HAC BAHSİ

HAC BAHSİ

Hac ; Lûgatta muazzam bir şeyi kasdetmektir. Bu kelimeyi hacc veya hıcc şeklinde okumak caizdir.

Şer'an : Dinin erkânından bir rüknünü edâ etmek için Kâbe-i Muaz­zama'yi ziyaret kasdetmektir. Hac, kelime-i şehâdet'ten sonra İslâm'ın rükünlerinin dördüncüsüdür. Kelime-i şehâdet ile birlikte beşincisi, yani sonuncusu ise de fukaha kelime-i şehâdet üzerinde söz etmediklerinden onların taksimine göre dördüncüdür. Ne zaman farz kılındığı ihtilaflı­dır. Cumhur'a göre altıncı; Îbnü'l-Kayyim»e göre dokuzuncu, veya onuncu yılda farz kılınmıştır. Hacc'ın farz olmasına sebep Kâbe-i Mu­azzama'dır.

Hacc'ın hikmetleri çoktur : Biz bunlardan da yalnız bir kaçını zik­redeceğiz :

1— Hac, Allah'ın ihsan ettiği mal, mülk, vücud afiyeti gibi nice sayısız nimetlere şükür için meşru olmuştur.

2— Hac âdeta yıllık bir islâm kongresidir. İslâmiyet her ibâdette birliği hedef tutmuştur. Bu birlik daha mahalle mescidinde teşekkül eden cemaatla kendini gösterir. Zîrâ müslüman erkekler beş defa oraya gi­derek mahalle komşuları ile birlikte secde-i Rahman'a kapanır; birlik­te Allah-ü Zülcelâl'e arz-ı ubudiyyet ederler. Bu küçük toplantıların hem dinî, hem dünyevî birçok muhassenâtı vardır. Ezcümle beraberce yapılan ibâdetler daha sevaplı, onların kabulü daha ziyâde me'muldur. Cemâat bir birinin halinden günde beş defa haberdar olur. Bunlar bir harp, darp vukuunda hazır asker demektir. Cuma camileri ile bayram na­mazgahlarında bu birlik bir kat daha kendini gösterir.Çünkü oralara yalnız bir mahallenin değil, müteaddit mahallelerin erkekleri gelirler. Böylece kıldıkları namazlar yüzlerce, hattâ binlerce samimi müslümanın içten gelen «âmin» sedâlarıyla bârigâh-i ehadîyet'e arzolunur. Bu na­mazlar vasıtasıyla binlerce kişi hergün, her hafta ve her sene bir birle­rinin hallerini öğrenir ve îcâbmca hareket ederler. Nihayet zenginlere ömürde bir defaya mahsus olmak üzere yeryüzünün kalbi mesâbesin-deki Mekke-i Mükerreme'ye giderek orada her sene in'ikad eden ce­maatlar cemaatına, Ulamın yıllık kongresi demek olan hacca iştirak etmek farz olmuştur. Burada bir mahallenin veya bir kasabanın değil, bir şehrin veya bir memleketin de değil, bütün dünya müslümanlannın mümessilleri toplanmıştır. Yüz milyonlarca müslümanın hülâsasını teşkil eden bu bahtiyarlar ordusu âdeta bir tek vücûd haline inkılâp et­miş; yüzbinlerce kişinin kalbgâhından kopup gelen niyazlar tek ses ha­linde arş-i âlâ'ya doğru yükselir... Lebbeyke Allahümme lebbeyk.

3— Hac, hakikî din kardeşliğinin ve müsâvat-ı taamme'nin tecel­lî ettiği yerdir. Orada zengin ile fakirin, hâkan'la hakir'in nefer'Ie, emir'in, arasında hiç bir fark yoktur. Çünkü her biri dünyadan ve dün­ya ziynetinden tecerrüd ederek ,birer beyaz kefene bürünmüştür. Fakat âlem-i mahşer'i andıran bu yezdân ordusu haşa ölüler değil, bilâkis her biri kükremiş birer aslan kesilmiş dirilerdir. Onlar bunu zaman zaman arş-ı âlâ'y1 titreten yekpare telbiyeleriyle ispat ederler. Lebbeyk Alla­hümme Lebbeyk... Bu müstesna merâdm esnasında muhtelif milletle­re mensup hacılar biri birleriyle tanışır dertleşir ve binnetice yardim-laşırlar. îşte İslâmiyet'in dilediği de budur.

4— Hac, günâhlara kefaret, kullara Aflah tarafından rahmettir. Şartları : İki kısımdır:

1— Vücûbunun şartları : Hür, âkil, baliğ ve müslüman olmaktır. Binaenaleyh kölelere delilere, baliğ olmamış çocuklara ve müslüman olmayanlara farz değildir. Hattâ bir kimse müslüman olmazdan Önce zengin iken müslüman olduktan sonra fakirlese, haccetmesi farz de­ğildir. Fakat müslüman iken zengin olup, üzerine hac farz olduktan sonra gitmese, sonradan fakir düşmekle üzerinden hac borcu sakıt ol­maz. Çünkü bu ibâdet usul-u fıkıh ilminde beyân olunduğuna göre kud-ret-i mümekkine ile farz olmuştur. Böyle bir kudretle farz olan bir ibâ­det, o kudret elden gitse dahi zimmette sabittir. Fakat zekât kudret-i m üye ss i re denilen bir derece daha müsamahalı bir kudretle farz kılın­mıştır. Binâenaleyh kendisine zekât farz olmuşken, vermeyip sonradan fakir düşen bir kimseden zekât sakıt olur. Zîrâ kudret-i müyessire ile farz olan bir ibâdette, o kudretin devamı şarttır. Kudret kalmadı mı ibâdet de sakıt olur. İstiaa ile vakit dahi haccın vücûbunun şartla-rındandır. Binaenaleyh henüz vakti gelmeden hac farz olmadığı gibi, vakti hâîi yerinde olmayanlara da farz değildir, İstitaa güç yetmek de­mektir. Bunun mezhep imamlarına göre çeşitli tarifleri vardır. Bahsi­mizde veri geldikçe görülecektir.

2— Edasının şartları ; îsîâm. ihram, zaman ve mekân-ı mahsus gibi şeylerdir.

Rükünleri : Mezhepler arasında ihtilaflı olmakla beraber tavâf-ı ziyaret, Arafat'ta vakfe gibi şeylerdir. İbâdetler üç kısımdır:

1— Namaz ve oruç gibi sırf bedenî,

2— Zekât gibi sırf malî,

3— Hac gibi hem bedenî, hem malî olanlar. Zîrâ haçta tavaf, sa'y gibi amellerle Allah'a taât da vardır, para harcamak da. Hac. Ömürde bir defa farz olan bir ibâdettir. «Acaba farz olduğu sene hemen gitmek lâzım mıdır ,yoksa birkaç sene sonraya geciktirmek câizmidir». Bu ci­heti iyi anlamak için bir parça usul-ü fıkıh ilmine müracaat etmek lâ­zım gelir.

Usul-ü Fıkıh'da ibâdetlere nazaran vakit, üç kısma ayrılır: Müves-sa', mudayyak, meşkûk.

1— Müvessa' ; Genişletilmiş demektir. Yani, içinde yapılacak ibâ­dete vakit yeter de artar da. Buna, «zarf» da derler Namaza msbetle vakit böyledir. Zîrâ vakit, o vaktin farzına yettikten maada, birçok farz­lar kılınacak kadar artar da.. Onun için böyle ibâdetlerde niyeti tayin etmek behemehal lâzımdır.

2— Mudayyak:Daraltılmış demektir. Yani; vakit, ancak içinde yapılan ibâdete yetecek kadardır. Fazlası, noksanı yoktur. Adetâ ibâ­detin bir ölçeği mesabesinde olduğundan, buna, miyar da derler. Oruca nisbetle vakit böyledir. Bir güne ancak bir oruç sığar. Binaenaleyh Ra­mazanda niyetin tayini şart değildir, Alelıtlak oruca niyet kâfidir.

3— Meşkûk : Şüpheli demektir. Yani; vaktin ibâdete yetip artma­sı veya sımsıkı gelmesi şüphelidir. Hac gibi ki, bir senede yalnız bir hac yapılabildiğine bakılırsa, miyara benzer. Fakat hac filleri bütün hac za­manı doldurmamasına bakılırsa, zarfa benzemektedir. İşte bu cihete na­zaran mes'ele imamlar arasında ihtilâfa sebep olmuştur. Maamâfîh hiç biri onun, tek taraflı bir ibâdet olduğuna kail olamamıştır. Meselâ Hane-fîyye imamlarından lmâm-% Muhammed (135—189) zahir hale ba­karak onun zarf olduğunu tercih etmişse de, miyar'a benzeyişini de inkâr etmemiştir. Binaenaleyh ilk farz olduğu yıldan geriye bıra­karak vefat edenin günahkâr olduğuna kail olmuştur, lmâm-% Ebu Yusuf (113—182 hacc'ın mi'yariyyet tarafını tercih ederek farz olduğu seneden geriye bırakılmasına cevaz vermemiş, fakat zarfiyet tarafını da büsbütün men etmemiştir. Binaenaleyh ilk farz olduğu yıldan sonraya bırakanı günahkâr addetmekle beraber, her ne zaman hacc edilse; yine eda saymışür. tmâm-ı Âzam'da.n Ebu Yusu/'Ia beraber olduğuna delâlet eden bir rivayet vardır. Anlaşılıyorki lmâm-ı Şâftt (150—204) müstesna, hemen bütün mezâhip imamla-nnca hacc'ın hükmü fevrîdir. Yani imkân bulur bulmaz hemen edâ edilmesi lâzımdır. Maamâfîh tehir ile günâha girmekle beraber, bü­tün ömrün hangi yılında olursa olsun, îfâ edilmesi yine de edadır.

Hac, muhkem bir farizadır. Farziyyeti kitap, sünnet ve icmâ'-ı ümmetle sabittir. Bundan dolayı onu inkâr eden dinden çıkar.

Kitabtan delili :

..[753] Yol itibarıyla gücü yetenlerin beyti haccetmeleri Allah İçin in­sanların boynunun borcudur» âyet-i kerîmesidîr. Hacc'ın farz olduğuna icmâ'-ı ümmet münâkid olmuştur.

Sünnetten delîli : Meşhur îmân ve İslâm hadîsiyle aşağıdaki hadîs­lerdir.[754]

726/57- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'ûcn Resûlüllah SaUaUahil aleyhi ve sellem'm şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

— Ömre, gelecek omre'ye kadar ikisinin arasındaki (aünah) ların kefaretidir. Mebrur hacc'ın ise cennetten başka bir mükâfatı yoktur.»[755]

Hadîs, müttefekun aleyh'dir.

Bâzılarına göre hacc-ı mebrur: Kendisine günâh karışmıyan hac'tır. Nevevî bunu tercih etmiştir. Diğer bazılarınca: Makbul olan hac'tır. Hattâ bir takımları : «Hacc-ı mebrur hâli eskisine nazaran daha hayırlı ve salâha yüz tutmuş olmakla, semeresi sahibinin üzerinde görülen hac'tır» demişlerdir.

îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel (164—241) ile Hâl mı'in Hz. Câbir (R. A ./den tahrîc ettikleri bir hadîste şöyle deniliyor :

«Yâ Resûlellah hacc'ın bîrr'i nedir? denildi:

— Yemeği yedirmek ve selâmı vermektir; buyurdular».

Yalnız bu hadîsin isnadında zaaf vardır.

Ömre : Lûgatta ziyaret demektir. «Kasdetmektir» diyenler de var­dır.

Şerhan : ihram, sa'y, tavaf, tıraş veya saç kısaltmadan ibarettir. Bu hacc'a ömre denilmesinin sebebi : Kendisiyle Kâbe-İ Muazzama ziyaret veya kasdedildiğindendir. «Ömre gelecek omre'ye kadar ilâh...» buyrulmasi omre'nin tekrarına delil olduğu gibi, ömre için bir vakit tahdidi bulunmadığına dahi delâlet eder.

Mâlikîîer'e göre bir yılda bir omre'den fazlası mekruhtur. Delilleri: Resûi-ü Ekrem (S.A.V.)ıin onu seneden seneye ancak bir defa yapmış olmasıdır. Onlarca fiil-i Resul vûcûb'a veya nedib'e hamledilir. Fakat Mâlikîîer'e: «Resûlüllah (S.A.V.) bazan ümmetinden meşakkati kaldır­mak için müstehâb gördüğü şeyi de terk ederdi» diye cevap verilmiştir.

Hadîsin zahiri omre'nin her zaman meşru olduğunu gösteriyor. Cumhur ulemâ'nın kavli de budur. Yalnız bundan Şâfiîler'le Mâlikîler başka bir hac ve omre'yi istisna ederler.

Hanefîler arefe, bayram ve Teşrik günlerini ve Mekkeliler'den baş­kası için hac aylarını istisna ederler.

Hanefîler'den gayrı mezheplere göre, arefe, Teşrik ve bayram gün­lerinde ömre için ihrama girmek mekruh değildir.

Bir de Hanefîler'le Mâlikîîer'e göre ömre sünnet-i müekkede, Şâfî-ler'le Hanbelîler'e göre ise farz-ı âyindir. Resû!-ü Ekrem (S.A.V.) müd-det-i hayatlarında dört defa ömre yapmışlardır.[756]

727/578- «Âişe radtyaîlahü anha'dan rivayet olunmuştur.Demiştir kî: Yâ Resûiellah kadınlara cîhâd var mı? dedim.

— Evet onlara ,içinde harp olmayan bir cihâd vardır:

Hac İle ömre: buyurdular».[757]

Bu hadîsi, Ahmed ile İbni Mâce rivayet etmişlerdir. Lâfız İbni MA-ee'nindir. îsnadı sahihtir. Aslı sahihtedir.

Hac ile omreye cihâd demek, her ikisinde de meşakkat olması dhe-tiyle, istiaredir. Hattâ «içinde harp olmayan» kaydıyla maksat Szâh edildiğinden ifâde üslûb-u hâkim bile olmuştur.

Hadisin-aslı sahîh-i Buhârî'dedir. Musannif: «aslı sahihtedir» ibaresiyle ya Sahîh-i BuhârVyi yahut da hassaten onun Hz. Aişe CR. Anha)'ds.n tahrîc ettiği şu hadîsi kasdetmiştir :

«Aise: Yâ resûlellah biz cihâd-ı amellerin en faziletlisi görmekteyiz. Mücahede etmiyslim mi? demiş. Resûlüllah Sallaîlahü aleyhi ve sel-lem :

— Hayır, Lâkin cihâdın en faziletlisi hacc-ı mebrur-dur; buyurmuşlardır.»

Bu hadîs, îmâm-t Ahmed'm mutlak olarak rivayet ettiği hac'cı, mebrur olmakla takyid etmekte ve hac ile omrenin kadınlar hak­kında cihâd yerine geçeceğini ifâde eylemektedir.[758]

728/579- «Câbir ibni Abdullah radıyallahü anhüma'dan rivayet edil­miştir. Demiştir ki: Peygamber SdUatlahü aleyhi ve sellem'e bir Ârâ-bl gelerek :

— Yâ Resûlellah bana omre'den haber ver. Vacip midir o? dedi. Resûlüllah SaUaTlahü aleyhi ve sellem :

— Hayır. Ammaomra yapman senin için daha hayır­lıdır; buyurdular».[759]

Bu hadîsi Ahmed ile TîrmiiS (merfu' olarak) rivayet etmişlerdir. Fakat müraccah olan mevkuf oluşudur. Onu İbni Adlyy, Câblr (R. A.) dan merfu' olarak bir başka zayıf vecihten «hac İle omra farzdır­lar» şeklinde tahrîc etmişdir.

Arâbî, çölde yaşiyan demektir. Arabî ise araplardan nesebi sabit olanıdır : «Ömre yapman senin için daha hayırlıdır» buyrul-duğuna göre omreyi yapmakla yapmamak müsâvî değil demektir. Bu cümle, ömre vacip olmayınca belki mubah olmakla metıdûb olmak ara­sında mütereddit kalır zannolunmasın diye getirilmiştir. Ve omre'nin mendûb olduğuna delâlet eder. Çünkü mubah olmak için onu yapmakla yapmamak müsavi olmalıdır.

Hadîs, Hz. Câbir (R. A.)'e mevkuftur. Zira Ârâbî ona sormuştur. Hadîsin zayıf rivayetine gelince : Bir tarifinde Ebu îsme vardır. Bu zâtı hadîs imamları yalancı telâkki ederler .îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel ile Tirmizî'nin rivayetlerinde dahi, Haccac ibni Ertat var­dır. O da zayıftır. îbni Adiyy'm. Hz. Câbir (R. A./dan merfu' olarak tahrîc ettiği rivayet Ata} tarikiyle olup, onun da senedinde İbni Lehiy'a vardır. O da zayıftır. Vâkıâ Hz. Câbir'in hac ile omre'nin farz olduklarını bildiren bu hadîsi için «Tirmizî onu sahih bulmuş­tur» derlerse de hatâdır. Tirmisî onun hakkında bütün rivayetlerde «hasendir» demekden başka söz söylememiştir. îbni Hazm ileri giderek «bu hadîs yalanlanmış; bâtıldır» demiştir. Bu bâbdaki hadîsler hüccet olacak kuvvette değillerdir. İmâm-ı Tirmizî (200—279) Şafiî'­nin Ömre hakkında: «nafile olduğuna dair sabit bir şey yoktur» de­diğini rivayet eder. Atâ tarikiyle rivayet edilen Câbir hadîsi hakkın­da îbni Adiyy : «Bu hadîs Aiâ'dan mahfuz değildir» demiştir. Aynı hadîsi Dâre Kutnî (306—385) Zeyd ibni Sabit rivayetinden tahrîc etmiştir. Bu rivayette : «Hangisinden başlasan sana zarar etmez» cümlesi de vardır. Aynı zamanda iki tarîkinden birinde zaaf ve inkıta vardır. Diğerini Beyhakî îbni Sîrine mevkuf olarak rivayet etmiştir. Bu rivayetin isnadı daha sahihtir. Onu Hâkim de sahîhlemiştir.

Elhâsıl omre'nin vacip olup olmadığı bâbmda deliller muhtelif ol­duğundan, ulemâ'nın selef ve halefi dahi ihtilâf etmişlerdir. İbni Ömer (R. A.) ile bazı ulemâya göre ömre vaciptir. Bunu ondan îmâm-ı Buhârî (194—256) ta'lik suretiyle rivayet eder . îmâm-ı Şafiî (150 —204) ise aynı mânâdaki bir hadîsi İbnî Abbas (R. A./dan rivayet etmiştir. îmâm-ı Buhârî vücûb için bir bâb tahsis etmiş; ona «omre'­nin vücûbu ve fazileti bâb:» demiştir. Bâzıları omra'nın vacip olduğuna: «babanın yerine haccet ve ömre yap» hadîsiyle istidlal ederler. Bu hadîs sahihtir. îmâm-ı Şafiî «Om­re'nin vacip olduğuna dâir bundan daha iyisini bilmiyorum» demiştir. Nitekim kendisi omre'nin farz-ı ayın olduğuna kaildir. Buhara-hlar'dan Muhammed İbni FadTa. göre ömre farz-ı kifâyedir.[760]

729/580- «Enes radıyollahü anh'öen rivayet olunmuştur. Demiştir kt: Yâ Resûlellah! Sebil nedir? denildi :

— Zad ve râhiledir; buyurdular.»[761]

Bu hadîsi, Dâre Kutnî rivayet etmiştir, onu Hâkim sahîhlemiştir. Müraccah olan irsalidir. Onu Tîrmizî de İbni Ömer'den tahrîc etmiştir. İsnadında zaaf vardır.

Bu hadîsi Beyhâkî dahi Sâid ibni Ebi Arube ta::îkiyla Katade'den, o da Enes'den, O da Rosûlüllah (S.A.V.)'den işitmiş olarak rivayet et­miştir. Fakat Beyhakî (384—458) hadîs hakkında şöyle demiştir : «Doğrusu, Katade'nin Hasan'dan mürsel olarak rivâyetidir». Musannif diyor ki : «Beyhakî bu sözüyle Dâre Kutnî'nin rivayetini kasdedi-yor Onun senedi Hasan'a kadar sahihtir. Mevsul oluşunu vehim sanı­rım.»

Tirmizî hadîsi İbnî Ömer'den tahrîc ettikten sonra : «Bu hadîs hasendir» demişse de hadîs yine de zayıftır. Çünkü isnadında met-rukü'l-Hadîs bir râvi vardır. Bu hadîsin Ali, İbnî Abbas, İbni Mes'ud ve Âîşe (R. anhüm) ile daha başkalarından rivayet tarîkleri vardır. Lâ­kin hepsi zayıftır. İbnü'l-Münsîr bu bâbda : «Bu hadîs müsned ola­rak sabit olmuyor. Sahîh olan Hasan'm mürsel rivayetidir» diyor.

Ulemâ'nın ekserisi «sebil» i hadîs-i şerifte beyân edildiği vecih-le zât ve râhile mânâsına almışlardır. Zâd : Azık, yiyinti demektir ve mutlak surette şarttır. Bundan maksad, hacca gidip gelinceye kadar çoluk çocuğunun nafakasını temin ettikten sonra, kendine yetecek kadarının da artmasıdır. Zîrâ Ebu Davud'un tahrîc ettiği bir hadîste,

Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır:

«Kişiye geçindirdiği kimseleri perişan etmesi günâh nokta-i nazarından kifayet eder».

Râhile : Binilecek deve demektir. Burada maksad Mekke'ye götü­recek vâsıtadır. Râhile Mekke'den uzaklarda yaşıyanlar için şarttır. Bu uzaklık Hanefîler'e göre üç gün, Şâfiîler'e göre iki konaktır. Binae­naleyh yakında yaşıyanlarla Mekkelîler için râhile mevzubahis değildir. Onlar yürüyerek haccederler.

İbni ZÜbeyr ile Tabiînden bir cemaata göre hac âyetindeki ıtstîtâa» dan murâd : Yalnız sıhhattir. Bu zevat bir âyette «zâd» kelimesinin «tak­va» diye tefsir buyrulmasını kendilerine delîl ittihâz ederler. Babımızın hadîsi : «Zâd» kelimesinden hakîki mânâsının kasdedildiğîni gösteriyor. Bu *»dîs her ne kadar zayıf da olsa, birçok tarîklerden rivayet edilmiş olması onu takviye etmiştir.

Haram para ile haccetmek, îmâm- Ahmed İbni Hanbel'e göre caiz değildir. Ekser ulemâya göre caizse de sahibi günahkâr olur. Bu hususta Hanefîyye fukâhasından Kemal ibni Hümam (788 — 861) «Fethü'l-Kadîr» de §öyle demektedir : «Hacca gidecek olanın he­lâl nafaka toplamaya çalışması gerekir. Zîrâ haram nafaka ile hac kabul olunmaz. Bununla beraber haram nafaka ile farz yine sakıt olur; îster gaspedilmiş olsun. Farzın sukutu ile kabul edilmemesi arasında münâfaat yoktur. Kabul edilmediği için sevap verilmez. Ama haccı terk edenler gibi de âhiret cezası görmez».[762]

730/581- «İbni Abbas radıyaUahü anhüma'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber SallaUahü aleyhi ve seüem, Ravhâ'da bir kafileye rastlamış ve :

— Kimsiniz? demiş:

— Müslümanlarız; demşller. Onlar dahi :

— Sen kimsin? demişler. Peygamber SalldUahil aleyhi ve seUem:

— Resûlüllahım; cevabını vermiş. Bunun üzerine bir kadın oac: Bir çocuk arzederek :

— Buna hac var mı? diye sormuş: Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem :

— Evet; sana da ecir var.» buyurmuşlardır. [763]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.

Kafile efradının Peygamber SallaUahü aleyhi ve seUenCi tanıma­maları ya gece karşılaştıklarından yahut o ân'a kadar görmemiş olduk-larındandır. Ravhâ : Medine'ye yakın bir yerdir. Suâl soran kadına ecir verilmesi ya çocuğu sırtında taşıyarak haccettirdiğinden, yahut mes'ele-yi sorduğundandır. Her ikisi için de olabilir.

Hadîs-i şerîf, sabinin haccetmesinin sahîh ve caiz olduğuna delildir. Bu hususta sabinin mümeyyiz olup, olmaması müsavidir. Cumhur ule-ma'nın kavli bu ise de, bu hac farz olan hac yerini tutmaz. Çünkü İbni Abbas (R. A.)'m rivayet ettiği bir hadîste şöyle buyrulmuştur :

«Hangi çocuğa ailesi haccetİrir de sonra bulûğa erer­se, onun üzerine bir hac daha vardır.» Bu hadîsi, Ziya4 Mdk-disî ile Hatib tahrîc etmişlerdir. Kâdıîyâz: «Ulemâ böyle bir çocuğun haccinın baliğ olduktan sonra farz hac yerini tutmayacağına ittifak et­mişlerdir. Yalnız bir fırka şüzuz göstererek : «Kifayet eder» demişler­dir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) kadına «Evet» diye cevap vermiştir. Bu tasdikin zahiri, çocuğun fiilinin hac olduğunu gösterir. Hac denilince de vacibi iskateden hac hatıra gelir» diyor.

Lâkin ulemâ bunun aksine kail olmuşlardır. Nevevî (631—676) şöyle diyor : «Sabi;-kâr'ı, zararı seçemiyecek derecede küçük ise onun nâmına ihrama girecek olan, onun malına nezâret eden velisidir ki, o da ya babası veya dedesi, yâhud da hâkim tarafından tâyin edilen vâ­sidir. Anneye gelince, onun çocuk nâmına ihrama girmesi sahîh olamaz. Ancak o da ya vâsi olur, yahut hâkim tarafından vâsi tayin edilirse o zaman çocuğu nâmına ihramı sahîh olur.»

Banları : «Anne ile Asabe olan akrabanın her ne kadar malda veli olmaya hakları yoksa da ,çocuk nâmına ihrama girmeleri sahihtir» de­mişlerdir.

ibramın sıfatı : Çocuğun velisinin kalben: «Bu çocuğu ihrama koy­dum» demesidir.[764]

732/582- «Bu da ondan rivayet edilmiştir (Radtyallahü arih). De­miştir ki: Fadl îbni Abbas Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'ın terkisinde idi. Derken Has'arrs Kabilesinden bir kadın geldi. Ve Fadl ka­dına, ve kadın da Fadl'a bakmaya başladı. Peygamber Sallaîîahü aleyhi ve seJîcmde Fadl'ın yüzünü başka tarafa çevirmeye başladı. Kadm :

— Yâ Resûlellah, Allah'ın kullarına hac bâbındakî farizası, baba­ma, hayvanın üzerinde duramaz yaşlı bîr ihtiyar İken yetişti. Binaena­leyh onun yerine ben haccedeyim mî? dedi. Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :

— Evet; buyurdular. Bu (mes'ele) Haccetü'l-Vedâda oldu.»[765]

Hadîs, müttefekun aleyh'dir. Lâfız Buhârî'nindir.

Hâdise Mina'da geçmiştir. Hadîsin bir rivayetinde:

«Onu bağlamış of sam, (bîr hâl ocağından) korkarım» cümlesi vardır.

Bu hadîsin başka rivayetleri de vardır. Bunların bâzısında mes'eleyi soranın erkek olduğu ve annesinin yerine haccedip edemi" yeceğini sorduğu zikredilmektedir. Şu halde bu sual mes'elesi iki de­fa olmuş demektir. Hadîsi şerîf, bizzat hacca gitmeye kudreti olma­yan kimselerin yerlerine bedel göndermek suretiyle haccedebilecek-lerine delâlet ediyor. Fakat bunun caiz olabilmesi için o kimsenin hacca gitmekten tamamiyle âciz bulunması ve bu acz'in ölünceye kadar geçeceğine de ümid kalmaması şarttır. Binaenaleyh, birkaç zaman için hasta yatan kimsenin yahut düzeleceği ümid edilen deli­nin yerine bedel göndermek sahîh olamaz.

îmâm-ı Mâlik'ten gayrı mezhep imamlarına göre : Başkasının yerine haccetmek caizdir. Ancak bunun için üzerine hac farz olan kimsenin ya ölmüş olması, yâhud da gitmeye kudreti bulunmaması bilittifâk şarttır. Fakat nafile hac böyle değildir- Onu yapmak için EbuHanîfe (80—150) ile îmâm-ı Ahmed İbnİ Hanbel (164—241)'e göre mutlak surette bedel göndermek caizdir. îmâm-ı Mâlik (93— 179) ile bâzı ulemâ başkasının yerine haccetmenin yalnız buradaki kıssa sahibine caiz olduğuna kaildirler. Zîrâ hadîsin bâzı rivayetle­rinde göyle bir cümle vardır: «Onun yerine haccet, ama senden sonra kimseye müsaade yok.»

fakat bu ziyâde zayıftır. Bâzıları bu işin evlâda mahsus olmak üze­re cevazına kaildirler. Bunlara cevaben: «Hadîs-i şerifin bir riva­yetinde : «Allah borcu ödenmeye daha lâyıktır» buyrulmuş-tur. Borcu kim olsa ödeyebilir. Mutlaka borçlunun Ödemesi şart de­ğildir. Binaenaleyh çocuğundan başkası da ödeyebilir. Bu cihet it-tifâkidir» denilmiştir.

Bâzıları mevzubahsimiz hadîsten şu hükmü çıkarırlar : «Bir kimse başkasının yerine gönüllü hacca gitmek istese, artık gitmesi farz olur. Velevki yerine gitmek istediği kimseye hac farz olmamış olsun». Bunların delili : Buradaki kıssada kadının, babasının zat ve râhileye kudreti olup olmadığını beyân etmemesi, Peygamber (S.A.V.)'in de uzun uzadıya sormamasıdır. Fakat bunlara cevaben : «Hadîste yalnız babasının yerine hacca gitmesinin kifayet edeceği zik­redilmiştir. Vücûp mes'elesine dokunulmamıştır. İhtimal ki kadın, ba­basına hac farz olduğunu bilirdi: «Allah'ın kullarına hac bâbındaki fari­zası» diye söze başlaması dahi bu mes'elede malûmat sahibi olduğuna delildir.» denilmiştir.[766]

733/583- «(yine) Ibni Abbas radtyaîlahü anhümâ'dan rivayet edildi­ğine göre, Çüheyne (kabilesin) den bir kadın Peygamber Sallalİahü aleyhi ve sellem'e gelerek :

— Gerçekten annem haccetmeyi adadı, fakat haccetmeden vefat et­ti. Onun yerine ben haccedeyim mî? demiş. Peygamber Sallallahii aleyhi ve sellem:

— Evet, onun yerine haccet. Ne dersin, annenin üze­rinde borç olsa onu Ödermiydin? Allah'a olan borçlarınızı ödeyin. Çünkü Allah, kendisine Ödemeye en lâyık olandır; buyurmuşlardır.»[767]

Bu hadîsi Buharı rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerîf, bir kimse hacca gitmeyi adar da gitmeden ölürse, onun yerine çocuklarının veya diğer yakınlarının haccetmesinin kâfi ge­leceğine delildir. Velevki kendileri için henüz haccetmemiş olsunlar. Çünkü Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) kadına kendisi için haccedip etmediğini sormamıştır. Bir de Peygamber (S.A.V.) bu işi borca benzetmiştir. Bir adam kendi borcu dururken başkasının borcunu ödeyebilir.

Şu kadar var ki, ilerde görülecek Şübrüme hadîsi henüz kendisi için haccetmiyenin başkasının yerine haccetmesini caiz görmüyor. Borç mes'elesi dahi öyledir. Bir adamın kendi borcu varken, başkasının bor­cunu ödemesi doğru değildir.

Hadîs-i şerifte kıyas yapmanın meşru olduğuna, dinleyene daha zi­yâde tesir etmek için darb-ı mes'ele ve meçhulü, malûma benzetmenin cevazına işaret vardır. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) başkasının yerine haccetmenin hükmünü, ashabın bildikleri borç ödeme hükmüne benzet­miştir. Bu hadîs, ölen kimse vasiyet etsin, etmesin onun yerine mutla­ka birini göndererek, haccettirmenin vacip olduğuna dahi delâlet et­mektedir. Zîrâ borcun mutlaka ödenmesi îcâp eder. Kefaret vesâir mâlî hukuk da böyledir. Ashâb-ı Kiramdan İbni Abbas, Zeyd ibni Sa­bit ve Ebu Hüreyre (R. A.) hazarâtınm mezhebi bu olduğu gibi, îmâm-ı Mâlik'ten maada mezhep imamlarının mezhebi de budur. Hattâ bâzıları bu borcu insan borcundan ileri tutarlar.[768]

734/584- «(yine) İbni Abbas radıyallahü anh'den rivayet olunmuş­tur. Demiştir kî: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve seltem:

— Hangi çocuk hacceder de, sonra günâh çağına eri­şirse, onun üzerine bir hac daha lâzımdır. Hangi köle hac­ceder de sonra azâd olunursa, onun üzerine bîr hac daha lâzım olur; buyurdular.»[769]

Bu hadîsi, İbni Ebl Şey be ile Bey ha kî rivayet etmişlerdir. Hâvileri sıkadır. Yalnız hadîs'in merfu1 olup olmadığında ihtilâf edilmiştir. Ha­tırlarda olan onun mevkuf oluşudur.

Günâh çağına erişmek : Âkil ve baliğ olmaktan kinayedir. Zîrâ gü­nâhları o zaman yazılmaya başlar.

îbni Huzeyme : «Sahîh olan bu hadîsin mevkuf oluşudur» de­miştir. Bu hadîsin mevkuf veya merfu' olduğu hadîs ulemâsı ara­sında çok münakaşa edilmiştir. Onu Muhammed ibni K'âb-ı Kurazİ (R. A.) merfu' olarak rivayet etmiştir. Lâfzı şudur :

«Resûlüflah Sallallahü aleyhi ve sellem :

— Ben mü'minlerin kalplerinde şunu tazelemek iste­rim ki, hangi çocuğa anası, babası haccettirir de ölürse, bu kifayet eder. Fakat yetişirse onun üzerine hac vardır; buyurmuşlardır».

Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) bunun bir mislini de köle hakkında îrâd buyurmuşlardır. Bunu Saîd ibni Mansur ile Ebu Dâvud «Merasîh-inde rivayet etmiş; îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel onunla istidlal et­miştir, îbni Teymiyye : «Mürsel ile sahabe amel etmişse, bilittifâk hüccettir. Bu müttefekun aleyh bir şeydir» demiştir. Köle ibâdete ehil­dir. Binaenaleyh haccı sahihtir. Fakat farz yerine geçmez. Çünkü henüz onunla mükellef değilken yapmıştır.[770]

735/585- «(bu da) İbni Abbas radıyallahü anh'den rivayet edilmiş­tir. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'i hutbe îrâd ederek şöyle derken işittim :

— Sakın bir adam (ecnebi) bir kadınla başbaşa kalma­sın. Yanında nikâhı haram olan akrabasından biri olursa o başka. Kadın ancak yakın akrabasıyla sefer edebilir;

Bunun üzerine bir adam ayağa kalkarak :

— Yâ Resûlellah, gerçekten benim karım hacca gitti. Ben de fülan ve fülan gazaya yazıldtm; dedi. Resûl-ü Ekrem Sallallahü aleyhi ve sellem :

— Öyle ise git de karın ile birlikte haccet, buyurdular.»[771]

Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir. Lâfız Müslim'indir.

Hadîs-İ şerîf, ecnebî bir kadın ile başbaşa kalmanın haram olduğuna delâlet etmektedir ki icmâ' da budur. Bir hadîste:

«Zîrâ onların üçüncüsü şeytandır.[772]» buyrulmuştur.

Acaba nikâhı haram olmayan akrabadan birisinin bunların yanlarında bulunması bu halvetin yani iki ikiye kalmanın mânâsını bozma hususunda yakın akraba yerini tutar mı? Başbaşa kalmak­tan nehyin mânâsı aralarına şeytan girip fitne çıkarmak olduğuna göre, tutması lâzım gibi görülüyorsa da, ulemâdan bâzıları ile Kaffâl mutlaka mahrem lâzımdır diyorlar. Delilleri: Sadedinde bulunduğu­muz İbni Abbas hadîsidir. Bu hadîs, kadının mahremsiz sefere gitmesi­nin haram olduğuna da delâlet eder ve mutlaktır.

Seferin azına da çoğuna da şâmildir. Fakat bu ıtlaki takyîd eden bir çok hadîsler vardır. Yalnız bunların lâfızları muhteliftir. Kimisinde;

«kadın bir gecelik yola ancak yakın akrabasıyia gidebilir» denilmiş; bâzısında seferin «üç günlük» diğer bâzılarında «iki günlük» yol olduğu bildirilmiş; bir rivayette «üç mil» diğerinde «bir konak» denilmiştir. îmâm-ı Nevevî (631—676): «Tahditten onun zahiri murâd değildir. Bilâkis sefer adını taşıyan her şeyden kadın men edilmiştir. Ancak mahremi ile gidebilir. Tahdîd sade bakî olan seferlerde yapılmıştır. Binaenaleyh onun mefhumu ile amel olunmaz» demiştir.

Bu hususta ulemâ tafsilât veriyorlar: Kadının dâr-ı harb'den (küf-far beldesinden) İslâm diyarına hicret ederken, hayatı tehlikede olduğu zaman, borç ödemek lâzım geldiği zaman ve kocasından kaçan kadın evine dönerken, yalnız basma sefer etmesi ,câizdir. Bu ittifâkîdir» de­mişlerdir. Hac seferi hakkında ihtilâf vardır.

Cumhur ulemâ ya göre, mahremi veya kocası yamnda olmadıkça kadın haccedemez. Bu cihet dört mezhep imamları arasında ittifâkîdir. Yalnız îmâm-ı Mdlîk'e göre, emin yol arkadaşlarıyla da gidebildiği gibi, îmâm-ı Şafiî'ye göre de mûtemed kadınlarla gidebilir. Fakat bu kadınların sayısı ikiden az olursa, hac farz değildir. Maamâfîh farz olan haccı, bir kadınla, hattâ yolda emniyet bulunmak şartıy­la yalnız başına dahi yapabilir. Nafile hacca ise kadınlar çok- da olsa, mahremsiz veya kocasız gitmek caiz değildir. Şâfiîler'den İbni Dakıkü'l-îyd (625—702 )şöyle diyor: «Şüphesiz ki hac âyeti erkek

ve kadınlara âmm ve şâmildir. Resûlüllah (S.A.V.)'in:

«kadın yakın akrabası yanında olmak­sızın sefer edemez» hadîsi de âmmdir. Seferin bütün nevilerine şâmildir. Binaenaleyh iki umum taaruz etmiştir. Yani ikisinin de hük­mü kalmamıştır» demek istiyor. Fakat kendisine «kadınların yakın ak-rabasız haccedemiyeceklerini bildiren hadîsler, âyetin umumunu tahsis etmiştir» diye cevap verilmiştir. Sonra bu hadîs, kadınların genç ve ih­tiyar hepsine âmm ve şâmildir. Bundan dolayı ulemâ'dan bir cemâat gençlerle yaşlılar arasında fark görmüş ve: «Yaşlı kadınların mahrem­siz de sefer etmeleri caizdir» diyerek hadîsi tahsis etmişlerdir. Hanefî-ler'le diğer bâzı ulemâ ya göre: «Sefer babında gençle ihtiyar kadın arasında fark yoktur ve hiçbiri mahremsiz olarak mesâfe-i sefer olan üç günlük yola gidemez». Bu hüküm bu gün de değişmiş değildir.

Bugün kadınların yalnız başına memleket dâhilinde nice sefer me­safelerini aştıklarını, hattâ bununla iktifa etmiyerek memleket dışına, Avrupa'ya, Amerika'ya taştıklarım ve yalnız başına hacc'a sefer ettik­lerini görüyorsak, bunu şer'i bir müsaadeye değil, kadınlarımızın maalesef dinlerine karşı gösterdikleri lâubaliliğe hamletmeliyiz.

Peygamber (S.A.V.)'in hadîsdeki sahâbî'ye karısıyla beraber haccetmesini emir buyurmasından, îmâm-ı Ahmed İbni Hanbel, ka­dınla, birlikte onu hacca götürecek yakın akrabası bulunmayınca, kocasının götürmesi îeâp. ettiğine zâhip olmuştur. Diğer ulemâ'ya göre ise, buradaki emir, vücûp için değil nedtp'e hamlolunur. Nedip için olduğuna karine: Başkası borcunu ödesin diye bir kimseye kendi menâfi-i şahsiyyesini sarfetmenin dinimizde vacip olmamasıdır.

Hadîs-i şerifte, erkeğin hac farizasını edâ etmek istîyen karı­sını bu igten men edemiyeceğine de işaret vardır. Çünkü bu iş ka­dına farz olmuş bir ibâdettir. Halbuki Hâlik'a ma'siyet teşkil ede­cek bir işte mahlûk'a itaat yoktur. Hac mes'elesi fevrî de olsa, omrî de olsa hükmünde fark yoktur. Zîrâ herkesin zimmet borcunu ödemeye şitâb etmesi en tabii bir hakkıdır. Nitekim kadın namazı­nı vakti girdiği anda kılmak istese, kocasının mâni olmaya hakkı yoktur. Çünkü bu hak, şer'an kadına verilmiştir. Vâkıâ Dâre Kutnî-nin IbnI Ömer (R.A.)'dan merfu' olarak tahrîc ettiği bir hadiste, «kadın zengin de olsa, kocası izin vermedikçe haccede-mez» deniliyorsa da bu hadîs nafile hacca hamledilerek iki hadisin araları bulunur. Zaten babımızın hadîsinde kadının kocasından izin­siz hacca gittiğine dair bir kayıt yoktur.

ibni Teymiyye (661—728): «Kadının mahremsiz hacca gitme­siyle kudreti olmayanların haccetmeleri caizdir» demiştir. Bunun mânâsı şudur : Mahremsiz kadın ile; fakir, hasta ve yolu kesilmiş olmak gibi, bir sebeple kendisine hac farz olmayanlar haccetseler hacları sahihtir. Bunların bâzılarının haccına şer*an hiçbir diyecek yoktur. Meselâ : Yürüyerek haccedenler böyledir. Bâzıları ise günah­kârdır. Dilenerek hacca gidenlerle, mahremsiz kadınların hükmü bu­dur. Zîrâ bunlarda ehliyet vardır. Günahkârlıkları ise, nefs-i mak­sutta değil, onun vâsıtasmdadır.[773]

736/586- (yine) İbnî Abbas radıyallahü anh'den rivayet edildiğim göre. Peygamber SaJlallahil aleyhi ve seTlem, bir adamı Şubrume İçin «Lebbeyk» derken İşitti :

— ŞÜbrÜme kimdir? buyurdular. Adam:

— Kardeşim, yahut akrabam; dedi. Bunun üzerine Resûlüllah Saîîalîahü aleyhi ve sellem :

— Sen kendin için haccettin mi? diye sordu adam:

— Hayır; dedi. Resûlüllah Sallaîlahü aleyhi ve sellem:

— (evvelâ) kendin İçin haccet; sonra Şübrüme'nin yeri­ne hacca git; buyurdular».[774]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud ile İbni Mâce rivayet etmişlerdir. İbnî Hibban onu sahîhlemiştir. Ahmed'e göre müraccah olan mevkuf oluşudur.

«Kardeşim, yahut akrabam» sözü râvinin şekkidir. Beyhakî (384—458): «Bu hadîsin isnadı sahihtir. Bu bâbda bundan daha sa-hîh hadîs yoktur» diyor, lmâm-% Ahmed ibni Hanbel (164—241) ise: «Bu hadîsin merfu' olarak rivayet edilmesi hatâdır» demiştir. Ibnü'l-Münzir de: «Bunun ref'i sabit olmuyor» demektedir. Dâre Kutnî (306—385): «Mürsel oluşu en doğrudur» der. Musannif : «Bu hadîs Dâre Kutnî'nin dediği gibidir. Lâkin merfu'û takviye eder. Çünkü başka râviler tarafından rivayet olunmuştur» diyor. İbni Teymiyye de şu malûmatı vermiştir: îrnâm-ı Ahmed, oğlu Salih'in kendisinden rivayetine göre : «Bu hadîs merfu'dur > demiştir. O hal­de bu hadîsi merfu' olarak rivayet edenin sika olduğunu öğrenmiş demektir. Filhakika bu hadîsi bir cemâat merfu' olarak rivayet et­miştir. Maamâfîh mevkuf dahi olsa, hadîs hakkında İbni Abbas'a muhalif yoktur».

Hadîs-i şerîf, kendisi haccetmemiş olan bir kimsenin başkasının ye­rine haccedemiyeceğine delildir. Eöylesi başkasının yerine ihrama gir­se bile hac yine kendinin olacaktır. Çünkü o zât, Şübrume için telbi-ye etmişti. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) ise telbiyeyi kendisi için yapmasını emir buyurdular. Şu halde Şübrume için yaptığı telbiye sahîh olmamış demektir. Çünkü sahîh olsa, başkasını yapmasını emretmez, devam etmesini söylerdi. Birçok ulemâ'mn kavli budur.

«Hadîs-i şerîf, haccın fevrî olduğuna yani imkân hâsıl olur olmaz hemen o sene gidilmesi lüzumuna işaret etmektedir. Şu halde bir kimse imkân buldu mu, evvelâ kendinden başlıyacak demektir. Çünkü farz olnurjtur. Başkası nâmına gitmekse mendubtur. Farz dururken nafileyi yapmak caiz değildir. Nasıl ki borcu olan bir adam elindeki paraları nafile sadaka veremez» diyorlar. Ancak bu söz vakti olana aittir. Hacca gitmeye vakti olmayan kimseye zâten hac farz değil­dir. Bu cihete bakarak diğer bir takım ulemâ kendisi haccetmeden baş­kası n&mına hacca gitmenin cevazına kail olmuşlardır. Hanefîler'in mez­hebi budur.

Maamâflh îmâm-ı Muhammenden bir rivayete göre caiz değil­dir. Yapılan hac, gönderen için değil, giden için olmuş olur. Diğer me2hep imamlarından Şafiî ile Ahmed ibni HanbeVe göre, kendisi haccetmemi olan kimse, başkasının nâmına hacca gidemez. îmâm-% Mâlik ise zaten hac'ta bedel göndermeyi caiz görmüyor.[775]

737/587- «(bu da) Ibnt Abbas radıyaUahü anh'den rivayet olunmuş­tur. Demiştir ki: Resûlüllah (S.A.V.) bize hutbe okudu. Ve :

— Şüphesiz Allah sizin üzerinize haca farz kıldı; buyurdular. Bunun üzerine, Akra b. Habis ayağa kalkarak :

— Her sene mi yâ Resutüllah? dedi. Resûlüllah SaUaUahü aleyhi ve sellem :

— Bunu demiş olsam mutlaka vacip olur. Hacc bir defa, (farz) dır. Ziyâdesi nafiledir; buyurdular».[776]

Bu hadîsi, TIrmIzt müstesna Beşler tahrîc etmişlerdir. Aslı Müslim'­in Ebu Hüreyre'den rivayet ettiği hadîsten alınmadır.

Bir rivayette: kelimesinden sonra şu ziyâde vardır :

«Vacip olsa, onu siz yapmazsınız; yapmazsanız da azap olunursunuz.»

Hadîs-i şerîf, haccın ömürde bir defa farz olduğuna delildir. Resû­lüllah (S.A.v.)'in «bunu demiş olsam, mutlaka vacip olur» cümlesinden ulemâ, ahkâmı şerh selâhiyetini Cenâb-ı Hak'ın, Peyganv ber'ine havale buyurmasının caiz olduğunu istinbat etmişlerdir.

Mes'elenin yeri usul-ü fıkıf'tır. Bu bâbda ihtilâf vardır.[777]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS