değildir. Çünkü teklifin şartı bilittifak akıldır. Ne söylediğini bilme­yen akıllı sayılamaz.» Bittabi muhalliflcr bunu kabul etmiyorlar.

İkinci kavle güre sarhoşun talakı mu'teber ve vâki'dir. Bu kavil eshab-ı Kirâm'dan: Ali ve İbni Mes'ud (R.Anhümâ) hazerâtından ri­vayet olun.mu.sl.ur. Mezhep İmamlarından Mâlik, Ebu Hamle vo Şa­fiî'nin kavilleri de budur. Bu zevatın delilleri de aynen yukarikilcrin istidlal ettikleri âyct-i Kerîme'dİr. Fakat âyeti bunlar şöyle mütâ­lâa ediyorlar: Namaza sarhoşken yaklaşmak yasak edilmiştir. Ma­demki yasak edilmiştir; o halde sarhoşlar mükellef demektirler. Çünkü mükellef olmayan bir kimseye şuna yaklaşma, bunu yapma denilemez Bir de sarhoşun talâkı ona bir ceza ve zecir olmak için vâki'­dir. Sonra boş olmak boşanmaya terettüb eder. Ve hükmün sebebi­ne bağlık ğı kabîlindendir. Binâenaleyh sebep var mı, müsebbeb de vardır. Buna sarhoşluğun bir tesiri olamaz. Bundan dolayıdır ki Eshâb-ı Kiram, söz hususunda sarhoşu ayık hükmünde kabul etmişler ve: «Bu adam içtİmi sarhoş oluyor; sarhoş oldumu zırvalamaya başlıyor; zirvaladımı da iftira ediyor. Müfterinin cezası ise seksen dayaktır.» de-nıMmlir,

[716] Saîd bin Mansur, Peygamber (S.A.V.) 'den «talâkta kay-lüle yoktur. hadîsini tahrîc etmiştir. Bu da sarhoşun talâkın vu-ku'una delâlet eder.

Bu kavle muhalif olanlardan tbni Hazm-ı Zahirî ile San'anl yu-knnki delilleri çürütmeye çalışmışlardır. Biz onların sözlerini bu­rada zikrederek meseleyi daha fazla uzatmaktan sarfı nazar ettik.[717]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS