«Nafile Sadaka Babı»

«Nafile Sadaka Babı»

650/506- «Ebu Hüreyre mdıyattahü onfe'den Peygamber SaMalîahü aleyhi ve. sellem'âen işitmiş olarak rivayet edilmiştir. Peygamber SaUdlîahü aleyhi ve seUem, şöyle buyurmuşlardır :

— Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları kendi göl­gesinden başka gölge bulunmadığı günde kendi gölge­sinde gölgelendirir...» Müteakiben Ebu Hüreyre hadîsi zikretmiş­tir.[582]

Bu hadîste «bir sadaka verip de onu sağ elinin ne verdi­ğini sol eli bilmeyecek derecede gizleyen adam» cümlesi de vardır. Bu hadîs Müttefekun aleyh'dir.

Hadîste işaret edilen yedi kişi şunlardır :

Âdil imam; Rabbî'nin ibâdeti içinde büyüyüp yetişen genç; kalbi mescidlere bağlı olan adam; Al!ah için birbirini seven, onun için bir yere toplanıp onun için ayrılan i&i adam; kendisini mevki sahibi güzel bir kadın davet edip de: «Ben AMah'dan korkarım» diyen adam ve boş kaldıkta Allah'ı zikrederek gözleri yaşaran adam. Yedincisi de hadîsi-mizdeki sadaka veren zât'tır.

Zil : Gölge demekse de burada ondan murâd himâye'dir. «Fülân fülânın gölge sindedir» derler; onun himayesinde dir demektir. Burada Allah'ın gölgesinden maksad: Arş'ının gölgesidir. Saîd ibni Mansur (-227)'un Hi. Setman (R. A./dan tahrîc ettiği şu hadîs de buna de­lâlet eder : « \t.y. jjj J( «ûıl ^î% "ajüL » «Yedi kişi vardır

Allah onları arş'ının gölgesinde gölgelendirecektir.»

Kurtubî de buna cezmetmiştir.

«Sağ elinin ne verdiğini, sol eli bilmeyecek derecede» ifâdesi gizlemekte mübalâğa ve sadakayı riya şaibesinden uzaklaştır* mak içindir. Maamâfîh hazf takdir etmek de ihtimal dahilindedir. Bu takdirde mânâ şöyle olur : «Sağ elinin verdiği şey, sol el tarafından gö­rülmez.»

Hadîs-i şerif sadakayı verirken gizlemenin faziletine delildir. An­cak aşikâra verdiği zaman başkalarına numune olabilecek ve kendisine uyanlar bulunacaksa, o zamanlar aşikâr vermek efdâl olur. Riyadan korunmak da hadîsimizin delâleti cümlesindendir. Hadîsteki «sadaka» lâfzı farz ve nafile sadakalara âmm ve şâmildir. Binaenaleyh musan­nifin onu burada nafile sadaka babında zikretmesine bakarak, râfile sadakaya mahsus zannetmemelidir. Hadîste geçen adam lâfzının da mefhumu muteber değildir. Binaenaleyh sadakayı kadın da verse yine sevabı aynıdır. Ancak İmamet bahsi'nde erkek lâfzının mefhumu mu­teberdir. Sonra buradaki yedi adedinin de mefhumu muhalifi muteber değildir.

Allah'ın arş gölgesinde gölgelenmeyi iktizâ eden daha bir nice has­letler vârid olmuştur. Bunları Musannif «.Fethü'hBân-» de yirmi sekîz'e çıkarmıştır. Hafız Suyûtî (—911) ise daha ziyâde ederek yetmîş'e iblâ etmiştir. Suyutî bunları ayn bir te'lif halinde topla­mış ;sonra bir mecmua halinde kisaltmiştir. Bu mecmuanın ismi «.Buzûgü'î-Hilâl fî}l~Hisâli}l-Mucıbet-i liz'Zilâl-».[583]

651/507- «Ukbetü'bünü Âmir radtyallahü anh'den rivayet edilmiş­tir. Demiştir ki: Resûlüllah SalldUahü aleyhi ve seMem'i :

— (Kıyamet gününde) herkes tâ insanlar arasındaki mu­hakeme hallüfasl edilinceye kadar sadakasının gölgesin­de olacaktır; derken işittim.»[584]

Buradaki sadaka lâfzı da farz ve nafile sadakalara âmm ve şâmil­dir.

Hadîs-i şerîf, sadaka vermeye teşvik etmektedir. Sadakanın göl­gesinde olmak hakikate de mecâze ihtimallidir. Hakikat olduğuna göre, sadakaların kendileri verenlerin karşısına gelecek ve ondan güneşin şiddetli sıcağını defedecektir. Mecaz olduğuna göre bu sözden murâd :

Herkes verdiği sadakanın himayesinde olacak; demektir. Nafile sada­ka vermenin faydalarından biri de şâir nafile ibâdetlerde olduğu gibi, kıyamet gününde farz sadakalar noksan çıkarsa onları tamamlamaktır. Nitekim Hâkim'in Ibni Ömer (R. A.)'dan tahrîc ettiği şu hadîsde tas­rih olunmuştur :

«Kulumun zekâtına bakın, eğer ondan bir şey zâyİ ettiyse noksan olan zekâtı tamamlamak için kulumun sadaka nâmına bir nafilesini bulabilecekmisiniz? Bir bakın.» demek oluyor ki, nafile sadaka ile farz sadakaların noksanı tamamlanacaktır. Bu da Allah'ın bir rahmeti ve adaletidir.[585]

652/508- «Ebu Saİd-i Hudr! radıyallahü anh'den Peygamber Sal-lallahü aleyhi ve selle m'den işitmiş olarak rivayet edilmiştir ki, Re­sûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :

— Hangi müslüman çıplak olan bir müslümana bir elbise giydirirse Allah ona cennetin yeşil hüllelerinden giydirecek; hangi müslüman aç olan bir müslümana ye­mek yedirirse Allah ona cennet meyvalarından yedire­cek ve hangi müslüman susayan bir müslümana su ve­rirse Allah onu mühürlü hâlis şarapla sulayacak; buyur­muşlardır».[586]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud rivayet etmiştir. İsnadında gevşeklik var­dır.

Rahîk : İçinde karışık nesne bulunmayan hâlis cnnnet şarabıdır.

Mahtûm : Mühürlü demektir. Bundan maksad son derece nefis ol­duğunu göstermektir. Münzirî'nin «Muhtasarü's-Sünen-» inde : Bu hadîsin râvileri arasında Dâlânî diye ma'ruf Ebu Halid Yezid ibni Abdurrahman vardır. Bu zât hakkında bir çok kimseler senâ'da bu­lunmuş, bir çok kimseler de onun hakkında ileri geri söz etmiştir» deniliyor.

Hadîs-i şerifte, iyiliklerin envâına teşvik ve onları muhtaç olanla­ra vermeye tergîb olduğu gibi, yapılan iyiliklerin karşılığının o iyilik­ler cinsinden olacağına işaret de vardır.[587]

653/509- «Hâkim İbnî Hizam radıyaîlahü anh'den Peygamber Sallaîlahü aleyhi ve sellem'den işitmiş olarak rivayet olunmuştur k! : Re-sûlüllah SaUdUahü aleyhi ve selle m; şöyle buyurmuşlardır:

— Yüksek el. alçak elden daha hayırlıdır. Geçindir­diklerinden başla sadakanın en hayırlısı fazla maldan verilenidir. Kim iffetli olmak isterse Allah onu afif kılar. Kim de kanaatkar olursa Allah onu ganî eyler.»[588]

Hadîs, müttefekun aleyh'dir. Lâfız Buhârî'nindir.

Ekser ulemâya göre, yed-İ ulyâ : Verenin eli, yed-i süflâ : Dilenenin elidir. Bazılarınca yed-I ulyâ : İffetlinin eli demektir, isterse veren kimse elini uzattıktan sonra olsun, böyle bir elin yüksekliği manevîdir. Bir takımları : «Yed-i ulyâ: İstemeden alanın elidir» demiş; diğerleri de : «yed-i ulyâ : Veren; yed-i süfSâ : Vermeyendir» mütalâasında bu­lunmuşlardır. Hattâ mutasavvıfâdan bâzıları bu cümleyi «alan el ve­ren elden daha hayırlıdır» şeklinde tefsir etmişse de İbni Kuteybe (—266): Böylelerine çatarak bunları ancak dilenciliği hoş gören bir kavm olarak görüyor. Bunlar alçaklığa hüccet getiriyorlar» de­miş; Sanânî de bu sözü beğenmiştir.

Hz. Fahr-î Kâinat (S.A.V.) Yed-i ulyâ'yı : «Veren fakat alma­yan el» ch'ye tefsir buyurmuşlardır. Bu bâbdaki hadîsi îshâk «Mms-ned» inde Hâkim İbni Hizam (R. A,)dan rivayet etmiştir.

Hadîsimizde infak meselesine kendinden ve çoluk çocuğundan başlamaya delîl vardır. Zira bunlar daha mühimdir. Keza bu ha­dîste sadakanın en hayırlısının kendi ailesi efradının nafakalarını çıkardıktan sonra artanından vermek olduğuna delâlet vardır, Zaten efdâlin mânâsı budur. Çünkü bütün malını tasadduk eden bir adam, ekseriya pişman olur.' Ve muhtaç kalınca «keşke vermesey­dim» der. Binaenaleyh böyle bir sadaka efdâl olmaz. Bütün malını sadaka olarak vermeyi Kadı lyaz'm (476 — 544) beyânına göre ulemâ caiz görmüşlerdir. Fakat Taberânî (260—360) bunu doğru bulmamakta ve : «Caiz olmakla beraber müstehâb olan yine de bu­nu yapmamak, malının üçte birini vermektir» demektedir.

Evlâ olan şudur denilebilir : Bütün malını sadaka olarak ve­ren kimse fakr-ü hâle sabr edebiliyor ve çoluğu çocuğu da yoksa yahut var da onlar da sabırlı iseler, yapılan işin iyi olduğunda söz yoktur. Buna Teâlâ hazretlerî'nin :

[589]» «Kendilerinin ihtiyacı olsa da başkalarını kendi nefislerine tercih ederler» kavl-i kerîm'i ile :

[590]» «Yiyeceğe bunca ihtiyaçları varken, onu yine de bir yoksula, yetime ve esire yedîrirler» âyet-i kerîmesi delildir. Fakat bu derecede olma­yanların bütün malını tasadduk etmesi mekruh olur.

Hadîste geçen «kim İffetli olmak isterse» tâbirinden nıurâd: Dilenmekten iffetli olur da dilenmezse «Allah onu afîf kı­lar» ani ona iffet babında yardım eder, demektir. «Kim de kanâatkâr olursa» Yani elindeki az bile olsa onunla iktifa ederse «Allah onu ganî eyler» yan kalbine kanâat verir, demektir.[591]

654/510- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki :

— Yâ Resûlallah! Sadakanın hangisi daha hayırlıdır; denildi :

— Fakirin candan vermesidir. Hem geçindirdiklerin­den başla ; buyurdular.»[592]

Bu hadîsi, Ahmed ile Ebu Dâvud tahrîc etmişlerdir. İbnî Huzeyme, Hâkim ve İbni Hibban da onu sahîhlemişlerdir.

Cühd: Güç ve takat demektir. Cehd ise meşakkattir. Bâzıları: «mü­balâğa ve gayedir» demişlerdir. Bir takımları : «Cühd ile cehd aynı mânâya gelen iki lügattir» derler. EnNİhaye-> de: «Yani az mahn taşıyabileceği miktar» deniliyor.

Bu hadîs, îrrtâm- Nesâî'nin Ebu Zer (R. A.)'d&n; İbni Ribban ile Hâkim'in Ebu Hüreyre (R. A.)'dan tahrîc ettikleri şu hadîsle bir mânâyadır :

«Bir dirhem yüz bin dirhemi geçer bir adamın iki dirhemi vardır. Bunlardan birini alıp da tasadduk eder. Bir adamın da çok malı vardır. Bunlardan yüz bin dirhem alır da tasadduk eder.» Hadîsimiz az malı olan kimsenin azdan sadaka vermesinin efdâl olduğuna delildir. Halbuki bundan evvelki Hâkim bin Hizam hadîsi, sadakayı artan maldan ver­menin daha efdâl olduğunu ifâde etmişti. îki hadîsin aralarını Beyhokî (384—458) şöyle bulmuştur : «Bu mes'ele insanların fakr-ü zarurete karşı gösterdikleri sabr ve az'la iktifa hususundaki hâlle­rine göre değişir». Bundan sonra Beyhakî bu mânâya delâlet eden bâzı hadîsleri rivayet etmiştir.[593]

655/511- «(Bu da ondan) rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resulül-lah Sallallahü aleyhi ve seîlem :

— Sadaka verin; buyurdular. O anda bir adam :

— Yâ Resûlallah bende bir alfun var; dedi. Resûlüllah SaîlaUahü aleyhi ve seîlem :

— Onu kendine tasadduk et; buyurdular Adam :

— Bende bir daha var; dedi. Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :

— Onu çocuklarına tasadduk eyle: buyurdular. Adam :

— Bende bir daha vardı; dedi. Resûlüllah Salldllahü aleyhi ve sellem :

— Onu hizmetçine tasadduk et; buyurdular. Adam :

— Bende bir daha var; deyince, Resûlüllah SaîlaUahü aleyhi ve sellem :

— Onu (ne yapacağını) sen daha İyi bilirsin; buyurdular.»[594]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud ile Nesâî rivayet etmişlerdir. İbni Hîbban ile Hâkim onu sahîhlemişlerdir.

Bu hadîste karısına tasadduk zikredilmemiştir. Halbuki sahîh-i Müslim'de çocuklarından evvel karısı zikredilmiştir.

HadîS'i şerîf, nafakanın sadaka yerine geçeceğine delildir. Bu bâbda evvelâ kendinden başlıyarak, artarsa karısına, artarsa çocukla­rına, hizmetkârlarına verecektir. Bundan sonra yine artarsa artık onu dilediğine verir. Nafakanın kimlere ait olduğu inşallah nafaka bahsin­de görülecektir.[595]

656/512- «Hz. Âişe radıyallahü anha'dan rivayet olunmuşiuf. Demiş­tir ki : Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve seîlem

— Kadın evinin yiyeceğine zarar vermiyecek şekilde infâk ederse, infâk ettiğinden dolayı ecri onun olur. Ko­casının da kazandığından dolayı ecri kendinin olur. Hiz­metçi için de bunun bir misli vardır. Birbirlerinin ecrin­den hiçbir şey azaltmazlar; buyurdular».[596]

Hadîs, Müttefekun akyh'dir.

Hadîs-i şerîf, kadının kocasının evinden tasaddukta bulunabileceği­ne delildir. Murâd : Kocasının malından tasarrufa hakkı olanlardan ta-

— 392 —

sadduk etmesidir. Fakat kocasının malına zarar vermemesi, ,onun aile efradının nafakalarını ihlâl etmemesi şarttır. Îbnü'l-Ardbî şöyle diyor: «Bu hususta selef ihtilaf etmişlerdir. Bâzıları: «Noksanlığı belli olma­yacak derecede az bir şey tasadduk edebilir» deteıiş; bir kısmı da bu tasadduk işini kocasının, velevki icmâlen olsun izin verdiği zamana hamletmişlerdir. Bunlara göre izni olmadan onun malında hiç bir gûna tasarrufta bulunamaz.»

îmâm-ı Buhârî (194—256) bu kavli tercih etmiştir. îmâm-ı Tir-mizî (200—279)'nin Ebi Ümâme (R.A.)'dan. tahrîc ettiği şu hadîs de bu kavlin delilidir :

«Ebu Ümame demiştir ki : Resûlüllah SalîaUahü aleyhi ve settem;

— Kadın kocasının evinden onun izni olmaksızın in-fâkta bulunmasın; buyurdular.

— Yiyeceği de mi yâ Resûlâllah? : denildi.

— (elbette) Bu bizim mallarımızın en iyisidir; buyurdular.» Şu kadar var ki bu hadîs Buhâri'nin Ebu Hüreyre (R. ÂJ'dan tahrîc ettiği başka bir hadîse muarızdır. O hadîsin lâfzı şudur :

«Kadın kocasının kazancından onun emri olmaksızın infâk ederse, ona kocasının ecrinin yarısı vardır.»

Bu iki hadîsin araları şöyle bulunabilir:

Kadının kocasının malından onun izniyle infâk etmesi; bütün ecri, izinsiz infâkta bulunması; yarım ecri îcâp eder. Sonra kocası fakir ve­ya cimri ise o zaman kadının izinsiz olarak onun malından infâk etme­si memnudur. Aksi takdirde yani kocası fakir veya bahîl değilse izin­siz de onun malından infâk edebilir ve sevap da kazanır.

Ulemâdan bâzıları : «Hadîste geçen kadının, köle ve hizmetçinin infâkından murâd mal sahibi olan kocasının geçindirdiği efrada, onun hesabına sarfetmektir.» demişlerse de bu te'vil hadîsin lâfzına uzakür. Bâzıları da infâk babında kadın ile hizmetçi arasında fark görürler ve: «Kadının kocasının malında tasarrufa hakkı vardır. Binaena­leyh ona kocasının malından tasadduk caizdir. Fakat hizmetçi öyle de­ğildir. Onun efendisinin malında tasarrufa hakla olmadığından, izin­siz tasaddukta bulunamaz» derler.[597]

657/513- «Ebu Saîd radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. De­miştir kî: İbni Mes'ud'un karısı Zeyneb geldi, ve:

— Yâ Resûlâllah, Sen bugün sadaka vermeyi emir buyurdun. Be­nim de ziynetlerim vardı. Onları tasadduk etmek isterdim. Fakat Ibnî Mes'ûd kendisinin ve çocuklarının kendilerine bunları tasadduk etmem gereken en lâyık kimseler olduklarını iddia etti; dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem :

— İbni Mes'ûd doğru söylemiş (evet); kocan ve çocuk­ların kendilerine bu ziynetleri tasadduk edeceğin en lâ­yık kimselerdir; buyurdular».[598]

Bu hadîsi, Buharı rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerif sadakanın yakın akrabaya verilmesinin efdâl ve evlâ olduğuna delildir. Zahirine bakılırsa hakkında söz edilen sadaka, vacip sadaka gibi görülüyorsa da nafile sadaka olmak ihtimâli de vardır. Ni­tekim Hanefîler nafile sadaka olduğunu iddia ederler. Hadîsin Buhârî' de yine İbni Mes'ûd (R. A._)'m zevcesi Zeyneb'ten şöyle bir rivayeti daha vardır :

«Zeyneb demiş ki : Yâ Resûlâllah! Sada­kamızı fakir bir zevç île terbiyemiz altında bulunan kardeş oğlu yetim­lere vermek bize kâfimidir? Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve sellem; kendisine :

— Sana hem sadakanın ecri hem de sılanın ecri var­dır; buyurmuşlardır».

Bu hadîsi Müslim dahi tahrîc etmiştir. Ve bâzılarına göre sada­kadan muradın yâcip olan sadaka olduğunu daha da kuvvetle ifâde etmektedir. Zîrâ sadaka mendup olsaydı, kadın «bu bize kâfi gelir nü?» diye sormazdı. Resûlüllah (S.A.V.)'in sadaka ve sıla kelimelerini kullanması da aynı mânâya delâlet eder. Zîrâ sadaka denilince hâtıra gelen, vacip olanıdır. Bundan dolayıdır ki, bâzıları buradaki sadaka-, dan muradın vacip sadaka olduğuna cezmetmişlerdir, diyorlar.

Hadîs-i şerîf,'zekâtı kadının kocasına verebileceğine de delâlet et­mektedir ki, Cumhur ulemâ'nın kavli budur. îmâm- Âzam Ebu Hanîfe ile îmâm-% Ahmed ibni Hanbel'e göre kadın kocasına, kocası karısı­na zekât veremez. Zîrâ hayatları müşterektir. Zâten kocanın karı­sına zekât vermemesi ittifâkîdir. Çünkü kadının nafakası kocasına vaciptir. Onunla zekât almaktan müstağni olur. Hadîs-i şerifte zik­ri geçen çocukların annelerinin zekâtını almaya lâyık görülmeleri annenin evlâdına zekât verebileceğine delâlet ederse de buna kail olan yoktur. tbnü'l-Münzir evlâda zekât verilemiyeceğine icma-ı ümmet olduğunu iddia etmiştir. Şu halde ulemâ bu hadîsi farz olmayan sadakaya hamletmişler, yahut : «Sadakayı kadın kocasına vermiştir. O da çocuklarına infâk ettiğinden «Çocukların, kendilerine ta-sadduk edeceğin en lâyık kimselerdir» denilmiştir; yahud da bu çocuklar kadının değil, Hz. İbni Mes'ûd (R.A.)'m. başka karısın­dan olan çocukları imiştir» şeklinde te'vü etmişlerdir.

Nitekim Buhârî'nin ikinci rivayeti de bunu te'yid etmektedir. Zîrâ o rivayette : «Fakir bir zevç İle terbiyemiz altında bulunan kardeş oğlu yetimlere vermek bize kâfi midir?» deniliyor ki, bu yetimler Hz. İbni Mes'ûd (R.A.)'ın anneleri vefat etmiş, oğullan olabilir. Bunlara anneleri olmadığına bakarak yetim demek caizdir.[599]

658/514- «Ibnü Ömer radıyallahü anhüma'dan rivayet edilmiştir. Demiştir kî : Resûlüllah SaUaîlahü aleyhi ve sellem :

— İnsan[600] tâ kıyamet günü yüzünde bir parça et dahi kalmamış olarak gelinceye kadar âlemden dilenip durur; buyurdular.»[601]

Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.

Hadîs-i şerîf, çok çok dilenmenin çirkin olduğuna ve dilenci her is­tedikçe yüzünden bir parça et gittiğine, bu suretle günün birinde yüzün­de etten eser kalmayacağına delildir. «Nass» sözü devlet reisi ile tah­sis olunmuştur. Nitekim aşağıda görülecektir. Bu hadîs, mutlak surette dilenmenin çirkin olduğunu gösteriyor. Buhârî ise bu çirkinliği ma­lını çoğaltmak maksadıyla yani zengin olduğu halde dilenmekle ka­yıtlamış, hattâ buna bir bâb tahsis etmiştir. Bu takdirde ihtiyacın­dan dolayı dilenmek mubah olur.

Dilenmeye mâni zenginliğin neden ibaret olduğu az ilerde görü­lecektir.

«Yüzünde bir parça et dahi kalmamış olarak» ifâdesi hakkında HattâH (319—388) şu îzâhâtı veriyor: «Bu sözden dilencinin düşük, kıymet ve itibarı kalmamış mânâsı kasdedilmiş olması yahut di­lenmek suretiyle yüzünü zelîl ve hakîr kıldığı için kendisine bir ceza ol­mak üzere, cinayet yeri olan yüzünün, tâ etleri dökülünceye kadar azap olunması yahut da kendisini tanıtan bir alâmeti olmak üzere yüzü sade kemikten ibaret hasredilmesi ihtimal dahilindedir». Bu bâbda başka kaviller de vardır.[602]

659/515- «Ebu Hüreyre radıyaîlahü anVden rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah SaUaîlahü aleyhi ve setlem :

— Kim malını çoğaltmak için âlemin mallarını ister­se, ancak ve ancak kor istiyor demektir. İster az istesin, İster çok; buyurdular.»[603]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

tbnü'î-AraU «Ancak ve ancak kor istiyor» cümlesi hak­kında şöyle demiştir: «Bunun mânâsı dilenci ateşle azap olunacak demektir. Fakat haMkat olmak ihtimâli de vardır. Yani aldığı şey­ler kor olurda onunla dağlanır. Nitekim zekâtına vermiyenler böy­le azap göreceklerdir «İster az, istesin, ister çok» cümleleri tehekküm ve istihza içindir. Tehdit için vârid olmalan da ihtimal' dir.

Hadîs-i şerîf malını çoğaltmak için dilenmenin haram olduğuna de­lildir.[604]

660/516- «Zübeyr tbni Avvâm radtyaUahü anh'âen Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem'den (işitmiş olarak) rivayet edilmiştir. Re­sul-ü Ekrem Salîdlîahü aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki :

— Birinizin, ipini alarak, sırtında bir yük odun getir­mesi, müteakiben onu satarak onunla yüzünün akını ko­ruması, versinler vermesinler âlemden dilenmekten her­halde kendisi için daha hayırlıdır.»[605]

Bu hadîsi, Buhârî rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerîf bundan evvelkiler gibi dilenmenin çirkinliğine delil­dir. Fazla olarak bunda çalışıp kazanmaya teşvik vardır. Zîrâ dilenci­lik sebebiyle dilencinin nefsi zelîî ve hakîr olur, izzet-i nefsi kalmaz. İs­tediği verilmediği takdirde reddedilmek mezellet ve hakaretine dûçâr olur. Veren dahi her istiyeni boş çevirmiyecek olursa, malı azalır; başı dara düşer. Binaenaleyh nefse meşakkatli bile gelse çalışmak lâzımdır. Çalışıp kazanmaya kudreti olan bir kimse hakkında Şâfiîler'in iki kav­li vardır:

Birincisi : Dilenmenin haram olmasıdır ki, esah olan da budur.

İkincisi : Mekruhtur. Fakat mekruh derecesinde kalabilmek için üç şart vardır:

1— Dilenci kendi kendini hakîr ve zelîl düşürmeyecek.

2— Israrla istemiyecek.

3— Dilendiği kimseye eziyet vermiyecek'tir.

Eğer bu şartlardan biri bulunmazsa dilenmek bilittifak haram olur.[606]

661/517- «Semüratü'bnü Cündeb radıyallahü anh'den rivayet edil­miştir. Demiştir ki; Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :

— Dilenmek bir tırmalamadır. Onunla kişi kendi yü­zünü tırmalar. Ancak bir kimsenin devlet reisinden, ya­hut kaçınılmaz bir şey hakkında dilenmesi müstesna; buyurdular».[607]

Bu hadîsi, Tirmîzî rivayet etmiş ve sahîhlemiştir.

Ebu Dâvvd ile NesâVmn rivayetlerinde : «. jo » yerine « ^ S » denilmiştir. Mânâsı : Yaralar demektir.

Hadîs-i şerîf, kimlerin dilenmesinin mubah olduğunu göstermekte­dir. Devlet reisinden istemek mubahtır. Çünkü Beytü'l-Mal'ın mütevel­lisi odur. Binaenaleyh ondan istemek Beytü'l-Mal'dan istemektir. Bey-tül Mal'da ise her fakirin hakkı vardır. Sonra bu işte devlet reisinin dilenciye bir minnet ve ihsanı da yoktur. Çünkü onun vekili mesabesin­dedir. Bir kimse vekilinden kendi hakkını her zaman isteyebilir. Hadî­sin zahiri devlet reisinden ihtiyacı yokken sırf malını çoğaltmak mak­sadı ile bile, istese yine günah olmayacağını gösteriyor. Kaçınılmaz geyin ne olduğunu îmâm-ı Müslim'in Kubeysa (R. A.)'dan rivayet ettiği bir hadîs îzâh ediyor. Az ilerde görülecek olan bu hadîste : «Dilenmek ancak üç kişiden birine helâldir» deniliyor ve bunların :

1— Başkasına kefil.

2— Felâketzede.

3— Fakir'den iba­ret olduklarını îzâh buyuruyor.[608]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS