«Vasiyyetler Babı»

«Vasiyyetler Babı»

Vasâyâ : vasiyyetin cem'idir.

Vasiyyet : Teberru' sureti ile ölümden sonraya izafe edilen bir tem-îîktir! Bu sözler vasiyyetin ta'rifidir. Maamâfîh lügat mânâsı da tarif­te dâhildir.

Bu akdi yapana: mûsî, kendisi için vasiyyet yapılana mûsâ leh,.va­siyyet edilen şey'e mûsâ bin, mûsî'nin malında tasarrufta bulunmak için onun yerini tutan kimseye de vasiy derler. Vasiyyet meşru' bir kaziyyedir. Meşru'iyyeti kitap ve sünnet ile sabittir.

Kitabda delili :[419]

«Yaptığı vasiyyetînden veya borçlan sonra» âyet-i kerîme'si; sün­netten delili de aşağıdaki hadîslerdir.[420]

984/816- «İbni Ömer radıyallahü anhümâ'dan rivayet edildiğine göre; Resûfüllah sdddllahü aleyhi ve seîîem:

— Vasiyyet etmek istediği bir şeyi olup da üzerinden iki gece geçen müslüman bir kişinin hakkı, ancak vasiy-yetinin kendi huzurunda yazılmış olmasıdır; buyurmuştur.»[421]

TTndis müttefekun aleyh'tir.

hitam Şafii' hadîste geçen(Hak) kelimesini, tedbîr ve ihtiyat mânâsına almıştır. Bu takdirde mânâ şöyle olur: «Eğer bir kimse­nin vasiyyet etmek istediği bir şeyi varsa o kimse için tedbir ve ih­tiyat vasiyyetini yazılı olarak gözünün önünde bulundurmaktır. Çünkü ecelinin ne zaman geleceğini bilmez. Bakarsın birden gelir de kendisi ile yapmak istediği vasiyyet arasına giriverir».

Diğer ulemâ'ya göre bu hak lügatte: sabit olan .şey demektir. Şer'an h.tk: kendisi ile hüküm sabit olan şeydir. Sabit ol;ln hüküm, vâcib de niMi'lnh da olabilir. Hattâ nadiren mübâh bite olur. Eğer (hak) kcli-iiı'si (ala) edatı İle kullanılırsa vücûb ifâde eder. (afâ) sız kullanılırsa ihLimalİi katır.

Hadîsi Şerifte : «vasiyyet etmek istediği» Duyurulduğuna finre vasiyyetin vâcib olmadığı anlaşılır. Maamâfîh bu cihet ihtilaflı­dır. Cumhur-u ulemâ'ya göre vasiyyet mmdûbtur, Zâhirîler'c göre vâ-cihlir. lîu kavil İmam Şâjiî'mn eski mezhebi olduğu rivayet edilir. Ihni Abdill)crr, vasiyyetin vâcib olmadığına icma1 bulunduğunu id­dia etmiştir. Fakat en güzeli dört mozheb imamlarının yaptıkları f;ibi vasiyyeti kısımlara ayırmaktır. Meselâ Hanefîler'c göre: üzerin­de emânet gibi şer'İ bir hak olup da vasiyyet etmediği taktirde zayi* (>!.m .KMiidan korkutursa o hakkın Ödenmesini vasiyyet etmek vacip1er. Kefaret, zekât, oruç fidyesi ve hacc gibi ibâdet olan şeyleri va-.Myyet etmek müstehâb; fisk-u fücur ehline vasiyyet mekruh, akraba ve teallûkatına veya dostlarına vasiyyet mübah'tır. Diğer mezhebler-de de nz fark ile bu taksimat vardır.

Hadîsteki iki gece ta'bîri tahdîd için değil takrîb içindir. Zîrâ hadis, üç gece ta'bîri ile de rivayet olunmuştur.

Tnjbi (—743) diyor ki : «İki veya üç geceyi tahsîsde mübalâ­ğalı müsamaha vardır, yani az bir zaman o şey sahibinin elinde ka­lır. Biz bu zamanın iki veya üç gece olmasına müsamaha gösterdik. Artık bundan öteye geçmek olamaz» demektir.

Müslim, İbni Ömer (R.A.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir:

— Bir gece bile geçirmeden vasiyyetim yanımda yazılı idi.

Vâkıâ Ibnİ Münzir'in sahih bir senedle tahric ettiği bîr rivayete göre : Ibnİ Ömer'e Ölüm döşeğinde İken, vasiyyet edip etmiyeceği sorul­dukta: «malıma gelince: onun hakkında ne yapardığımı Allah daha iyi bilir.» demiş ise de rivayetlerin arası cem edilir; ve: «İbni Ömer, va­siyyetini yazar ve bellerdi. Ötüm kendisini bulduğu zaman elinde va­siyyet edecek bir şey yoktu.» denilir.

Hadîste geçen (yazılmış) ta'biri ile şehâdet olmasa bile vasiyyetde yazıya i'Hmâd edilebileceğine istidlal olunmuştur. Şâfiîyye ulemâsı'n-dan bazıları, bunun vasiyyete mahsus olduğunu söylerler

Cumhur'a göre ise (yazılmış) tan murâd: şartına uygun şekilde; demektir ki şehâdet de budur. Bunlar :

[422] «Birinize ecel geldiği zaman aranızda şehâdet...» âyet-i kerîme'si ile istidlal ederler. Zira âyet vasiyyete şâhîd getirmenin nnzar-ı i'ti-bârâ alındığına delâlet ediyor.

Hadîs-i Şerif, hukuka âid bir şeyin v;ısiyyet edilmesine delâlet edi­yor. Çünkü Peygamber (S.A.V.) : «Vasiyyet etmek istediği bir sevi» demiştir. Vasiyyetnâme'nin başına âdet veçhile şehâdeteyni yazmak gibi şeyler hakkında merfu' bir hadîs bilinmemektedir. Yal­nız Ahdürrczzak (120—211) sahih bir scncdlo Hz. Enes'e mevkuf m şu hadîsi tiihrîc etmiştir : «Eshâb-ı Kiram, vasiyyetlerinin başına Bes­meleyi yazarlar: Bu filân oğlu filân'ın vasiyyeti olup bir Allah'dan baş­ka Allah olmadığına, Allah'ın şeriki bulunmadığına, Muhammed'İn onun kulu ve Peygamberi olduğuna; kıyametin geleceğine, bunda şüp­he bulunmadığına; Allah'ın kabirlerde olanları dirilteceğine şehâdet eder; ibaresini yazar; ve geride bıraktığı ailesi efradına Allah'dan kork­malarını; barış içinde yaşamalarını ve eğer tam mü'min iseler Allah ve Resulüne îtaât etmelerini vasiyyet eder : Onlara Hz. İbrahim'in oğul­larına ve Ya'kub'a yaptığı :[423] Şüphesiz ki Allah sizin için bu dîni se­çip ayırmıştır. Binâenaleyh sakın sizler müslüman olmaktan başka bir halde Ölmeyiniz; şeklindeki vasiyyeti yaparlardı.»

Ulemâ, Peygamber (S.A.V.)'in vasiyyet yapıp yapmadığı hususun­da ihtilâf etmişlerdir. Çünkü rivayetler muhteliftir Buharî'âc ibni Ebî Evfâ'dan vasiyyet etmediği rivayet olunmuştur. Zîrâ mal bırakmamış­tır. Arâzî'sini eskiden tasadduk etmiş; silâhı ile katırının miras olarak ahnamıyncağım haber vermişti. Bunu Ncvevî zikreder. Müslim, ibni Abbas (R. A..)'dan şu hadîsi tahrîc etmiştir :

«Peygamber (S.A.V.) üç şey vasiyyet etti. Gelen hey'etlere benim verdiğim gibi bahşiş verin ilâh...» İbni Ebî Evfâ hadîsinde Kitabullah'ı; Enes (R. A.) hadîsinde vefat ederken namazı ve köleleri vasiyyet et­tiği görülmektedir, Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in Ensâr'ı ve Ehl-İ Beyt'ini vasiyyct ettiği dahî sabit olmuşsa da bu vasiyyeti Ölüm döşeğinde iken değildir. Daha başka vasİyyetleri de rivayet olunmuştur. BuharVmn tahrîcine nazaran Peygamber (S.A.V.) son hastalığında ümmetine bir vasiyyetnâme yazmak istemiş; fakat buna mâni' olunmuştur. Resûlul-lah (S.A.V.)'in vasiyyetlerini «Tahrîcü'l-Vesâyâ min habâyâ'z Zcvâ-yâ-» nâm eserin sahibi müstakil bir bâb'ta toplamıştır. Bunların hejf-si sahih veya hasen hadîslerdir.[424]

985/817- «Sa'd b. Ebî Vakkas radıyallahü anh'den rivayet edilmiş­tir. Demiştir kî :

— Yâ Resûlüllah! Ben zenginim; bir tek kızımdan başka kimse de bana mirasçı olamıyor. Binâenaleyh malımın üçte ikisini tasadduk ede-yimmî? dedim.

— Hayır; buyurdular:

— Yarısını tasadduk edeyimmı? dedim. (Yine):

— Hayır; buyurdular.

— O halde üçte birini tasadduk edeyİmmi? dedim.

— üçtebir? üçte bir de çok. Şüphesiz ki senin miras­çılarını zengin bırakman, onları fakır, âleme el açar bir halde bırakmandan daha hayırlıdır; buyurdular.»[425]

Hadîs müttefekun aleyh'tir.

Bu hükmün ne zaman şerefsâdır olduğu ihtilaflıdır. Bazılarına göre Haccetü'l - Vcdâ'da Mekke'de sâdır olmuştur. Fil-vâki' Hz. Sa'd has­talanmıştı. Resûlüllah (S.A.V.) onu ziyarete gittiği zaman aralarında bu muhavere geçmişti. Diğer bazılarına göre Mekke'nin fethinde ol­muştur. Bu rivayeti Tirmizî, îbni Uyeyne'den tahrîc etmiştir. Lâkin hadis hafızları bunun vehim olduğuna ittifak etmişlerdir. Sahîh olan birinci kavildir. Vâk'a : iki defa cereyan etmiştir; diyenler bi­le olmuştur.

Hz. Ali, Ibnİ Abbas ve Âişe (R. An/ıılm/dcn^malı az olan kimsenin vasiyyet edemiyeceği rivayet olunmuştur. Bunlardan Hz. Ali (R. A.): «600 yâhui 700 dirhem para, içinden vasîyyet edilecek bîr para değildir. 1000 dirhem, İçerisinde vasiyyet olan bir maldır.» demiş. İbnİ Abbas (R.A.); 800 dirhemde vasiyyet olmadığını söylemiş; Hz. Âişe'de dört çocuğu ile 3000 dirhemi olan bir kadın için : «Onun malında vasiyyet yoktur» demiştir.

«Bir tek kızımdan başka kimse de bana mirasçı olamıyor» ifâdesin­den murâd: evlâd nâmına kimse mirasçı olamıyor; demektir. Yoksa Hz. Sa'd, Benî Zühre'dcn idi. Bunlar onun asabeleri idiler. Sonra vak'a Hz. Sa'd'ın erkek çocukları doğmazdan önce geçmişti. VâktdVnin be­yânına göre bilâhare dört oğlu dünyaya gelmiştir. .Bir takımları on oğ­lu ile on iki kızı dünyaya geldiğini söylerler. Hz. Sa'd'ın burada zikri geçen kızının adı Âişe idi.

«Tascdduk edeyimmi?» demesi şimdi tasadduk etmek için izin is­temeye de, öldükten sonrayı kasdelmiş olmaya da ihtimalİidir. An­cak bir rivayette «vasiyyet edeyimmi?» şeklinde vârid olmuştur. Bu ise ikinci mânâda nassdır. «üçte bir de çoktur» ibaresi bir rivayette râvî tarafından şek olmak üzere «üçte bir de büyüktür» şek­linde tesbit edilmiştir. Mezkûr rivayet Buharı'de de vardır. Mal'ın üçte birini de çocukla tavsif etmesi de daha aşağısına nisbetledir. Bununla tavsif etmekte iki ihtimal vardır :

1— Ziyâde ve noksan yapmadan tam üçte birini vasiyyel etmenin evlâ olduğunu beyândır, ki hemen akla gelen budur. İbni Abbas (R. A.) de bunu anlamış; ve: «Diledim kî vasiyyette nâs üçte bîrden dörtte bire İnsinler» demiştir.

2— Tasaddukun üçte birden yapılmasının en mükemmel yani sevaplı olduğunu beyân içindir.

Hadîs-i Şerifte mirasçısı olanların üçte birden fazla vasiyyet yap­malarının memnu' olduğuna delâlet vardır ki, icmâ' da budur. Yalnız müstehâb olan miktarın, üçte bir mi yoksa daha az mı olduğunda ihti­lâf edilmiştir. İbni Abbas (R.A.), imam Şafiî ve bir cemâate göre müstehâb olan üçte birden azını vasiyyet etmektir. Çünkü Peygamber (S.A.V.) «üçte bir de çoktur» buyurmuştur. Hz. Katâde diyor ki: «Ebu Bekir beşte birT, Ömer dörtte bîr'i vasiyyet ettiler. Bence beşte bîr daha münâsibdir». Bir takımları üçte birin müstehâb olduğuna kaildirler. Bunların delili : «Şüphesiz ki, Allah size vasiyyette mallarınızın üçte birini hasenatınıza ziyâde etti:» hadîsi­dir. Bu hadîs aşağıda gelecektir.

Bâb'ınuzın bu hadisi mirasçısı olanlar hakkındadır.

Mirasçısı olmayanlara gelince : İmam Balîk'e göre hüküm hep birdir. Yani mirasçısı olana da olmıyana da müstehâb olan, malı­nın üçte birini vasiyyet etmektir.

Hanefîler'le diğer bazı ulemâ'ya göre böylesi bütün malını vasiyyet edebilir. Ibnİ Mes'ud (R. /..)'m mezhebi de budur.

Mirasçı üçte birden fazla yapılan vasiyyete razı olursa vasiyyet yerine getirilir. Zîrâ hakkını kendisi iskat etmiş olur. Cumhur'un mez­hebi budur.

Mirasçılar vasiyyete razı olmuşken sonradan dönseler ulemâ'dan bir cemâate göre buna hiç bir zaman haklan yoktur. Bazıları: «Mûsînin ölümünden önce caiz, faknt Ölümünden sonra caiz değildir» demişler­dir. Ncvcvî «Bu hadîste ölü için sadaka vermeye ve bunun müstehâb olduğuna, sadakanın sevabının ölüye ulaşacağına, ona fayda vere-'ceğine delil vardır» diyor.[426]

986/818- «Âişe radtyallahü anhâ'dan rivayet olunduğuna göre, bîr adam. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem'e gelerek :

— Yâ Resûlallah annem ani olarak vefat etti de vasiyyet yapama­dı. Zannederim konuşsaydı tasadduk ederdi. Acaba onun için ben ta-sadduk etsem ona bir ecir olur mu? dedi. Resûlültah (S.A.V.) :

— Evet; buyurdular.»[427]

Hadîs müttefekun aleyh'tir. Lâfız Müslim'indir. Hadîste nekire olarak zikredilen zât'ın Sa'd b. Ubâde olduğu bazı rivayetlerde beyân edilmiştir. Bu hadîs, evlâdın verdiği sadakanın ölen kimseye ulaşacağına delildir.

[428] «İnsana sa'yînden başka bir şey yoktur» âyet-i kerîme'si buna mu-uru değildir. Çünkü Hz. Peygamber (S.A.V.)'in :

«Hiç şüphe yok ki, çocuklarınız sizin kazancınızdan ma'duddur..» buyurduğu sabit olmuştur. Bu hususta «cenaze bah­sinin sonunda söz geçmişti.[429]

987/919- «Ebû Ümâmete'l - Bâhİliy radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallallahüa leyhi ve settem:

— Şüphesiz ki Allah her hak sahibine hakkını ver­miştir. Şu halde vâris'e mîras yoktur; derken işittim.»[430]

Bu hadîsi Nesâî müstesna Dörtler'le Ahmed rivayet etmişlerdir. Onu Âhmed ile Tİrmizî hasen bulmuş, İbni Huzeyme ile İbni Cârud kavı ad­detmişlerdir.

Dare Kutnî bu hadîsi İbni Abbas'dan rivayet etmiş; ve sonuna : «Ancak vâris'ler dilerse o başka» cümlesini ziyâde etmiştir, isnadı hasendir.

Bu bâb'ta Tirmizî ile Nesâî, Amr b. Hârice'den İbni Mâce Hz. Enes'den, Dâre Kutnî babası ve dedesi tarîki ile Amr b. Şüayb'ten ha­dîsler rivayet etmişlerdir. Dâre Kutnî, Hz. Cabîr'den dahî bir hadîs rivayet etmiş; ve: «Doğrusu mürsel olmasıdır» demiştir. İbni Ebî Şey be, Hz, A|i (R. A./den bir hadîs tahrîc etmiştir. Bu hadîslerin hepsinin isnadları hakkında söz edilmişse de mecmu'u amel îcab edecek de­recede kuvvet bulmuştur. Hattâ İmam Şafiî (150—204) «el Ümw» adlı eserinde bu hadîsin mütevâtir olduğuna cezmetmiş; ve: «Bu hadîs bir cemâatin bir cemâatten nakli suretiyle gelmiştir. Bu ise bir kişinin naklinden daha kuvvetlidir» demiştir.

Vâkıâ tevatür dâvasında Fahr-ı Razı (544—606) İmam Şafiî'ye i'tirâz etmişse de bu i'tirâz hadîs'in sübûtuna mâni' değildir. Hadî­si ümmet kabul ile telâkki etmiştir. Binâenaleyh onunla amel vâ-cib olmak lâzım gelir.

Buharı (194—256) bu hususa dâir bir bâb ayırmış adını «Vâris'e vasiyyet yoktur bâb'ı» koymuştur. Galiba hadîs kendi şartına uymadığı için onu «sahih» ine almamış; fakat ondan sonra Atâ' b. Ebî RebahS-dan İbni Abbas (R.A.)'a mevkûfen bir hadîs rivayet etmiştir. Âyet'in tefsin hakkında bu hadîs için merfu' hükmü vardır. İbni Abbas (R.A.) şöyle demiştir : «Vaktiyle mal evlâd'in vasiyyet de £nne-baba'nın idî. Sonra Allah Teâlâ bundan dilediğini neshetîi ve erkeğe iki kadın hisse­si miktarı, anne île babadan her birine altıda biri, kadına sekizde bîr ile dörtte-bîri; kocaya da yarı île dörtte biri verdi.»

Hadîs-i Şerif, vâris'e vasiyyet edilemiyeceğine delildir. Cumhur-u ulemâ'nın kavli budur. Bazıları vasiyyet edilebileceğine zâhib olmuş­lardır. Bunların delili :

[431] «Bîrinizin eceli geldiği zaman size farzdır. İlâh...» âyet-i kerîme'si-(lir Derler ki : «Âyetten vücûb neshedilse de cevaz yine bakîdir.» Faka kendilerine: «Evet öyle olurdu, fakat bu hadîsde vasiyyetin cevazını nefî etmektedir. Binâenaleyh bu vasiyyetin meşru' bir tarafı kalmaz» diye cevap verilmiştir.

«Ancak varisler dilerse o başka» buyurulması: vârise ya-piian vasiyyet mirasçıların tasvib ve rızası ile yapılırsa sahîh ve nafiz olacağına delâlet eder. Bu bâb'ta az yukarıda söz etmiştir. Buraya ka­dar gördüklerimiz vâris'e vasiyyet hakkımda idi.

Bir de vâris'e ikrar mes'elesi vardır.

Bir kimse ölüm döşeğinde bir malını vârislerinden birine ikrar et­se Evzaî ile ulemâ'dan bir cemâate göre caiz olur. îmam Akmed b. HanbeVe göre mutlak surette caiz değildir. Mâlikiler'den bazılarına göre töhmet varsa ikrar caiz değil, töhmet yoksa caizdir. Meselâ bir kimsenin .çok sevdiği ikinci karısına, ilk karısından çocuğu varken mal ikrar etmesi bilhassa o çocuk ile üvey annesinin aralarında geçimsiz­lik olduğu zaman töhmeti mûcibtir. Zîrâ: karısına daha çok vermiştir; diye itham olunur. Töhmet hâl karinesi ile bilinir. Şâfiîler'den Rûyânî (415—502) bu kavli ihtiyar etmiştir.

Fukâhâ'dan bazılarına göre ölüm döşeğinde ikrar yalnız karısının mehri hakkında caizdir.[432]

989/820- «Pfluaz b Cebel radıyallahü cmft'den rivayet olunmuştur. DemisÜr kî: Peygamber sallallahü aleyhi ve selîem:

— Gerçekten Allah size ölürken hasenatınızı arttır­mak için mallarınızın üçte birini tasadduk etmiştir.» bu­yurdular.[433]

Bu hadîsi Dâre Kutnî rivayet etmiştir.

Aynı hadîsi Ahmcd ile Bezzar Ebu'd-Derdâ'dan İbni Afâce'de Ebu Hüreyre'den tahrîc etmişlerdir. Bu rivayetlerin hepisi zâiftir. Lâ­kin birbirlerini takviye ederler. Allahu alem.

Hadîs'in zaîf olması isnadında İsmail b. Ayyaş ile onun şeyhi Utbetü'bnü Humeyd bulunduğundandır. Bunların ikisi de zaîftir. Yalnız hadîs ulemâ'sı arasında mezkûr îsmâiî hakkında tafsilât var­dır, Şamhlar'dan rivayet ederse hadîslerini birçok imamlar kavî bu­lurlar; başkalarından olan rivayetlerine i'timâd etmezler.

Hadıs-i Şerif, malın üçte birinin vasiyyet edilebileceğine delildir; ve malı çok veya az olana; keza vâris ve başkasına şâmil olacak de­recede mutlaktır. Lâkin yukarıda geçen hadîsler onu takyîd ederler. Dört mezheb fukâhâsmın kavli budur. Bazıları, vasiyyetin vârise de sahîh olduğunu iddia etmişlerdir.

Şu da ma'lûm olmalıdır ki :

[434] Yaptığı vasîyyetinden veya borçtan sonra...» âyet-i kerîme'si borç ile vasiyyetin terekeden birbirine müsavi olarak çıkarılacağına borç bütün malı kaplasa bile vasiyyctİn ona müşterek olacağına delâlet eder gibi görünürse do ulemâ borcun vasiyyetten önce ödenmesi lâzım gel­diğinde müttefiktirler. Zîrâ tmarn Akmed b. Hanbel ile TirmizVnm ve başkalarının tahrîc ettiği Hz. Ali hadîsi borcun vasiyyetten evvel ödeneceğine delâlet eder. Mezkûr hadîsi Hz. Ali (R. A./den el-Harîsü'l-A'ver rivayet etmiştir. Lâfzı şudur :

«Muhammid (S.A.V.) borcun vasiyyetten önce Ödeneceğine hüküm buyurdu. Halbuki sîz vasiyyetî borçtan önce okuyorsunuz.»

Bu hadîsi Buharı ta'lîk etmiştir; isnadı zaîftir. Lâkin Tirmizî : <^Ehl-i ilme göre amel bununladır» demiştir. Hadîsin şâhîd'i de var­dır.

Evet ulemâ borc'un vasiyyetten önce ödeneceği hususunda mütte­fiktirler. Âyet-i Kerîmc'de vasiyyetin borçtan evvel zikredilmesine ge­lince : Süheylî bunu şöyle hallediyor : Vasiyyet sile ve teberru yolu ile yapılır. Borç ise ekseriyetle teıaddî ve tecâvüz yolu ile ya­pıldığından âyette vasiyyet evvel zikredilmiştir; çünkü vasiyyet ef-dâldir.

Süheylî'den başkalarının bu mes'ele hakkında mütâlâaları şu­dur : Vasiyyetin evvel zikredilmesi onun bedelsiz olmasındandır. Halbuki borcun bedeli vardır. Binâenaleyh vasiyyeti çıkarıp vermek vâris için borcu vermekten daha güçtür. Bundan dolayı vasiyyet ev­vel zikredilmiştir. Bir de vasiyyeti mûsî kendiliğinden verir; borcu ise isteyen vardır. İşte vasiyyetle amel etmeye teşvik için vasiyyet evvel zikredilmiştir.[435]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS