«Sâhibsiz Yerlerin İhyâsı Babı»

«Sâhibsiz Yerlerin İhyâsı Babı»

Mevât : İslenmeyen yerdir. Bu kelimenin Ölüm mânâsına gol eri (mevt) don alınması ve işlenen yerler hakkında İhya la'birinin kulla­nılması işlenmeyen yerlerin Ölüye; işlenenlerin ise diriye benzemesin-dencür. İslenmeyen bir yerin ihyâsı onu zirâate elverişli hale getirmek içine kuyu kazmak ve hendek açmak gibi şeylerle olur.[318]

941/774- «Urve'den o da Âİşe radıyallahü anhâ'dan işitmiş olarak rivayet edildiğine göre; Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellcm :

— Her kim bir kimsenin milki olmıyan bir yeri i'mâr ederse o yere sâhib olmaya, o kimse en lâyıktır; buyur­muşlardır.».[319]

Urve demiştir ki : «hilâfeti zamanında Ömer de bununla hükmetti»Bu hadîsi Buharı rivayet etmiştir.

Hadîs-i Şerif, sâhibsiz bir yeri i'mâr etmenin ona mâlik olmak mâ­nâsına geldiğine delildir. Zâhİrin'e bakılırsa, hükûme'.in izni bile şart değildir. Nitekim Cumhur-u ulemâ ile Hanefîler'den tmâmeyn'in kavli budur. İmam A'zarri, Ebu Hanîfe'ye göre hükümetin izni şarttır. Cumhur bu hadîs ile istidlal ederler. Bir de bu meseleyi deniz ve nehir sularına, kuş ve hayvan avına kıyâs ederler ve : «Bunlarda hükümet­ten izin almak nasıl şart değilse, i'mâr meselesinde de şart. değildir» derler.

İmam A'zam'a. göre ise, müslümanların yerlerine seller bura­lardan geçtiği için böyle yerler milk hükmündedir. Binâenaleyh hü­kümetten izin almadan ihyâsı caiz değildir.

Bazıları : «Akan su yatağını değiştirirse hükümetin izni ile o yeri ihya etmek: caizdir. Çünkü böyle yerde âmme hakkı kalmamıştır; sa­hibi de belli değildir. Hükümet reisi de âmmenin menfaati olan yerde izin vermeğe sclâhiyetdardır. Ancak bir yeri ihya için gayr-ı müslim'e izin veremez» derler.

Mnamâfîh HanefÜer'e güre bu meselede müslim ile gayr-i müslim arasında fark yoktur.

Hadisteki «Ömer de bununla hükmetti» ifâdesine bakarak bu hadîsin mürsel olduğuna hükmedenler bulunmuştur. Zîrâ Urve/ Hz. Ömer dev­rinin sonlarına doğru dünyaya gelmiştir.[320]

942/775- «Saîq b. Zeyd[321] radıyallahü anh'öen, Peygamber SallalInhü aleyhi ve scllom'in :

— Kim çorak bir yer ihya ederse o yer onundur» bu­yurduğu rivayet olunmuştur.»[322]

İiu hadîsi ÜçMer rivayet etmiştir. Tirmizi onu hasen bulmuş ve : «mürsel olarak rivayet edildi» demiştir. Hakikatte de öyledir. Sahâbî'si hakkında ihtilâf edilmiş: ve bazıları Câbİr'dir demiş; diğer bazıları Âişe olduğunu söylemiş; bir takımları da Abdullah b. Ömer olduğunu iddia etmişlerdir. Şâyân-ı tercîh olan birincisidir.

İmam Tirmizi (200—279) : «Bu hadîsi bazıları, Hişâm h. Urve*' den o da babasından, o da Peygamber (S.A.V.)'den mürsel olarak riva­yet etti» demiştir. Peygamber (S.A.V.)'in ehl-i ilim olan ashabı ve baş­kaları bununla amel etmişlerdir.

Müreccah olan Câbir (R. A.) rivayetine göre iki adam Peygamber (S.A.V.)'in huzurunda dâvâ'ya durmuşlardı. Bunlardan biri diğerinin. yerine hurma dikmişti. Resûlüllah (S.A.V.) yer sahibine yerini ajmasını hükmetmiş; hurma sahibine de oradan- hurmalarını çıkarmasını emret­mişti. Râvi diyor ki : «Vallahi gözümle gördüm; hurmaların kütükle­rine baltalarla vuruluyordu; hurmalar gerçekten tam kıvamında idiler. Böylece tâ bitinceye kadar çıkarıldılar..»

Bu hadîs hakkında yukarıda «gasb» babında îzâhât verilmişti.[323]

943/776- «İbnİ Abbas radıyallahü anhiimâ'dan rivayet olunduğuna göre, Sa'b b. Cessâme radıyallahü anlı kendisine Peygamber Sallallahü aleyhi ve setterri'in :

—: Allah ve Resulünden başka hiç bir kimsenin otla­ğı yoktur; buyurduğunu haber vermiştir.»[324]

Bu hadîsi "Buharı rivayet etmiştir.

Hima : korunan yer, demektir, ve mübah'ın zıddıdır. Burada on­dan murâd : yalnız devlet'e âit hayvanları otlatmak için korunan hu­susî bir yerde halkın hayvan otlatmasını hükümet reisinin men'etme-sidir.

Câhiliyyet devri'nde bir reis bir yeri kendisine tahsis ederek baş­kalarını orada hayvan otlatmaktan men' etmek istedi mi, yüksek bir yerden bir köpek havlatırmış. Köpeğin sesi nerelere kadar varırsa o yerler onun otlağı sayılır; başkaları orada hayvan otlatamazmış; fa­kat kendisi başkalarına âid istediği yerde hayvan otlatabiliyor muş. îşte İslâmiyet hu insafsızca hareketi de ibtâl etmiş; otlak hakkını yalnız Al-I h ve Resûl'ünc tanımıştır. Bittabi bundan murâd: Harb için beslenen a: ve develerle zekât hayvanlarıdır. İmam Şafiî şöyle diyor: «Ha-dis'in iki şeye ihtimali vardır.

1— Peygamber (S.A.V.)'in tuttuğundan başka müslümenlardan hiç bir kimsenin otlak tutmağa hakkı yoktur.

2— Yalnız Peygamber (S.A.V.J'in tuttuğu gibi olan yerleri tutmak caizdir.»

Birinci ihtimale göre Peygamber (S.A.V.J'den sonra hiç bir İslâm hükümdarı'mn otlak tutmağa hakkı yoktur. îkinci ihtimale göre ise Re-sulüllah {S.A.V.J'in makamında bulunan halîfe'ye .bu hak vardır. Bu ikinci ihtimal Buharî'nin Zühfî'den ta'lîk sureti ile rivayet ettiği bir hadîsin de yardımı ile tercih olunmuştur. Mezkûr hadiste: Ömer (R. A.)[325] Şerif ve Rabeze'yi otlak olarak tutmuştur. İbni Ebl Şrybc'nin sahih bir isnadla Hz. Nâfi'dcn rivayet ettiği bir hadîs'e göre, Hz. Ömer, Rabeze'yi develerini otlatmak için otlak İttihâz etmiştir, ŞâfUler'den bazı­ları vilâyet ve kaza âmirlerini de müslümanlara zarar vermemek şartı ile bu hükme iihâk etmişlerdir.

Hükümet reisinin kendi şahsî malları için otlak ayırmak mes'cıcsi ihtilaflıdır. Razılarına fiöre kendisi için otlak ayıramaz; yalnız zekât hayvanları ile fakir miislümanlar için otlak ayırabilir.

Hi. Ömer (R. A.) kısasası Ebû übryd, İbni Ebl Şeyhe, Buharı ve BcyhakVm\\ rivayetlerine göre şöyledir :

Ömer b. Hattab (R. A.) Hüney isminde bir azadhsını otlak tutma­ğa göndermiş; ve kmdisine :

— Yâ Hüney! Müslümanlara el uzatma! mazlum'un bed-duâsından kork! Zîrâ mazlum'un duası makbuldür. Bîr kaç deveciği ve bir kaç koyuncuğu olanı mer'aya koy, ama sakın Avf oğlu İle Affan oğlu'nun develerini koyma. Çünkü onların hayvanları helak olursa hurmalarına ve ekinlerine baş vururlar. Fakat bir kaç deve ve bir kaç koyun sâhi-bİnİn hayvanları helak olur da oğullarını bana getirir ve: «Yâ Emîre'l-Mü'minin!» derse ben onları hiç bırakırmıyım a babasız kalasıca? Şu halde su İle otu' vermek bana altın İle gümüşü vermekten daha eh-vendir. Allah'a yemin olsun ki, bu adamlar beni kendilerine zulmet­tim sanırlar. Öyle ya, bu yerler onların memleketidir. Câhîliyet dev­rinde bunlar İçin savaşmış; İslâmiyet devrinde de bunlar kendilerinin olmak şartı ile müslüman olmuşlardır. Nefs'im kabza-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, üzerimde Allah yolunda taşıdığım şu mallar olmasa kendi memleketlerinde âlemin mer'alarmı kendilerine yasak et­mezdim» demiştir.

Bu haber hükümet resinin şahsî malı için otlak lutamıyacağma de­lildir.

Hz. Ömer (11. A,)'in «üzerimde taşıdığım mallar» dediği hayvan­lar harb İçin hazırladığı atlardır. İmam Mâlik (93—179) bunların kırk bin olduğunu söylemiştir.[326]

944/777- «Bu da İbni Abbas radıyaîlahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir kî: Resûlüllah Snllallahü aleyhi ve sellem:

— Zarar ve zararla mukabele yoktur; buyurdular.»[327]

Bu hadisi Ahmed ile İbni Mâce rivayet etmişlerdir. İbni Mâce bu hadîsin mislini Ebû Said'ten rivayet etmiştir. Hadîs el-Muvatta'da mürseldir.

Yine îbni Mâce ile Bcyhakl bu hadîsi Uba'detü'bnü's - Sâmifden tahrîc ettm işlerdir. Aynı hadîsi İmam Mâlik, Amr b. Yahya tarîki ile babasından mürsel olarak şu ziyâde ile rivayet etmiştir :

«Her kim (birine) zarar verirse Allah ona zarar verir; ve her kim zorluk çıkarırsa Allah ona zorluk verir» Bu zi­yâde ile onu Dâre Kutn'ı, Hâkim ve Bcyhakî, Hz. Ezû Saîd'ten merfu' olarak tahrîc etmişlerdir. Yine bu hadîsi Abdürrczzak (126—211) ile İmam Ahmcd, Hz. İbni Abbas'dan da rivayet etmişlerdir. Bunda şu ziyâde de vardır:

«Kişiye komşusunun duvarına kiriş koyma hakkı var­dır; umumî yol da yedi arşındır».

Hadîs-i Şerifin mânâsı : bîr kimsenin din kardeşine bir zarar yaparak onun hakkını yemesi caiz olmadığı gibi zarara karşı za­rar yapmak sureti ile mukabelede bulunmak da caiz değildir; Bu hüküm Mcccllc-i Ahkâm-ı adliyye'nin 19. cu maddesinde : «Zarar ve mukabele b-iz'zarar yoktur» şeklinde hulâsa edilmiştir. Meselâ : bir kimse birinden geçmez bir para alsa, o parayı başkasına vere­mez; birisi diğerinin malını telef etse o da onun malını telef ede­mez.

Bu hadîs, zarar yapmanın haram olduğuna delildir. Çünkü za­rarın kendisi nefî edilince onu yapmanın nefyi evleviyette kalır. Za­rar yapmanın haram olduğu şer'an olduğu gibi aklen de çirkindir. Burada dayak vurmak, i'dâm etmek gibi şer'î hadler de bir nev'î zarar olabileceği hatıra gelirse de bunlar asla başkasına zarar kabilin­den değil bilâkis Allah tarafından birer cezadır. Binâenaleyh bunları vu­ranlar zemmolunacak şöyle dursun medhedilirler.[328]

945/778- «Semuratü'bnü Cündeb radıyallahü anh'öen rivayet edil­miştir. Demiştir ki: ResûlüUah sallallahü aleyhi ve seîlem:

— Kim bir kuyu kazarsa, hayvanları için kendisine kırk arşın iğrek vardır; buyurmuşlardır.»[329]

Bu hadîsi Ebû Dâvud rivayet etmiş; İbni Cârûd sahîhlcmiştir.

Onu Hasan-ı Basrî, Hz. Semura'dan rivayet etmiştir. Hasan-t Basrî'nin Semura'dan işitmesi ihtilaflı ise de bu hadîs yukarıdaki hadîsle kuvvet bulmuştur.

Sâhibsiz bir yeri i'mâr eden kimsenin o yere mâlik olurduğunu yukarıda görmüştük. Bu hadis i'mârın başka bir nev'ini gösteriyor.

Duvarla çevrilen yerin sâhibsiz olması mutlaka lâzımdır.[330]

947/779- «Abdullah b. Mugaffel radıyallahil anh'âen rivayet olun­duğuna göre; Peygamber sallallahü aleyhi ve selîem:

— Kim bir kuyu kazarsa, hayvanları için kendisine kırk arşın iğrek vardır; buyurmuşlardır.»[331]

Bu hadîsi Ibnİ Mâce zaîf bir isnadla rivayet etmiştir.

Zaîf olmasının sebebi, râvileri arasında îsmail b. Müslim'in bu­lunmasıdır. Taberânî (260—36λ bu hadîsi Eş'as'tan tahrîc etmiş­tir. Bu bâbta İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Ebu Hüreyre'den şu hadîsi tahrîc etmiştir.

«fslâmda kazılan kuyunun harîmi yirmi beş arştn; âdı kuyunun harîmi elli arşındır.)/ Aynı hadîsi Dârc Kutnî

(306—385) Sald b. Müscyycb tarîki ile tahrîc etmiş, fakat onu mür-sel olmakla iîlctlendirmiş ve : «Bunu kim müsned olarak rivayet et­ti ise vehim eylemiştir» demiştir.

Hadîsin senedinde Dâre KutnVnin şeyhinin şeyh'i olan Muham-med b. Yusuf vardır ki, bu zât hadis uydurmakla müttehemdir.

Bu hadîsi Beyhakî, Yûnus tariki ile îbni Müscyyeb'ten mürsel olarak rivayet etmiştir. Beyhakî'nm rivayetinde şu ziyâde de vardır:

«Ekinlik kuyusunun harîmi her tarafından üç yüz arşındır». Hadîsi Hâkim (321—405) Hz. Ebu Hüreyre'den hem mev-sûl, hem de mürsel oîarak tahrîc etmiştir.

Ancak mevsûl olan rivayette Ömer b. Kays vardır ki, bu zât zaîiftir.

Hadîs-i Şerif, kuyunun harîmi olduğuna delildir. Harîm'den murâd : Kuyuyu kazarak bozmaktan men'edilen etrafıdır. Ona ha-rîm denilmesi, kuyuya bir zarar getirilmesine mâni' olduğu içindir.

Hz. Abdullah hadîsi'nin, zahiri, bu husustaki illetin kuyu sahibinin ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Çünkü kendisi kuyudan su çekerken hay­vanları suyun başına toplanırlar.

Ebu Hüreyre (R. A.) hadîsi'nin zahiri ise illetin bizzat kuyunun ih­tiyacı olduğuna delâtet ediyor. Kuyuya bir zarar getirmemek için ona yaklaşmamak lâzımdır.

Harîm mes'elesinde ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Ebû Hanîfe ile Şa­fiî'ye göre İslâm'da kazılan kuyunun harîmi kırk arşındır. İmam Ah-med'e göre ise yirmi beş arşındır.

Kaynaklar'a gelince : Bazılarına göre onların harîmi her tara­fından beşyüz arşındır. Sel yiriminin harîmi kuyularınki gibidir.

Bütün bu tafsilât mubah olan yerler hakkındadır. Sâhibli yerin harîmi yoktur. Herkes milkinde dilediğini yapmakta serbesttir.[332]

948/780- «Alkamatü'bnü Vâîl'den babası radtyallahü anh'den işit­miş olarak rivayet edildiğine göre; Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem babasına Hadramevt'de bir yer parsellemişlir».[333]

Bu hadisi, Ebu Dâvud ve Tirmizî rivayet etmiş, ibni Hibban ise sahîhlemiştir.

Hadîsi Tinnizi ile Beyhaki de sahîhlenrişîerdir.

Parselîemek'ten murâd : Sâhihsiz yerlerden bir kısmını kendisine tahsis etmesidir. Bu suretle artık yer onun mil ki olur. Bu hüküm ittifâ-kîdir. Fakat Kadı îyaz (476—544) parselleme dediğimiz iktâ'ın bu mânâya değil, hükümet reisinin ehil gördüğü kimseye Allah'ın ma­lından bir kısmını müsaade etmesi mânâsına geldiğini hikâye etmiş ve demiştir ki: «Bu kelime ekseriyetle arazî hakkında kullanılır. Ve yeri İmâmü'l - Müslimîn dilediğine, ya temlik eder, yâhud bir müd­det gelirini ona verir. İşte zamanımızda «Iktâ'» denilen şey budur. Ule­mâmızdan bunu zikreden kimse görmedim, Fıkhî yoldan bunu tahrîc müşküdir. Öyle anlaşılıyor ki, parseli alana bu müsaade ile tıpkı bir yere ev yapmak gibi bir ihtisas hâsıl oluyor; lâkin bununla o yerin kendine mâlik olmuyor.»

Bazıları Kâdi'nin bu sözüne cezmen kail olmuştur. Evzaî (88— 157) ise aksini idda etmiştir, îbni Tîn şöyle diyor «Parsel şeklinde tevzi yer veya akarda olur; ve ancak ganimetten verilir. Bir müsimanın veya zimmî'nin hakkından verilemez. Iktâ' bazen temlik, ba-zan da temlik'in gayri olur.»[334]

949/781- «İbnİ Ömer radıyaüahü anhümâ'âan rivayet olunduğuna göre Peygamber sallalîahü aleyhi ve sellem Zübeyr'e atının koştuğu yeri bahşetmiş; o da atı (kıvamını buluncaya kadar) koşturmuş; son­ra doğrulayarak kamçısını atmış. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) :

— Ona kamçının vardığı yeri verin; buyurmuşlardır.»[335]

Bu hadîsi Ebu Dâvud rivayet etmiştir. Hadîste za'f vardır.

Çünkü râvîleri arasında Abdullah b. Ömer b. Hafs vardır. Bu zât hakkında söz edilmiştir.

Hadîsi îmanı Ahmcd b. Hanbcl, Hz. Esma binti Ebî Bekir'den lahrîc etmiştir. Pay edilen malların Benî Nadîr'e âi'd olduğu bunda be­yân edilmiştir. Buharı ile Müslim'in ittifakla rivayet ettikleri Esma hadîsi'nde de, Hz. Esma (R. A)}hâ)'nın: «Ben Peygamber (S.A.V.}'in Zübeyr'e ayırdığı yerden başımda hurma taşırdım. O bana Fersah'ın üçte ikisi kadar uzakJı» dediği zikredilmektedir. Arazînin Beni'n - Nâ-dîr'e âid olduğu Buhârİ'dc dahî zikredilmiştir.[336]

950/782- «Sahabeden bir zâttan rivayet edilmiştir, (radıyalfahü anlı) demiştir ki : Peygamber scülalUthü aleyhi ve scllcm ile birlikte gaza ettim de onu şöyle derken işittim :

— İnsanlar üç şeyde ortaktırlar : Ot'da, su'dave ateş'de.».[337]

Bu hadîsi Ahmed ile Ebu Dâvud rivayet etmişlerdir, râvîleri sikadır.

İbni Mdce Ebu Hüreyre (R.A.)'don merfu' olanık şunu rivayet etmiştir :

«Men'edilmeyen üç şey vardır: Ot, su ve ateş».

Bunun isnadı sahihtir.

Bu bâbta bir çok rivayetler vardır; lâkin hiç biri i'tirâzdan sa­lim değildir. Bununla beraber mecmu' i'tibâriyle hüccet olabilirler. Müslim v.e diğerlerinde hassaten su hakkında hadîsler vardır.

Kele' : Yaş olsun kuru olsun ot demektir. Kuru ola arapiar «haşiş» ve «heşîm» derler. Yaş ota ise «halâ» ve «uşb» denilir.

Hadîs-i Şerîf, mezkûr üç şeyin hiç bir kimseye mahsus olamıyaca-ğına delildir. Kırlardaki ot hakkında mesele ittifakıdır. Yalnız hükü­metin yasak etliği yerler bundan müstesnâ'dır. Çünkü az yukarıda gö­rüldüğü vecihle bu yerlerin mer'ası mîrî hayvanlarına mahsustur. Milk olan yerlerin otu ulemâ arasında ihtilaflıdır. Ru cihet de yerinde görül­müştür. Bu hadîs «mubahtır» diyenlerin delilidir.

Ateşten murâd'ın ne olduğu dahi ihtilaflıdır. Bazılarına göre bundan murâd : odun yakmak, diğer bazılarınca kandil yerine ziyasından isti­fâde etmektir. Hattâ : «Çakmak taşı gibi kendisinden ateş çıkan taştır» diyenler bile olmuştur. Fakat burada ateşlen murâd; hakiki ateştir, de­mek en doğru bir sözdür. Eğer ateş birinin mijki olan odundan hâsıl olmuşsa bazılarına göre odunun hükmünü alır; diğer bazılarına göre bundada sudaki hilaf carî olabilir; zîrâ ihtiyâç ve bu bâb'taki müsa­maha umumîdir. Su hakkında yerinde îzâhâi verilmiş ve her ne kadar milk sahibinin tekaddüm hakkı olsa da fazla suyu ihtiyaç sahiplerinden men' edemiyeceği görülmüştü.

Bazılarına göre kuyu veya çeşme'yi satmak caizdir. Çünkü memnu' olan yalnız fazla suyu satmaktır. Çeşme ve kuyuyu satmak memnu' değildir. Nitekim Hz. Osman (R.A.) Peygamber (S.A.V.)'in emri ile Bi'r-î Rûme denilen kuyuyu yahûdî'den satın alarak müslümanlara se­bil yapmıştır.[338]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS