«ALIŞ VERİŞ BAHSİ»

«ALIŞ VERİŞ BAHSİ»

«Alış verişin şartları ve yasak alış ve/işler»

Usul-i Fıkıh ilminin beyânına göre Allah'ın meşru kıldığı şeyler dört kısma ayrılır :

1— Sırf Allah'ın hakkı olan şeyler.Bunlardan murâd: Umumun menfaati teallûk cdon şeylerdir, inâ'nın haram olması böyledir. Zîrâ onun fâidesi nesepleri zayi' olmaktan korumak olup bu fâide umumî­dir.

2— Sırf kul hakkı olan şeyler.Bunlardan maksat: Kendilerine hususî bir maslahat taallûk eden şeylerdir. Başkasının malının haram elması gibi.

3— Her iki hak da mevcut olup Allah hakkının daha fazla bulun­duğu şeyler. Hadd-i Kazif gibi (Hadd-i Kazîf: Namuslu bîr kadına zina İsnadı sebebiyle verilen dayak cezasıdır). Bunda Allah hakkı vardır. Çünkü kulları men' etmek için meşru olmuşdur. Kul hakkı dahî vardır. Çünkü kadını zina kepazeliğinden kurtarır. Fakat Allah hakkı daha çoktur. Onun için bunda miras cereyan etmez.

4— Her iki, hak da mevcut olup kul hakkının daha fazla bulundu­ğu şeyler. Kısas gibi. (Kısas : Misilleme suretiyle verilen cezadır. Me­selâ adam öldürenin cezası ölümdür). Bunda Allah hakkı vardır; zîrâ cihanı fesattan kurtarmak için meşru' olmuştu. Kul hakkıca vardır. Çünkü bunda kulun kendine cinayet vardır ve bu galiptir. Onun için kısasta mîras ve cereyan eder.

İşte muamelâttan sayılan alış veriş bu dört kısırr.jnn ikinciye, sırf kul hakkına dâhil olan meşruata dâhildir.

Alış veriş'in hikmet-i meşru'iyeti : Allah'ın ma'lûmu olan devam ve bekanın güzel şekilde alış verişe taallûkudur. Şöyle ki: însan her ihtiyacını kendi göremez. Meselâ tarla sürmeyi, ekin ekmeyi, biçme­yi, öğütüp ekmek yapmayı ve sâireyi kendi yapamaz. İhtiyaçlarının bazısını satın alması mutlaka lâzımdır. Çünkü satın almasa, ya zorla alacak, yahut da dilenecek veya ikisini de yapamayıp ölünceye kadar sabredecektir ki, bunların hepsinin fasit olduğu "meydandadır. Bilhas­sa dilenciliğin zillet ve arına herkes tahammül edemez. Binâenaleyh alış veriş'in meşru olmasında İhtiyaç sahibi mükelleflerin güzel bir nizam dâhilinde hayatlarının idâmesi ve ihtiyaçlarının görülmesi gibi hikmetler vardı. Büyü' lâfzı, bey'in cem'idir. Beyi' alış veriş demektir, yani bu kelime birbirine zıd mânâlarda kullanılan tnüşterek lâfızlar­dandır; hem satışa hem de satın almaya beyi1 denilebilir. Şirâ' keli­mesi de aynı mânâdadır.

Beyi' lügatte: Mal ile malı değişmektir. Şeriatta da Öyle ise de riza kaydı ile mukayyeddir. Yani şeriata beyi1: İki tarafın rızası ile malı mal ile değişmektir.

Beyi'in şartları bir kaç nevi'dir :

1— Beyi' yapanda aranan şart ki, buna «in'ikadınm şartı» da der­ler, ahş veriş'i yapanın akıl ve temyiz sahibi olması, yani kâr ve za­rarı seçebilecek kabiliyette bulunmasıdır.

2— Mahalde yani satılık malda aranacak şartlar : Malın müte-kavvim, yani şer'an kıymeti hâiz bir mal olması ve teslime elverişli bulunmasıdır.

3— Alan ile satan'ın bey'e razı olmaları.

4— Akdin «sattım, aldım» gibi mâzî sığalarla yapılmasıdır.

Rüknü : îcâb ve kabuldür. (Icâb: Taraflardan birinin evvelâ söy­lediği söz veya işlediği fiildir. Ona cevaben söylenen veya yapılana da kabul derler.) Cumhur-u Ulemâ'ya göre kıymetli mailard*. söz ile icâb ve kabul şart ise de ekmek ve sebze gibi kıymeti az olanlarda söz şart değildir. Yalnız Şâfiîler'e göre bu hususta kıymetli ile kıymetsiz arasında fark yoktur; her ikisinde de söz ile icâb ve kabul şarttır. Maamâfîh İmâm Nevcvî (631—676) ile müte'ehhirîn Şâfi'yye ule­mâsı cumhur ile beraberdirler. Sonra gerek alış verişte, gerekse şâir akidlerde kullanılan sözlerin icabeden kesinliği ifâde edebilmesi için mutlaka mâzî" sigaları ile söylenmesi icâbeder. Bu bâb'ta kitabımızın «Nikâh bahsi» nde daha ziyâde tafsilât verilecektir.

Bey'in hükmü : Haddizatında mubah olmak ise de yerine göre vâcib, mcndûb, haram ve mekruh da olabilir.

Bey'in meşruiyeti. Kitap, sünnet ve icmâ'-i ümmet ile sabittir. Ki­taptan delili[1] «Allah bey't helâl kıldı.

«Alış veriş

yaptığınız zaman şahid çağırın» gibi âyetleridir. Bey'in meşru' oldu­ğuna bu ümmetin ulemâsı icmâ' etmişlerdir. Sünnetten delili ise aşağıdaki hadîslerdir.[2]

800/646- «Rifâa b. Râfi[3] radıyallahü anVden rivayet olunduğu­mun.» Peygamber Sallaîîahü aleyhi ve sellem'e: Kazancın hangi­si daha helâldir; diye sorulmuş :

— Kişinin elinin emeği ve mebrûr olan her alış veriş­tir; buyurmuşlardır.»[4]

Ru hadîsi Bezzâr rivayet etmiş; Hâkim sahihlemiştir.

BeyM Mebrûr : Yalan yere yemin etmekten ve muamelede hile yapmaktan hâli olan satıştır.

Musannif bu hadîsi «Telhis» de Rafi' b. Hadİc'ten rivayet etmiş­tir, hnâm-t Süyûtî dahî «el-Câmî» inde onu Hz. Rafi'den tahrîc et­miştir. Buradaki Rifâa'nın da Ibni Hadic olması ihtimal dahilindedir. Nitekim hadîsi Tabcrânî de Rifâa b. Hadic'ten rivayet etmiştir. Bu hadîsin bir misli «el-Mişkât» ile «et-Tergîb ve't-Terhîb» nâm eser­lerde mevcuttur. Yalnız onlardaki hadîs İmâm Ahmed b. HanbeVe nisbet olunmuştur.

Hadîs-i şerîf kazanç meselesinin delilidir. Kazanç sevdası zaten in­sanda g ğuştan mevcut olan bir haslettir. Peygamber (S.A.V.)'e sorulan yalnız ;ıelâl cihetidir. El emeğinin bey'-i mebrûrdan daha önce zikre­dilmesi onun daha efdâl olduğuna delâlet eder, ondan sonra hadîste tavsif buyurulan ticaret gelir. Bununla beraber hangi kazancın efdâl ol­duğu ulemâ arasında ihtilaflıdır. Mârûdî (—450): «Kazançların esâ­sı ziraat, ticâret ve san'attır» diyor ve Şâfü Mezhebî'ne göre bunlardan lieâretin daha makbul olduğunu söyledikten sonra şöyle devam ediyor «Bence bunların en helâli ziraaltir. Çünkü ziraat tevekküle daha yakın dir.» Mârûdî bundan sonra Buharî'nin Hz. Mikdâm'dan merfu' ola rak tahric ettiği şu hadîsi zikrediyor:

«Elinin emeğinden da­ha hayırlı .bir yiyecek hiç bir kimse yememiştir. Şüphe­siz ki Allah'ın Peygamberi Dâvud'da elinin emeğinden yiyordu.»

Nevevî diyor ki : «Doğrusu, kazançların en helâli el emeğidir Bu ziraat bile olsa el emeğine şâmil olduğu; içerisinde tevekkül vt insana, hayvana, kuşlara âmm ve şâmil faydalar bulunduğu cihet­li- yine kazançların en iyisidir.» Fakat Musannif îbni Hâcer: «Küf-fâr'dan cihâd suretiyle kazanılan mallar ondan üstündür. Hem hv Peygamber (S.A.V.)'in kazanç yoludur; içinde Kelİmetullah'ı i'lâ bu Umduğundan kazançların en şereflisi budur» demektedir, Hanefîler'ir mezhebi de budur. Maamâfîh bazıları cihâd'ı dahi el emeğinde dâhi] sayarlar.[5]

801/647- «Câbir b. Abdillah radıyallahü anhümâ'dan rivayet edit-diğîne göre kendisi Peygamber Sallallahü aîeyÛ ve seîlem'ı Fetih Yılı Mekke'de :

— Hiç şüphe yok ki, Allah ve pesûi'ü şarabı, İaşeyi, domuzu ve putları satmayı haram kılmıştır; derken işitmiş-* tir. Bunun üzerine:

— Yâ Resûlallah, ölü hayvanların iç yağlarından haber ver; çünkü onlarla gemiler boyanır, deriler yağlanır; halk onlardan kandil ya­kar; denilmiş. Peygamber {S.A.V.) :

— Ha' ir, O satış haramdır buyurmuş. Sonra Resûlullah Sallaltahü eleyhi ve sellem o anda şunları söylemiştir :

— Allah yahudilerin belâsını versin! Allah kendileri­ne Ölü hayvanların iç yağlarını haram kılınca onu eritti­ler; sonra sattılar da parasını yediler.»[6]

Müttefekun aleyh'tir.

Fetih, hicretin sekizinci yılı Ramazanında vuku' bulmuştu.

Meyte: Şer'î usulle kosilmiyen veya hiç kesilmeden ölen hayvandır.

Sanem : Cevheri'ye göre vesen'dir. Başkaları ise sanem ile vesen arasında fark buluyorlar. Onlara göre vesen: Cismi olan puttur; sa­nem: Resimdir.

Hadîs-i Şerif, zikredilen şeyleVin haram olduğuna delildir. Şarap, lâşe ve domuz'un satılması bazılarına göre necis oldukları için haram­dır. Bunlar aynı illeti her necis şey'e geçirerek «necis olan her şeyi sat­mak haramdır» derler.

Hanefîler'le fukâha'dan bir cemâate göre tarlalara gübre yapmak üzere hayvan pisliklerini ve keza toprakla karıştırılmış insan pisliğini satmak caizdir. San'anî'ye göre ise şarap ve emsalininin satılma-masının illeti necis olmaları değil, haram kılınmalarıdır. Ona göre mezkûr şeylerin pis olmaları satılmalarına tam mâni' bir illet olmu­yormuş. Bize kalırsa Mâide sûresi'nin şu âyeti bu bâb'ta kimseye söz bırakmıyacak derecede açıktır:

«Ey iman edenler! Şarap, kumar putlar ve kısmet zarları hep şey­tan işi birer murdardır. Bundan dolayı sîz onlardan kaçının kî felah bulaşınız[7].» Görülüyor ki, ondan kaçınmanın sebep ve illeti murdar­lığıdır. Dinimiz bazı pisliklerin satılmasına müsaade ettiği halde, iç­ki hakkında bu müsaadeye vermemişse bundan anlıyacağımız mânâ doğrudan doğruya sudur: Din nazarında içki necasetlerin en ağır hü­küm giyenlerinin başındadır; bu sebeple unun pisliği adetâ kalkatdır. ve şaraba «Ümmü'l - Habâİs» yani pisliklerin anası denilmiştir. Evet şarap, şarap olarak kaldıkça ondan hiç bir vecihle istifâde etmek mu­bah olamaz. Tivmiz'ı ile İbni Mdce'wn Hz. Enes'len rivayet ettikleri bir hadîste, Peygamber (S.A.V.) : Onu yapana, yaptırana, içene, taşı­yana, taşıtana, içirene, satana, parasını yiyene ve satın alana lânet et­miştir. Hattâ mu'tcmod kavle göre onunla tedavi dahi caiz değildir. Meğer ki, kimyevî bir istihale geçirmiş ola. Ancak o zaman ondan isti­fâde mubah olur. Meselâ şarap, sirke olursa kullanılması mubahtır.

Murdar ölen hayvanın yünü, yapağı, kılı, tırnağı ve boynuzu mur­dar değildir. Çünki bu a'zaya hayat girmediği çibi ölü de dcnilmçz. Ba­zılarına göre Ölü hayvanın kılları nocis İse de yıkamakla temizlenir, Cumhur'a göre aynı nccİs sayılan domuz gibi hayvanlardan maada ölü hayvanı satmak caizdir.

Putların satılmaması bazı ulemâ'ya göre mubah bir menfaat ta­rafları olmadığındandır. Hattâ : «kırıldığı zaman parçalarından istifâ­de rdilebilccckse satılabilir» diyenler vardır. Fakat ne de olsa putu put olduğu halde satmak caiz değildir. Çünkü Peygamber (Ş.A.V.) yasak etmiştir.

İç yağların hükmünün sorulması, mubahtır saniîdığındandır. Bun­ların üç nev'i faydası olduğu soran zât tarafından sıralanmasına rağ­men Peyg-mber (S.A.V.) : «O haramdır» buyurarak hükümden hâriç kflmadıgım açıklamıştır. «O haramdır» cümlesindeki zamir bazılarına göre bey'a râci'dir ve mânâ şöyle olur: «îç yağlarını sat­mak haramdır». Bazılarına göre ise zamir intifa'a râci'dir, yani o şey­lerle faydalanmak haramdır. Ekser-i ulemâ zamiri buna hamlelmiş ve «ülü hayvanın ancak dibagatlanmak şartı ile derisinden istifâde edilebilir.» demişlerdir. Zamiri bey'a râci' görenler ölü hayvanın kö­peklere yedirilmesini ittifâkan caiz addederler. Mczheb imamların­dan Ebu Hanîfe, Şafiî ve Mâlik ile fukâhâ'dan bir cemâatin mezhebi budur. Onlara göre pis balı arılara ve diğer hayvanlara yedirmek caizdir. Tahâvî (238—321)'nin rivayet ettiği bir hadîs de onlara delildir. Bu hadîs'e göre Peygamber (S.A.V.)'e yağın içine düşen fare­nin hükmü sorulcukta : «Yağ katı ise fareyi ve etrafındaki yd^ı atın; mâyî ise kandil yakın, yâhCıd ondan başka bîr suretle faydalanın» buyurmuşlardır. Tahavî : «Bu hadîs'in ri-' rali sikadırlar.» demiştir. Bu mesele Ashâb-ı Kirâm'dan : Ali, İbni Ömer ve Ebu Musa (R. Anhüm)den; Tâbiin'den de: Kasım b. Muham-ıncd ile Salim b. Abdullah'tan rivayet edilmektedir.

Hadîs-i Şerifte, satılması haranı olan şeyin parasının da haram ol­duğuna işaret vardır.[8]

802/648- «İbni Mes'ııd radıyattahü anh'ten rivayet olunmuştur, de­miştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve selle m'ı;

— Alış veriş yapan iki kişi aralarında bir beyyine olmaksızın ihtilâfa düşerlerse söz mal sahibinindir; yâ-hûd alış verişi bırakırlar; derken işittim».[9]

Bu hadîsi, Beşler rivayet etmiş Hâkim de sahîhlcmiştir.

Hadîs'in sahih olup olmadığı hakkında ulemâ'nın sözleri çoktur. Hadîs, alan İle satan arasında, fiyat veya satılan mal yahut bey'in şartlarından bir şart hakkında anlaşmazlık çıkarsa süz yemini ile be­raber satanın olduğuna delildir. Dinimizin umumî kaidelerinden anla­şıldığına göre alış verişte hangi taraf zahiri yani aslîn hilafım iddia ediyorsa iddiasını ispat ona düşer. Aslı ve zahiri iddia edene de yemin verdirilir. Bu kaideler Mecclloi Ahkâm-ı Adliyye'nin 76 ve 77. ci maddelerinde şöyle ifâde olunmuştur. «Beyyine müddaî İçin ve yemin münkir üzerindedir». «Beyyine hilâf-ı zahiri ispat için ve yemin aslı ibka içindir». Bu bâb'ta üç kavil vardır: :

1— Söz mutlak surette satanındır.

2— Alan İle satanın ikisi de yemin eder ve mal sahibine iade olu­nur.

3— Tafsilâta gidilir ve nevi'de ihtilâf ile cinste veya sıfatta an­laşmamak arasında fark görülür.

Alan ile satanın ikisine de yemin ettirmenin veclu her birinin müddeâ aleyh (dâvâlı) olmasındandır. Yemin" işi Peygamber (S.A.V. )'in :

«Bey'yine müddeî'ye, yemin de inkâr edene düşer.» Hadîs-i şerifinden alınmıştır. Bu söz îslâmiyetten önce yaşıyan meşhur hatîb Kııss b. Sâîde'ye de nisbet olunur. Hadîs burada mut­lak olup «dâva babı» nın hadîsleri ile takyîd edilmiştir.[10]

803/649- «Ebu Mcs'ud-ı Ensart nulıyallah İt aııh'ien rîvâyet edildi­ğine göre, Resûlüllah SaU.Jalıü aleyhi ve ttcllcm köpeğin kıymetin­den, fahişenin mehrinden ve kâhinin gelirinden nehîy buyurmuştur.»[11]

Hadis, müttefekun aleyh'tir.

Nehy'in aslı tahrîm için olduğuna göre Iladis-i şerif üç şeyin ha­ram kılındığına delâlet ediyor.

1— Köpeğin kıymeti ibâre-i nass ile satışı da delâleti iic haram­dır. Hadîs öğretilmiş ve öğretilmemiş, keza edinilmesi eâiz olan ve ol-mıyan bütün köpeklere şâmildir. Aiâ ile NahâVdon av köpeğinin satılabileceğine dâir rivayet vardır. Bunların delili, Resûlüllah (S.A.V)'-in av köpeğinden maada köpeklerin kıymetini almaktan men' ettiğini bildiren Câbir (R.A.) hadisidir. Mezkûr hadîsi İmam Ne.sâî (215— 303) mu'temed râvilerden tahric etmiştir. Bazı Mâlİkiler'le Hanefîler'e göre her nev'i köpek satılabilir. Zİrâ köpek kendisinden av ve bekçilik­te istifâde edilen bir hayvandır.

2— Fahişenin mehrî haramdır. Bundan maksat fahişenin zina mu­kabilinde aldığı paradır; mehir denilmesi mecazdır. Bu para hakkında fukahâ'nın ihtilâfı vardır. İbni Kayyım (601—751)'e göre tasadduk etmek vaciptir. Çünkü habis bir kazançtır. Onu kabul etmiyerek sahibine iade ise ma'siyet sahibine tekrar suç işlemek için yardım olur; binâenaleyh caiz değildir.

3— Kâhin'in aldığı para haram ve söylediklerine inanmak küfür­dür. Bu bâb'ta icmâ' vardır. Kâhin: Gâib'ten haber veren kimsedir. Ve her çeşit falcı, remilci ve sâireye şâmildir. Böylesinin yalanlarını tas­dik haram olduğu gibi yaptığı işe mukabil kendisinin para alması da haramdır.[12]

804/650- «Cabir b. Abdilfah radıyallahil anhümâ'dan rivayet olun­duğuna göre, kendisi, bî-tâb düşmüş bir devesinin üzerinde gidiyormuş, nihayet deveyi başıboş bırakacak olmuş. Cabİr demiştir ki: (bu arada) Peygamber Sallallah aleyhi ve sellem bana yetişti. Ve bana duâ etti; hayvana da vurdu. Müteakiben deve öyle bir yürüyüş yürüdü kî, onun gibi bir yürüyüşü şimdiye kadar hiç yapmamıştı. Bunun üzerine Pey­gamber (S.A.V.) :

— Onu bana bir ukiyyeye sat; dedi. Olmaz; dedim. Sonra yine;

__ Sat onu bana; dedi. Ben de onu bir ukîyy'ye kendilerine sattım. Ve yükünü onunla evime götürmeyi şart koştum. Eve vardığımda deveyi Resûîüllah (S.A.V.)'e götürdüm. Kıymetini bana saydı. Bundan sonra (evime) döndüm. Hemen arkadan bîrini göndererek:

— Acaba deveni alayım diye sana fiyat kırdım mı dersin? Deveni de dirhemlerini de alî o senin Jir; buyurdu.»[13]

Hadîs müttefekun aieyh'tir. Bu üslûb Müslim'indir.

Hadîs~i şerif bir kimseden malını satmasını istemekte ve fiatta in­dirim yapmakta hiç bir beis olmadığına, hayvanı satarak binmeyi is-tisnâ etmenin caiz olduğuna delildir. Lâkin ileride görülecek bir ha-dîs'e £ore istisnâ'li satış memunu'dur. Böyle iki hadîs tearuz edince ulemâ da ihtilâfa düşmüşlerdir:

1— İmâm jJımrd b. Hnnbel (164—241)'e göre istisnâ'h satış caizdir. Zaten istisnâ'nın memnu' olduğunu bildiren hadiste «An­cak istisna edilen miktar bilinirse o başka» denilmektedir kî burada da öyledir. Şu halde istisna mikdarı ma'lûm ve beyi' sahihtir.

2— İmam Mâlik (93—179}'e göre mesafe yakın, yani üç gün­lük ise bu satış sahihtir., imam Mâlik, Câbir hadîsini buna hamlet-miştir.

3— îmâm-ı A'zam Ebu Hanîfc (80—150) ile İmam Şâfü (150 — 204) ve diğer bazılarına fiüre mutlak surette caiz değildir. «Câbir ha­disi onlara muayyen ve hususî bir kıssadır» diye tevil olunrnuşlur; üzerinde bir çok ihtimaller mevcuttur. Sonra Peygamber (S.A.V.), Hz. Câbir'e devenin kıymetini vererek almış, fakat hakikaten alış veriş kastetmemiştir. Maamâfih: «Hz. Osman (R.A.) bir ev satmış, içinde bir ay oturmayı istisna etmiştir. Kıssa «Şifâ» da zikredilmiştir. Binâe­naleyh birinci kavil daha kuvvetlidir» diyenler de vardır.[14]

805/651- «(Bu da) ondan rivayet edilmiştir, -radujallahü anlı- Demistir ki: Bizden bir adam kölesini müdebber olmak üzere azâd etmîşii. Ondan başka malı yoktu. Bunun üzerine Peygamber Sallallahü aleyhi ve scllcnı, kendisini çağırdı ve köleyi sattı».[15]

Hadîs Müttefekun aleyh'tir.

Bu hadîsi Ebu Dâvud (202—275) ile Nesâî (215-303) de Hz. Câbir'dcn tahrîc etmişler, Ensâr'dan olan zât ile kole'nin isimlerini de bildirmişlerdir. Hadîsin lâfzı şudur :

«Câbir'den rivayet olunduğuna göre Ensâr'dan Ebu Mezkûr ismin­de bir zat Ebu Ya'kub adındaki bir kölesini müdebber olarak azâd et­miş; ondan başka malı yokmuş. Bunun üie. ine Peygamber (S.A.V.)

köleyi getirerek :

— Bunu kim satın alacak?; dîye sormuş. Köleyi derhal Nuaym b. Abdillâh b. en-Nahham sekiz yüz dirheme satın alarak para­sını kendilerine vermiştir.» Buharı (194—256) bunun için ayrıca bir bâb tahsis etmiştir. İştnâHVnin rivayetinde «Adam borçlu idî» kaydı da vardır.

Bu kayda bakarak ulemâ "dan bazıları müflis'in malında tasarruf­tan mcn'cdilcceğine kail olmuşlardır. Onlara göre müflis'in malını onun yerine hükümet reisi satabilir. Bahsin geri kalan yerleri inşâallah bâb'mda görülecektir.[16]

836/652- «Peygamber Su Ila Ha h il aleyhi ve seHcm"\n zevcesi Mey-münc ratltyallahü anhâ'dan rivayet edildiğine göre bir fare yağ İçine düşerek Ölmüş; mes'ele Peygamber Sallallahü aleyhi ve scllcm'e so­ruldukta :

— Fareyi ve etrafındaki yağı atın da yağı yeyİn; bu­yurmuştur.»[17]

Bu hadisi, Buharı rivayet etmiştir. Ahmed ile Jesâî «Donmuş bir yag içine» ifâdesini ziyâde etmişlerdir.

Peygamber (S.A.v.) in «farenin düştüğü yerin etrafını atın» diye emretmesi ölü hayvanın necis olduğuna delâiet eder; çün­kü etraftan murâd: hayvanın temas ettiği yerlerdir. Musannif «Fet-hiı'l-Bari» de şöyle diyor : «Atılacak miktarın tahdidi sahih bir ta­rikte yoktur. Lâkin İbn Ebî Şeybe, Atâ'nın mürsellerinden bir avuç miktarı olacağını tahric etmiştir. İrsali olmasa hadîsin senedi iyi­dir.»

D;;r.muş ta'birinin mefbum-ı muhalifi, mayi' yağın her tarafı­nın murdar olacağına deiâlet eder. Zira mayi'in neresine değip dey-iiK-:liği fark edilemez. Hadîs-i şerif pis yağdan faydalanmanın caiz olmadığına da işaret ediyor. Bu bâb'ta yukarıda söz geçmiş ve ye­mekten gayrı hususat'ta faydalanmanın caiz olduğu görülmüştü. Binâenaleyh, faydalanmayı yasak eden hadîsler o hadîs'e hamlolu-nurtar. Böylelikle de delillerin arası bulunmuş olur.

Necâset'e dokunmaya geünce :

Ona dokunmak ancak onu gidermek için caiz ise de zararını def etmek için bu cevaz hakkında hilaf yoktur. Acaba fırın kızdırmak ve yeri bu necasetle sıvamak gibi şeyler caiz midir? «Caiz olması akla daha yakındır» deniliyor.[18]

807/653- «Ebu Hüreyre radıyallahü an/i/den rivayet edilmiştir. De­miştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, şöyle buyurdular:

— Fare yağın içine düşer veya donmuş olursa der­hal fareyi ve etrafındaki yağı atın; mayi' ise artık ona yaklaşmayın.»[19]

Bu h;ıdisi, Ahmed ik' Ebu Dâvud rivâyonişlerdir.Buharı ile Kbn âtım ine onun vehim olduğuna hükmetmişler­dir.

Tlrtnteı (200—-279) : «BuharVy'ı bu hadîs ıatâdır derken işit­tim.» demiştir. Doğrusu ZiifırVmn Abdullah'dan, onun da İbn Abbas'-tan, onun da Meymûne (R, A.)'di\n rivayetidir.

Demek oluyor ki. -Kukan hadîsi Hz. Msymûne (R. Anhâ) dan sabit bulmuş; anca Ebû Hüreyre tarîkine vehimle hükmetmiştir. Maamâfîh İbn Hibban (—354) Sahih»'indc hadisin iki vecihten de sabit olduğuna cezmetmiştir.

Ba hadîsteki ihtilâf yalnız lâfızdadır; hükmü ihtilafsız sabit­tir. Sonra fareyi ve etrafındaki yağı atarak kalanından yemek su­retiyle faydalanılması donmuş yağa mahsustur. Bu cihet Sahîh-i Buharî'dc şu lâfızlarla beyân olunmuştur.

«Fareyi ve etrafındaki yağı alın da yağınızı yeyin» Bundan anlaşılıyor ki, yağ erimiş olursa tamamen atılacaktır. Hadîsin zahiri erimiş yağ ne kadar eok olursa olsun, atılacağına de­lâlet ediyorsa da. bu hadîs ile Tahavî hadîsi'nin aralarının bulunduğu­nu yukarıda gördük.

.Fayda : Mükellefin kedi köpek gibi hayvanlara lâşe yedirmesi câİz görülmektedir.[20]

808/654- «Ebu Zübeyr[21] radıyalîahü anh'ien rivayet olunmuştur.

Demiştir kî: Câbir'e kedi İle köpeğin semenini (satış bedelini) sordum: — Peygamber Rallallahü aleyhi ve sellem bundan men' etti; dedi.»[22]

Bu hadisi Müslim ile Nesâİ rivayet etmişlerdir. Nesâi «yalnız av köpeği müstesna» cümlesini ziyâde etmiştir.

imam Müslim (204-261) bu hadisi Hz. Câbir ile Râffi' b. Hâdten rivayet etmiştir Nesâî rivayetinin sonuna av köpeğinin istisna edildiğini ziyâde etmiş, fakat: «Bu münkerdir» demiştir.

Musannif «et-Telhîs» te : «Câbir hadîsinden istisna vârid olmuştur; râvileri hep sika adamlardır» diyor.

Câbir rivayetini İmam Ahmed ile Nesâî de tahric etmişlerdir. Ba rivayette öğretilmiş köpek istisna edilmektedir. Şu kadar var ki Musannifin : «Râvileri hep sika adamlardır.» sözüne karşılık Mü-nâvî «el-CâmİÜ>agir» şerhinde şunları yazmıştır : «İbnü'l-Gev-2Î : Bu hadîsin ravîleri arasında el - Hüseyn b. Ebî Hafsa vardır; demiştir. Yahya bu adam hakkında: Hiç bir şey değildir; dediği gibi onu İmam Ahmed de zait bulmuştur. İbn Hibban ise: Bu haber bu lâfızla bâtıldır, aslı yoktur; demektedir.»

Av köpeği edinmek, edinenin ecrinden hiç bir şey kaybetmeksizin caizdir. Bu hususta Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

«Bir kimse, av köpeği müstesna, bir köpek edinirse her gün için ecrinden iki kırat azalır.»

Bazıları : «Bu iki kîrat'ın biri gündüz, biri geceye âit sevaplardan­dır» demiş; diğerleri : «Biri farz'a diğeri nafileye aittir» mütalaasın­da bulunmuşlardır.

Köpeğin semeni ekser-î ulemâ'ya göre yasaktır; bunu yukarıda Ebû Nles'ud hadîsi'nde görmüştük. Kedİ'nin semenini ise yalnız Müslim rivayet etmiştir. Nehy'in aslı tanrım için olmakla beraber Cumhur-u ulemâ kedi hakkında da ihtilâf etmişlerdir.

Ebû Hüreyre (R. A.) ile Tavus ve Mücâhid hazerâtı kedinin sa­tılmasının haram olduğuna kaildirler. Cumhur ise satılmasında bir fayda varsa cevaz vermişlerdir. Onlar hadîsteki nehy'i tenzih mânâsı­na almışlardır.

Şunu da arzetmeliyiz ki, bu hadîsi İmam Müslim rivayet ettik­ten sonra artık onun hakkında «zaîftir» demek; onu Ebu'z-Zübeyr'den yal­nız Hammâd fa. Seleme rivayet etmiştir, iddiasında bulunmak merdud-tur. Kaldı ki, îmam Müslim onu Ma'kil b. Abdillâh tarîki ile de Ebu'z-Zübeyr'den rivayet etmiştir.[23]

809/655- «Âişe radıyallahü anhâ'âan rivayet olunmuştur, Demişt ki: Berîre bana gelerek şunfan söyledi:

— Ben bizimkilerle her sene bir okiyye ödemek şartı ile dokuz oki yeye mükâtebe[24] yaptım; binâenaleyh bana yardım et; Ben de d d i m ki:

— Senİnkiler dilerlerse ben bu meblâğı onlara sayayım. Ama lâ'n[25] benîm olursa yaparım.

Bunun üzerine Berîre sahiplerine giderek (meseleyi) kendilcrir anlattı; fakat teklifini kabul etmemişler. O da onların yanından (ka kıp) geldi.

ResûlüÜah Salldllahü aleyhi ve sellem, oturuyordu. Berîre :

— Ben bu işi onlara arzettim ama kabul etmediler, ilîâ velâ hakkı kendilerinin olacakmış; dedi. Bunu Peygamber Salldllahü aleyhi ve sel-lem de işitti. Ve artık Âişe Peygamber SaÜallahü aleyhi ve seUem'e meseleyi anlattı. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) :

— Onu al ve velâ'yı kendilerine şart koş. Çünkü ve­lâ' ancak ve ancak azâd edenin hakkıdır; buyurdular.

Âişe de Öyle yaptı. Sonra Resûlüllah salldllahü aleyhi ve sellem halkın arasında hutbe trâd'ı içîn ayağa kalkarak, Allah'a hamd-ü senâ'da bulundu. Sonra şunları söyledi: Bundan sonra :

— Bir takım adamlara ne oluyor kî Allah azze ve celle'nin kitabında olmayan bazı şartlan ortaya atıyorlar? Allah'ın kitabında olmayan herhangi bir şart, bâtıldır, isterse yüz tane şart olsun Allah'ın hükmü tâbi olmağa en lâyık hüküm; Alah'ın şartı da en sağlam şarttır. (Bînnetîce) veiâ ancak ve ancak azâd edenindir.»[26]

Hadîs mütfefekun aleyh'tir. Lâfız Buhârî'nindir. Müslim'de şu ziyâde vardır:

«Onu satın al da azâd eyle, hem velâ'yı kendilerine şart koş».

Hz. Bezire'nin sahihleri ensâr'dan bazı zevat imiş. Hadîs-i Şerîf, sa­hibi ile köle arasında (Kitabet) denilen akdin yapılabileceğine delildir. Bu akdin mahiyeti: kölenin, hürriyetine kavuşmak için muayyen mik­tar bir malı sahibine ödemeyi kabul etmesidir. Malı ne vakit öderse o zaman azâd olur: yani hürriyetine kavuşur.

Kitabet, Hanefîler'le diğer bir çok ulemâ'ya göre mendûptur.

Atâ' ile Dâvud-u Zâhirî'ye göre köle kendi kıymeti mukabilinde bunu isterse kitabet vacip olur. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de:

[27] «Onlarla mükâtebe yapın» buyurulmuştur.

Emrin zahiri ise vücûb ifâde eder. Fakat bunlara: «Buradaki emrin. nedib için olduğuna icmâ' vardır» diye cevap verilmiştir.

Ayet-i Kerîme'deki Eğer onlarda bir hayır (olduğunu) biliyorsanız» ifâdesi ya kayd-ı vukûî'dir ve âdeti takrir eder; yahut kayd-ı ihtirâzîdir. Yani: kölede hayır olduğu ma'iûm değilse kitabeti yapmamak daha iyi olur; manasınadır. Nitekim.

Ebu Davud'un hem nıerfu' hem de mürsel olarak rivayet ettiği şu hadîs de bu mânâyı te'yıd eder.

«Peygamber (S.A.V.) :

— Eğer kölelerde bir san'at olduğunu bilirseniz ne a'lâ. (Yoksa) onları âlemin üstüne yük göndermeyin; buyurmuşlardır.»

Âyet-i Kerîmedeki (hayır) İbn Abbas (R.A.) 'e göre mal demektir.

Bazıları: hayırdan murâd: emânet ve vefakârlıktır; demişler, bir takımları da bunu «kitabet senin hacetini görüyorsa» mânâsına almışdır,

Hz. Berîre'nİn (her sene bîr okiyye) sözünü Peygamber {S.A.V.) 'in takrir buyurması bedel-i kitabetin taksitle ödenebileceğine delildir. tmam Şafiî (150 - 204) İle diğer bazı fukâhâ'ya göre kitabette taksit şarttır. Onlar Selef-i sâlîhîn'den gelen bazı rivayetlerle istidlal ederler. tmâm-ı A'zam, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ile cumhur'a göre taksitle kitabet vacip değil caizdir.

Peygamber (S.A.V.) 'in Hz. Âîşe'ye «al onu» buyurması mükâ-teb bedel-i kitabeti ödeyemediği zaman satılmasının caiz olduğuna de­lâlet eder. Mükâteb'İn satılıp satılmaması hususunda üç kavil vardır:

1— Mükâteb satılabilir tmam Ahmed ile Mâlik'in mezhebi bu­dur. Delilleri Ebu Dâvud ile tbni Mâce'nin Amr b Şuayb'ten tahrîc et­tikleri şu hadistir:

«Mükâteb, üzerinde bir dirhem kaldığı müddetçe kö­ledir»

2— Mükâteb: kendisini azâd edecek kimseye rızâsı ile satılabilir. Bunlar Btrîre hadîsi ile ihticâc ederler.

3— Mükâteb: mutlak surette satılamaz, İmâm-ı Azam Ebu Hanîfe ile bir cemâatin mezhebi de budur.

Delilleri : Kölenin sahibinin milkinden çıkmış olmasıdır.[28]

810/656- «İbn Ömer radıyallahü anhümd'dan rivayet afunmuştur. Demiştir ki:

— Ömer, Ümmii Veled (câriye) lerin satılmasını yasak etti ve: (böyfesi) satılmaz, bağışlanmaz, mîras da bırakılmaz. Hatırına geldikçe ondan istifâde eder, öldüğü vakit artık bu câriye hürdür; dedi»[29]

Bu hadîsi Mâlik ve Beyhakî rivayet etmiş; Beyhakî: «Bu hadîsi bâzı râvîler refi' ederek vehme kapıldı» demiştir.

Dare Kutnî (30S - 385): «Sahîh olan, Ömer'e mevkuf olmasıdır» diyor. Abdülhak dahî bunun gibi bir şey söylemiştir. Bu bâbta eshâb-ı kîrâm'dan eserler çoktur. Hâkim, İbni Asâkir ve tbni Münzir Hz. Bü-reyrede'den şu had'si tahrîc etmişlerdir:

«Demiştir ki: Ben Ömer'in yanında oturuyorudum. Birden bîr kadın feryadı duyuldu. Ömer:

— Yâ Yerfe'[30] bak şu ses nedir? dedi. O da bakıp geldi ve:

— Kureyş'ten bir câriye... annesi satılıyormuş... dedi. Bunun üze­rine Ömer:

— Bana muhacirlerle Ensâr'ı çağır; dedi. Bir saat bile geçmemişti kî ev ve oda dolmuştu. Müteakiben (Ömer) Allah'a hamd-ii sena etti. Sonra şunları söyledi: Bundan sonra:

— Acaba Muhammed {S.Â.V.)'İn getirdiği şeyler arasında akraba İle kat'ı alâka da varmı idi? Cemâat:

— Hayır! cevabını verdiler. Ömer:

— O halde aranızda bir takım hayvanlar türemiş; dedi. Sonraf yok­sa siz geriye[31] döndüğünüz takdirde yer yüzünde fesat çıkarıp; kat'ı rahim mi ede yazdınız?) âyetini okudu. Daha sonra :

— Allah sîze maişet genişliği vermişken sizden birinizin annesinin satılmasından daha kesin hangi hicran olabilir? dedî. Cemâat:

— Sen münasip gördüğünü yap! dediler. Bunun üzerine o da uzaklardakilere: «Hiç bir hürrün annesi satılmasın; zîrâ bu hicrandır; hela! değildir; diye yazdı.»

Bu hususta daha da bir çok eserler vardır.

Hadîs-i Şerîf, sahibinden çocuk doğuran bir cariyenin satılması ha­ram olduğuna delildir. Böyle cariyelere Ümm-ü Veled derler.

Ulemâ-i ümmet'in ekserisi buna kail olmuşlardır. Katta müteah-hirin'den bir cemâat ümm-ü Veled'i satmanın haram olduğuna dair icmâ' bulunduğunu iddia etmişlerdir. Hafız ibni Kesir bu mesele hakkında ayrıca bir cüz tahsis etmiştir. Zâhirîler'le bazı fırkalar aşa­ğıdaki hadîsle istidlal ederek ümm-ü veled'in satılabileceğine kail ol­muşlardır.[32]

811/657- «Câbir radıyallahü anh'6an rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Biz Peygamber sallallahü aleyhi ve selîem sağ iken Ümm-ü veled olan cariyelerimizi saSardik; bunda bir beis görmezdi.»[33]

Bu hadîsi Nesâî, İbni Mâce ve Dare Kutnî rivayet etmişlerdir İbn Bibban onu sahîhlemiştir.

Hadîsi, İmam Ahmed, Şafiî, Beyhakî, Ebu Dâvud ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Hâkim'in rivayetinde (Ebu Bekir zamanında) kaydı vardır. Yine orada «Ömer bizi men'edince biz de vaz geçtik» cüm­lesi vardır.

Hâkim aynı hadîsi Ebu Saîd'ten de rivayet etmişse de bu riva­yetin isnadında zaîf râvî vardır.

Beyhakî (384-458) : «Hadîsin hiç bir tarîkinde Peygamber (S.A.V.) in bu işe muttali' olup da eshâbmı takrir buyurduğu yoktur» diyor.

Ümm-ü Veled'in satılmasına cevaz verenler Hz. Ali (R.A.) 'in vak­tiyle «Haramdır» derken o sözünden dönerek satılmasının caiz olduğuna kail olması i!e de istidlal ederler. Filhakika Abdürrezzâk, Ma'mer-den, o da Eyyûb ia.n o da îbn Sîrîn'den. o da Ubeydetü's-SelmânVden işitmiş olarak su hadîsi rivayet etmiştir:

«Ubeyde demiştir ki: Ali'yi şöyle derken işittim: Ben 1le, Ömer'in reylerimiz Ümm-ü Veled cariyelerin satılmıyacağı hususunda birleşmiş idi; sonra ben satılmalarına kaiS oldum...»

Eu rivayet en sahîh isnadlardan ma'dudtur.

Bazıları bunlara cevaben; «Hz. Câbir hadîsi islâmiyetin ilk zaman­larında idi sonra nesh edildi» demişlerdir. Sonra Câbir hadîsi takrirdir, diğer hadîsler ise kavildir; tearuz vukuunda kavil tercih edilir. Maamâ-fîh bu cevaplara da itirazlar vâkî olmuştur.[34]

812/65- «Câbir b. Abdillâh radıyallahü anhiimâ'dan rivayet edil­miştir. Demiştir ki: Resûiüllah sallallahü aleyhi ve sellem bizi suyun fazlasını satmaktan nehyetti.»[35]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiş; bir rivayette «Devenin aşmasını satmaktan da» cümlesini ziyâde eylemiştir.

Bu hadîsi «sünen» sahipleri îyâs b. Abd'ten rivayet etmişlerdir. Tirmizî (200 - 279) onu sahihlemiştir.

Hadîsi Şerif ihtiyaçtan artan suyu satmanın caiz olmadığına delildir.

Ulemâ diyorlar ki: «Bunun sureti; mubah bir yerden su kaynayıp bir kimsenin o suyu tutmasıdır. İhtiyaçtan fazlasını tutmağa hakin yok­tur. Kendi milkinde su biriktirerek fazlasını başkalarına vermemek ve keza kuyu kazarak ihtiyacını gördükten sonra artan suyu komşuların­dan esirgemek hep memnu'dur.»

Zâhirîler'den îbn Kayyım (691—751) hadîsin zahirine bakarak: «ihtiyaçtan artan suyun hangi nev'i su olursa olsun ve nerede bulu­nursa bulunsun ihtiyaç sahiplerine verilmesi vaciptir» diyor.

îbni Kayyım ihtiyaç sahibine bu bâbta geniş salâhiyet tanımak­ta ve: «Böylesi su almak veya ot biçmek için başkasının miîkine bi­le girebilir, çünkü bunlarda hakkı vardır; gayrın milkini kullanmak ona mâni, değildir. İmam Ahmed çobanın mubah olmayan bir yerde hayvan otlatmasının caiz olduğunu nassan bildirmiştir.» demekte­dir.

Zâhirîler'in bir çoğu aynı kanâattedirler. Onîara göre bu hususta milk sahibinin izin vermesinin bir fâidesi yoktur. Çünkü milkine gir­mekten men' etmeye zaten hakkı yoktur; men" etmesi haramdır; binâ­enaleyh onun yerine girmk iznine bağlı değildir. Yalnız evde yaşayanlar varsa o zaman izin almak îcabeder.

Hâsılı bir kimse kuyu kazsa veya nehir akıtsa, yeri kendi milki ol­sun olmasın suyu kullanma hakkı herkesten Önce onun olmakla beraber suyun fazlasını başkalarına vermekten imtina Hemez. Ebû Davud'­un tahric ettiği şu hadîs de buna delildir :

«Bîr adam :

— Yâ Nebiyyailah, vermemesi helâl olmıyan şey nedir? dedi. Resûlüllah (S.A.V.) :

— Sudur: cevâbını verdiler. Adam (yine) :

— Yâ Nebiyallah, (daha) hangi şeyi vermemek helâl değildi ? diye sordu:

— Tuz'dur; buyurdular.»

Görülüyor ki. tır/ ve benzeri şeyler su hükmündedirier. Ancak bu ihûhn rruıhrez olmayan yani korunmayan şeyler hakkındadır. Şayet su veya ol konmuyorsa, onun hükmü bu kıyaslan hâriçlir; 7Îrâ fazlasını satabilir. Başkalarına parasız damıtmak mecburiyetinde değildir.

Resulü Ekrem (S.A.V.) :

«Kim Bi'r-i Rûme'yi satın alır da onunla müslümanlar başını çözerse cennet onundur» buyunnushu ve derhal Hi. Osmnn d*. A.) kuyuyu satın almıştı. Bu badis kuyuların satılabi­leceğine delildir.

Deve'nin asmasıntian murad: Çiftlesmesidir. Aşağıdaki hadîste buna (asb) nilmislir. Erkek devenin sahibi çiftleştirme mukabilinde ücretak demektir.[36]

813/659- «ibni Ömer radtyallcthii anhümâ'âan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Saîlnünhü aleyhi ve sellem, erkek (hayvan)'ın menisi mukabilinde kira almaktan nehyetti.»[37]

Bu hadîsi. Buharı rivayet etmiştir.

Bu ve bundan ö:ıceki hadis dişi hayvanı aşmak için erkeğini ki-ralam^ım haram olduğuna delâlet ederlerse de seleften bir cemâat bunun malûm bir nüddet için caiz olduğuna zâhüb olmuşlardır. On­lar ihtiyacı ve menfaati nazar-ı i'tibâra tutarak nehyi tenzih mâ­nâsına almışlardır. Nitekim mezheb imamlarından Mâîik'in kavli de budur.

Dİger mezhcblerdon Hanefîler'c pörc hayvanın menisini, karnındaki yavruyu ve doğ;:cak yavrunun neslini satmak bâtıldır. Çünkü bunlar­ıma! değildir. Şâfiiler'le Hanbelîler'e Rörc ise hu alış veriş bâtıl değil fa­sittir. Bununla beraber onlara göre alış verişin bâtılı i e fasidi aynı mâ­nâya gelir ve ikisi de haramdır.[38]

814/660- «(Yine) İbni Ömer yıi'iıı/allahü anhiivıâ'âan rivayet olun­duğuna göre: Resûlüllah Sullnllahii aleyhi ve ftcllcm ana karnındaki yavruyu ve onun yavrusunu satmaktan nehyetmiştir. Bu aiış-veriş câ-hiliyet ehlinin yaptığı bir bey' idi. Herif deveyi dişi devenin doğurma­sına; sonra onun karnındakînin doğurmasına (ta'likan evvelden) satın alırdı.»[39]

Müttefekun aleyh'tir. Lâfız Buharinindir.

H;ıdîsin «Nehyetmiştir» cümlesinden sonraki kısmı ya Nâfî'İn, ya-hud da İbni Ömer (R.A.)'m kendi ifâdesinden müdrec olup yukarısı­nın tefsiridir.

Hndîs-i Şerif çeşitli lâfızlarla rivayet edilmiştir.

(Habe!) gebelik demektir. Ebu Ubryd diyor ki : «insandan gay­rı inahlukât hakkında «iıabel» tâbiri yalnız bu hadiste vârid olmuş­tur.»

Maamâfîh: başka hadîslerde de vârid olmuştur; diyenler dahî var­dır.

Hadis bu alış verisin haram olduğuna delildir. Ulcmâ'nm hu hâbtaki kavillerini bundan evvelki hadîste görmüştük. Ulemâ mezkûr alış verisin niçin yasak edildiği' hususunda dahî ihtilâf halindedirler.

İnıâm-t Şafii, İmâv> Mâlik ve bir cemâat : «Bu bey'in yasak edilmesi, devenin kıymeti doğup meydana gelinceye kadar te'cil olunduğun d and ir-» demişlerdir.

Hcnsfîİer'le Hanbelüer'e ve lûgnt ulemâsından bir cemâate güre yasak edilmenin illeti: ortada mal diye bir şeyin bulunmaması ve tes­lime muktedir olmamasıdır.

İmâm T irinizi dahi cezmen bu kavle zâhib qlmuştur.

Ru alış veriş bey-i garer denilen aidatına alış verişine dâhildir.

Bey-i garer hadisi az ileride görülecektir.

Hâsılı buradaki İhtilâftan dört kavil meydana gelmiştir:

1— Bu bey'den murâd: te'cilli satıştır; yani simdi satıp muayyen bir müddet sonra parasını almaktır. Yasak edilmesi de bundandır.

2— Buradaki aiış verişten murâd: ana karnındaki yavrunun sa­tılmasıdır. Bey1 bunun için yasak edilmiştir.

3— Bey'den murâd le'eildir. diyenler buradaki müddetin ana hay­vanın doğurması ile mi yoksa doğuracağı yavrunun doğurması ile mi sona ereceği hususunda ihtilâf etmişlerdir.

4— Buradaki alış verişten murâd: ana karnındaki yavrudur; di­yenler de., yavrudan maksat ilk yavrrmu, yoksa yavrunun yavrusumu olduğunda ihtilâf etmişlerdir.

İbni Ki sân ile Ebi'l-Abbas Mü be rrid'ten rivayet edildiğine gö­re, hadîsteki «habele» tâbirinden murâd; gebelik değil, üzümdür; yani bu hadîste yasak edilen alış veriş henüz kemâle gelmeden üzümü sat­maktır. Filhakika «habele» kelimesi üzüm mânâsına da kullanılmış­tır; fakat hu mnânda ekserİvetle «hable» seklinde okunur.[40]

815/661- «(Yine) ondan -ratlıyallahü anlı- rivayet edildiğine göre; Resûlüllah SaUallafcü alcıjhi ve scUcm velâ'yı satmaktan ve hibe et­mekten nehî buyurmuştur.»[41]

Hadîs müttefekun aleyh'tir.

Vclâ'nın bir nev'i akrabalık ihdası olduğuna yukarıda işaret et­miştik. Evet bu bir akid olup iki kısımıdır. Velâ-i atâka, Velây-ı mıı-vâlât. Veiâ hakkını kazanana «mev!â» derler.

Velâ-i atâka : Köle âzâdı sebebi ile hâsıl olan akrabalıktır. Buna velâ-î ni'met de derler. Artık âzâd edilen" köle Ölürse mcvlâsı olan sa­hibi ona mirasçı olur.

Velâ-i Muvâlât Bir nev'i yardımlaşma akdi olup, müslüman olan bir kimse ile ona yardım eden arasında şu şekilde yapılır: Müslüman olan kimse dostuna : «Sen benim mevlâmsın; bir cinayet işlersem ce­nini için onun diyetini ödersin; öldüğüm zaman da bana mirasçı j!ur­sun» der. Dostu da bunu kabul ederse akid sahih olur.

Câhiliyet devrinde araplar çeşitli suretlerde yardımlaşma akidleri yaparlardı. Peygamber (S.A.V.) bunlardan yalnız iki nev'i veiâ'yı tak­rir buyurmuş; diğerlerinin hükmünü kaldırmıştır. Araplar velâ hakkı­nı satar ve bağışlarlardı. İslâmiyet bunu da yasak etmiştir. Çünkü ve­lâ neseb gibi bir şeydir. Onu elden çıkarmak kulun elinde değildir.[42]

816/662- «Ebu Hüreyre radıynllahû anh'ien rivayet edilmiştir. De­miştir ki: Resûlüllah KallalUthii aleyhi ve sellem taş atma satışı ile al­datma satışını nehyetti.»[43]

Rıı hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Hadis-i şerif satış suretlerinden iki tanesinin yasak edildiğine delâ­let ediyor. Bunların birincisi taş atma satışıdır. Bu satışın tefsirinde ihtilâf edilmiştir. Bazılarına göre : «Şu taşı at; hangi elbisenin üzeri­ne düşerse o elbise bir dirheme senindir» diyerek yapılan satıştır.

Diğer bazılarına göre: Bundan maksat, arazisinden bir taş atımı yer satmaktır.

Bir takımları: «Tas atma satışı, eline bir avı;ç taş alarak: avucum-da kaç taş çıkarsa satılık maldan o kadarı benim; diyerek ypıian sa­tıştır» derler Yâhût birine mal satarken bir avuç taş alarak: «avucum-da kaç taş çıkarsa bana o kadar dirhem vereceksin» diye yapılan sa­tıştır. Bu satışın başka bir nev'i de eline bir taş alarak: «Bu taş ne za­man yere düşerse satış o zaman vâcib olacak» diyerek yapılır.

Aynı satış koyun sürüsünün ününe çıkarak : «Bu taş koyunlardan hangisine rastlarsa o koyun şu kadara senin olacak» diyerek bir taş at­mak suretiyle de olur.

Hangi şekil ve surette olursa olsun bu satışların hepsi aldatmayı tezammun eder. Çünkü ya semen'de, yahut da satılan malda meçhulük vardır.

Hadisteki «garar» kelimesi bunlara şâmildir. Böyle olduğu hâlde yine de ayrıca zikredilmesi bu satışların câhîliyet âdeti olduğunu. Pey­gamber (S.A.V.)'İn onları yasak ettiğini göstermek içindir.

İkincisi : Aldatma satışıdır. Bu satış tahakkuk ettikte müşterinin razı olmıyacağı kuvvetle muhtemeldir. Binâenaleyh başkasının malını bâtıl suretle yemek kabîlindendir.

Aldatma satışı çeşidi suretlerle yani kimi kaçak köleyi veya ova­da vahşîleşmiş atı satmak gibi teslime kadir olamayan şeyi, kimi de büyük bir sudaki balıkları satmak gibi milkinde olmıyan şeyi satmak­la yapılır.

oldukları dolayı mrsnı' sayılmışla; ücretle lığına kiraya v. rıiK1 gibi muamelât bunlardandır. Kir t;ıık!ıın hak­kında da ihtilâf edilmiştir. Fkınlann yeri fıkıh kitaplarıdır.[44]

817/663- «{Yine)Ebu Hüreyre rruln/allalıü 'dan rivayet edildi­ğine göre; Resûlüfİais alla1bthü aleyhi ve sellem:

— Her kim bir yiyecek satın alırsa onu ölçmedikçe satmasın; buyurmuşlardır.»[45]

Bu hadisi, Müslim rivayet etmiştir.

Yiyecek bir sey satın alanın onu eline almadan satmasının memnu olduğu Ashâb-i Kirâm'dan bir cemâat tarafından rivayet edilmiştir. hv.âm Ahmnl b. Hanbel (164—241)'in Hakîm b. Hizam (R.A.)'dan rivayet ettiği şu badi yiyecek ve saireye şâmildir:

«Dedim ki: «Yâ Resûlellah! ben çeşitli şeyler satın alıyorum. Aca­ba bunların bana hangisi helâl, hangisi haram olur? Resûlülİah (S.A.V.) :

— Bir şey satın aldınmı onu eline almadıkça satma; buyurdular.»

Dârc Kutnl (306—385) ile Ebu Dâvud (202—275) Zeyd b. Sabit (R. A.)'ânn şu hadîsi tahrîc etmişdir ;

«Peygamber {S.A.V.) malın satın alındığı yerde o malı tacirler kendi eşyalarına katincaya kadar satılmasını yasak ettî».

Bu hadîsi Tirnıizi müstesna Yedi'fer İbni Abbas (R.A.)\Um şu lâfızlarla tahrîc etmişlerdir :

«Her kim bir yiyecek satın alırsa onu eline almadan satmasın.»

jbni Abbas: «Zannetmem ki her şey de böyic olmasın.» demiştir.

hadîslcf Kalın alınan bir inalın satılabilmişi irin o malı teslim almanın şart okluğuna delâlet çimektedirler. Fukâhâdan bazıla­rı bunun yalınız yenilen seyL're mahsus oklusuna kail olmuşlardır.

İmâm-) A'znm Khu //mti/r'yc göre menkul, yani bir yerden baş­ka yere gntürülebüoıı maîlaia mnhKusı.Mur. Delili Zeyd b. Sabit (R.A.) hadîsidir.

Cumhura j'ore hüküm her mala ânını ve şâmildir; ve müşteri sa­tın aldım bir m.'iîı teslim alnrıdıkea mutlak surette salama.

Fâide: Dâir Kıılni Hz. Câbir (İL A./dan su hadisi tahrif etmiştir;

«Resûlüllah (S.A.V.) yenilen şeylerde iki Ölçek -satanın ölçeği ile alanın ölçeği- cereyan etmedik­çe (onu) satmaktan nehyetti.»

Bunun bir benzerini do Bczzur güzel bir isnad ile Hz. Ebu Hürey-re'den rivayet ediyor. Röylece hadîs ölçülerek .salın alman bir mal tes­lim alındıktan sonra satılmak istenirse yeniden ölçülerek satılması icab ettiğine delâlet ediyor.

Cumhur-u ulemâ'nm kavli de budur.

Atâ : «Satın alırken ölçülmesi kâfidir» demiştir ki, her halde bu hadîsi duymamış olacaktır.

İki defa ölçülme emrinin sebebi : «Noksan çıkması ihtimalin-dendir» diyorlar. Bu suretle aldatmadın önüne geçilmiş olur.

İki defa ölçme hadîsi cüzâfen yani göz kararı ile yapılan satı­şın caiz olmadığına delildir.

Ancak Ibnİ Ömer (R. Anhümâ)'mn hadîsinde şöyle denilmiştir :

«Bİz yiyeceği hayvan üzerinde giden satıcılardan göz kararı ile satın alırdık .Sonra Resûlüllah (S.A.V.) onu (evimize) nakletmeden satmaktan bizi nehyetti.»

Hu hadisi Tinniıî müstesna, muhaddİsler cemâati rivayet et­miştir.

İlmi Kudüme (—744) : yığın halindeki mal göz kararı ile .sa­tılabilir. Bu bâbta ihtilâf bilmiyoruz» diyor.[46]

819/664- «(Bu da) Ebu Hüreyre radıynllnhü anh rivayet olun muştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallalıü aleyhi ve scîlem bir defad; iki sütış yapmaktan nenyetti.»[47]

Bu hadîsi, Ahmed ik1 Nesâî rivayet etmişlerdir. Tİrmizî ile İbn Hibban onu sahîhlcmişlerdir.

Ebu Davud'un rivayetinde «Her kim bir defada iki satiî yaparsa ona ya iki fiyatın az olanı, yâhCd ribâ vardır.) ifâdesi bulunmaktadır.

Hadîsi, İmâm Mâlik İle îmâm Şafiî de rivayet etmişlerdir.İmân Ahmrd'm rivâyotindeki râviîer sahih hadîs râvîleridir.

Ebu Davud'un ziyâdesi de Hz. Ebu Hüreyre'den rivayet cdiimiştir.

İmâm Şafiî (150—204) : «Bu hadîsin iki türlü te'vili vardır:

Birisi : Şu malı sana veresiye iki bine, peşin olarak bin dirhem sattım; binâenaleyh, hangisini istersen onu al; demektir. Bu satış îz sittir; çünkü İham ve ta'lîk'tir.

İkincisi : Bana atım satman şartı i!e sana kölemi sattım; demek tir» diyor.

Birinci te'vüe göre nehy'in illeti fiyatın kararlaşamaması ve rİb; lâzım gelmesidir.

İkinci'yc göre illet: Vücût bulup bulamıyacağı henüz belli olmiya müstakbel bir şarta ta'lîk etmesidir.

Böyle bir satışın hükmünü Ebu Davud'un rivayeti bildiriliye ki, bu da iki şeyden biridir. Ya iki fiyatın az olanını alır; yahut r: bâ'yı kabul etmiş olur.[48]

870/665- «Amr b. 5nayb'fan o da babasından, o da dedesinden işitmiş olarak rivayet edilmiştir. (Dedesi) demiştir ki:Resûlüllah;

— Hem ödüne hem satış; bir satışta iki şartı; öden­meyen malın kârı ve yanında olmıyan şeyi satman helâl delildir: buyurdular.»[49]

Bıı hadisi. Besler rivayet etmişlerdir. Onu Tîrmizî, İbni Huzeyme vı1 Hâkim sahîlıkmi.slrrdir.

Hâkim bu hadisi Kim Hıtnıfc'mn mezkûr Amr'd.-ııı rn âyel çitici stı lâfızlarla tahric etmiştir ile satıştan nehycttî».

Tıthcrâıtı dahi Evnâi» da onu bu vocihten taline eylemiştir.Hadîs garîb'ür.

Aynı hadîsi, İmâm Ncvrvl (631—676) dahî garîb bulmuştur. Hadîsi uîemâ'dan bir cemâat rivayet etmişlerdir.

Bu hadîs-i Şerif dört surette alış verişin memnu olduğuna delâlet ediyor:

1— Hem ödüne, hem satış. Bu şöyle olur: Bir kimse veresiye ol­duğu için .leğerinden daha fazla fiatla bir malı almak ister. Fakat mez-h e bine e- bu caiz olmadığından hileye kaçar ve evvelâ o malın karşılığı olan meblâğı satandan ödünç alır; müteakiben kıymetini verir malı alır. (Meselâ : Bana 1000 lira ödünç vermak şartı ile şu atı sana 1000 liraya sattım; diyerek yapılan satış böyledir. Çünkü menfaat celbden her ödüne ribâ sayılır.)

2— Bir satışta iki şart. Bunun îzâhı hususunda ihtilâf edilmiştir, Bazı'arına göre: «Şumalı sana peşin para ile bin liraya, veresiye iki bin liraya sattım» gibi sözlerle yapılır.

bazılarına göıv: Hu satış satanın müşteriye o malı kimseye satmamak bağışlamamak vermesidir.

Bir takımları : «Bu satışı müşteriye hitaben: filân malını bana şu kadara satmak sarlı ile ben de sana şu malımı şu katlara sattım; di­yerek yapıl ir» diyorlar,

3— Ödenmiyen malın kârı. Bundan murâd bazılarına göre gasıhtır. Çünkü gasbetıneklo o mal gasbedenin mİlki olu vermez, o malı sat­tığı zaman getirdiği kâr dahi kendisine helâl değildir.

Diğer bir takım ulemâ'ya göre ise bundan maksat: satın alınan malın teslim alınmadan satılmasıdır. Zîrâ mal teslim almadan önce müşterinin değildir. Onun için. telef tıkırsa salanın hesabına gider.

4— Yanında olmıyan şeyi satmak.Bu cümleyi FAm Dûvud ile NvsâYnm Hakim b. Hİzâm (R. A.)\\i\x\ tahrîc ettikleri xu hadis tefsir ediyor:

«Hakim (II. A.) demiştir ki: yâ RcsûleUah, adam bana gelip bende olmıyan malı İstiyor; ben de ona pazardan satın alıyorum; dedim. Re­sûlüllah (S.A.V.):

— «Senin yanında bulunmıyan bir şeyi satma; buyur­dular.»

Bu hasi Mâlik rivayet etmiş : «bana Amr b. Şuayb'tan bu lâfız- delalet eder.anefîler'e göre bu satış bâtıldır.[50]

821/666- «(Bu da) Ondan -radıyaUahü^anh- demiştir ki: Resûlül­lah S alla ila hü aleyhi ve sellem; Peylİ satıştan men' etli.»[51]

Bu hadîsi Mâlik rivayet etmiş: «bana Â~nr b. Şuayb'dan bu lâfızlar­la geldi» demiştir.

Hadîsi Ebu Dgvud ile îbni Mâce de tahrîc etmişlerdir. Bunun bir rivayetinde râvileri arasında ismi bildirilmiyen bir zât vardır.

Halta diğer bir rivayetinde bu râvinin adı bili: bildirilmiştir; fakat zaîfür.

Hadîsin başka tarikleri do varsa da hiç biri i'tirâzdan hâli de­ğildir.

Bazıları bu hadîs için : «münkati'dir» demişlerdir. Çünkü onu Mâlik, Amr b. Şuayb'ten rivayet etmiştir. Halbuki Mâlik ona yetiş­memiştir.

«Urban» kelimesini İmâm Mâlik : Bir köleyi veya cariyeyi satın veya kira ile alırken sahibine muayyen bir para vererek:

«Eğer bu malı alırsam bu para onun kıymetine katılacak; al­mazsam senin olacak, diye verilen paradır» şeklinde tefsir etmiş­tir. Bu satışın caiz olup olmiyacağı fukâhâ arasında ihtilaflıdır.

İmâm Mâlik ile ŞâfiVyc göre bu hdîs bâtıldır. Delilleri burada­ki hadîste nehyedilmesi ve içinde fâsid şart bulunmasıdır.

Hz. Ömer ile oğlundan (R. A.) ve imâm Ahmcd b. Hanhcl'dcn bu satışa cevaz verdikleri rivayet olunur.[52]

822/667- «İbni Ömer radıyallahü anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Pazardan zeytin yağı satın aldım (malı kabzedip) satışı iyice vacip kıldıktan sonra bana bir adam rast geldi ve o zeytin yağ karşılığında iyi bir kâr verdi. Ben hemen adamın eline (el) vurarak (akdi yapmak İstedi işet îde) arkamdan bîr adam kolumdan tutuverdi. Bir de baktım ki, Zeyd L\ Sabit. Bana dedi ki :

— Bunu kendi eşyana katmadan satın aldığın yerde satma. Çün­kü Resûlüllah Sallalînhü aleyhi ve sellem; malları tacirler evlerine götürmeden alındıkları yerde satmaktan nehyettl.»[53]

Bu hadîsi Ahmed ile Ebu Dâvud rivayet etmişlerdir. Lâfız Ebu Davud'undur. Hadisi ibni Hibbân ile Hakim sahîhlemislerdir.

Hadis-i Şerif, müşterinin malı tesellüm edip kendi eşyasına kat­madan salmasının doğru olmadığına delildir. Bundan maksat kabız ya­ni eüue almaktır. Ancak müşteri ekseriyetle satın aldığı malı kendisine mahsus olan yöre koyduğu için bu lâfızlarla ifâde edilmiştir. Kendine mahsus olmıyan bir yere koyması da cumhur'a güre kabz sayılır.

İmâm Şafiî bu hussuta tafsilât vermiş ve: «Âdeten bir yerden bir yere nakledilebilcn ağaç, hububat ve hayvan gibi şeylerde kabız nakil ile, ele alman para gibi şeylerde eline amakla, nakledilemiyen tarla gibi şeylerde ise tahliye ile olur.» demiştir.

Bu mesele Hanef'ler'e göre de böyledir.[54]

823/668- «(Bu da) İbni Ömer radtyallahü anhümâ'dan rivayet olun­muştur. Demiştir ki : Yâ Resûlellah! ben Baki'de[55] deve satıyorum; ama dînâr'Ia satıyor (onun yerine) dirhem alıyorum; dirhemle satıyor, dînâr alıyorum, (yani) onun yerine bunu alıyor; bunun yerine onu ve­riyorum; dedim. Resûlüllah Sallollahil aleyhi ve sellem:

— Aranızda mevcut bir-şey olduğu ve yerinizdeîı ay­rılmadığınız müddetçe o günün fiy«-iı ile eşeyleri alman­da bir beis yoktur; buyurdular.»[56]

Bu hadîsi Beş'ler rivayet etmişlerdir. Hâkim onu sahîhlemiştir.

Tirm'.zi onun hakkında: «Bu hadîs'i merfu' olarak ancak Sem-mâk b. Harb'İn rivayetinden biliriz» demiştir.

Hadîs-i Şerif altm'ın yerine gümüş, gümüş'ün yerine altın almanın caiz olduğuna delildir. Çünkü İbni Ömer (R. Anhümâ) develeri altın­la satıyor ; müşterilerinin zimmetinde borç altın olarak sübût bulu­yordu; semen denilen mal bedeli bu olduğu halde önün yerine dir­hem yani gümüş para alıyordu. Bazen de bunun aksini yapıyordu.

Ebn Diirıtd (202—275) bu hususa dair bir bâb tahsis etmiş ve ona «gümüşün yerine alhn iktizâsı babı» adını vermiştir.

lî.ıtlis-i Şerifte altın ile gümüş'ün .satış yerinde yalnız birisinin bu-lunduğunn isârei vardır.

Peygamber (S.A.V.) bu alış verişin hükmünü beyân sadedinde : Müşterinin zimmetinde sabit olan altınları satıcı eline almadan ayrı­lıp gitmemelerini; zîrâ altınların bir kısmım alıp bir kısmının borçlu­nun zimmetinde kalmasının caiz otamıyacağını; gümüşün de aynı hü­kümde okluğunu, ifâde buyurmuşlardır.

Yapılan bu muamele alış verişin (sarf) kısmına dâhildir..

Sarfın şartı, aralarında kabz';. elverişli bir mal varken onu kabz-etmeden ayrılmamaktır.

Hadîsle geçen «o günün fiyatı» ta'biri her hakle şart değil bir :vukûî olacaktır; ve âdeti takrir etmektedir. Nitekim Peygam-b r (S.A.V.)'in :

«Sınıflar değişti mi artık peşin olmak şartı ile istedi­ğimiz gibi satın» buyurması da buna delâlet eder.[57]

824/669- «(Bu da) İbnİ Ömer (R. A.)'dan rivayet olunmuştur. De­miştir ki: Rcsûtüllah Sallallahü aleyhi ve srllem; müşteri kızıştırmak­tan nehyetti.»[58]

MiM'efekun aleyh'tir.

«Necş» lügatte avı ürkütmek ve avlamak için onu yerinden kaldır­maktır. Şorîat'te ise satılık malın fiatınt, başkalarını kızıştırmak için arttırmaktır.

İbni Battal (—444): «Ulemâ müşteri kızıştıranın bu fi'li ile âs" olduğuna ittifak etmişlerdir» diyor. Böyle kızıştırmak suretiyle yapılan satışın caiz olup olmıyacağı ulemâ arasında ihtilaflıdır.

Hadis imamlarından bir cemâate göre bu satış fasittir.

Hanboliler'den meşhur olan kavle göre müşteri satışta kızıştırma ol­duğunu bilmezse aldığı malı geri çevirmekte muhayyerdir; fakat bilirse kendisine muhayyerlik hakkı yoktur.

M.ılikiler'c göre : Satıcı kızıştırmayı bilirse müşteri o malı geri çe­viri m kt.e muhayyerdir; bilmezse kendisine asla muhayyerlik yoktur.

Hancfüler'e göre : Hu satış, nı;ıhn geçer kıymetinden fazlaya yapıl­mışsa ketâhet-i tahrîmiyye ile mekruhtur.

ŞâfiÜer'e göre : Satıcının müşteri kızıştıranla anlaşması yoksa, müstı.Tİnm dönmeğe hakkı yoktur. Anlaşma varsa mesele Şafiî'ye ule­mâsı arasında ihtilaflıdır; esah kavle göre müşteriye yine muhayyer­lik yoktur.

t bin AbiHlbcrr (368—463), İbnül-Arabı (468—534) vo İbni Hazmı (384—456) ; «Buradaki ziyâde malın emsali fiyatından da­ha fazla olursa haramdır; fakat birisi bir malın kıymetinden daha aşa­ğı satıldığım görerek geçer kıymetini buluncaya kadar fiyatını art-tırırsa âsî olmak şöyle dursun sevap bile kazanır.» demirlerse de bu kavil reddedilmiştir; Çünkü aldatmadır.

İmâm Bu'uîri (194—256)'nin Hz. îbn Ebi Evfâ'dan :

[59] «Allah'a verdikleri ahd-ü peymân ve yeminleri pek a. bir kıymet­le değişenler .» âyet-i kerîme'sinin sebeb-i nüzulü lakkın tahrîc ettiği bir hadiste şöyle deniliyor :

«İbni Ebî Evfâ demiştir kî: Birisi malını pazara getirir. Billahi bu mala îenin verdiğinden daha fazlası verilmiştir; dîye yemin ederdi. Bu­nun üzerine bu âyet nazil oldu.»

Yine İbnî Ebî Evfâ: «Müşteri kızıştıran, ribâ yiyen hâindir» demiş ve bîr malı satın aldığından daha fazlaya göstermeyi müşteri kızıştırma addetmiştir. Çünkü hükümde müşterektirler.

Müşteri kızıştıran kimse satıcıdan bahşiş alırsa riba yemiş olur.[60]

825/670- «Câbir b. Abdİllah radıyaVnhü anhihnâ'dan rivayet edil­diğine göre Peygarr,l»er Sallallahü aleyhi ve selle m; muhâkale, müzâ-bene, muhabere ve İstİsnâ'dan nehyetmiştir; ancak ma'lûm olursa o başka.»[61]

Bu hadîsi, ibnİ Mâce müstesna Beş'ler rivayet etmişlerdir. Tirmizî onu sahîhlemiştir.

Hadîs-i Şerif Sâri' hazretlerinin vaşak ettiği dört nevi' bey'a şâ­mildir:

1— Muhakaie: Bunu hadîsin ravîsi Câbir (R.A.): «Bir kimsenin birine ekini yüz kile buğdaya satmasıdıra diye tefsir etmiştir.

Sbû Ubcyd[62] ise: «Muhâkale, ekini başağında satmaktır» di­yor.

Bazıları onu: tarlayı gelirinin bir kısmı ile kiralamaktır «diye tefsir etmişse de bu aynen muhaberedir.

Hadiste muhabere muhâkale üzerine atfedİimiştir. Atıf mugâyaret'e delâlet eder. Binaenaleyh muhâkale ile muhabere başka başka şeyler­dir. Bir de sahâbî rivayet ettiği şeyi herkesten İyi bilir. Hz. Câbir'in tefsiri muhâkale ile muhabere'nin bir şey olmadıklarına delâlet etmek­tedir.

2— Müzâbene : Bunu İbni Ömer (R.A.) «yaş hurmayı kuru hur­ma île kile ile ve keza yaş üzümü kuru üzümle kile ile satmaktır» di­ye tefsir etmiştir.

İbni Ömer (R.A.)'m tefsirini İmâm Şafii «cl-Üm» adlı eserinde tahrîc eimi.ş vo : «Muhâknk1 ile müziıbrcıenin hndîalerdeki tefsiri Peygamber (S.A.V.)den rivayet edilmiş de olabilir; rivayet eden râvi-lerin sözü olmak ihtimali de vardır» demiştir.

Bu satıştan nehyediimenin illeti riba olmasıdır.

3— Muhabere : Arazîyi, getirdiği mahsul'ün bir kısmı mukabilin­de kiraya vermektir.

«Muzâra'a bahsi»nde bunu tekrar temas edileçektir.

4— İstisna : Bir malı satarken bir kısmını istisna etmektir. Bu da memnu'dur; ancak istisna edilen kısım ma'lûm olursa sahihtir. Meselâ : bir bahçenin bütün ağaçlarını satarak muayyen bir asmayı istisna etmok ittifakla sahihtir. Fakat bahçeyi satarken gayr-ı muayyen bir kısmını istisna etmek sahîh olamaz; çünkü meçhul bir şeyin istis­nası sahih değildir.

Zâhir-i Hadîs'c göre istisna edilen miktar ma'lûm olursa satış mut­lak surette sahîh olursa da, bazıları bunun, bütün malın üçte birini geç­memesini şart koşmuşlardır.[63]

827/671- «Enes rndıyallakü anfr'tan rivayet edilmiştir. Demiştir kî: RerûHuîlah Sallallahü aleyhi ve sellem; muhâkale, muhâdara, mülâ-mese, münâbeze ve müzâbeneden nehyettİ.»[64]

Bu hadîsi Buharı rivayet etmiştir.

Hadîs-i Şerif, beş nev'i memnu' satışa şâmildir :

1— Muhâkale. Bu satış yukanki hadîste görüldü.

2— Muhâdara : Meyve ve hubûbat'ı kemâle gelmeden satmaktır. Ulemâ meyve ve ekinlerin ne zaman satılabileceği hususunda ihtilâf etmişlerdir.

Hanefîler'le diğer bazılarına göre istifâde edilecek bir raddeye geldimi meyveler henüz renklenmemiş; hubûbat'm dâncleri katılaşma-mış bile olsa satılabilir; yalnız derhal kaldırılmaları lâzımdır. Malın yerinde kalması bilîttifâk sahîh değildir; çünkü satıcının milkini meş­gul etmek doğru değildir. Mahsul kemâle gelerek meyveler renklendi- ği ve hububatın dâ'neleri katılastığı zaman onları .satmak ittifakla -sa­hihtir. Ancak müşteri yine bunların yerlerinde kalmasını şart kılarsa bazılarına göre sahs sahih olmaz; diğer bazı ulemâ "ya göre olur.

Bir takımları : «Müddet ma'iûm olursa satış sahih, ma'lûm olmaz­sa satış da sahih değildir» demişlerdir.

Mahsul'ün bir kısmı kemâle gelmiş; bir kısmı gelmemişse satış 'sahih değildir.

Hanefîier'in fıkıh kitaplarında bu bâbta tafsilât vardır.

3— Mülâmese: Bunun ne demek olduğunu Buharı, Zührî'dcn rivayet etmiştir ki, bir kimsenin elbiseye gece veya gündüz dokunmasıdır.

NcsaVnin tahric ettiği Ebû Hüreyre hadîsî'ne göre mülâmese : bir kimsenin diğerine; «elbisemi senin elbisen mukabilinde satıyorum» diyerek birbirlerinin elbiselerine bakmadan yoklamalarıdır.

Nitekirr imam i.hme b. HanbcVin Abdürrczzak'tan tahrîc et­tiği bir rivayete göre de mülâmese: elbiseyi yaymada . To, ç^v:rme-den ona dokunmaktır. Bu taktirde aeyi' vâcib oldu sayılırdı.

Müslim'in Hz. Ebû Hüreyre'dcn tahrîc ettiği bir rivayet dahi bu mânâyı te'yicl eder. Çünkü bu rivayete göre de mülâmese: İki şah­sın birbirlerinin elbisesini düşünmeden yoklamaktır.

4— Münâbeze : Bunu îbni Mâcc'mn Ftüfyân tarîki ile Zührî'den tahric ettiği rivayet şöyle îzâh ediyor: Münâbeze : «Sen sende ola­nı bana bırak; ben de bende olanı sana bırakayım» demektir.

NcsaVnin EbûHüreyre'den rivayet ettiği bir hadise göre «münâ­beze : Ben bende olanı sana atayım; sen de sende olanı bana at» di­yerek birbirlerinin elindeki malın miktarını bilmeden onu satın «İma­larıdır.

İmam Ahmcd b. HanbcV'ın AbdY.rrczzâ\ tarîki ile Ma'mcr'den rivayet ettiği bir hadîse göre «Münâbeze: Ben bu elbiseyi athmmı beyi' vâcib olacak» diyerek yapılır. «Beyi' vâcİb olacak» tâbirinden anlaşılıyor ki mülâmese ile münâbeze alış verişe delâlet eden bir sîga kullanmaksızın dokunmakla atmayı beyi' saymaktan ibarettir.

Nehy'in zâhir'i bunların haram olduğuna delâlet ediyor. Bunlar câhiliyet zamanı alış verişleridir. Resûliillah (S.A.V.) onları ümmetine yasak etmiştir.

Mezheb ulemâsı bunların helâl olmadığında müttefiktirler. Fâide : gaib malın satılıp satılamıyacağı hususunda üç kavil var­dır :

1— Gâib malı satmak sahih değildir, imam Şafiî'nin kavli bu­dur.

2— (iâib nıaiı salmak caizdir ve müşteriye muhayyerlik sahil olur. Haneflyye'nin kavli budur.

3— Satıcı tavsif ederse sahih, etmezse sahih değildir. İmam Malik ile îmanı Ahmed'in mezhebi de budur.

A'manm satışı hakkında dahi üç kavil vardır :

1— A'manın satışı bâtıldır. Ekseri Şafüyye'nin kavli budur.

2— Sattığını tavsif ederse sahihtir.

3— Mutlak surette sahihtir. Hanefîyyenin mezhebi budur.

«M ecelle »'nm 329. cıı maddesinde: «Amanın bey'u şirâsı sahih olup' fakat vasfını bilmediği bir mat iştira ettikte muhayyer olur» denilmektedir.[65]

827/672- «Tâvus'ian ibnİ Abbas radi}}cUahü anhihm'ı'dan işitmiş olarak rivayet edilmiştir. İbni Abbas demiştir ki: Resûlüllah Sallat-ahit aleyhi ve scllcm :

— (bir yere) yiyecek ?renleri karşılamayın; şehir1e kir halkı için satmasın; buyurdular. Ben ibni Abbas'a :

— (Şehirli de kır halkı için satmasın) sözünün mânâsı nedir? dedim :

— Ona simsar o'masın; dedî.»[66]

Müttefekun aleyh'tir Lâfız Buharî'nindir,

Hadîs-i Şerîf satış şekillerinden yine memnu' olan İki tanesine şâ­mildir :

1— Bir yere yiyecek celbederek satmak istiyenlerin önüne çıka­rak, pazar yerine gelmeden mallarını satın almak memnu'dur. «Ruk-bân» binek gidenler demektir. Burada onlardan maksat; yiyecek celbedenlerdir. BÖyleleri ekseriyetle hayvan sırtında geldikleri için kendile­rine «rukbân» denilmiştir. Binaenaleyh bu kau, kayd-ı ağlebîdir. Yi­yecek getiren tâcir'ler hayvai üzerinde geldikleri gibi yaya veya cemâal halinde yahut yalnız gelseler yine kendilerine «rukbân» denilebi­lir. Karşılama malın satıldığı pazarın dışında başlar.

ibni Ömer (R. Anhümaydun rivayet edilen bir hadîsle :

«Biz yiyecek getirenleri karşılar; onlardan yiyeceği salın alırdık. Nihayet Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve selletn; onu yiyecek pazarına götürmeden satın almamızı bize yasak etti.» deniliyor.

Başka bir hadîste karşılamanın pazarda olmadığı beyân edilmiş­tir.

İbni Ömer (R. Anhüma) diyor ki: «Ashâb, yiyeceği pazarın yuka­rısında satın alır; olduğu yerde satarlardı. Peygamber (S.A.V.) onları malı nakletmeden oldukları yerde satmaktan nehyetti».

Bu hadîsi Buharı tahrîc etmiş olup, pazarın yukarısına çıkma­nın karşılama olmadığına delâlet eder.

Şafüler'le diğer bazı tıUmâ'ya göre yasak edilen karşılama ancak şehir dışında olandır. Onlar karşılamanın niçin yasak edildiğini nazar-ı itibare alarak, gelen satıcıyı aldatmanın ancak şehir dışında mümkün olacağına, pazara gelirse fiyatı Öğreneceği için aldatılamıyacağma ka­il olmuşlardır.

Mâlîkîler'le Hanbelîler'e göre memnu' olan karşılama pazarın her yerindecir. Çünkü hadîs mutlaktır.

Hanefîler'le Evzaî (88—157)'ye göre satıcıyı karşılamanın hal­ka bir zararı olmazsa caizdir. Zararı olursa mekruhtur.

Satıcıyı karşılayarak yapılan alış veriş Şâfiîler'e göre de sahihtir ve satan için mahayyerlik hakkı vardır.

Şâfüyye'nih bu bâbtaki delili : Ebû Dâvud ile Tirmizî'mn tahric -ettikleri ve ibni Huzeyme'nin sahîhlediği Ebû Hüreyre hadîsi'dir. Bu hadîs'in^âfzı şudur:

malı karşı­lamayın; şayet onu bir insan karşılar da satın alırsa sa­hibi pazara geldiği zaman muhayyerdir.»

Hadîsin zahirine bakılırsa buradaki nehy, satıcının yararınadır. ZîrA ondan zararı gidermek içindir. Bazılarına göre ise buradaki nehy' bütün pazarcıların yararınadır.

Ulemâ böyle karşıl;ınıa suretiyle yapılan .satışın sahih veya fâsid olacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Az evvel söylediğimiz gibi Ha-nefiler'te Şâfiîler'e göre sahihtir. Çünkü nehy' nefs-i akd'a raci' olma­dığı gibi akd'in bir vasf-ı lazımına da racî' değildir. Binaenaleyh akd'in fasit olmasını iktizâ etmez. Bazılarına göre buradaki nehy' mutlak su­rette fesad îcabeder.

Ulemâ'dan bazıları satıcıyı karşılamanın haram olması için bir ta­kım şartlar koşmuşlardır. Karşılamağa çık-mın o yerdeki geçer fiya­tı sakliyarak malı geçer fiyatından daha aza almak, satıcılara pazara girmenin müşkil ve masraflı olduğundan bahsetmek, elinde satacak mal kalmadığı için satıcı karşılamağa çıktığını söyliyerek aldatmak, bu şartlar, cümiesindendir.

2— (Şehirli de kır halkı için satmasın) ifâdesini Hz. ibni Abbas f R. Anhüma) : «ona simsar olmasın» şeklinde tefsir etmiştir.

Simsar : aslında bir işi gören, bir şeyin sahib ve kayyİmi n ânâ-.smadır. Sonra başkası için ücretle alış verişi üzorine alan mânâsında şöhret bulmuştur. Buna «satıcı İle alıcının aracısı» da denilebilir.

Buharı (194—256) simsarlığı böyle ücretle kayıdlamış ve İbni Abbas hadîsi'ni, mutlak olan diğer hadîsleri takyid tfuer vaziyete ge­tirmiştir.

Ücretsiz yapılan simsarlığa gelince: Buharı bunu yardım kabi­linden saymış ve caiz görmüştür.

Bazıları (şehirlinin kır halkı için satması)'nı : «O yere bir ya­bancının günün geçer fiyatı ile satmak için bir mal getirmesi ve o malı şehirli birisi görerek: Bu malı benim yanımda bırak; onu ben senin için azar azar bu günkü fiyattan daha pahalıya satarım» de-mesidir, şeklinde tefsir etmişlerdir.

Ulemâ'mn bazıları bu hükmü yalnız kır ve çöl halkına mahsus kabul ederler. Diğer bazıları ise fiyatı bilmiyen şehirliyi de aynı hük­me ilhak ederler. Onlarca köylüler, pazarlardaki fiyatları bildikleri için bu hükümde dâhil değildirler.

Bazıları «Nehy'in aslı tahrîm İçindir» diyerek buradaki nehy'i de tahrîm mânâsına almış; bir takımları da hadîsin men?,ûh olduğuna kail olmuşlardır. Onlara göre simsarlık mutlak surette caizdir.

Huraya kadar görülen hükümler srhirli'nin kır halkı için yaptığı salıs hakkındadır. Şehirlinin onun ıı;ınıın;ı salın alması da aynı hüküm­dedir.

Bahân (şehirli kır halkı için simsarlıkla bir şey satın alamaz) ün-vânt iio bir hâb tahsis etmiştir.

Simsarlık İlâhında nakiî deliller vardır.

Ezcümle Ebû Avâınc (—316) Ibni Sirin'dcn rivayeti tahric ctmirjtir :demiştir ki : Enes b. Malik'e rastladım; ve kendisine:

— Şehirli kır halkı için (mal) satmasın. Siz onlar için alıp satmak­tan nehyedilmedinizmi? dedim.

— Evet; dedi.»

Hadisi Ebû Dâvud dahi İlmi Sirin'dcn o da Hz. Enes'ton rivayet etmiştir. Lâfzı şudur

«Şehirli kır halkı için (mal) satmasın; denilirdi.» Bu iba­re; onun için satmasın ve satın almasın; mâ'nâlarına gelir.

Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Bir' yere mal celbederken satıcıyı karşılamaktan nehy' edildi; ve bunda malı getiren kır ve çöl halkının aldatılmaması nazarı itibare alındı. Aynı zamanda şehirlinin ıalkı için mal salması da nehy' olundu. Surda da o yer halkının at 'mamasına çalışıldı. Acalîa bu suretle zımnen kır halkının zararı kabul edilmiş olmuyor mu? Bu tenakuz değil midir?

Sua'in cevabı şudur : Hayır burada tenakuz yoktur. Zira Sâri* Hazretieri daima cemâatin menfâatini Ön plâfda tutmuştur. Bu sebep­le de cemâatin menfeatini bir kişinin menfâatine tercih etmiştir. Evet satıcıyı karşılamakta yalnız karşılayıp o malı ucuz olan açık gözün menfâati olacaktı. O yor halkı ise bir kişinin insafına kalan o mah pa­halı satın alacaklardı. îşte bu ciheti nazar-ı itibare alan şeriat, kar­şılamayı yasak etmiştir Kır halkından bir veya birkaç -kişi, mallarını kendileri satarsa ihtimal bir parça zarar ederler. Lâkin beri tarafta koca bir şehir halkı o malı ucuz tedârik edeceklerdir. Bundan dolayı da şehirlinin kır halkı için satış yapması yasak edilmiştir.[67]

828/673- «Ebû Hüreyre radn/alldlıü nnh'İen rivayet edilmiştir. De­miştir ki: Resûfüllah saUallahii aleyhi ve seli cm :

— Celbedilen malı karşılamayın; her kim karşılanır da ondan mal sa^.ı alınırsa, o kimsenin patronu pazara geldiği vakit muhayyerdir» buyurdular.[68]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.

Hadîs-i Şerif bundan önceki hadis ile aynı mânâya delâlet ediyor. Ayrıca bunda satıcıya muhayyerlik olduğuna da delâlet vardır.[69]

829/674- «[Bu da) Ebû Hüreyre radıyallahü ten rivayet edil­miştir. Demiştir ki: Resûlüüah sallallahü aleyhi ve sellem' şehirlinin kırda yaşıyan için satış yapmasını nehyetti :

— Hem birbirinize müşteri kızıştırmayın, kişi karde­şinin satışı üzerine satış yapamaz; kardeşinin dünürlüğü üzerine dünürlük de yapamaz; kadın dahî kız kardeşinin yerine kendisi varmak için onun boşanmasını istiyemez.»[70]

Müttefekun aleyh'tir.

Müslim'in rivayetinde : «Müslüman müslümanın pazarlığı üzerine pazarlık edemez» cümleside vardır.

Hadîs-i şerif bir çok yasak edilmiş meseleleri bildiriyor; ki bunlar şöyle sıralanabilir :

1— Şehirlinin kır halkı için mal satması memnu'dur. Bunu yu­karıda gördük.

2— Müşteri kızıştırma meselesi yasaktır. Bu dahî az yukarıda ge­çen İbni Ömer (R.A.) hadîsi'nde görüldü.

3— Kişi kardeşinin satışı üzerine satış yapamaz. Bu cümle «sa­tış yapamaz» d'ye rivayet olunduğu gibi «satış yapmasın» şeklinde de rivayet olunmuştur.

Satış üzerine satış şöyle olur: Birisi hakk-ı hıyar (yani muhayyer olmak hakkı) ile bir malı satın alır, dönüp dönmemek de muhayyer bu­lunduğu müddet içinde bir başkası gelir ve müşteriye: «Bu alış verişi boz, ben sana bu malın eşini daha ucuza satacağım» der. Satış böyle olduğu gibi alış da aynı şekilde olur. Satıcıya biri gelerek. «Bu satışı boz, ben sana bu malın eşini daha ucuza satacağım» der. Satış böyle pazarlık dahi bunun gibidir. Alıcı iie satıcı muayyen bir kıymet üzerin­de mutabık kalmış fakat henüz akdi yapmamışlardır. Bu arada biri gelerek satıcıya: «Bu malı ben daha pahalıya alırım» der.

Bu suretlerin hiç birinin helâl olmadığına ulemâ ittifak etmişler­dir. Bunları yapan Allah'a âsî olur. Yalnız «Müzayede» denilen herkes­çe ma'lûm bir nev'i boy'i daha vardır ki, o caizdir. Çünkü onda fiyatı kim arttırdı ise malı o alır.

Buharı (Bâb-ıı be'yi'l-müzâyede) «Müzayede ile satış bâb'ı» nâmiy-le bir bâb tahsis etmiştir.

Bu hususta İmam Ahmcd ile «Sünc7i» sahipleri Hz. Enes'ten şu hadîsi tahrîc etmişlerdir:

U Peygamber (S.A.V.) bir yaygı ile bîr kadeh satılık etti ve :

— Bu yaygı ile kadehi kim satın alacak? dedi. Bir adam:

— Ben onları bir dirheme satın alırım; dedi. Bunun üzerine Resulüllah (S.A.V.):

— Bir dirhemin üzerine kim arttıracak, buyurdular. Derken bir adam iki dirhem verdi. Resûlüllah (S.A.V.) de onları o ada­ma sattı».

Bu hadîs'in lâfzı TirmizVnindir. Tirmizl onun için «hasendir» demiştir.

îbni Abdilbcrr (368—463): «arttırana satmak ittifâken ha­ram değildir» demiştir.

Maamâfİh «Mekruhtur» diyenler olmuştur. Bunların delili : Süf-yan b. Vehb hadisidir. O hadiste Süfyan (R.A.) : «Resûlüliah sallat-lahit aleyhi ve selle m'den müzayede ile yapılan beyi' nehyederken işit­tim» demiştir. Lâkin bu hadîs İbni Lchîâ* nm rivayet ettiği hadîsler­dendir.

Bu zât zaîftir.

4— Bir kimse din kardeşinin dünürlüğünün üzerine dünürlük ya­pamaz, îmam Müslim (204—261) buraya «ancak ona izin verir­se O başka» rivayetini ilâve etmiştir. Buradaki nehy' tahrîm içindir. Bu dünürlük eğer İlk dünüre sarahaten söz verildikten sonra ise ulemâ'nın ittifakı ile haramdır. Bu halde evlenmesi isyan olur; ancak cumhur'a göre nikâh yine de sahihtir.

Dâvud-u Zahiri (202—270)'ye göre nikâh feshedilir.

Bu kavil imam Mâlik'ten de bir rivayettir.

Sarahaten söz vermenin şart oluşu Fâtıme bînt-İ Kays hadîsi'nden alınmıştır. Mezkûr hadîsde Hz. Fâtıma : «Benî Ebû Cehim ile Muâviye istediler. Resûlüliah (S.A.V.) bunların birbiri üzerine yaptıkları dünür­lüğü inkâr etmedi» demiştir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Fâtıme'yi Usâ-me b. Zeyd'e istemiştir.

Hadisteki (kardeş)den murâd: din kardeşidir. Mcfhum-u muhali­fine bakılırsa kardeş kâfir olursa onun dünürlüğünün üzerine dünürlük yapmak haram olmamak icabeder. Bu ancak her ikisinin bir kitâbiy-yeyi istemeleri ile tasavvur olunabilir.

Evzaî (88—157)'ye göre bu dünürlük haram değildir.

Bazıları «Bu da haramdır» demişlerdir. Bunlar hadîsin mefhu­mu muhalifine itibar etmezler.

5— «Kdın dahi kız kardeşinin yerine kendisi varmak için onun boşanmasını isteyemez». Bu cümle «İstemesin» şeklinde de rivayet olunmuştur. Bundan maksat: Yabancı bir kadının,, bir adama karısını boşattırarak, yerine kendisinin varmasıdır.

Hadisin bu kısmı «kabında­ki şeyler tepe taklak olsun diye» tâbiri ile ifâde olunmuştur ki; kadm'm kocası ile geçinmesi, ondan nafaka alması gibi ni'metlerin el­den gitmesi, temsil tariki ile saha'nın devrilmesi tarzında ifâde edil­miştir. Yani kadın için hazırlanan şeyler sanki bir sahan'a konmuş da onlardan istifâde edecekmiş. Bunların elden gitmesi sahan'ın devril­mesi mesabesinde tutulmuş; böylece bir mecmu' diğer bir memnu'a teşbih edilmiştir.[71]

830/675- «Ebu Eyyûb-ı Ensari rndıyallahü an/ı'den rivayet edil­miştir. Demiştir ki: ResûlüMah Saîlallahü alchyi ve srilcmi :

Bir kimse anne ile çocuğunun arasını ayırırsa Al­lah da kıyamet gününde onun'la sevdiklerinin arasını ayirir; buyururken işittim.»[72]

Bu hadîsi. Ahmed rivayet etmiştir. Tirmizî ile Hâkim onu sahihlc-mişkM-dir. Lâkin isnadında söz vardır. Hadisin şahidi de vardır. Hadisin isnadında söz olması, râvîim arasında Hüseyin b. Abdillâh İl-Muâfiri bulunduUundandır. Bu zât hakkında ihtilâf vardır.

Şahid'den de Ubadetü'bnü's - Şâmil (R.A.)'dan rivayet edilen şu hadîs kastedilmiş olacaktır:

«Peygamber (S.A.V.) :

— Satışta «Anne ile çocuğunun arası ayrılmaz; buyur­du.

— Ne zamana kadar? diyenler oldu.

— Oğlan baliğ oluncaya, kız da hayız görünceye ka­dar; buyurdular.»

Bu hadîsi Dâre Kutnî ile Hâkim- tahrîc etmişlerdir. Fakat on­ların rivayetinde senedinde Abdullah b. Amr-ı Vâkıfı vardır. Bu zat da zâîftir.

Bu hadîs ile bundan sonraki hadîsi, musannif ümmü veled olan ca­riyelerin satılmasını yasak eden İbni Ömer Hadîsinin yanında zikret­meli yâlıûd o hadîsi buraya almalı idi.

Hadis-i Şerif, .satarken anne ile çocuğunun aralarının ayrılmasını yasak ediyor. Biradaki nehî milkiyet hususuna hamiedilmistir. Yani câriye olan anneyi birisine, sucuğunu başkasına satmak sureli ile ara­larım ayırmak memnu'dur. Nitekim aşağıdaki hadisten daha sarîb an­laşılacaktır.[73]

831/676- «Ali b. Ebî Tâlib radıifolhüıü auh'âen rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah .fiallallahü alchyi ve sellem, bana iki kardeş köleyi satmamı emretti. Ben de onları sattım; fakat aralarını ayırdım; ve bunu Peygamber Salhtllahü alcfiyi ve scllcm'e anlattım. Bunun üze­rine :

— Onlara yetiş ve hemen kendilerini geri al! onları ancak Dirlikte sat; buyurdular.»[74]

Bu hadîsi, Ahmed rivayet etmiştir. Ricali sika'dır. Onu İbni Huzey-me, İbnî Cârûd, İbni Hibban, Hâkim, Taberânî ve İbni Kattan sahîhlemişJerdir.

İbni Ebi Hatim (247—327) dahi «el-İlci» adlı eserinde baba­sından ora Hakem b. Mcymûn b. Ebî Şcbib'ten işittiğini onun da Hz. Ali (R. A.)'ten rivayet ettiğini hikâye etmiştir. Halbuki Meymûn Hz. Ali'ye yetişmemiştir.

Hadîs-i Şerif, bu satışın bâtıl ve ayırmanın haram olduğuna delil­dir. Yukarıdaki hadîs de aynı hükme delâlet ederse de o ne suretle olursa olsun ayırmanın haram olduğuna, bu ise satış sureti ile ayırma­nın hörmetİne delâlet eder. Bağış ve adak gibi suretlerle yapılan ayrmaların hükmü de satışa İlhak edilmiştir.

Hz. Ali (R.A.) hadîsi bu bey'in bâtıl olduğuna delâlet ediyorsa da bu hadîs yukanki Ebu Eyyûb hadisi ile muâraza halindedir. Çünkü o hadîs, milkinden satış sureti ile çıkarmanın sahih olduğuna delâlet eder, ve böylesinin azaba müstahak olduğunu bildirir. Zira milkinden çıkar­mak sahih olmasa, ayırma da tahakkuk etmez; azâb da olmazdı.

Bundan dolayıdır ki, ulemâ bu bâbta ihtilâf etmişlerdir.

İmâm-t Â'zam Ebu Hanîfe'ye göre ma'siyet olmakla beraber akid sahihtir. Ona göre kardeş köleleri dönme emri müşterinin rızâ­sı ile ve yeni bir akid ile olabilir.

Fâide : Hayvanla yavrusunun arası ayrılabilir mi meselesinde iki vecih vardır.

Birinciye göre ayrılamaz. Çünkü Peygamber (S.A.V.) hayvanlara azâb etmeyi yasak kılmıştır..

İkinci vcehe göre kesmeye kıyâsen ayırmak da caizdir.[75]

832/677- «Enes b. Mâlik radtyallahü nn/ı'ten rivayet edilmiştir. De­miştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem zamanında Medine'de fiyatlar pahalandı. Bunun üzerine halk :

— Yâ Resûlallah, fiyatlar pahalandı, bize narh koy; dediler. Resû­lüllah Sallallahü aleyhi ve sellem de:

-Hiç şüphe yok ki, fiyat ta'yin eden, (a vererek) kı­san, (çok vererek) yayan rızıklandıran ancak Allandır. Ben, kan ve mal hususunda bir zulümden dolayı sizden hiç bi­riniz beni arayıp sormaz bir halde, Allah'a kavuşmamı pek arzu ederim; buyurdular.»[76]

Bu hadîsi, Nesâî müstesna Beş'ler rivayet etmiştir. Ibni Hibban onu sahihlemistir.

Aynı hadîsi Ibni Mdee (207—275), Dârimî (181—255), Bczzar, ve Ebu Ya'lâ (—307) Hz. Enes (R.A.)'dcn tahrîc.etmişlerdir. İsnadı Müslim'in şartı üzeredir; hadîsi Tirmizî (200—279) sahîhlemiştir.

Hadîs-i Şerif narh koymanın zulüm olduğuna delildir. Böyle olun­ca bittabi haramdır. Ekser-i ulemâ'nın k&vîi budur. İmâm-ı Mâlik'ten yiyeceklerde bile narh koymağa cevaz verdiği rivayet olunur. Müteehi-rîn ulemâ'dan bazıları da et ile yağdan maada yiyeceklerde -halkın zara­ra maruz kaltriaması için- narh konmasını hoş karşılamışlardır.[77]

833/678- «Ma'mer b. Abdillah[78] radtyallahü anh'den Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'den işitmiş olarak rivayet edildiğine göre Resûlüllah (S.A.V.) :

—Âsî'den başkası ihtikâr yapmaz; buyurmuşlardır.»[79]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.

Bu bâb'ta bir çok hadîsler mevcut olup hepsi ihtikârın haram ol­duğuna delâlet ederler.

İhtikâr : Bir gıda maddesini satın alarak onu pahalı satmak için saklamaktır.

Müslim hadisi'nin zahiri, ihtikârın yiyecek ve sâireye «âmm ve şâmil» olduğuna delâlet ediyor. Ancak yiyecekten başka şeyler hak­kında ihtikâr kelimesinin kullanılmadığı iddia olunmuştur.

Hanefîler'den îmdm-ı Ebu Yusuf (113—182)'a göre ihtikâr her şeyde yapılır. Ona göre halka zarar veren her nev'i mal gizleyişi ih­tikârdır; isterse altın ve elbise gibi şeyler olsun.[80]

834/679- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'en Peygamber Sallallahü aleyhi ve scllem'ın şöyle buyurduğunu işittiği rivayet olunmuştur':

— Deve ile koyun'un memelerini şişirmeyin. Bunla­rı kim satın alırsa sağdıktan sonra iki re'yin hayırlı olanına mâliktir. İsterse tutar; dilerse bu hayvanları bir öl­çek kuru hurma ile birlikte iade eder.»[81]

Müttefekun aleyhtir. Müslim'in (Ebu Hüreyre'dcn) rivayetinde: «Sattnalan Üç gün muhayyerdir» nuyuruhuuşiur.

Yine Müslim'in bir rivayetinde -ki o rivayeti Buhân talik et­miştir-: «Bu hayvanlarla beraber buğday olmamak şartı ile bir ölçek zahire de iade eder» denilmiştir.

Buharı «Kuru hurma (rivayeti) daha çoktur» demiştir.

Tasriye : Hayvan'ın memesini bağlıyarak şişirmek ve bu suretle fazla süt biriktirerek müşteriye onu sütlü göstermektir. Böyle hayvana musarrât yâhûd muhaffele elerler.

Hadîste sığır, manda ve keçi zikredilmemişse de hüküm hepsinde birdir. Çünkü hayv;m satmak istenildiği zaman memesi şişİrilmemesi hususunda umum ifâde eden bir hadîs vardır.

Cumhur-u ulemâya göre râeih olan budur. Bunun bir aklatma ve tedlis olmakla ta'lil buyurulması da Cumhur'un kavlini te'yîd ediyor.

Hakk-ı hıyar denilen muhayyerlik hayvanı sağdıktan sonra sabit olur. Maamâfîh sağmadan anlaşılırsa bu hak yine vardır. Hakk-ı hıyâr'ın sübût bulması satışın sahih olduğuna delildir.

Hadis-i Şerifte, şişirme sebebi ile hayvanı iade etmenin fovrt yani derhal yaptiması îcâbettiğine delâlet vardır.

Zîrâ hurûf-u mcânî'dcn olan (fâ) tcrtîb ve ta'kîb ifâde eder. Bunun mânâsı hiç gecikmeden derhal o işi yapmaktır.

Şâfitler'dcn bazıları buna kail olmuşlardır. Ekserisi ise muhayyer­lik müddetinin üç gün olduğu kanâatindedirlcr. Fakat bu üç günün ne­reden başlıyacağı ihtilaflıdır. Bazılarına göre meme şişirmesi anlaşıl­dığı andan itibaren başlar. Diğer bazıları: «Akid'den ili baron üç gün muhayyerdir» demişlerdir.

Bu hadîs hayvanı İade ederken sağdığı sütün yerine bir Ölçek kuru hurma iade etmesi lâzım geldiğine de delâlet ediyor.

Vâkıâ «Bir Ölçek zahire» rivayeti de varsa da o rivayeti talik sureti ile tahrîc eden Buharı de kuru hurma rivayetini tercih et­miştir; çünkü bu rivayet ötekinden daha çoktur. Bu mesele hakkında başlıca üç kavil vardır:

1— Cumhur-u Sahabe ve tabiîn ile Hanefiler'don maada mezheb imanlarına göre, müşteriye aldatmak için memesi şişirilen hayvan bir ölçek kuru hurma ile birlikte sahibine iade edilebilir. Yalnız imâm Mâl'lc'c gihv verilecek bir ölçeğin mutlaka hurma olması .şart değil l'iTıkis o memleketin ^ıda maddesinden olması îcabeder. Hayvanın memesi .şişirilmiş olduğu sağmadan dahî anlaşılırsa İade ederken bir ölçek hurma vermek lâzım gelmez.

2— Hanefîlcr'e göre : Bu mes'ele bir Usû!-i fıkıh mes'elesidİr. Usul ilminin beyânına göre bir hadîsin râvîsi adaletle tanınmış fakat fiikih olduğu şöhret bıılmanussa o râvî'nin hadisi ancak kıyas'a muva­fık olmak şartı ile kabul edilir.

B Hiin kıyaslara muhalif olursa bizzarure o hadisle amel edilemeyerek kıyasa bas vurulur.

İste Ebu Hürcyre (R.A.) fıkıh ile şöhret bulmamış[82] bir.râvidir. Rivayet ettiği «Musarrât» hadisi de her cihetle kıyasa" muhaliftir; binâe­naleyh burada bizzarure kıyasa müracaat olunmuştur.

Şöy'e ki: Ru mes'elede bir hile varsa da pek fazla aldatma yoktur. Şu hakle müşteri muhayyer olamaz. Olsa bile hıyar-ı tağrîr denilen faz­la aldatma ile muhayyer olur. Bu takdirde İse hayvanı iâdc ederse is­tihlâk ettiği sütünü de ödemesi îeâbcder. Çünkü burada zımmen bir dâ-mân-ı ııdvân olduğu meydana çıkıyor.

Dâmân-ı udvân : Tecâvüz tazminatı demek olup gasbedilen mal mevcut, ise aynen onu iade etmek: değil ise onun mislini veya kıymetini ödemektir. Burada süt ödenmosi lâzım geldiği cihetle sarih tecavüzün hükmüne katılıyor.Çünkü malı satan o malın müşteri tarafından istih­lâk edilmesine ancak hayvanı satın almak şartı ile razı olmuştu. Müş-(eri hayvanı iade edince mal sahibinin sütünde izni ve rızâsı olmaksızın tasarrufta bulunduğu anlaşılır. Binâenaleyh açık tecavüzde olduğu gibi burada da malın mislini veya kıymetini vermesi îcabeder. Halbuki ha­diste bu makamda bir ölçek kuru hurma vermek lâzım geldiği bildirili­yor hurma ise sütün ne misli, ne de kıymetidir.

Bu hüküm bütün kıyaslara mugayir olduğundan reddedilir.

Kaadi Ebu Zcyd «el - Esrar» nâm eserinde bu hadîsin muhalif olduğu kıyâs vecihlerini zikretmiştir, görmek istiyen oraya müra­caat edebilir.

Burada şunu da arzetmeliyiz ki; bu mesele esas itibariyle Hanefî İmamları arasında ihtilaflıdır. Şöyle ki:

Bir haberin kıyâs'a tercih edilmesi için râvisinin fakîh olması, Isa Ebâ'mn mezhebidir.

Sonra Kaadî Ebû Zryd de bunu tercih etmiştir.

Krrhi (260—340) ile ona tâbi olanlara göre ise haberin kıyâs'a tercihi için râvî'nin fıkhı şart değildir; bilâkis âdil ve zabıt sahi­bi her râvi'nin rivayeti, kitab ile sünnet-i meşhûre'ye muhalif ola­mamak şartı ile kıyâs'a tercih edilir. Ebu'l-Yüsr: «Ulemâ'nın çoğu buna meyletti; çünkü râvi'nin adalet ve zabtı sabit olduktan son­ra hadîsi değiştirmesi bir mefhumdan ibarettir» demektedir.

Hükmüne gelince : Kcrhî ile diğer bazı ulemâ'ya göre bu beyi' fa­sittir; zîrâ şartlıdır.

Tahâvî (238—321)'ye göre ise caizdir; çünkü şartlı değil, rağbet gören bir vasıfla mevsuftur.

3— Bazılarına göre musarrât hayvan iade edilir. Lâkin onunla bir­likte hurma veya buğday değil; sağılan sütü iade olunur. Süt istihlâk edilmişse misli, o da yoksa o günkü kıymeti verilir. Çünkü itlaf edilen malın ödenmesinde kaide: o mal misliyât'üm ise mislini vermek sure-rctiyle; kıyemiyyat'tan ise kıymetini ödemekle olur. Binâenaleyh eğer süt misliyat'tan ise misli ile, kıyrmiyat'tan ise kıymeti ile ödenir; hur­ma ile buğday bunların biri değildir, şu halde onlarla ödenmez.

Hâsılı : bu hadîs, alış verişte hile yapmanın memnu' olduğunu ifâ­de cifen bir esastır. Bu kaideye göre aldatılana muhayyerlik hakkı ve­rilmiştir. Aklatma asıl akdi bozmaz.

îmâm Ahmed b. Hanbcl İle İlmi Mâce Hz. İbni Mesud'dan mer-fıT olarak şu hadîsi tahrîc etmişlerdir:

«Memelerinde süt biriktirilen hayvanları satmak bir hiledir. Hîle ise müslüman'a helâl değildir.»

Bu hadisin isnadında za'f vardır; fakat İbni Ebî Şerbe (—234) onu sahih senedle mevkuf olarak da rivayet etmiştir.

Aşağıdaki hadîs dahî aynı hükmün delîllerindendir.[83]

835/680- «İbni Mes'ud radıyallahü anfe'ten rivayet olunmuştur. De­miştir ki: Bir kimse memesinde süt biriktirilmiş bir koyun satın alır da sonra onu iade ederse onunla birlikte bir de Ölçek İade etsin».[84]

Bu hadisi. Buharı rivayet etmiştir, ismâilî «burmadan» kaydını zi­yâde eylemiştir.

Musannif bu hadîs'i merfu1 olarak rivayet etmemiş; Ibnî Mes'ud hazretlerine mevkuf bırakmıştır. Çünkü Buharı de onu mevkuf riva­yet etmiştir.[85]

836/681- «Ebu Hüreyre raâıyallahü anh'dan rivayet edildiğine gö­re; Resûlüllah Saîlallahü aleyhi ve seîîcm, bir yığın zahîre'nin yanın­dan geçmiş ve elini zahîre'nin İçine sokarak parmaklarına ıslaklık değ­miş. Bunun üzerine:

— Bu ne ey zahire sahibi? demiş. (O zât) :

— Buna yağmur isabet etti yâ Resûlâllah; cevabını vermiş. Resû­lüllah (S.A.V.) :

— Bunu herkesin görmesi için zahîre'nin üstüne koy­sa idin ya! Hîle yapan benden değildir» buyurmuşlardır.[86]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Ncvcvl (631—676) diyor ki: «Asıl nüshalarda bu hadîs hep müfred mütekcllim zamiri ile vârid olmuştur. Bu sahihtir. Mânâsı: Hîle yapan, benim yolumdan gidenlerden, benim ilmime ve amelime; güzel tarîkatime uyanlardan değildir; demektir.»

Lâkin Süfyan b. Uyeync (107—198) bu îzâhı beğenmemiş ve: «Böyle sözlerle tefsirde bulunmak mekruhtur. Biz hadis'in ruhlar üzerinde daha tesirli ve zecir hususunda daha beliğ olması için te'vîlinden çekiniriz» demiştir.

Hadîs-i Şerif, alış verişte hîle yapmanın haram olduğuna delildir. Bu hususta ulemâ ittifak halindedirler.[87]

837/682- «Abdullah[88] b. Büreyde'den babası ntdujaUnhii anhümtdan İşitmiş olarak rivayet edilmiştir. Babası demiştir kİ : Resûlüllah Salîallahü aleyhi ve sellem :

— Bir kimse bağ bozumu günlerinde üzümü saklar da, sonunda onu şarap yapana satarsa muhakkak göz baka baka kendini cehenneme atmıştır; buyurdular.»[89]

Bu hadîsi Tabcrânl «el - Evsat»'Ğa, güzel bir isnadla rivayet et­miştir.

Aynı hadisi Eeı/hakî (384—458) «Şunbü'l - İman» da Hz. Bü­reyde'den şu ziyâde ile tahrîc etmiştir.

«Sonunda onu bir yahudiye veya hıristiyan'a yâhûd şarap yapacağını bildiği birine satarsa muhakkak kendini göz baka baka cehennem'e atmıştır.»

Hadîs-i Şerif, üzümü şarap yapacağını bildiği kimseye salmanın haram olduğuna delildir. Çünkü satan cehennemle tehdid ediliyor.

Maamârîh Hanefîler'e göre üzüm sırasını .şarap yapacağını bildiği bir kimseye satmak caizdir; Zîrâ ma'siyet şıra'nın aynı ile kaim de­ğildir. Şıra ancak değişerek şarap olduktan sonra haram olur.

Fakat düşmanına silâh satmak haramdır; çünkü ma'siyet o âlet'-in aynı İle kaimdir. Diğer sırf ma'siyet işlemek için yapılan bütün âlet­lerin hükmü de budur.[90]

838/693- «Âişc rtuhııulhtİıit ınılıâ'dan rivayet edilmiştir. Demiştir-ki: Resûlüllah üaJlalhıhit 'alct/Jt't re srllott:

— Menfaat daman mukabilidir; buyurdular.»[91]

Bu hadîsi, Beş'ler rivâyrl etmişler; Buharı i!e Ebu Dâvud aif bul­muşlardır. Tİrmizî, İbni Huzcyme, İbnİ Cârûd, İbni Hibbân, Hâkim ve İbnİ Kattan da cınu sahihlemislenlir.

Bııhâri ile K\m Dâvud'\\\\ zaif bulmaları râvileri arasında Müs­lim h. Hâiul-i Zenci'ı\\n yer almış olmasındandır.

Halbuki bu zât İmdm-ı Şafii'nin üstadı oiup rivayeti ile bilittifâk ihticâc olunur.

Ebu Dâvud bu hadîsi ikisinin râvileri mu'temed olmak üzere Üq yoldan rivayet etmiş; üçüncü hakkında: «isnad bu değil» demiş­tir. İhtimal o da Müslim-i Zcnci'yi kastetmiş olacaktır.

Hadisi İmâm Şafii ile «Simot» sahipleri uzun boylu tahrîc et­mişlerdir. Lâfzı şudur ;

«Bir adam Resûlüllah (S.A.V.) zamanında bir köle satın aldı. Köle onun yanında Allah'ın dilediği kadar kaldı. Sonra sahibi bulduğu bîr kus rdan dolayı onu reddetti; ve Resûlüllah (S.A.V.)'de kusur sebe­bi İle reddedilmesine hüküm buyurdu. Bunun üzerine aleyhine hükmedi­len (sahibi) :

— Bu adam onu (işinde) kullandı; dedi. Resûlüllah (S.A.V.) de :

— Menfaat daman mukabilidir; buyurdular.» Daman : ödemek; tazmin etmektir.

Haraç : gelir demektir. Bunun mânâsı: satılan malın bir geliri varsa, o gelir malın zilyedi olan müşteriye aittir. Çünkü mal telef olursa onu müşteri öder. Meselâ birisi bir yer satın alır da o yeri işletirse; yâhût hayvan alır da üretirse bir kusurdan dolayı o yeri veya hayvanı döndüğü zaman yalnız malı İade eder. Onun menfaatini ve gelirini öde­mez. Çünkü o mal fesih müddetinde telef olsa onu müşteri ödeyecekti-Binâenaleyh menfaati de onun olur.

Bu mes'ele McccHc-i ahkâm-ı adliı/ı/c'n'm 85. ve 88. d maddelerin­de şöyle hülasa edilmiştir;

«85- Bir şeyin nef'i damanı mukabelesindedir.»

«88- Külfet ni'mete ve ni'met külfete göredir.» Maamâfîh mes'ele ulemâ arasında yine ihtilaflıdır. Şöyle ki:

1— Razılarına £öre hadiste ifâde Duyurulduğu şekilde bir malın menfaati, damân'ı yani ödemesi mukahilindedir. Binâenaleyh satılan bir malın müşterisinin elinde iken getirdiği aslî ve fer'î bütün fâideleri müşterinindir. Şayet bir kusuru çıkar da o malı sahibine reddetmek lâ­zım gelirse aldığı zamankinden noksan olmamak şartı üe sadece malı İâdc eder. tmâm-ı Şafii'nin mezhebi budur.

2— Diğer bazılarına göre bir malın aslî ve fer'î olmak üzere iki nevi' menfaati olur. Eğer bir kusuru olduğu anlaşıldığı itin ma! sa­hibine reddedilirse, getirdiği kira ve şâire gibi fer'î menfaatler müşte­rinin hakkı olduğundan reddedilmez; fakat meyve gibi aslî fâideler mevcut İse mal ile beraber onlar da sahibine iade olunurlar. İstihlâk olunmtışsn bunların kıymeti verilir.

Hanefiler'in mezhebi de budur.

3— Aslî fâideler ayrılır: Bunlardan yapak ve kıl gibileri müşteri­nindir. Yavrular anaları ile birlikte mal sahibine reddedilir.

îmâm-ı Mâlik1 in mezhebi de budur.

Fakat bu fâideler malı sahibine reddederken maldan henüz ayrıl­mamış olursa bittabi' o mal ile birlikte bilittifâk sahibine iade olunur­lar.[92]

839/684- «Urvetü'l - Bârikî radıyallahü anh'den rîvâyet olunduğuna göre;Peygamber Saîîallahü aleyhi ve sellem, kendisine bir kurbanlık veya koyun satın alması için bir dînâr vermiş; o bu para ile İki koyun satın almış; ve birini bir dînâra satarak Resûlüllah (S.A.V.)'e bîr ko­yun İle bir dînâr getirmiş. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) ona alış Viîşinde bereket ile duâ etmiş: artık toprak satın alsa kazanır olmuş­tur.»[93]

Bu hadîsi, Nesâi müstesna Beş'ler rivayet etmiştir. Bııhârî'ûe onu bu hadis'in içinde zikretmiş; lâfzını tahrîc etme­miştir.

Tirmizl bu hadîsin bir şahidini Hakim b. Hİzam'dan rivayet et­miştir.

Had'ts-i Şerifin isnadında Saîd b. Zeyd vardır. Bu zât Hammâd'm kardeşi olup muhtelefün fîh'tir.

hnam Ncvrvı ile Münzirî : «Bu hadis'in isnadı hasen sahihtir» demişlerdir; lâkin hadîs hakkında çok söz edilmiştir.

Musannif merhum: «Doğrusu hadîs muttasıldır; ama isnadında Tmibhem râvi vardır» diyor.

Hu hadis Hz. Urve'nin vekil olmadığı bir malı alıp sattığına delâlet. Çünkü Peygamber (S.A.V.) kendisine bir kurbanlık alması için bir dinar vermişti. O emre imtisal etse dînâr'ın bir kısmı ile kurbanlı­ğı satın alır; kalanını da iade ederdi.

Böyle alış verişlere fukabâ bey'i mevkuf derler. Bunlar kimin namına yapılmışsa onun kabulüne bağlıdır. Maamâfih mesele ihtilaflıdır. Bu ihtilâftan ortaya beş kavil çıkmış­tır:

1— Mevkûfen yapıian akid sahihtir. Seleften bir cemâatin mezhebi budur.

2— Bey'i mevkuf sahih değildir. îmâm Şafiî buna kail olmuş ve: «Sahibinin razı olması, bu bey'i sahîh kılamaz» demiştir; delili : «yanında olmayan bir şeyi satma» hadîsidir.

Mezkûr hadîsi Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nesâî tahrîc etmişlerdir.

Bu hadîs yanında olmayan kendi malına şâmil olduğu çibi baş­kasının milkine de şâmildir.

Hz. Şafiî Urve (R.A.) hadîsi'nin sahîh olup olmadığında tereddüt ffmiş; onun hakkında bir şey diyebilmek için sözü hadîs'in sıhhatine ta'lîk eylemiştir.

3— îmâm-ı Â'zam Ebu Hanîfc, tafsilâta giderek: «Mevkuf sa­tış caiz, fakat mevkuf alış caiz değildir» demiştir. Çünkü satış bir malı sahibinin milkinden çıkarmaktır. Mal sahibinin kendi malını

imi M,, itır İr bırakmaca hakkı vardır. Ancak sal ısa crvâz verdi.İşkal elinim olur. İnikat salın almak böyle delildir. O bir ıniiki elmektir; o halde nıâlİk'in onu üzerine alması lâzımdır.

4— inunn illtil'lc, Khıı Hanljf tamamen aksim1 kaildir'. Mâ­likilerinin «Yanında olmıyan bir şeyi satma» hadîsi ile Ut ve hacisi'nin aralarını bulmak istediği anlaşılıyor.

5— Bir soy almaca vekfıleti olup da bir kısmını alana bey-i mevkuf sahihtir. kavli budur,

Urvc hadisi kurbanlık satın almak sureti ile teayyün etmiş hile nisa nır-lini almak için onu satmanın sahih olduğuna delâlet ediyor; aneak riat fazlalığı helâl değildir. Onun ivin de ziyâdeyi tesaclduk etmesini uııir buyurmuştur.

Peyıjamber (S.A.V.)'in bereket duasında bulunması. İyilik yapana teşekkür ve mükâfatta bulunmanın nıüsUhâh olduğuna delildir.[94]

841/685- «Ebu Saîd-i Hudrî radıyallahü anh'ten rivayet olunduğuna göre; Peygamber Snllctllahü ahyhi ve selîcm; hayvanlar doğuruncaya kadar karınlarındakinİ satmaktan; onların memelerîndeki sütü ve ka­çak iken köleyi satmaktan; taksim edilinciye kadar ganimetleri ve ele geçinceye kadar sadakaları satmaktan ve dalgıc'ın bir defa dalmasın­dan nehyelmiştİr».[95]

Bu hadîsi ibni Mâce, Bezzar ve Dâre Kutnî zaif bir isnad İle riva­yet etmişlerdir,

Zaif olmasının sebebi, râvîsinin Şrhr b. Ilav-yb olmasıdır. Bu zât hakkında Nesâî, İbni Adiyy ve başkaları söz etmişlerdir. Buharı: «Şchr, hadîsi hasen ve hâli kavı bir zâttır» demiştir. İmâm Ahmed b. HanbeVin «Onun hadîsi pek güzeldir» dediği ri­vayet olunur.

Hadîsin .şahinleri vardır. Bunların Ebu Hüreyre'den rnâyet edilen­lerini İmûm Alnncd ile Ehıt Thivud; İbni Abbas'Um gelenleri tjlıâki ile Dûrr Kutn'ı taline etmişlerdir. Binâenaleyh hadîs kuvvet bul­muştur.

lladîs-i Şerîf, altı sûret'e şâmil olup bunların hepsi yasaktır:

1— Hayvanların karnındaki cent'ni satmak; bu icmâ'en lıarânıdır.

2— hayvanların meme!erindeki sütü satmak; bu da biliemâ' ha­ramdır.

3— Kaçak kuleyi satmak; memnu'dur. Çünkü teslimi imkânsızdı!".

4— Taksim edilmeden ganimetleri satmak; mi İki olmadığı için yasaktır.

5— Ele geçmeden evvel sadakaları satmak; henüz kabz denilen te­sellüm bulunmadığı için haramdır. Çünkü kabız olmazsa milk de tamam olmaz.

6— Dalgıc'ın bir defa dalması memnu'dur.

Bunun sureti şudur: Dalgıç denizden inci ve saire çıkarmak için bi­risi ile pazarlık ederek: «Senin için şu kadar paraya bir defa denize da­lacağım; ne çıkarsa senin olacak,» der. Bunda aldatma olduğu için ya­sak edilmiştir.[96]

842/686- «İbni Mes'ud radıyallahii anfc.'den rivayet olunmuştur. De­miştir kî: Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve selîem:

— Sudaki balığı satın almayın; çünkü bu aldanmadır; buyurdular.»[97]

Bu hadisi, Ahmed rivayet etmiş ve mevkuf oluşunun doğruluğuna işaret eylemiştir.

Hadîs-i Şerif, sudaki balığı satmanın haram olduğuna delildir. Bu­nun illetinin aldatma olduğuna da tenbih edilmiştir. Çünkü balık suda gizlenir de büyüğü küçük, küçüğü büyük görülebilir.

Fukahâ bu hususta tafsilât vermiş; ve: «Eğer balık çok suda olur da avlamakla yakalanıp yakalanmaması ihtimali müsavi bulunursa sa­lt caiz değildir. Fakat az suda bulunur da avlamakla yakalanması yüz­de yüz olursa .satış sahihtir; teslimden sonra muhayyerlik sabit olur.

Kğor balık avlamağa lüzum kalmıyacak derecede az suda bulunursa satış yine sahihtir ve htyâr-ı rü'yet denilen görme muhayyerliği sabit olur» demişlerdir.[98]

843/687- «İbnİ Abbas rndıyallahü anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resû\ü\lah.Sallnlîahü aleyhi ve sellcm: Kemâle gelmeden yemiş; (koyun) sırt (in) da yapak ve memede süt satmaktan nehyetti.»[99]

Bu hadîsi Dâre Kutni ve «Mu'cem-ül - Evsâf» nâm eserinde Taberâ-ni rivayet etmiş; Ebu Dâvud ise İkrime'nin mürscllcri arasında tahrîc eylemiştir.

Ebu Dâvud onu kuvvetli bir isnad ile İbni Abbas'a mevkuf olarak da tahrîc etmiştir ki, Beyhakî bunu tercih eylemiştir.

Hadîs'in bir şahidini Ebu Bckr b. Âsim ihticâca sâlih merfu' bir isnadla înıran b. Husayn'd&n tahric etmiştir. Hadîs-i Şerîf üç meseleye şâmildir :

1— Kemâle gelmeden yemişi satmanın memnu' olduğuna delâlet eder. Bu hususta ileride süz gelecektir.

2— Koyunun sırtında iken yapağının satılmasının memnu' olduğu­nu bildiriyor.

Bu bâb'ta iki kavil vardır :

Birinci kavl'e göre: Bu satış caiz değildir. Delili de bu hadîstir. Bir de yapağının nereden kesileceği hususunda ihtilâf edilebilir; bu su­retle zarar hâsıl olur. Hanefiler'le Şâfiiler'in ve diğer bazı ulemâ 'nın mezhebi budur.

İkinci Kavl'e göre: Satış sahihtir. Çünkü görülen ve teslimi müm­kün olan bir malın satışıdır; binâenaleyh kesilen hayvanın yapağında olduğu gibi burada da beyi' sahihtir.

îmdm-î Mâlik ile diğer bazı ulemâ'nm kavli'de budur. Bunlar: albnî Abbas hadîsi mevkuftur» derlerse de görüldüğü vecihle bu hadîs mürsol ve mevkuf olarak rivayet edilmek sureti ile kuvvet bulmuştur. Garer denilen aldatmadan nehî vârid olduğu sahihtir; burada da garer var­dır.

3— Memedeki sütü satmanın memnu' olduğuna delildir. Zira bun­da da aldatma vardır. Saki b. Cübcyr, bu bey'in caiz olduğuna kail­dir. Delili şu hadistir :

«Sizden bir hanginiz kardeşinin hazinesine ei atıyor da ondakİnİ alıyor.» Hz- -Sair/, bu hadîste izinsiz kardeşinin koyunu­nu sağma'nın hükmü beyân edilirken koyun memesine hazine denil­miş olmasına bakarak satışın sahih olduğuna hükmetmiştir. Halbuki hadîsteki hazîne tâbiri mecaz'dır. Hakikat bile olsa sözümüz hazî-no'de değil, onun içindeki süttedir. Bu Kütün miktar ve keyfiyeti meçhuldür; biânenaloyh beyi' sahîh değildir.[100]

844/688- «Ebu Hüreyre ret di yallah il anh'den rivayet olunduğuna gö­re; Resûiüllah Sallallahü aleyhi ve sellcm dişi develerin karnındaki cenîn'lerle erkek develerin bellerindeki menî'leri satmaktan nehî bu­yurmuştur.»[101]

Bu hadîsi, Bezzâr rivayet etmiştir. İsnadında za'f vardır.

Çünkü râvileri arasında Sâlih b. EbVl - Ahdar vardır. Bu zâtı îbni Adiyy zaîf saymıştır. Hadîsi îmâm Mâlik (93—179) de Zührî (—124) tarîki ile Srtûfden mürsol olarak rivayet etmiştir ki, bu bâb'­ta sahîh kavil de budur. Bu hadîsin bir şahidini kavi bir isnâd ile Abdürrezzak (126—211) Hz. İbnİ Ömer (R.A.)'den tahrîc etmiştir.

Hadîs-i Şerif «medâmîm. ve melâkih» denilen ana karnındaki yav­rularla baba sulb'ündeki menî'lerin satılamayacağına delildir. Nitekim icmâ' da bunu gösterir. Bu bâb'ta yukarıda îzâhât geçmişti.[102]

845/689- «Ebu Hüreyre anh'den rivayet edilmiştir.De­miştir ki:Resûlüllah KuHnlîahü alcı/iti re sclîrm;

— Her kim bir müslümanın alış verişini ikaaie ederse Allah da onun hatâ'sını ikaaie eder; buyurdular.»[103]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud ile İbni Mace rivayet etmişlerdir. İbni Hib-ban ile Hâkim de onu sahîhlemisirrdir.

Ikaale'nin faziletine drlâlet eden hadîsler çoktur. Bunların mecmuu hadisimizi Uıkviye ederler.

İkaaie: yapılan alış veriş akdini kaldırmak olup bilİemn' mesrıf-dur; çünkü alış veriş'e olduğu gibi buna da ihtiyaç vardır. Resûlüllah (S.A.V.) de buradaki hadisi İle onu yapanı öğmüş ve sevap kazanacağı­nı bildirmiştir, tkaale. alış verişi yapanlar hakkında akd'i feshetmektir; fakat başkaları hakkında yeni bir satış akdi sayılır. Bundan dolayı mec­lisle mukayyeddir. Bu akid, ancak «ikaaie» lâfzı ile yapılır vo alış ve- ' riş şeklinde olduğu gibi bunda da iki taraf mazi sikaları kullanır. îkaale yapan taraflar «beyi'» lâfzını kullanırlarsa akid bİlittİfak satış olur.

İkaale'yi yapanın müslüman olması şart değildir. Hadîs'te müs­lümanın zikredilmesi aglcbî bir hükümdür. Yoksa ikaaie gayr-ı müs-lim ile de yapılsa sevabı vardır.[104]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS