«Cenazeler Bahsi»

«Cenazeler Bahsi»

Cenaîz 'jîelimesi cenazenin cemidir. Cenaze : Cim'in fethi ile de kesri ile Jde okunabilir. «Kamus» ta şöyle deniliyor : Cenaze cim'in. fethi île ölen insan demektir. Yahut cim'in kesriyle Ölen insan; fet-hiyle okunursa tabuttur. Yahut bunun aksidir. Yani cim'in kesriyle, tabut, fethiyle ölen insan demek olur. Yahut cim'in kesriyle ölen in­sanla birlikte tabut mânâsına gelir. Umumumiyetle Hanefîler'in fıkıh kitaplarında bu kelime cim'in fethiyle ölmüş insan mânâsında kullanıl-mşıtır. Cim'in kesriyle tabut manasınadır. Meşhur nahiv üstadı Esma-i[361] den cim'in fethiyle okunamiyacağma dâir rivayet vardır.[362]

555/423- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. De­miştir ki: Resûlülîah SaUaîlahü aleyhi ve seUem :

Bütün lezzet (ve zevk) |eri târ-ü mâr eden şeyi, ölümü, ÇOk zikredin» buyurdular.[363]

Bu hadîsi, Tirmiiî ile Nesâî rivayet etmiş, İbni Hibbân sahîhlemiştir.

Hadîs-i şerifi Hâkim (321—405), İbnü's-Seken (294—353) ve İbni Tâhir dahi sahîhlemişlerdir. Dâre Kutnî (306—385) ise mürsel olmakla ületlendirmiştir. Bu bâbda Hz. Ömer ile Enes (R. Anhüma) dan da rivayetler varsa da bunlar hakkında dahi söz edilmiştir. Mu­sannif Süheylî[364]'den naklen şöyle diyor: «Hazım kelimesi zâl-i muceme (noktalı dâl) ile rivayet edilirse, (kesen) manasınadır. Zâ-i mühmele (noktalı râ) ile ise bir şeyi gidermek mânâsına gelir ki burada bu mânâ murâd değildir.» Maamâfîh yine Musannif mer­hum : «nefyin üzerinde durmanın lüzumu aşikârdır» diyerek keli­menin noktalı dâl ile dahi sahîh bir mânâ ifâde ettiğini anlatmak istemiştir. Zîrâ ölüm bütün zevk ve lezzetleri kestiği gibi, aynı za­manda onları giderir de. Ancak hadîste îtimâd rivayetedir. Rivayet ise zâl iledir.

Bu hadîs, insanın, en büyük bir ibret ve serencam olan ölümü ha­tırlatmaktan gaflet etmemesi lüzumuna delildir. Ölümü hatırlamanın fâidesini Peygamber (S.A.V.) hadîsin sonunda şu lâfızlarla beyân bu­yuruyor :

«Zîrâ siz onu çoğun içinde (zengin iken) zikir edersi­niz, Allah o çoğu azaltır; azın içinde zikir ederseniz onu çoğaltır.» DeylemVnin Ebu Hüreyre (R, A.J'dan rivayetinde hadîs şöyledir :

«Ölümü çok zikredin; eğer bir kul Ölümü çok zikrederse Allah onun kalbini ihya eder. Ve Ölümünü kolaylaştırır.» İbni ffibban (—354) üe beyhahî (384—458)'nin «Şua'bü'l-îmân^ ındaki lâfızları şöyledir:

«Lezzetleri tarumar eden (ölüm'ü) çok zikredin; zîrâ onu hiçbir kul baş sıkısında zikir etmemiştir ki Allah onun başını çözmesin; vakti hali yerinde iken zi­kir etmemiştir ki o hali daraltmasın.» Aynı hadîsi İbni Lal[365] «mekarim-i Ahlâk» ta Hz. Enes (R. A.)'âan şu lâfızlarla rivayet eder :

«Ölümü çok zikredin; Çünkü o günahlardan te­mizlemek ve dünyadan uzaklaştırmakdır.» lâfızları şöyledir:

«Lezzetleri keseni çok zikredin; zira onu geçim hususunda başı darda olan hiç bir kimse zikretmemiştir ki Allah maişetini genişletmesin. Varlık zamanında da zikir etmemistir ki; o varlığı ona darlık etmesin.» ibni ebid-Dünyâ[366] (208-281) da şu lâfızlarla tahrîc etmiştir:

«Ölümü çok zikredin. Zîrâ o, günahları yok eder; dünyadan soğutur. Eğer onu zenginlik ânında anarsanız onu yıkar; fakirlediğiniz za­man anarsanız sizi geçiminizden razı kılar.»[367]

556/424- «Enes radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah SallaMahü aleyhi ve sellem

Sakın sizden biriniz başına gelen bir belâdan dolayı ölümü istemesin. Eğer behemehal isteyecekse, bari : Allah'ım hayat benim için daha hayırlı ise, bana hayat ver; hakkımda ölüm daha hayırlı ise beni öldür, desin.» buyurdular.[368]

Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.

Hadîs-i şerif, bir belâ, mihnet veya düşman korkusu ile yahut has­talık veya fakr-ü zaruret gibi bir dünya meşakkati sebebiyle ölümü is­temenin memnu olduğuna delildir. Çünkü Ölüm istemekte, halinden sız­lanmak; Allah'ın kazasına sabr etmemek, ona razı olmamak vardır. «Başına gelen bir belâdan dolayı» buyrulmasına bakılırsa, be­lâ sayılmayan hususatta meselâ : Din bâbındaki fitneler hususunda ölümün istenilmesi caiz olmak lâzım gelir. Nitekim duâ hadîsi de caiz olduğuna delâlet eder. O hadîste :

«Kullarına bir belâ vermek dilersen, bir fitne dûçâr olmaksızın ruhumu sana kabzeyle.» buyrulmaktadır.

Şefaîd olmak arzusuyla ölümü istemek de caizdir. Filvaki selef-i salîhînden Hz. Abdullah ibnî Revaha ile başkaları şehît olmayı dilemiş­lerdir. Kur'ân-ı Kerîm'de (1) Hz. Meryem'in: «Keşkî bundan önce ölmüş olsaydım» dediği hikâye buyruluyor. Hz. Meryem, o korkunç işe yani kavminden bâzılarının küfür etmesine, bâzılarının da şakî ve âsî olma­sına kendisi sebep olduğu için ölümü temenni etmiştir.

«Eğer behemehal isteyecekse», tâbirinden murâd : Başı pek sıkılırda sabır ve tahammülü kalmazsa, şu duayı okuyabilir; fa­kat böyle bir şey yoksa bu duayı dahi okumaması evlâdır; demek­tir.[369]

557/425- «Büreyde radtyallahü anA'den rivayet edildiğine göre Peygamber Saîlalîahü aleyhi ve sellem :

— MÜ'mİn alin teri İle Ölür.» buyurmuşlardır.[370]

Bu hadîsi, Üçler rivayet etmiş, İbni Hİbban da sahîhlemiştir.

Hadîs-i şerifi İmâm-ı Ahmed (164—241) ile tbni Mâce (207— 257) ve hadîs ulemâsından bir cemâat da tahrîc etmişlerdir. Taberâ-nî (260—360) aynı hadîsi İbnî Mes'ûd (R. A.) rivayetinden tahrîc et­miştir.

Alın teriyle ölmek İki suretle tevcih ve îzah edilebilir :

1— Bundan murâd : Ölen kimsenin hâlet-i nezi' denilen can çekiş­me zamanında çektiği zahmet ve meşakkattir ki, o halde hakikaten alın terler.

2— Mü'minin helâl kazanç uğrunda katlandığı zahmetten kinaye­dir. Bir de mü'min namaz ve oruç gibi ibâdetlerle Allah'ına kavuşun­caya kadar nefsini tazyikte bulunur. Bu takdirde hadîste, câr ve mecrûr, mahallen mansûb hâl olur. Birinci takdire göre mânâ : Ölüm ve ruh teslimi hali mü'mine şiddetli gelir; demek olur ki, «Alın teri» ölü­mün sıfatıdır.

ikinci takdire göre mânâ : Mü'mine ölüm, alnını terleten bu şid­detli halde gelir, demektir. Yani «Alın teri» bu tevcihe göre hâl'in sı­fatıdır.[371]

558/426- «Ebu Saîd ile Ebu Hüreyre radıyaîîahü anhümâ'dan riva­yet edilmiştir. Demişlerdir ki : Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem: ölülerinize telkin edin.» buyurdular.[372]

Bu hadîsi, Müslim ile Dörtler tahrîc etmişlerdir.

Hadîsin buradaki lâfzı Müslim'indir. Hadîsi tbni Hİbban (—354) de aynı lâfızlarla tahric etmiş ve sonunda: «Eğer bir kimsenin son sözü Lâ İlahe illlâllah olursa günün birinde cennete girer. Velevki bundan önce azap görmüş olsun.» cümlesini ziyâde etmiştir.

Hadîs-i şerifi Şeyheyn'e veya Buhârî'ye nisbet eden olmuşsa da bu hatâdır. İbni Ebi'd-Dünya (208—281) bu hadîsi Huzeyfe (R. A.) dan şu lâfızlarla tahrîc etmiştir :

«Ölülerinize Lâ ilahe illâllah'i telkin edin; çünkü kelime-r tevhîcl ondan önceki günahları yok eder.»

Bu bâb'da daha başka sahîh hadîsler de vardır. Mevtadan murâd : ölmek üzere olan kimsedir. Telkin dahi bu haldeki müslümana kel i m e-I tevhîd'i hatırlatmaktır. Tâ ki ölen mü'minin son sözü kelime-i tevhîd olsun. Ve bu sebeple cennet'e girsin. Hadîsteki telkin emri Ölüm halin­deki her müslümana âmm ve şâmildir. Fakat buradaki emir nedip içindir. Ulemâ-i Kiram, telkinin çok ve devamlı yapılmasını mekruh görmüşlerdir. Zîrâ ısrarla telkine devam edilirse ölen kimse ihtimal bı­kar; sıkılır ve o anda çektiği ölüm acısı daha da şiddet kesbederek kelime-i tevhîd'i söylemek istemeyebilir. Onun için bir defa söyledi mi: «yine tekrarla» diye emir edilmez de, tariz suretiyle yani kelîme-î tev­hîd yanında söylenerek hatırlatılır ve böylelikle son sözünün kelime-i tev-

hîd olmasına çalışılır. Bir de kelime-i tevhîd'den murâd:

«ANah'darv başka Allah yoktur. Muhammed Allah'ın e I çişidir.» demektir. Zîrâ bu iki cümleden birini söyleyip, diğerini söyleme­mek bir fayda vermez.

Hadîsteki «ölüleriniz» tâbirinden de anlaşılacağı veçhile telkin müsîümanlara yapılır; Müslüman olmayanlara ise İslâmiyet arzolunur. Nitekim, Resûlüllah (S.A.V.) efendimiz amcası Ebu Tâlib ölürken ken­disine îslâmiyeti arzetmiş ve keza vaktiyle hizmetinde bulunan bir gay­ri müslimi ziyaret ederek ona da îslâmiyeti arzetmişti. Gayri müslim Hz. Fahri Kâinaf (S.A.V.) efendimizin bu irşadı ile müslüman olarak ölmüştü. Hadîste müslümanlarm ölülerini tahsis buyurması telkini on­lar kabul ettiği içindir. Şu da var ki müslümanlar ekseriyetle yalnız müslüman Ölülerini ziyaret ederler.

Fâîde, : Hastanın yanında Allah'ın rahmeti, lütuf ve ihsanı zikredil­melidir. Böyle hareket edilirse, Allah'a hüsn-ü zan eder. Nitekim bu bâbda tmâm-ı Müslim (204—261) Hz. Câbîr (R. A.J'âan şu hadîsi tahrîc etmiştir :

«Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem'î vefatından önce :

Sakın biriniz Allah'a hüsn-ü zan'dan başka bir halde Ölmesin; derken işittim.» «Sahiheyn» de Ebu Hüreyre (R.A)'dan merfu' olarak şu hadîs rivayet olunmaktadır:

«Peygamber SallaUahü aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu­lar :

Allah; ben kulumun bana olan zannına göre muamele ederim buyurdu.»

Ulemâdan bâzıları : «Ümit verici kırk tane hadîs topluyarak hasta­nın yanında okumak, hastanın Allah'a olan hüsn-ü zan'nım kuvvetlen­dirir. Allahü Teâlâ ise kuluna karşı kendisine gösterdiği zan mucibince muamele eder» diyorlar.

Ölürken bir kimsenin Allah korkusu ile afv ümidinin bir araya gel­mesi iyi bir şeydir. Bunu îmâm-ı Tirmizî (200—279) güzel bir isnad ile Enes (R. A./dan tahrîc etmiştir. O hadîse göre : Resûlüllah (S.A.V) ölüm döşeğinde bulunan bir gencin yanına girmiş ve :

Kendini nasıl buluyorsun?» dtye sormuştu. Genc'in : Allah'dan afv ümit ediyorum; günahımdan da korkuyorum» demesi üzerine Peygamber (S.A.V.) :

ümid böyle bir yerde bir kulun kalbinde toplanırlarsa Al­lah ona dilediğini verir; korktuğundan emin kılar» buyur­muşlardır.

Diğer Fâide : Son nefeste bulunan hastayı kıbleye çevirmek gere­kir. Bu bâbda Hâkim'in (321—405) Ebu Katâde (R. A./dan tahrîc ede­rek sahîhlediği bir hadîs-i şerife göre : «Peygamber SaTlaUahü aleyhi ve sellem, Medine'ye geldiği zaman, Bera ibnî Ma'rûr'u sormuş. Ashap: «O öldü yâ Resûlüllah. Hem malının üçte bîrini sana vasiyet etti. Ölür­ken kıbleye karşı çevrilmesini de vasiyet etti» demişlerdir. O zaman y Resûl-Ü Ekrem (S.A.V.) :

«Sünnete isabet etmiş. Ben de onun (bana vasiyet ettiği) Üçte birini çocuklarına İade ettim» buyurarak cenaze namazı­ s «Allah'ım nı kılmış ve onu mağfiret buyur ve onu cennetine koy, sen bunu zaten yaptın.» demiştir. Hâkim : «Ölen kimsenin kıbleye çevrileceği hakkında bundan başka bir hadîs bilmiyorum» diyor.[373]

559/427- «Mâ ki I İbnî Yesâr[374] radıyallahü anh'den rivayet olundu­ğuna göre; Peygamber Salîallahü aleyhi ve sellem:Ölenleriniz üzerine yâsîn okuyun.» buyurmuştur.[375]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud ile Nesâî rivayet etmiş; Hâkim sahîhlerniştir.

îbni Hibban'm beyânına göre hadîs-i şeriften murâd : ölmek üzere olan kimselerdir. Fakat lâfız, âmm olduğu için ulemâdan bâ­zıları : «Ölmüşlere de okunur» diyorlar.

Aynı hadîsi îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel (164—241) ile îbni Mâ-ce (207—275), Süleyman Et-Teymî tarikiyle Mâkİl ibni Yesâr'dan rivayet etmişlerdir. Îbnü'l-Kattân (120—198) ise onu muztarib ve mevkuf olmakla jiletlendirmiş; râvîlerden Ebu Osman ile babası­nın hâllerini meçhul saymıştır. Dâre Kutnî (306—385)'nin dahi «Bu hadîsin isnadı muztarip, metni meghûldür, sahîh değildir» dedi­ği rivayet olunur. İmârımı Ahmed tbni Haribel Müsnedin'de : «Bize Safvân tahdis ederek dedi ki : Ölürken yâsîn okunursa, ulemâ, onun sebebiyle ölenin azabı hafifletilir; derler.» demektedir.

Bu sözü «El-Firdevs» sahibi, Ebu'd-Derda ile Ebu Zer (R. anhüma)'da.n müsned olarak rivayet ediyor ki, metni şudur :

«Resûlüllah SaîîdUahü aleyhi ve sellem :

ölen hiç bir kimse yoktur ki, yanında yâsîn okunsun da Allah ona, azabını hafifletmesin.» buyurdular. Bu iki riva­yet İbni Hibban'm sözünü te'yid etmektedir. Hattâ bunlar onun is­tidlal ettiği delilden daha da açıktırlar.

Ölen kimsenin yanında sûre-İ Ra'd ve bir rivayette sûre-i Bakara okumanın müstehâb olduğu bâzı eserlerde Ebu' Şa'sâ'dan, bâzılarında ise Şu'bi'den rivayet edilmiştir.[376]

560/428- «Ümmü Seleme radıyallahü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah Salîallahü aleyhi ve sellem, Ebu Sefeme'nîn yanına girdi (ölmüş de) gözleri açık kalmıştı. Hemen onun gözlerini yumdurdu. Sonra buyurdu ki :

Muhakkak ruh alındığı zaman göz onu takip eder.

Bunun üzerine Ebu Seleme ailesinden bâzı kimseler vaveyla ko-kopardılar. Resûlülfah Sallatlahü aleyhi ve sellem :

Nefislerinize hayırdan başka bir şeyle dua etmeyin. Zîrâ meleklerin sizin söylediklerinize «âmin» derler; de­dikten sonra :

«Allah'ım, Ebu Seleme'ye mağfiret eyle; derecesini hidâyete erenler arasına yükselt. Kabrini kendisine ge­nişlet. Orada ona nur ver ve arkasından onun yerini tuta­cak kimse halkeyle.» buyurdular.[377]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Ölüm ânında bir kimse gözünü bir noktaya diker de oradan ayırmaz­sa araplar ona : «gözü dikildi» derler. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in Ebu Seleme (R. Anha)'nm. gözlerini yumdurması bu işin müstehâb olduğuna, delildir. Mesele bütün müslümanlarca ittifâkî-dir. Gözlerin açık kalmasının sebebini Hz. Fahr-î Kâinat (S.A.V.) «Çünkü ruhu takip eder» diye beyân etmiştir.

Bu hadîs, «Ruhlar lâtîf bir takım cisimlerdir. Onların bedenlere girmesiyle hayat vücûd bulur. Bedenlerden çıkmasıyla da hayat niha­yete erer» diyenlerin delîllerindendir. Bir takımları ise «Ruhlar, araz­dır» derler. Mesele kelâm kitaplarında münâkaşa edilmiştir. Yine ha-dîs-i şerifte ölen kimseye ve ailesi efradına duâ edilebileceğine ve ke­za ölünün kabrinde ya nîmet veya azap göreceğine delâlet vardır.[378]

561/429- «Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edildiğine göre, Resû-Jüllah Sallallahil aleyhi ve seUem vefat ettiği zaman çizgili bir çarşaf­la örtülmüştür.»[379]

Hadîs, müttefekun aleyh'dir.

Hibere: Çizgili kumaştır. Bu nevi kumaşlar Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) in en sevdiği elbiseliklerdi. Fahr-i Kâinat (S.A.V.) hazretlerinin bu çar­şafla örtülmesi yıkanmazdan önce idi. Nevevî (631—676) Müslim şerhinde bunun ittifakı olduğunu söyler. Hikmeti de cenazeyi açılmak­tan korumak; onun değişen suretini görünmekten gizlemektir. Cenaze­nin örtülmesi, içinde vefat ettiği elbise çıkarıldıktan sonra olacaktır. Elbisenin çıkarılması ise bu elbise sebebiyle; bedeni değişmesin, diyedir.[380]

562/430- «(yine) ondan (radîyallahü anha) rivayet edildiğine göre: Ebu Bekir Sıddîk radtyatlahü ank, Peygamber Sdüdüahü aleyhi ve 8eUem}\ vefatından sonra Öpmüştür.»[381]

Bu hadîsi, Buhâri rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerîf, bir Idmse öldükten sonra cenazesinin öpülebileceğine ve cenazeyi Örtmenin müstehâb olduğuna delildir. Vakıa rivayet edilen fiiller hep sahabenin fiilleri olup, bunlar bâzı ulemâya göre, delîl teşkil etmezse de bu fiiller hem aslî ibâhaye göre caiz; hem de hadîs olarak ResûlülUh (S.A.V.)'dcn rivayet edilmiştir. Nitekim tmâm-ı Tir­mizî (200—279)'nin Hazreti Âişe (R. An/ta/dan tahrîc ettiği şu hadıs-ı şeriften sarahaten anlaşılmaktadır:

«Peygamber (S.A.V.) Osman ibnî Mez'un'u ölmüş olduğu halde ağ-lıyarak, yahut gözleri yaşararak öptü dedi.»

İmâm-ı Tirmizî bu hadîs hakkında: «Âişe hadîsi hasen ve sahih­tir» diyor.[382]

563/431- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den Peygamber Sallallahü aleyhi ve seUem'den duymuş olarak rivayet edilmiştir kî, Resûlüİlah Sallallahü aleyhi ve sellem :

Mü'minin ruhu, borcu ödeninceye kadar borcuna mu­allak kalır.» buyurmuşlardır.[383]

Bu hadîsi, Ahmed ile Tirmizî rivayet etmiş; Tirmizî onu-hasen bul­muştur.

Filhakika borç hususunda Peygamber (S.A.V.) pek ziyâde dikkat ve şiddet gösterirlerdi. Hattâ bir defa borçlu olarak vefat eden bir sa-hâbînin cenazesini kılmamış; sahâbe-î kîrâm'dan biri o borcu üzerine aldıktan sonra kılmıştı.

Yine Fahr-i Kâinat (S.A.V.) efendimiz: şehidin kanı yere damlar damlamaz, bütün günahlarının affolunacağını, bundan yalnız borç müs­tesna olduğunu; haber vermişlerdir.

Bu hadîs-i şerîf dahi borçlu ölen kimsenin ölümünden sonra bile borcu ile meşgul olduğunu bildiren delillerdendir. Bunda ölmezden ev­vel borçtan kurtulmaya çalışmak için teşvik olduğu gibi, borc'un en mühim haklardan biri olduğuna da delâlet vardır. Sahibinin rızası ile alınan borç hakkında hâl böyle olunca gasp, yağma ve soygunculuk gibi meşru olmayan sebeplerle alman borçlara ne denilir, bilemeyiz.[384]

564/432- «İbni Abbas radtyallahü anh*den Peygamber Sallallahü aleyhi ve seîlem'den duymuş olarak rivayet edilmiştir ki, ResûtüHah Sallallahü aleyhi ve sellem, hayvanından düşerek Ölen sahâbî hakkın­da :

Onu su. ve sidr[385] ile yıkayın, da iki elbise içinde ke­fenleyin.» buyurmuşlardır.[386]

Hadîs, müttefekun aleyh'dir.

Hadîsin tamamı şöyledir: «Onu kokulamayın. Başını da sarmayın.» Bundan sonra dahi Buhârî'de şu cümle vardır

kıyamet gününde telbiye ederken diriltilecektir.»

Buharî'nin rivayetine göre, hâdise hac esnasında Arafat'da vakfe yaparken vuku bulmuş ;hayvam üzerinde vakfe yapmakta olan O zât, düşerek Ölmüştür.

Eu hadîs-i şerîf cenazeyi yıkamanın farz olduğuna delildir. îmâm-% Nevevî : «Cenazeyi yıkamanın farz-ı kifâye olduğuna icmâ vardır» der ise de Musannif «El-Feth» de bunu rivayet ettikten sonra şöyle demektedir: «Bu icmâ dâvası şiddetli bir zühuldür. Zîrâ bu bâbdaki MâHkiyyenin hilafı meşhurdur. Hattâ Kurtubî, Müslim şerhinde cena­ze yıkamanın sünnet olduğunu tercih etmiştir.»

Maamafîh Cumhur ufemâ'ya göre cenaze yıkamak farz-ı kifâye ol­duğu gibi Hanefîlerin Fıkıh kitaplarında dahi cenaze yıkamanın farz-ı kifâye olduğuna icmâ-ı ümmet bulunduğu nakledilmektedir. Mâlikîler-den Ebu Bekir ibni Arabî (468—543) cenaze yıkamanın farz olduğuna kail olmayanların sözünü reddetmiş ve : «Bunun vücûbu bâbm-da hem kavlî hem amelî hadîsler vârid olmuş; temiz, pâk olan Resûlüllah (S.A.V.)'in yıkandığı rivayet edilmiş iken, başkalarına ne kalır?» demiştir.

Cenazenin kaç defa yıkanacağı az ilerde gelecek Um mü Atiyye ha­dîsinde görülecektir. «Su ve sidr» î'e buyrulması, hor defasında su­ya sidr karıştırılacağım gösteriyor. Bundan dolayı bâzı ulemâ : «Ce­naze yıkamak taharet için değil, sadece nezâfet içindir, çünkü; içine başka şey katılan su ile taharet olmaz.» demişlerdir. Bâzıları ise; «îh-timal sidr suyun vasfını değiştirmez de onun için karışmış sayılmaz» derler. Bu da her defasında yıkanacak yeri evvelâ sidr iîe oğuşturup sonra su ile yıkamakla olur. KurtubVye göre; evvelâ bir kapta su ile sidr karıştırılarak köpüğü çıkıncaya kadar çalkalanır ve onun­la cenazenin bedeni oğuşturulur. Sonra üzerine hâlis su dökülür. Bu bir defa yıkama sayılır. Bâzıları : «Sidr suya katılmaz; çünkü ka­tılırsa mutlak suyun vasfını değiştirir» derler.

Hadîsin zahiri ile istidlal eden Şâfiîlerle bâzı Mâlikîlere göre, cena­zeyi yıkamak nezâfet içindir. Binaenaleyh, içersine gül suyu gibi bir şey karışan su ile cenaze yıkanabilirsc de israf olacağı için mekruhtur. Cumhur ulemâya göre meşhur olan : Cenaze yıkamanın teabbüdî ol­masıdır. Binaenaleyh şâir vacip ve mendûp Gusüllcrde şart olan onda da şarttır.

Hadîs-i şerifte cenazeyi kokulamak yasak ediliyorsa da «zîrâ kı­yamet gününde telbiye yaparken diriltilecektir» diye tâin buyrulması, nehy'in illetinin, ihramh olarak ölmesi olduğunu gösteri­yor. Binaenaleyh «mâni zail oldukta memnu avdet eder.» kâîdesince ihramdan çıktıktan sonra ölürse kokulamak yasak olmaz. Anlaşılıyor ki, cenazeyi kokulamak müslümanlar arasında mukarrer bir şeymiş. Başını örtmekle sarmayı yasak etmesi dahi ihramdan dolayıdır. îhram-h olmayan cenazelerin başlarını örtmek dahi memnu değildir.

Hanefîlerle bâzı Mâlîkîlere göre ihramın hükmü ölümle biter, «Onu İki elbise içinde kefenleyin.» buyurması, cenazeyi kefen­lemenin vacip olduğuna delâlet eder. Bu takdirde kefenin tek adetlerle olması şart değil demektir. Bâzılarına göre iki elbise ile kefenlcnmesi onların içinde hac denilen mübarek ibâdeti yaparken Öldüğü içindir. Maamafîh başka kefen yapacak elbise bulamamış olması da ihtimâl dahilindedir.

Hadîs-i şerîf kefen'in re's-î maldan olacağına da delildir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) kefenlenmoyi emir etmiş; ölen zâtın bütün malını ihata eden borcu var mı idi yok mu idi sormamıştır.

Hadîsin buradaki rivayetinde «iki elbise» mutlak olarak zik-redilmişse de BuhârVnin bir rivayetinde «iki elbisenin içinde» denilmiş; Nesâî (215—303)'nin rivayetinde ise daha ziyâde îzah cihetine gidilerek «içinde ihrama girdiği iki elbisesiyle ke­fenleyin» buyrulmuştur. Musannif diyor ki: «Bundan cenazenin ihram elbisesiyle kefenlenmesinin müstehâb olduğu ve ölen zâtın ihramının baki kaldığı; cenazenin dikişli elbise ile kefenlenmiyeceği anlaşılmaktadır.» «Telbiye ederken diriltilecektir» ibaresin­den anlaşıldığına göre : Bir kimse bir ibâdete başlar da tamamla-yamadan ölürse, âhirette Cenâb-ı Hak'kın o kimseyi o ibâdeti yapmış gibi tutacağı ümid olunur.[387]

565/433- «Âişe radıyaUahü anha'öan rivayet edilmiştir. Demiştir kî: Peygamber Salîalîahü aleyhi ve sellem'i yıkamak istedikleri vakit: «Vallahi bilmiyoruz: Resûlüllah Salîalîahü aleyhi ve seUem'ı (diğer) cenazelerimizi soyduğumuz gibi soyalım mı, soymayalım mı?... ilâh.» dediler.»[388]

Bu hadîsi Ahmed ile Ebu Dâvud rivayet etmişlerdir.

Hadîsin Ebu Davud'un Sünen'inde tamamı şöyledir :

«Ashâb-ı Kiram ihtilâfa düşünce, Allah onların uykularım o*îtirdf. Hattâ hiçbiri kalmamıştı ki çenesi göğsüne değmesin. Sonra beyt tara­fından kim olduğunu bilmedikleri birisi onlara : «ResûlüNah (S.A.V.)'l elbisesi üzerinde iken yıkayın.» dîye söz etti. Bunun üzerine o hazret! gömleği üzerinde yıkadılar. Suyu gömleği üzerinder döküyor; onu el­leriyle değil de gömlek île oğuşturuyorlardı.»

Hz. Âişe (R. Anka) : «Arkada bıraktığım vukuat bir daha karşı­ma çıksa Resûlüllah (S.A.V.)'Î kadınlarından başka kimse yıkıyamazdı» derdi, tbni Hibban'm bir rivayetinde : «Hz. Peygamber Salîalîahü aleyhi ve sellem'i kucağında oturtan AM b. Ebi Tâlib idi.» deniliyor. Hâkim'in. Rivayetinde:

«Peygamber Salîalîahü aleyhi ve sellem'i Ali (R. A.) yıkadı. Ali'nin elinde bir çaput vardı. O hazreti yıkadı ve elini gömleğin altına soktu, onu gömlek üzerinde iken yıkadı» denilmektedir.

Bu hadîsi, îmâm-ı Şafiî (150—204) dahi Mâlik'ten, o da Cafer ibni Mtihammed'den, o da babasından işitmiş olmak üzere rivayet etmiştir. Bu kıssadan Resûlüîlah (S.A.V.)'in sair cenazeler gibi olma­dığı anlaşılmaktadır.[389]

566/434- «Ümmii Atiyye t adıyallahü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Biz (vefat eden) kızını yıkarken yanımıza Peygamber Salîalîahü aleyhi ve settem girdi de :

Onu su ve sidr ile üç defa veya beş defa, yahut lüzum görürseniz daha fazla yıkayın; sonuncu defasında suya kâfûr'da koyun. Yahut bir parça kâfur koyun; buyurdular.[390]

İşi bitirdikten sonra kendüerino haber verdik.Hemen bize gömleğim verdi ve:

Onu buna sarın; buyurdu.»

Hadîs mütlefekun altyh'dir. Şeyheyn'in Ümmü Atlyye'don bir ri­vayetinde «sağ taraflarından, abdest yerlerinden başlayın» buyrulmuştur. BuhârVnin bir rivayetinde : «Bunun üzerine saçlarını üç belik örerek arkasına koyduk» denilmiştir.

BuhârVnin rivayetlerinde Hz. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)în vefât eden kızının ismi zikir edilmemişse de meşhur rivayete göre Zeyneb (R.Anka)dır Hı. Zeyneb (R.Anha), Ebu'l-Âs (R.A.) ile evli idi. Hicretin 8. yılı başlarında vefât etti. Bâzı rivayetlerde vefât edenin Ümmü Gülsüm (R. Anha) olduğu zikredilmektedir. Buhari'de îbni Sirm'dcn : «Kızlarının hangisi olduğunu bilmiyorum» rivayeti de vardır.

Hadîste göçen «Kâfur da koyun, yahut bir parça kâfur koyun» cümlesindeki şek ve şüphe râvîdendir. «Yani ya Öyle dedi

yahut böyle.» demek istemiştir. BuhârVûe «İşi bitirdikten sonra kendilerine haber verdik» cümlesinden önce «İşi bitirdiğiniz zaman bana haber verin» ibaresi vardır. yerine dahi BuhârVde tâbiri vardır. Maamâfîh mânâ hep birdir.aslında elbisenin düğme ve iplik ve iplik yeri demek ise de burada mahalli zikir hali kast kabilinden mecâz-ı mürsel olarak gömlek mânâsında kullanıl­mıştır.

«Üç defa yıkayın» emrinin zahiri bu sayının farz olduğunu gös­teriyorsa da burada emir nedip mânâsına hamlolunmuştur. Zîrâ bir de­fa yıkamak icmâ'en caizdir. Bâzıları «üç defa yıkamak farzdır» der­ler, «yahut beş defa» tâbiri tahyir (muhayyerlik) ifade eder. Yani ce-nâzoyi yıkayan üç ile beş defa yıkamak arasında muhayyerdir, «yahut daha fazla» cümlesi bir rivayette «yedi defa» denilmek suretiy­le açıklanmıştır. Nitekim îmâm-ı Akmcd îbni HanbeVin mezhebi budur. Yediden fazla yıkamak mekruh sayılmıştır. îbni Abdü'l-Bcrr (368—463) : «Yediden fazla yıkanır diyen bir kimse bilmiyo­rum» demektedir. Ancak Ebu Davud'un rivayetinde : «Ya yedi, ya­hut bundan daha fazla yıka» denildiğine göre, icâbında yedi­den fazla yıkamak da câia olmak gerektir. Cenazeyi su ve sidr ile yıkamanın keyfiyeti yukarıda görülmüştü.

Ulemâ : «Bundaki hikmet cenazenin bedenini yumuşatmasıdır» der­ler. Suya kâfur katmanın hikmeti ise, cenazenin yanında bulunan me­leklerle insanlara güzel kokması içindir. Kâfûr'un daha bir çok hassa­ları olduğunu söylerler ki, bunlar kurutmak, soğutmak içeriye işlemek, cenazeyi katılaştırmak, sinekleri defetmek, bozulmaktan korumak gibi şeylerdir.

Hâsılı kâfur; bu hususatta güzel kokuların en keskinidir. Cenaze­nin son defa yıkanacağı suya kâfur katılmasının sırrı budur.

Hadîs-i şerifte, cenaze yıkarken sağ taraflardan başlamaya da de­lâlet vardır. Bundan maksad sağ tarafın uzuvlarıdır. «Abdest yer­lerinden» denilmesi sağ taraflarından başlamaya münafi değildir. Çünkü hem sağdan, hem de abdest yerlerinden başlamak mümkündür. Bâzıları bunu «abdest a'zâsı olmayan yerlerde sağdan başlıyarak yıka­yın; abdest a'zâsı olan yerlerde abdest a'zâsından başlayın» diye tef-sîr etmişlerdir. Cenazeye abdest aldırma emrinin hikmeti; gurre ve tahcil'in eseri belli olmak için mü'minin alâmetini yenilemektir.

Mazmaza ile İstinşak cenaze için abdest fiillerinden değildir. Ha­dîs-i şerîf, cenazenin saçlarının örülmesine kail olanların delilidir. Bâ­zılarına göre kadının saçları Örülmeden dağınık bir şekilde yüzüne ve arkasına salınır. Kurtubî diyor ki : «Galiba buradaki hilafın sebebi Ümmü Atiyye'nin fiili Hz. Peygamber (S.A.V.)'in emri olmaksızın ya­pılmış olmasındandır.» Lâkin Musannif bu mes'eleyi : «Said ibni

Mansur şu lâfızlarla rivayet etmiş» diyor :

«Ümmü Atiyye dedî ki : Resûlüllah SalîaUahü aleyhi ve sellem :

Onu tek (sayı île) yıkayın, saçlarını da belik yapın» buyurdular. îbni Hibban'm sahihinde:

«Onu üç defa, yahut beş veya yedi defa yıkayın ve kendisine üç belik yapın» denilmiştir, «üç belik» tâbiri tağlibtir. Bu hadîsler «kadının saçı örülmez» diyen­lerin aleyhine delîl sayılmaktadır.[391]

567/435- «Âişe radıyallahü anha'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki : Resûlüllah SaUdlkthü aleyhi ve seîlem, pamuktan (mâmûl) üç be­yaz suhul esvabı içine kefenlendi; (bu) üçün içinde gömlek ve sarık yoktu.»[392]

Bu hadîs, müttefekun aleyh'tir.

«Tabakât-ı İbni Saad» da Şa'bî'den rivâyeten tasrih edildiğine göre bu üç elbise : İzar, rida' ve lifâfe (yani; gömlek, rida ve sargı) dır.

Hadîs-i şerîf, cenazeyi üç parça beyaz elbise ile kefenlemenin efdâl olduğuna delildir. Zîrâ Teâlâ hazretleri. Peygamberine ancak efdâl ola­nı ihtiyar eder. Filvaki sünen sahipleri İbnî Abbas (R. A.)'dan şu ha­dîsi rivayet ederler:

«Beyaz elbiseler giyin. Zîrâ onlar daha güzel ve daha temizdirler. Ölülerinizi de onlarla ke­fenleyin.» Ibni Abbas (R.A.)'ıti bu hadîsim İmâm-ı Tirmizî ile Hâkim sahihlemiştir. Aynı hadîsin Semüra (R. A.J'dan sahîh senetle rivayet edilen bir de şahidi vardır. Peygamber (S.A.V.)'in çizgili ve kıymetli bir Yemen kumaşı ile örtüldüğünü ifâde eden Hz. Âişe (R. an-ha) hadîsini yukarıda görmüştük. Fakat bu hadîs ona muarız de­ğildir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) o kumaşla kefenlenmemiş; sâdece üze­rine örtmüşler; sonra da almışlardı. Nitekim Sahîh-i Müslim'de dahi hu vak'a böyle ifâde olunmuştur. Zâten zâhîr hâle bakılırsa Fahr-Î Kâ­inat (S.A.V.) efendimizi o çarşafla yıkamazdan önce örtmüşlerdi.

İmûm-ı Tirmizî (200—279) diyor ki : «Resûlüllah (S.A.V.)'in üç parça beyaz esvap İle kefenlenmiş olması, onun kefeni babında gelen en sahîh rivayettir.»

Vakıa Peygamber (S.A.V.)'in yedi esvapla kefenlendiğine dâir îmâm-ı Ahmed ibni 3anbel (164—241) ile îbni Ebi Şeyhe (—234) nin ve Bczzctr'm Ali (R. A J'dan tahrîc ettikleri bir hadîs varsa da bunun râvîleri arasında Abdullah ibni Muhammed b. Ukayl bulun­maktadır ki, bu zâtın belleyişi iyi değildir. Hadîsi, mütâbeâtta işe yarar. Fakat yalnız başına rivayet ettiği hadîsi iyi ve makbul değildir. Bilhassa burada olduğu gibi rivayeti diğer sahîh rivayetlere-muhalif olursa, hadîsi hiç kabul edilemez. Maamâfîh Hâkim (321— 405)'in rivayet ettiği Eyyup hadîsi -ki bu hadîsi Nâfî, ibni Ömer (R. A.) dan dinlemiştir- ibni Ukayl hadîsini takviye etmektedir. Eğer bu hadîs sabit olursa o zaman Hz. Âişe (R. anha) hadîsiyle araları bulunur ve : «Hz. Âîşe (R. anha) üç parça esvap içine kefenlendiğini duy­muş; onu rivayet etmiş diğerleri de duyduklarını rivayet etmişler­dir» denilir.

Kefenin bütün vücûdu örtmesi îcâp eder. Şayet bütün vücûdu ört­mezse evvelâ avret mahalli Örtülür. Ondan bir şey artarsa baş tarafı örtülür. Ayakları üzerine kuru ot konur. Çünkü Peygamber (S.A.V.) amcası Hamza (R. A.) ile Mus'ab b. Ümeyr (R.A.)'ı bu şekilde ört­müştür. Bir parçadan fazla kefen kullanmak istenilirse, tek adet ol­ması mendûptur. Maamâfîh iki parçadan yapmak da caizdir. Nite­kim, ihramlı iken vefat eden sahâbî'nin hadîsinde görmüştük. Kefen üç parçadan yapıldığı takdirde : İzâr, ridâ' ve lifâfe'den ibaret ola­cağını dahi Şâ'&i'nin rivayetinde gördük. Kefen hakkında başka ka­viller de vardır. Hanefîler kefeni, kefen-i zaruret, kefen-i kifayet ve kefen-i sünnet olmak üzere üç kısma ayırırlar. Şâir mezheplerde bu. bâbda çeşitli îzâhât vardır. Tafsilât fıkıh kitaplarmdandır.[393]

568/436- «İbni Ömer radıyallahü anhüma'âan rivayet edilmiştir. Demiştir ki, Abdullah ibni Übeyy vefat ettikte oğlu ResûFüllah Saîlallahü aleyhi ve sellem'e gelerek :

Gömleğini bana ver de onunla babamı kefenleyeyim; dedi. Resûlül­lah SaUallahü aleyhi ve sellem, hemen gömleği ona verdi.»[394]

Hadîs, Müttefekun aleyh'dir.

Bu hadîs-i şerîf gömlekten kefen yapmanın meşru olduğuna delildir. Rivayetin zahirine bakılınca Hz. İbni Übey'in Resûlüllah (S.A.V.)'den o gömleği cenazeyi kefenlemezden Önce istemiş olması îcâp ederse de, Buhârî'nin rivayet ettiği Câbir hadîsi buna muarızdır. Câbir hadîsi şudur :

«Peygamber SaBaZZaJm aleyhi ve seUem, Abdullah fbnl Übeyy defnedildikten sonra yanına geldi. Ve onu (mezarından) çıkararak tükürüğünden ona üfürdü. Göm­leğini de ona giydirdi.»

Bu hadîs, gömleğini çıkarıp ona giydirmesinin definden sonra ol­duğunu sarahaten ifâde ediyor. Halbuki İbni Ömer hadîs'i buna muarız­dır, iki hadîsin arası şöyle bulunmuştur: İbni Ömer hadîsindeki (verdi) tâbirinden maksad. «evet» diyerek vaad etmektir. Verme işinin yüzde yüz olacağına bakarak vaad etmek yerinde m2câzen vermek fiili kul­lanılmıştır. Câbîr (R. A.) hadîsindeki «defnedildikten sonra» tâbiri de böyledir. Yani mezarının içine indirildikten sonra demektir. Câbîr ha­disinden şöyle bir mânâ da çıkabilir :

Übeyy'i kabrinden çıkardıktan sonra yapılan iş sadece ona tükür­mek olmuştur. Gömleği zaten evvelden giydirilmiştir. Bununla beraber üfürmekle, gömlek giydirmek beraber zikredildi diye mutlaka ikisinin birden vâki olmaları lâzım gelmez. Zîrâ bu iki şey birbiri üzerine (vav) ile atfedilmişlerdir (vav) ise tertip ve beraberliğe delâlet etmez. O mut­lak surette cem içindir. Binaenaleyh tertip kasdetmeksizin Resûl-ü Ek­rem (S.A.V.)'in bâzı ikramlarını murâd etmiş olmak da caizdir. Bâzı­ları «Peygamber (S.A.V.) ona evvelâ iki gömleğinden birini vermiş; defnedildikten sonra da oğlunun İsteği üzerine ikincisini vermiştir» der­ler. Hâttim'in «El-îklîl» adlı eserinde bu tevcihi te'yid eder rivayet vardır.

Hz. Peygamber (S.A.V.)'in Abdullah b. Abdullah'a gömleğini ver­mesi, onun sâlih bir zât olmasındandır. Şu da var ki, Hz. Abdullah bu gömleği' istemiştir. ResûlüHah (S.A.V.) ise hiç bir hacet sahibini boş el ile çevirmezdi. Yoksa onun kendisine Fahr-i Kâinat (S.A.V.) hazret­lerinin gömleğini giydirdiği babası en büyük münafıklardan biri idi. Ve münafık olarak ölmüştü. Hattâ :

«Onlardan Ölenlerin hiç biri üzerine ebediyyen cenaze namazı kıl­ma »âyet-i Kerîmesi onun hakkında nazil olmuştu. Bâzıları : «Peygam­ber Sallallahü aleyhi ve sellcm'in ona gömleğini giydirmesi, Übey, Be­dir gazasında Hz. Abbas (R. A.)'ı giydirdiği içindir. Resûlüllah (S.A.V.) amcasına yaptığı iyiliğe mükâfat olmak üzere ona gömleğini giydirmiştir» derler.[395]

569/437- «İbnl Abbas radıyallahü anhüma'd&n rivayet edildiğine gö­re. Peygamber SaUallahü aleyhi ve seUem :

Elbisenizin beyazlarını giyin; çünkü onlar sizin en ha­yırlı elbisenizdir. Cenazelerinizi de onlarla kefenleyin» buyurmuşlardır.[396]

Bu hadîsi, Nesâî müstesna, Beşler rivayet etmiş; Tirmizî onu sahîhlemiştir.

Buhâri'nin Hz, Aişe (R. Anta/dan rivayet ettiği hadîste Pey­gamber (S.A.V.)'in üç parça beyaz esvap ile kefenlendiğini yukarıda görmüştük. Hâl böyle olunca, emrin vücûp için olması asıldır, diyerek beyaz giymenin ve cenazeleri beyaz elbise ile kefenlemenin vücûbuna kail olmak lâzım gelirse de Fahr-I Kâinat (S.A.V.) efendimizin beyaz­dan başka elbise giydiği sabit olduğundan emir vücûp için değildir. Zaten her zaman beyaz elbise bulmak mümkün değildir. Nitekim Uhud şehitleri için beyaz elbise bulunamamış, Resûlüllah (S.A.V.) onlardan bir cemâati çizgili alaca bir çarşafla kefenlemiştir. Binaenaleyh zaru­rette beyaz olmayan bir kumaştan da kefen yapılabilir. Resûlüllah (S. A.V.)'in kırmızı bir Kadife ile kefenlendiğini ifade eden bir hadîsi İbni Adiyy (279—365) Hz. İbni Abbas (R. A.J'dan rivayet etmiştir. Lâkin bu hadîs zayıftır. Çünkü râvîleri arasında Kays b. Er-Rübeyyi' vardır ki bu zât zayıftır. Herhalde îbni Adiyy Resûlüllah (S.A.V.)'in kabrine kır­mızı bir Kadife örtüldüğünü ifâde eden hadîsle bu zayıf hadîsi biribiri-ne karıştırmış olacaktır. Çizgili bir Yemen kumaşı ile kefenlendiğine dâir söylenti de bu kabildendir. Yukarıda bu kumaşla Hz. Peygamber Sallalîahü aleyhi ve seMem'in sadece örtüldüğünü, sonra kumaşın alın­dığını görmüştük.[397]

570/438- «Câbir radıyaîlahü anh'dzn rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûiüllah Sdllaîlahü aleyhi ve sellem:

Biriniz kardeşini kefenlediği vakit, onun kefenini gü­zel yapsın» buyurdular.[398]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerifi Tirmizî de Ebu Katade (R. A./den rivayet etmiş ve hasen ve garip'tir demiştir. Kefenin güzel yapılması emri bizzat kefen­liğin güzel olmasını icâp ettiği gibi, kefenliğin sıfatının ve cenazeyi onun­la sarmanın güzel ve iyi yapılmasını da iktizâ eder. Binaenaleyh ke­fenlik mümkün mertebe güzel ve beyaz kumaştan seçilmeli, fakat bu hususta pek pahalıya merak etmemelidir. Zîrâ İlerde görüleceği vecihle kefenliğin pahalısından nehycdilmiştir. Kefenliğin sıfatını bundan önce­ki İbni Abbas (R. A.) hadîsi beyân etmiştir.

Kefenin cenazeye güzel giydirilip, sarılmasını ise yukarda geçen hadîsler ifâde etmişlerdir. Filhakika kefenin güzel olması hakkında bir çok hadîsler vârid olmuştur. Bunların bâzılarında bu işin illeti de zikre­dilmiştir. O hadîslerin bir kaçı şunlardır :

1— Deylemî Hz. Câbir (R. A.) den merfu' olarak şu hadîsi tahrîc etmiştir:

«Cenazelerinizin kefenini güzel yapın: Zîrâ onlar birbirlerine onunla iftihar ederler ve kabirlerinde birbirlerini onunla ziyaret ederler.»

2— Deylemî Ümmü seleme (R. Anha)'d2.n da şu hadîsi rivayet etmektedir:

Kefeni güzel yapın; vâveylâ, tezkiye vasiyeti geciktirmek, yardımı terk etmek gibi şeylerle Ölülerinize eziyet etmeyin; Ölenin borcunu ödemeye şitâb edin; kötü komşulardan yüz çevirin, ka­bir kazarken onu derinleştirin, genişletin.»

3— Imâm-ı Ahmed ibni HanbeVin Hz. Âişe (R. Anha)'da.n tah­rîc ettiği şu hadîs de ölen bir kimseye iyi muamele edilmesi bâbmdadır :

«Kim bir cenaze yıkar da onun hakkında emniyetli hareket eder ve o anda cenazeden sâdır olan şeyleri ifşa etmezse gü­nahlarından anasının doğurduğu gün gibi çıkar.»

4— Buhârî ile Müslim Hz. İbni Ömer (R. AJ'dan şu hadîsi tahrîc etmişlerdir :

«Resûiüllah Sallallahü aleyhi ve seîlem :

Kim bir müslümanın günahını gizlerse, Allah da kı­yamet gününde onun günahını gizler» buyurdu.

5— Abdullah ibni Ahmed Übeyy b. Kâb (R. A.)dan şu hadîsi tahrîc etmiştir:

«Şüphesiz Âdem Aleyhİsselâmın ruhu­nu melekler kabzetti ve onu yıkadılar, kefenlediler, kokuladılar; onun için mezar kazarak kendisini defnettiler; cenaze namazını kıldılar; kabrine girdiler ve üzerine ker­piç koydular. Sonra kabirden çıktılar; sonra üzerine top­rak çektiler; sonra: Ey Adem oğulları! işte yolunuz bu­dur, dediler.»[399]

571/439- (Bu da) ondan (radıyaîlahü anh) rivayet edilmiştir. De­miştir ki : Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, Uhud şehîdlerîn-den İki kişiyi bir elbise içinde bîr yere getiriyor, sonra :

Bunların hangisi daha çok Kur'ân bilir?; diyor; ve kab­re evvelâ onu indiriyordu. Uhud şehtdlerî yıkanmadılar; üzerlerine ce-nâie namazı da kılınmadı.»[400]

Bu hadîsi, Buhârî rivayet etmiştir.

Lâhd : Kabrin bir tarafında açılan yarıktır. Bu suretle kabrin orta­sından yana dugru bir mey] hasıl olur. Zâten İlhâd : Meyletmek demek­tir.

Hmiis-i şerif bir takım hükümlere delâlet ediyor:

1— Zaruret ânında iki cenazeyi bir elbise ile kefenlemek caizdir. Ve iki ihtimalden biri budur.

İkinci ihtimale göre : Bir elbise iki kişiye pay edilerek, yarıdan kesilir. Ve her cenaze ayrı ayrı kefenlenir. Ekseriyetle ulemâ'nm kavli budur. Hattâ birinci ihtimâle kail olan bulunmamıştır; zîrâ o ihtimâle göre iki cenazenin tenleri birbirilerine temas eder diyenler olmuştur.

2— Kur'ân-ı Kerîm'i daha çok bilenler başkalarına tercih edilir­ler. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in fazileti her şeyden üstündür. Buna kıyâ-sen başka tercih sebepleri bulunursa defn hususunda tercihe yararlar.

3— Zarurette bir cemâat bir kabre defn edilebilir. Bukârî (194—-256): «İki üç kişiyi bir kabre defn babı» nâmı altında ayrı bir bâb yap­mış ve buradaki Câbir hadîsim o baba kaydetmiştir. Vâkıâ Câbir (R. A.) hazretlerinin hadîsi iki kişi hakkında ise de Abdürrezzak'm rivayetin­de üç kişi de zikredilmiş ve «Resûlüllah (S.A.V.) İki üç kişiyi bir kab­re defnederdi» denilmiştir.

Sünen sahiplerinin Hişam ibni Âmirü'l-Ensârî'den tahrîc ettikleri şu hadîsde dahi üç kişi kaydı vardır:

«Uhud harbî günü ensâr Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem't gelerek :

«Bİze yaralanma ve meşakkat isabet etti» dediler. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :

Mezar kazın ve geniş tutun da iki üç kişiyi bir kabre defnedin.» buyurdular.

Bu hadîsi, Imâm-t Tirmizî sahîhlemigtir. Bu hususta erkek ile kadın arasında bir fark yoktur. Binaenaleyh zarurette iki üç kadın da bir kabre defnedilebilir. Erkek ile kadının bir kabre defnine ge­lince : Zarurette bunun da eâiz olacağına dair Abdürrezzak'dan bir rivayet vardır. Bu rivayete göre Vâsiletü'bnü'1-Eskâ' bunu yaparmış ve evvelâ erkeği defneder, arkasına da kadını yerleştirirmiş. Elhâsıl za­rurette bir kaç kişinin bir kabre defnedilebileceği mezhepler arasında it-tifâkî bir mes'eledir. Ve efdâl olan hangisi ise kıble tarafına o yatırılır. Diğeri onun arkasına konulur. Sonra sıra ile büyük önce, küçük sonra, erkek evvel, kadın sonra defnedilerek araları toprakla ayrılır. Yalnız kefenle aralarını ayırmak kâfi gelmez. Fakat zaruret yokken bir kaç ki­şiyi bir kabre defnetmek Hanefîlere göre mekruh, diğer mezheplere gö­re haramdır.

4— Şehîd yıkanmaz. Cumhur ulemânın mezhebi budur. Saîd ibni Müseyyeb, Hasan-ı Basri, İbnü Şüreyh gibi tabiîn hazaratından şe-hîdi yıkamak vaciptir, dedikleri rivayet olunur. Hadîsimiz onların aleyhine delildir. îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel'in tahrîc ettiği Câbir hadîsi dahi onların aleyhine delildir. Bu hadîste

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, Uhud şehtdlerl hakkında :

Onları yıkamayın; çünkü her yara yahut her kan kı­yamet gününde misk saçacak; buyurdular» denilerek yıkama­manın hikmeti beyân edilmektedir,

5— Şehidin üzerine namaz kılınmaz. Fakat mesele ulemâ arasında ihtilaflıdır. Dört mezhep ulemâsı şehîdleri kısımlara ayırmışlardır. Bunların arasında hüküm itibarıyla az çok farklar vardır.

Hanefîlere göre her nevî şehîdlerin cenaze namazı kılınır.

Diğer üç mezhep imamlarına göre hakîki şehîdlerin cenaze nama­zı kılınmaz. Hakîki şehîdlerin yıkanmaması ise dört mezhep imamları arasında ittifakı bir mes'eledir.

«Şehidin namazı kılınır» diyenler, cenaze namazı hakkındaki delil­lerin umûmu ile amel ettikleri gibi, Hz. Peygamber (S.A.V.)'in Uhud şehîdlerin üzerine cenaze namazı kıldığım ve Hamza (R. A.)'m üzerine yetmiş defa tekbîr aldığını ifâde eden hadîs ile ve keza îmâm-ı Buhârî nin Ukbetü'bnü Amir (R. A.J'dan rivayet ettiği hadîs-i şerif ile istid­lal ederler.

Kılınmaz diyenler ise, buradaki Hz. Câbîr hadîsiyîe istidlal eder­ler. Hattâ lmâm-ı Şafiî (150—204) : «Peygamber (S.A.V.)'in Uhud şehîdleri üzerine cenaze namazı kılmadığına dâir mütevâtir yollar­dan gözle görmüşeesine âgikâr haberler gelmiştir» der. Hz. Şafiî yetmiş tekbîr hadîsi için «sahih değildir» demektedir. Ukbe hadîsine de ta'n ve itiraz ederek : Bizzat Ukbe hadîsinde Resûlüllah (S.A.V.)'in Uhud şehîdlerinin namazını kılması, vak'adan sekiz sene sonra olduğu zikir ediliyor. Ölümünden sekiz sene sonra bir kimsenin cenaze namazı­nın kılınmasına bu hadîsle istidlal edenler de kail değildir. Binaenaleyh bu hadîsle istidlal edilemez. Herhalde Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) onlara sâdece duâ etmiş olsa gerektir. Bu hâdise sabit bir hükmü ncsh etmeye delîl olamaz, ilâh...» diyor.

Ukbe (R.A.) hadîsinin lâfzı Buhârî'de şöyledir :. ... »

«Peygamber SaUalîahü aleyhi ve sellem ;Uhud şehîdlerinin cenaze namazını sekiz sene sonra kıldı.» İbni Hibban şu cümleyi de ziyâde ediyor:

«AHahü Teâlâ ruhunu kabzedinceye kadar evinden de çıkmadı.»

Maamâfîh Hanefîyye ulemâsından Kemal İbni Hümâm «Fethü'l-Kâdîr[401]» adlı eserinde muarızlara lâzım gelen cevabı vermiş ve Hanefîlerin delillerinden hiç birinin «hasen» dereceden aşağı düşmedi­ğini isbât etmiştir.[402]

572/440- «Ali radıyaUahü anh'den rivayet olunmuştur. Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'î kefen hususunda:

Pahacılık yapmayın; çünkü o çabuk soyulur»derken işittim; demiştir.[403]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud rivayet etmiştir. Ebu Dâvud bunu Şâ'bî ta­rikiyle Hz. Ali (R. A./dan rivayet ediyor İd isnadında Amr ibnî Hişam elcemî vardır. Bu zât muhtelefün fîhtir. Sonra §â'bî ile Alî (R. A.) ara­sında inkitâ da vardır. Çünkü Dâre Kutnî'nin beyânına göre Şâ'bî Hz. Ali (R.A.)'dan bir hadîsten başka hadîs işitmemiştir.

Hadîs-i şerîf, pahalı kefen satın almanın memnu olduğuna deiîldir. «Çabuk soyulur» buyrulması kefenin gabuk çürüyüp, biteceğine işarettir. Nitekim Buhârî'nin Hz. Âişe (R. Anha)'dsLn muhtasar ola­rak rivayet ettiği §u hadîs de bu mânâyadır :

«Ebu Bekir kendi üzerinde bulunan, hasta iken giydiği za'ferandan lekeli bîr elbiseye bakarak :

«Şu elbisemi yıkayın ve ona iki elbise daha katın da beni onlarla kefenleyin.» Dedi. Ben :

«O eskidir» dedim:

«Şüphesiz yeniyi giymeye diri; Ölüden daha lâyıktır. O (kefen) an­cak mühlet içindir; dedi.»

Mühlet : Bedenden akan irin ve sarı sudur.[404]

573/441- «Hz. Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edildiğine göre. Peygamber Sallallahü aleyhi ve settem, kendisine :

Benden önce ölmüş olsan seni yıkardım... Hâh.» buyur­muştur.[405]

Bu hadîsi, Ahmed ile İbni Mâce rivayet etmiş ve İbni Hîbban sahîhlemiştir.

Hadîs-i şerîf erkeğin karısını yıkayabileceğine delildir. Cumhur'un kavli de budur. Hanefîlere göre bilâkis erkek karısını yıkayamaz. Fa­kat kadın kocasını yıkayabilir. Çünkü nikâh kalmamıştır. Erkek iddet de beklemediği için karısına karşı tamâmiyle ecnebi olmuştur. Kadın iddet beklediğinden talâk-ı ric'i iddeti içinde kocasını yıkayabilir. Fa­kat talâk-ı baîn iddeti içinde yıkayamaz. Bu mes'elede îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel de Hanefîlerle beraberdir. Karı-koca hakkında hüküm bu­dur. Biribirine ecnebî sayılanlara gelince :

Bunların su bulamıyanlar hükmünde olduğunu Ebu Davud'un mürseller arasında tahrîc ettiği şu hadisten anlıyoruz:

«Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :

Kadın erkeklerle bir arada iken ölür; aralarında baş­ka kadın bulunmazsa, erkek de kadınlar ile bir arada iken ölür, yanlarında başka erkek bulunmazsa, bunlara teyemmüm ettirilerek defnolunurlar. Bunlar suyu bula-mıyan hükmündedirier.» buyurdu.

Bu hadîsi, Ebu Bekir b. Ayyaş, Muhammed ibni Sehil'den, o da Mekhûl'den rivayet etmiştir. Muhammed ibni Sehİl'i İbnî Hibban mûtcmet râvîler arasında zikreder. Buhârî ise : «Onun hadîsinde tâbi olun­maz» der.[406]

574/442- «Esma binti Umeys[407] radıyallahü anha'âan rivayet edil­diğine göre Fâtima radîydllahü anha kendisini Ali radıyaUahü. ann in yıkamasını vasiyet etmiştir.»[408]

Bu hadîsi, Dâre Kutnî rivayet etmiştir.

Bu hadîs dahi, bundan önceki Hz. Âişe hadîsinin delâlet ettiği hük­mü bildirmektedir. Kadının kocasını yıkayabileceğine delîl ise Ebu Davud'un Hz. Âişe (R. Anka)1 dan tahrîc ettiği şu hadîstir :

«Arkada bıraktığım vukuat bir daha karşıma çıksa Resûlüllah SaîldUahü aleyhi ve sellem'l kadınlarından başka kimse yıkayamazdı.»

Bu hadîsi, Hâkim sahîhlemiştir. Hz. Âişe ve Fâtıma (R. Anhüma) hadîsleri her ne kadar birer sahâbîyye sözü de olsalar. Resûlüllah (S.A.V.) zamanında ma'ruf ve ma'lûm olan bir şeyi anlatmaktadırlar. Bu hususu Beyhahî (384—458) 'nin rivayet ettiği şu kıssa da te'yid ediyor : «Ebu Bekir (R. A.) öldükten sonra kendisini karısı Esma bînîî Ümeys'in yıkamasını vasiyet etmişti. Hz. Esma (R. Anha) vücutça zayıf olduğundan bu İş İçin Abdurrahman ibni Avf'tan yardım istedi.» Hz. Esmâ'nın hu fiilini inkâr eden bulunmamıştır. Cumhur'un kavli de budur.[409]

575/443- «Büreyde radıyallahü anh'den Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem'in zinadan dolayı recminî emir ettiği Gamİtli kadın hakkında rivayet edilmiştir. Demiştir ki :

Sonra o kadın hakkında emir buyurdular da cenaze namazı kılına­rak defnedildi.»[410]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerif, şer'î bir hadd ile öldürülen kimsenin cenazesi kı­lınabileceğine delildir. O kadının cenazesini bizzat Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) kıldırmış olduğuna dâir hadîste bir kayıt yoktur. îmâm-ı Mâ­lik (93—179) : «Hâd ile öldürülen kimsenin cenaze namazını müslü-manların imamı kılamaz; zîrâ ulemâ fasıkları men etmiş olmak için onların namazını kılmazlar» diyor. Maamâfîh bu GamH'li kadın hakkında Peygamber (S.A.V.):

«Bu kadın öyle bir tevbe etmiştir ki, o tevbe Medîne'liler arasında taksim edilse hepsine yeter­di.» buyurmuş; yahut buna yakın, bir şey söylemiştir.

Fâsıkiların, hadd ile öldürülenlerin, veled-i zinaların cenaze nama­zı hakkında ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Âsîlerle yol kesicilerin cenaze namazı dahi ihtilaflıdır. Hanefîlere göre fâsıkların, hadden öldürülen­lerin ve veled-i zinaların cenazesi kılınırsa da âsîlerle yol kesenlerin namazı kılınmaz. Şâfiîlere göre hepsinin namazı kılınır. MâÜkîlerolcn îbnü'l'Ardbî (468—543) böyleleri hakkında : «Bütün ulemânın mez­hebi: Her müslümanın yani hadd vurularak Öldürülenin, recm olunanın, intihar edenin, veled-i zinâ'nm cenaze namazı kılınacağı merke­zindedir» diyor, intihar edenin hükmü aşağıda hadîste görülecektir.[411]

576/444- «Câbir ibnî Semûra'dan rivayet olunmuştur. Demiştir kî : Peygamber Saîlallahü aleyhi ve sellem'e kendini geniş bîr demirle öl­düren bir adam getirdiler de onun cenaze namazını kılmadı.»[412]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Hattâbî[413] (319—388) diyor ki : «Böylesinin cenaze namazı kılmmaması ona ceza ve başkalarını onun gibi yapmaktan men etmek içindir.» Fukahâ bu mes'elede dahi ihtilâf etmişlerdir. Halîfe Ömer ibnî Abdülaziz intihar edenin cenaze namazını kılmaya cevaz ver­miyordu. Evzaî (88—157)'nih mezhebi de budur. Fukahâ'nın ekse­risine göre kılınır. Kasden kendini öldüren kimsenin cenaze namazı Hanefİyye ulemâsı arasında ihtilaflıdır. «Kılınır» diyenler olduğu gibi, «kılınmaz» diyenler de vardır. Mes'eleyi Imâm-ı Âzam ve Muham­med ile îmâm-ı Ebu Yusuf arasında ihtilaflı görenler bile mevcut­tur. Bu rivayete göre : tmâ/m-% Âzam'lo. Muhammed «kılınır» demiş­ler; îmâm-% Ebu Yusuf; Böylesini zâlim ve bağî hükmünde tutarak, cenazesinin kılınamıyacağma kail olmuştur. Hadîsimiz Ebu Yusuf'a, delildir.

«İntihar edenin namazı kılınır» diyenler : Bu hadîs karşısında : «O zâtın namazını Peygamber (S.A.V.) kılmasa da ashâb-ı kiram kıldılar. Bu mes'ele Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in borçlu Ölen zâtın cenazesini kıl-mayıp sonradan ashabına kılma emri vermesine benzer.» diyorlar. Bâ­zıları bu re'yi pek beğenmiyerek : «intihar edenin cenazesini kılmak için Resûlüllah (S.A.V.)'in ashabına emir verdiği kat'i olarak sabit ise, mes'eîeye bir diyecek yoktur. Fakat sabit değilse, Hz. Ömer ibnî Abdül-aziz'in re'yi daha muvafıktır» diyorlarsa da, NesâVnin rivayetinde :

«Bana gelince ben onun cenaze na­mazını kılmam» buyrulduğuna göre, başkasının kılabileceği bun-âan anlaşılmış olsa gerektir.[414]

577/445- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den, mescidi süpüren ka­dının kıssası hakkında rivayet edilmiştir, (demiştir ki): Peygamber Sdlîallahü aleyhi ve sellem, o kadını sordu. Ashâb :

O öldü; dediler. Resûl-ü Ekrem Sallaîlahü aleyhi ve sellem:

«Bana haber vermemeli mi idiniz?» buyurdular. -Galiba ashâb o kadının şanını küçümsemişlerdi- Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahii aleyhi ve sellem :

«Onun kabrini bana gösterin;» dedi ve gösterdiler. Hemen onun cenaze namazını kıldı.»[415]

Hadîs, müttefekıın aleyh'dir.

Müslim «Sonra Peygamber (S.A.V.) :

Şüphesiz ki bu kabirler, içinde yatanlar için karanlık­la doludur, ve şüphesiz ki Allah onlara benim cenaze na­mazı kılmam sebebiyle kabirlerini nurlandırır.» buyurdu­lar; cümlesini ziyâde etmiştir.

Müslim'in bu ziyâdesi yine Hz. Ebu Hüreyre (R. A.)'m rivâyetin-dendir. BııhârVnin aynı ziyâdeyi tahrîc etmemesi, îmâm-ı Ahmed İbni Haribel (164—241) ıin de dediği gibi Sabifin mürsellerinden müdrec olduğu içindir.

Musannif, bu kıssanın bir kadına âit olduğuna kat'iyetle cez-metmiştir. BuhârV&e ise râvîsi Sabifin şekki ile «bir siyah adam, yahut bir siyah kadın» denilmiştir. Lâkin yine BuhârVnin bir riva­yetinde Sabifin «Onun ancak kadın olduğunu sanıyorum» dedi£ zikrolunmuştur. îbni Hüzeyme (223—311) dahi Ebu Hüreyre (R. A.) dan başka bir tarîk ile gelen bir rivayette kıssanın kadına ait oldu­ğuna cezmen hükmetmiş ve «bir siyah kadın» demiştir.

Hadîsi, Bt.itkakl (384—458) güzel bir isnadla tahrîc etmiş ve kadının Ümmii Mthccn ilmini taşıdığını; bu kıssa da Peygamber (S.A. V.) cevap verenin Hz. î=bu Bekir (R. A.) olduğunu ifâde etmiştir.

Hadîs-i şerîf cenaze defnedildikten sonra mutlak surette (yani evvel­ce namazı kılınsın, kılınmasın.) kabrinin üzerine cenaze namazı kılı­nabileceğine delildir. îmâm-ı Şafiî (150—204)'nin mezhebi de budur. Peygamber (S.A.V.)'in Bera ibni Ma'rûr (R. A./ın vefatından bir ay sonra cenaze namazını kabrinin üzerine kılması ve keza Buhârî'nin ri­vayetine göre geceleyin ResûlüJlah (S.A.V.)'in haberi olmadan defne­dilen, ensâr-ı Kirâm'dan bir çocuğun namazını kabrinin üzerine kılma­sı da aynı hükme delâlet ederler. Bu bâbda dokuz sahabeden hadîs riva­yet olunmuştur. Bâzı zâhîriler'e göre; kabir üzerine cenaze namazı kıl­mak caiz değildir.

Kabir üzerine cenaze namazım caiz görenler bunun ne zamana ka­dar caiz olacağı hakkında ihtilâf etmişlerdir. îmâm-ı Şam'dan bir ri­vayete göre üç güne kadar kılınır. Bâzıları «defnedildikten bir aya ka­dar» demiş. Diğer bâzıları cenaze kabrinde çürüyünceye kadar caiz gör­müş; çürüdükten sonra ise üzerine namaz kılacak bir şey kalmadığın­dan artık kılınamıyacağına kail olmuş; hattâ cenaze namazından mak-sad duâ olduğunu, duânm ise her zaman yapılabileceğini ileri sürerek bu işin her zaman yapılabileceğini iddia edenler bile olmuştur. Bâzı­ları kabir üzerine namaz kılmak Hi. Peygamber (S.A.V.)'in hasâisindendir derler.[416]

578/446- «Hüzeyfe radıyallahü anh'den rivayet edildiğine göre. Peygamber Saîldllahü aleyhi ve seîlem, Ölümü ilân etmekten nehy bu­yururdu.»[417]

Bu hadîsi, Ahmed ile Tîrmîzî rivayet etmiş, Tirmîzî onu hasen bul­muştur.

Nehy'in sigası herhalde İmâm-ı Tirmizî (200—279)'nin tahrîc ettiği şu hadîsten alınmıştır :

«Sakın Ölümü ilân etmeyin; zîrâ ölüm ilânı câhilîyet devri âdetidir.»

Tahiir (yani sakındırma) sigası nehy mânâsmdadır. Tîrmizî'nin tahrîc ettiği Huzeyfe hadîsinde Nz. Huzeyfe (R. A.ym, yanında bulunanlara :

Ben vakit kimse ilânda bulunmasın, zîrâ ben bunun ölüm İlânı olacağından korkarım. Gerçekten ben Resûlüllah (S.A.V.)'i ölüm ilânından nehy ederken gördüm.» dediği rivayet olunuyor. Tirmizî bu hadîs için «ha-sen» dememiştir. Bundan sonra îmâm-ı Tirmizî nâ'yı îzah etmiş ve bunun : «Halk cenazeye gelsinler diye kalabalık içinde : Filân ölmüştür, şeklinde seslenmek» ten ibaret olduğunu bildirmiştir.

Hanefîlerle şâir bâzı fukâhâya göre ölüm haberini hısım ve akra­baya, eşe, dosta bildirmek caizdir. Vâkıâ bunu cahıliyef âdetine ben­zeterek «mekruhtur» diyenler olmuşsa da, esah kavle göre mekruh de­ğildir. Bâzıları : «cahîliyet devrinde olduğu gibi ölüm ilânı yapmak ha­ramdır» derler. Cahlliyetde çarşı ve pazarlara, sokaklara, evlere adam göndererek bir kimsenin öldüğünü ilân ederlerdi. «En-Nihâye» nâm eserde şöyle deniliyor : «Araplar arasında meşhur olduğuna göre: Şe­refli birisi öldü veya öldürüldü mü, kabilelere bir atlı gönderilir, o da öleni ilân ederek « çyj c£ » filânın ölüm haberini bildir: «filân helak olmuştur». Yahut «Filânın ölümü ile araplar helak olmuştur» diye nida ederdi.» Ibnü'l-Arabl (468—543) diyor ki «Hadîslerin mecmuun­dan üç hâl elde edilir:

1— Hısım ve akrabaya; eşe dosta ve sâlih kimselere bildirmek. Bu sünnettir.

2— Övünmek için kalabalık çağırmak. Bu mekruhtur.

3— Yascı tutmak gibi başka bir nevi ilân. Bu da haramdır.» îbnül-Arabi'nin birinci hâle «sünnettir» demesi, cenazeyi tutup kapmak,, yıkamak, namazını kılmak ve defnetmek ile mükellef bir cemâatin mutlaka bulunması îcâp ettiğindendir. Resûlüllah (S.A.V.)'in: «Bana haber verseydiniz ya» gibi sözleri de buna delâlet eder.[418]

579/447- «Ebu Hüreyre radıyallahü onfe'den rivayet edildiğine göre. Peygamber BallaTlahü aleyhi ve sellem, Necâşî'nin vefat haberini öl­düğü gün vermiş; ashabı namazgaha çıkararak saf bağlatmış ve dört defa tekbîr almıştır.»[419]

Bu hadîs, Müttefekun aleyhdir.

Necâşî : Habeş imparatoru demektir. Bu zâtın ismi Ashama idi. Taberî'ye göre vefatı hicretin dokuzuncu yılındadır. «Feth-i Mek­ke'den önce idi» diyenler de vardır.

Musalladan murâd : Ya bayram namazlarını kıldığı yahut cena­ze namazı için tahsis buyurduğu yerdir.

Hadîs-i şerîf de na'y'in ölüm haberini bildiren bir isim olduğuna ve bunun sırf İlân için yapılabileceğine delâlet olduğu gibi, gaibin üze­rine cenaze namazı kılmanın meşru olduğuna da delâlet vardır. Ulemâ bu hususta ihtilâf etmiş ve ortaya bir kaç kavi çıkmıştır. Bu kaviller şunlardır :

1— Gaibin cenaze namazını kılmak mutîak surette caiz ve meşru­dur, îmâm-î §âfü ile îmâm-ı Ahmed İbni HaribeTin ve diğer bâzı zevâtın mezhebi budur.

2— Gaibin cenaze namazını kılmak mutlak surette memnudur. Hanefîlerle Mâlikîferİn ve diğer bâzı zevatın mezhepleri de budur.

3— Öldüğü gün veya ona yakın günlerde kılınabilir. Fakat ara uzarsa kılınmaz.

4— Gâib kıble tarafında ise namazı kılınır; değilse kılınamaz. Bu iki kavlin vechi, Necâşî kıssası üzerinde durarak ona bağlanmaktır. Gaibin cenazesi kılınamaz diyenler: «Necâşî'nin cenaze namazı Resû­lüllah (S.A.V.)'e mahsustur» derler.

5— Necâşî gibi vefat ettiği yerde cenaze namazı kılınmayanlar için gâibâne cenaze namazı kılmak caizdir. Zîrâ JVecâşî'nin memleketi ahalisi henüz müslüman olmamışlardı. Şeyhü'l-tslâm İbni Teymiyye bu kavli ihtiyar ediyor.

Musannif «Fethü'l-Bâri» de bu kavli Hattâbî (319—388)'den nakleder. Rûyânî (415—502) dahi bunu beğenmiş ve sonra şöyle demiştir : «Bu muhtemeldir. Şu var ki, ben haberlerin hiç birinde Necâşî'nin memleketinde kendisine bir kimsenin cenaze namazı kıl­madığına vâkıf olamadım.»

Bu hadîsle cami içinde cenaze namazı kılmanın mekruh olduğuna kail olan Hanefîlerle Mâlikîler istidlal ederler. Çünkü Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) bu iş için dışarıya, hattâ, tâ namazgaha çıkmıştır. Vâkıâ Ha-nefîlerden bâzıları : «Cenaze dışarda ise, cami içindekiler onun namazını kılabilir» demişlerse de «El- Hülâsa» nâm kitaptan naklen «Fet~ hü'l-Kadîr» de bunun mutlak surette, yani ister cenaze ile cemâatin ikisi de cami içinde olsun; ister cenaze dışarda cemâat içerde olsun; ya­hut imamla cemaatın bir kısmı dışarda, geri kalanlar içerde olsun­lar veya imamla cemâat dışarda cenaze içerde bulunsun, fark et­meksizin mekruh olduğu kaydedilmektedir.[420]

Hadîs-i şerif de cenaze namazında saf teşkil etmenin meşru ol­duğuna da delil vardır. îmâm-ı Buharı (İ94—256) bu kıssa hak-ktnda Hz. Câbir (R. A./dan bir hadîs tahrîc etmiştir ki mezkûr hadîse göre, Câbir (R. A.)'m ikinci veya üçüncü safta olduğu anlaşılıyor. Hattâ Buhârî : «Cenaze namazında imamın arkasında ikî veya üç saf teşkil edenler bâb'ı» nâmı altında bu hususa dâir bir bâb ayırmıştır.

Yine bu hadîs-i şerifte Peygamber (S.A.V.)'in nübüvvetine şehâ-det eden bir de mucize vardır ki, o da Medîne-î Münevvere ile Habeşis­tan arasında binlerce kilometre mesafe bulunmasına rağmen Hz. Fahri Kâinat efendimizin günü gününe NecâşVnin vefatını haber verme­sidir.[421]

580/448- «İbni Abbas radıyaUahü anhüma'âan rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'i :

«Eğer bir müslüman kimse Ölür de cenazesinde, Al­lah'a hiç bir şey şerîk koşmayan kırk kişi bulunursa Al­lah o kimseleri ona şefaatçi kılar» derken işittim.[422]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerif, cenaze namazı kılacak cemâatin kalabalık olmasının faziletine ve mü'minin şefaatinin Allah indinde makbul olacağına delîldir. Hadîsin bir rivayeti şöyledir:

«Eğer bir müslümanın cenaze namazını müsfümanlardan, mecmuu yüze varan bir cemâat kılar da o kimse hakkında şefaat etmek isterlerse kendilerine şefaat hakkı verilir,»

Sünen sahibelerinin bir rivayetinde : «Üç saf» denilmiştir. Bâ­zılarına göre bu hadisler birer suâle cevap olarak şeref vârid ol­muşlar ve herkese suâline göre cevap verilmiştir. Maamâfîh Resû­lüllah (S.A.V.)'in hadîslerle gösterilen sayılarda kimselerin şefaatinin kabul edileceğini haber vermiş olması da ihtimal dahilindedir. Hadîs­ler arasında münâfât yoktur. Çünkü mefhum-u adet zâten birçok usul-culara göre sahîh delîl değildir. Onu delîl kabul edenlerce dahi nâs ol­duğu yerde mefhum-u adede itibar yoktur. Binaenaleyh hadîslerin hep­siyle amel olunur.[423]

581/449- «Semüratü'bnü Cündeb radıyallahü anhilma'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki : Peygamber Sallallahü aleyhi ve seüem'ın arkasında nifas halinde ölen bir kadının cenaze namazını kıldım. Onun ortast hizasına durdu.»[424]

Hadîs, mütfefekun aleyh'dir.

Bu hadîs-i şerîf kadının cenazesini kılarken ortasına doğru durma­nın meşru olduğuna delildir. Bu menduptur. Vacip olan, cenaze erkek ol­sun, kadın olsun cnun tir cüz'üne karşı namaza durmaktır. Ulemâ bu bâbda ihtilâf etmişlerdir.

Hanefîlere göre : Cenaze namazında erkek, kadın, büyük ve küçük arasında fark yoktur. îmam cenazenin göğsü hizasına durur. îmâm- Âzam'dan bir rivayete göre erkeğin başı, kailinin ortası hizasına du­rur.. Ve cemaat üç saf olur. Bunlar namazın mendublarındandir.

Şâfiîlere göre : îmamın olsun, yalnız kılanın olsun; erkek cenaze­nin bası hizasına, kadın ile hünsa'nın ayak ucuna doğru durmaları, mümkünse üç saf teşkil edilmesi sünnettir.

Mâlikîlere göre : îmam ve yalnız kılan erkek cenazenin ortası hi^ zâsına, kadının omuzları hizasına durur. Onlara göre cenaze namazının sünnetleri yoktur. Binaenaleyh bu fiiller mendubtur.

Hanbetîlere göre : îmam ile yalnız kılanın, ölen erkekse göğsü hiza­sına, kadınsa ortası hizasına durmaları sünnettir.[425]

582/450- «Hz. Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiş­tir ki: Vallahi gerçekten Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, Bey-zâ'mn iki oğlunun cenaze namazlarını mescidde kıldı.»[426]

Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerifte ismi geçen Beyzâ, Da'd isminde bir kadındır. Oğul­ları da Sehl ve Süheyl'dir. Babaları Vehb b. Rabîa'dır.

Hz. Âişe (R.Anha) bu hadîsi, Saad ibni Ebî Vakkas, (R.A.)'m cenazesini mescid içinde kıldığı vakit kendisine itiraz edenlere söyle­miştir.

Hadîs-i şerif, cami içinde cenaze namazı kılmanın mekruh olmadı­ğına delildir. Hanefîlerle Mâiikîlerin bu bâbda ki kavillerini az yu­karıda görmüştük. Onlar buradaki Hz. Âîşe hadîsini te'vil ederek: «Bundan murâd, Peygamber (S.A.V.)'in mescidde, Beyzâ oğullarının cenazelerini ise, dışarıda bulunmalarıdır» derler.[427]

583/451- «Abdurrahman ibni Ebi Leylâ'dan rivayet edilmiştir. De­miştir ki:, Zeyd ibni Erkam bizim cenazelerimiz üzerine dört tekbîr alı­yordu. Bir cenazede beş tekbîr aldı. Bunun üzerine kendisine sordum: Resûlüllah SnUaUahü aleyhi ve sellem., bu beş tekbiri alıyordu; dedi.»[428]

Bu hadîsi, Müslim ile Dörtler rivayet etmişlerdir.

Yukarda geçen Ebu Hüreyre hadîsinde Peygamber (S.A.V.)'in Necâşi'ye kıldığı cenaze namazında dört tekbîr aldığını görmüştük. Dört tekbîr aldığı, İbnİ Mes'ud, Ebu Hüreyre, Ukbetü'bnü Amir, Berâ İbni Âzib ve Zeyd ibni Sabit (R. Anhüm) hazarâtından da rivayet olun­muştur. Sahiheyn'de İbni Abbas (R.A.)'dan rivayet edilen bir hadîs­te : «Bir kabrin üzerine namaz kıldı ve dört defa tekbîr aldı» denilmek­tedir.

İbni Mâce (207—275)'in Ebu Hüreyre radıyatlahü anh'den tah-rîc ettiği bir hadîste dahi «Peygamber (S.A.V.) bîr cenaze namazında dört tekbîr aldı» deniliyor. İbni Ebi Dâvud (230—316) : «Bu bâbda bundan daha sahîh bir şey yoktur» diyor. Cenaze namazındaki tekbîr­lerin dört olduğuna selef ve halef ulemâsının cumhuru ile dört mez­hep imamları kail olmuşlardır. Bâzıları Hz. AH (R. A./ın Fâtıma (R. Anha) üzerine beş tekbîr aldığına ve keza Hasan (R. A./ın baba­sının cenaze namazında beş defa tekbîr aldığına bakarak, «cenaze na­mazında beş tekbîr vardır» derler. Bunlar dört tekbîr rivayetini «ÎEtitah tekbîrinden maada dörttür» şeklinde te'vil ederler. Bittabi bu te'vil makbul değildir.[429]

584/452- «Ali radıyallahü anh'den rivayet edildiğine göre, kendisi Sehl İbnİ Huneyf'in cenaze namazında altı tekbîr almış ve :

Gerçekten o Bedirlidİr; demiştir.»[430]

Bu hadîsi, Saîd ibni Mansur rivayet etmiştir. Aslı Buhârî'dedir.

«Bedîrlîdîr» sözünden murâd: Hz. Peygamber (S.A.V.) ile birlikte Bedir gazasına iştirak edenlerdendir, demektir. Hadîsin BuhârVdeki metni şudur :

«Ali, Sehl îbnl Huneyf üzerine tekbîr «Imıştır» «altı» tâbirini Bürkânî «müstahrec* in­de ziyâde etmiştir. Bııhârî bunu tarihinde zikreder.

Cenaze namazının müteaddid tekbîrleri hakkında çeşitli riva­yetler vardır : Meselâ : Beyhahî (384—458) Saîd ibni Müseyyeb'den Hz. Ömer (R. AJ'm ; ^Bunların hepsi (yani) dört ve beş (tekbir) var idî. Biz dört tekbîr üzerine ittifak ettik» dediğini rivayet eder. tbnü'l-Münzir Hz. Ömer (R. A./in sözünü başka bir yoldan rivayet ettiği gi­bi, yine Beyhakî Ebu Vâil'in şu sözlerini nakleder : «Resûlüllah (S. A.V.) devrinde cenaze namazlarında dört, beş, altı ve yedi tekbîr alır­lardı. Şu hâl karşısında Ömer (R.A.) Resûlüllah (S.A.V.)'in ashabını topladı. Bunlardan her biri gördüğünü haber verdi. Bunun üzerine Ömer (R. A.) onları dört tekbîr üzerine topladı». îbnü-Abdil~Ber (368— 463) «El - îztizkâr» adlı eserinde isnadı ile birlikte §u haberi riva­yet etmektedir : «Peygamber (S.A.V.) cenaze namazlarında dört, beş, altı, yedi ve sekiz tekbîr alırdı. Bu hal, tâ NecâşVnin ölümüne kadar devam etti. Onun Ölümü münasebetiyle namazgaha çıktı ve cemâati saf yaptı.»

îbni Âbdü'l-Berr şunu da ziyâde ediyor: «NecâşVnm cenaze na­mazında dört tekbîr aldı. Bundan sonra Peygamber (S.A.V.) dört tek­bîr almakta sebat etmiştir.» Binaenaleyh önceki rivayetler bununla nesh edilmiştir. Nitekim «dört tekbîr alınır» diyenlerin kavli budur. Hz. Ömer (R. A.) île beraberindeki ashâb-ı kira m'm neshi duymadık­ları anlaşılıyor. Çünkü Resûlütlah (S.A.V.)'in cenaze namazlarında dört tekbîr almaya kararlı olduğunu ve artık hep bu şekilde hareket ettiği­ni bilseler; toplanarak bu hususta müşavereye lüzum görmezlerdi.[431]

585/453- «Câbir radıyallahü anh'dcn rivayet olunmuştur. Demiştir kî : Resûlüllah SaUaîîahü aleyhi ve sellem, bizim cenazelerimiz üzeri­ne dört tekbîr alır ve ilk tekbîrde fâtiha-i kitâb'ı okurdu.»[432]

Bu hadîsi Şafiî zayıf bir isnadla rivayet etmiştir.

Musannif bu hadîs hakkında «Fethü'l-Bârî» de : «Şeyhim Tirmû zî şerh'inde bunun senedinin zayıf olduğunu ifâde etmiştir» demiş; «Telhis» de ise bu hadîsi İmâm-ı Şafiî'nin İbrahim b. Muhammed den, onun da Muhammed ibni Abdullah b. Ukayl'den onun da Câbîr (R. A./dan rivayet ettiğini kaydetmiştir. Hadîs imamları ibni UkayVı zayıf bulmuşlardır.

Cenaze namazında fatiha okunması ulemâ arasında ihtilaflıdır. Îbnü'l-Münzir, hazreti İbni Mes'ud (R. A.) ile Hasan ibni Ali ve îbni Zübeyr hazarâtından bunun meşru olduğunu rivayet etmiştir. İmâm-ı Şafiî ile Ahmed ibni HanbeVin mezhebi budur. Ebu Hüreyre ile İbni Ömer (R. Anhümayda.n cenaze namazında kıraat olmadığı nakledilmiştir. Hanefîlerle Mâlikîlerin mezhebi de budur. «Fatiha oku­nur »diyenler Câbir (R. A.) hadîsiyle istidlal ederler.

Bu hadis zayıf ise de aşağıdaki hadîs ona şâhiddir.[433]

586/454- «Talha b. Abdullah b. Avf[434] radıyattahü anhüm'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki : İbni Ab bas'in arkasında bir cenazenin namazını kıldım. cFâtlha-i ki t ab» ı okudu, ve :

Bunun sünnet olduğunu bilmeniz İçin (okudum), dedi.»[435]

Bu hadîsi, Buhar! rivayet etmiştir.

Hadîsi ibni Uüzeyme (223—311) ile Nesâî (215—303) şu lâfız­larla tahrîc etmişlerdir:

«Hemen elinden tuttum ve kendisine bunu sordum: Evet birâder-zâdem. Bu haktır ve sünnettir; dedi.» Yine Nesâî başka bir tarîkten bu hadîsi şu lâfızlarla tahrîe etmiştir :

«Fâtİha-i kitâb ile bir sûre okudu. Bunları bize işittirecek kadar aşikâr okudu. Namazı bitirdiği vakit elinden tuttum ve kendisine sordum : Sünnet ve haktır; dedi.»

Filhakika Tirmizl (200—279) İbni Abbas (R. A .)dan şu hadîsi nvâyet eder;

«Peygamber (S.A.V.) cenaze namazında fâtiha-İ kltâb» ı okudu.». Fakat bu hadîs için Tirmizl «aahîh değildir. İbnî Ab-bas'dan gelen sahîh rivayet (sünnettendir) sözüdür» der. Hâkim (321 —405) diyor ki : «Sahâbînin (sünnettendir) demesinin müsned hadîs sa­yılacağına bütün hadîs imamları ittifak etmişlerdir.» Musannif ise : «tcmâ' böyle nakloîunmuştur. Halbuki hadîstiler ve usulcular arasında hilaf meşhurdur.» diyor.

Hadîs-i şerîf cenaze namazında fatiha okumanın vacip olduğuna delîildir. Çünkü burada geçen (sünnet) tâbiri farzın karşılığı olan sünnet mânâsına değil, Hz. Peygamber (S.A.V.)'in malûm olan yolu mânâsı­nınadir. «Haktır» tâbiri de bu vücûbu te'kid eder. Zîrâ «haktır» demek «sabittir» manasınadır. Filhakika İbni Mâce, Ümmü Şerik'den :

«Resûlüllah (S.A.V.) bize cenaze namazında «fâtih a-i kitabı ı okumamı­zı emretti.» hadîsini rivayet etmiştir. Bunun isnadında az zayıflık varsa da onu da İbni Abbas (R.A.) hadîsi gidermektedir. Emir, vücûp delîl-lerindendir. Binaenaleyh fatiha okumak îmâm-ı Şafiî ile Ahmed ibni Haribel'e ve başkalarına göre vaciptir.

Diğer ulemâ cenaze namazında fatiha okumanın meşru olmadığına kaildirler. Delilleri :

İbni Mes'ud (R.A.ym : «Resûlüllah (S.A.V.) bize cenaze namazın­da bir kıraat tayin etmedi. Bilâkis :

«İmam tekbîr aldı mı sen de al ve sözün en güzelle­rinden dilediğini seç; buyurdular» sözüdür.

Bâzıları «cenaze namazında fatiha okumak sünnettir» derler. Bun­lar hadîste geçen sünnet tâbirinden farza mukabil olan sünneti yani, ıstılâh-ı Örfiyyi anlamışlardır. «Fatihayı okumak vaciptir» diyenler şöylede istidlal ederler: «Cenaze namazı bilittifak namazdır. Nama­zın ise fatiha okumadan sahih olamıyacağı şu hadîsle sabittir :

«Fâtihasız hiçbir namaz yoktur.»

Binaenaleyh cenaze namazı da bu umumda dâhildir. Onu bu umum­dan çıkarmak ancak bir delîl ile olur. Böyle bir delil de yoktur.

«Fatiha okumak lâzımdır» diyenlerce bunun yeri ilk tekbîrden son­radır. Ondan sonra tekbîr alınarak Peygamber (S.A.V.)'e salâvat oku­nur. Sonra tekbîr alınarak ölen zâta duâ edilir. Duanın keyfiyetini aşa­ğıdaki hadîs bildiriyor.[436]

587/455- «Avf ibni Mâlik radıyallahü anVden rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah Sallalîahü aleyhi ve sellem, bir cenazenin namazını kıldı. Ben de onun okuduğu duadan şunu ezberledim:

Allah'ım! Ona mağfiret eyle; ona acı, ona afiyet ver, onu affet ve onu güzel güzel ağırla; yerini genişlet; onu su ile, karla ve dolu ile yıka; onu günahlardan, beyaz el­biseyi kirden pakladığın gibi pakla. Ona dünyadaki yur­duna bedel daha hayırlı bir yurd; dünyadaki aile efra­dından daha hayırlı bir aile ihsan et; onu cennete koy; onu kabrin fitnesinden ve cehennemin azabından koru.»[437]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Râvinin bu duayı ezberlemesi iki ihtimalden biriyle olmuştur: Yâ Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) duayı aşikâr okumuştur da ondan işiterek bel­lemiştir, yahut Resûlüllah (S.A.V.) gizli okumuştur. Fakat namazdan sonra râvi ona hangi duayı okuduğunu sormuş ve ondan dinliyerek ez­berlemiştir.

Fukahâ hazarâtı duanın gizli okunmasını mendûp sayarlar. Maamâfîh : «Duâ okuyan aşikâr okumakla, gizli okumak arasında muhayyer­dir» diyenler olduğu gibi: «gündüz okunan duaları gizli, gece dualarını aşikâr okumalı» diyenler de vardır.

Cenâze'ye okunan duâ halisane ve samîmâne olmalıdır. Zîrâ Fahr-i Kâinat (S.A.V.): «Onun için halisane duâ edin» buyurmuşlardır. Resûlüllah (S.A.V.)'den rivayeti sabit olan duayı okumak elbette daha iyidir. Bu hususta vârid olan hadîslerin en sahihi bu hadîstir. Aşağıdaki hadîs de öyledir.[438]

588/456- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur : Demiştir ki : Resûlüllah Sallaîlahü aleyhi ve sellem, cenaze namazı kılarken şöyle derdi :

Allah'ım! Bizim dirimize, ölümüze, burada bulunanı­mıza, bulunmayanımıza, büyüğümüze, küçüğümüze, er­keğimize ve kadınımıza mağfiret buyur. Allah'ım! Biz­den kimi yaşatırsan, müslüman olarak yaşat; öldürdüğü­nü de îmân ile öldür. Yâ Rabbî! bizi bu meyyitin ecrinden mahrum etme ve onun ardından bizi sapıtma!»[439]

Bu hadîsi, Müslim ile Dörtler rivayet etmişlerdir.

Küçükler ibâdetlerle mükellef olmadıklarına göre, onların günahı da olmayacağı tabiî ise de burada onlar için mağfiret istenmesi mü­kellef olacakları zamana nisbetledir. Maksad : Âkil, baliğ olduktan son­ra onların hayırlı işlerde devam ve sebatlarını dilemektir. Vefat eden bir din kardeşine edilecek duâ hakkında hadîsler çoktur. Biz bir iki tanesini zikr etmekle iktifa edeceğiz:

1— Ebu Dâvud (202—275) «Sünen» inde Ebu Hüreyre (R. A.) dan Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in cenaze namazında şu duayı okuduğunu rivayet eder :

«Allah'ım, bunun Rabbi sensin; bunu sen yarattın; kendisine islâmiyet yolunu sen gösterdin; ruhunu da sen kabzettin. Bunun gizlisini, aşikârını sen bilirsin. Bizler ona şefaat etmeye geldik. İmdi onun günahını bağışlayı-ver.»

2— İbni Mâce (207—275) Vâileîbnü'l-Eska' (R. Anfca/dan şu hadîsi tahrîc etmiştir : Vâile'e demiştir ki, Resûlüllah (S.A.V.) bize müslümanlardan birinin cenaze namazım kıldırdı. Onu şöyle derken işittim :

Rabbi, şüphesiz ki filân oğlu filân senin himayende ve civâr-ı vuslatındadır. Sen vefa ile hamde ehilsin. Şu halde onu kabrin fitnesinden ve cehen­nemin azabından koru. Yâ Rab; onu mağfiret buyur ve ona acı. Çünkü gafur, rahîm ancak sensin.»

Rivayetlerin çeşitli olması .yapılacak duanın mutlaka muayyen ve bir şekle münhasır olmadığını, isteyenin bu dualardan herhangi birini okuyabileceğini gösterir. Nitekim İmâm-ı Şâfü / (150—2ÖA)-ile diğer bâzı zevat daha başka dualar ihtiyar etmişlrdirv Burada dikkat edilecek cihet yapılan duanın içten gelmesidir.1 Zîrâ cenaze namazı ancak bunun için meşru olmuştur. Aşağıdaki hadîs dahi duada gösterilecek ihlâs ve samimiyet hakkındadır.[440]

589/457- «{yine ondan) radıyallahü anh' rivayet edildiğine göre Pey­gamber Sallaîlahü aleyhi ve seîlem :

«Cenazenin namazını kıldığınız vakit ona halisane duâ edin.» buyurmuşlardır.[441]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud rivayet etmiş ve İbni Hİbbân sahîhlemişür. Çünkü cenazenin namazını kılanlar, onun şefâatçiîarıdır. Şefaatçi ise aracılık ettiği hususun kabulü için mübalağa gösterir.Taberânî (260—360)'nin rivayetine göre îbni Ömer (R.A.) bir cenaze gördü mü :

«İşte Allah ve Resulünün btze vaad ettiği budur. Allah da Resûfü de doğru söyler. Allah'ım bizim îmân ve teslimiyetimizi arttır.» derdi.

Taberânî bundan sonra şu hadîsi Resûlüllah (S.A.V.)'e müsned olarak rivayet etmiştir :

«Peygamber Sallattahü aleyhi ve selîem :

Bir kimse bir cenaze görür de; Allah en büyüktür; Al­lah ve Resulü doğru söyler, işte Allah ve Resûlü'nün vaad ettiği budur. Allah'ım, bizim îmân ve teslimiyetimizi art­tır; derse kendisine yirmi sevap yazılır.» buyurdular.[442]

590/458- «Ebu Hüreyre radıyallahü ank'den, Peygamber SaMaMa-hü aleyhi ve sellem'den şunu duyduğu rivayet edilmiştir.Peygamber Saîlaîlahü aleyhi ve setlem :

Cenazeyi çabuk götürün. Eğe cenaze iyi ise o iş ha­yırdır. Cenazeyi hayra götürürsünüz. Cenaze iyiden baş­ka bir şey ise iş kötüdür. Onu boynunuzdan atarsınız.»[443]

Hadis, müftefekun aleyh'dir.

îbnu Kvdâme'nin rivayetine göre cenazeyi çabuk görtürme em­rinin nedip için olduğu ulemâ arasında hilâfsızdır. Bu mes'ele Ibni Hazm Zâhiri'ye sorulmuş : «Vaciptir» demiştir.

Çabuk götürmekten maksad : Şiddetli yürümektir. Selef-İ Sâühînden bâzısı sür'at emrini buna hamletmişlerdir. îmâm-ı Şafiî (150—204) ile Cumhur ulemâ'ya göre sür'attan murâd : Mûtad yürüyüşten biraz faz­laca hızla yürümektir. Şiddetle sür'atli gitmek mekruhtur. Hâsılı cena­zeyi çabuk götürmek müstehabtır. Fakat bu çabukluk cenazenin tabut­tan düşmesi gibi bir zarara mueddî veya taşıyanlara meşakkat verecek bir dereceye varmamalıdır. Kurtubî : «Hadîsten murâd : cenazeyi pek ağır tutmamak ve defni geciktirmemekdir» diyor. Bir de ağır dav­ranmak ekseriya iftihar ve böbürlenmekle neticelenir.

Bu îzâhât sür'at emrinin cenazeyi taşımaya âit olduğuna gö­redir. Bâzıları bu emrin cenazeyi techîz ve tekfîne dâir olduğunu söylerler. Ve bu kavi birinci kavilden eamm'dır. Fakat Nevevî (631 —676) : «Bu kavi bâtıldır. Hadîste geçen «Onu boynunuzdan atarsınız» tabiriyle reddolunur.» diyor.

Musannif «Fethü'l-Bârh de : «Bunu İbnî Ömer (R.A.) hadîsi te'yid eder demektedir.» İbnî Ömer hadîsi şudur :

Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve settem:

Biriniz öldü mü onu hapsetmeyin, sür'atie kabrine gö­türün; derken işittim».

Bu hadîsi, Taberânî güzel bir isnadla tahrîc etmiştir. Ebu Dâvud (202—275) 'in merfû olarak rivayet ettiği bir hadîste şöyle buyruimaktadır :

«Bir müslümanın cenazesinin ailesi arasında kalması lâyık değildir.»

Hadîs-i şerif cenazenin, teçhiz ve defninde sür'at göstermeye delildir. Fakat bu acele, felçli ve emsali hastalar hakkında doğru de­ğildir. Onların ölüp ölmediği iyice anlaşılmak için teenni ile hareket etmek îcâp eder.[444]

591/459- «Ebu Hüreyre radtyaîlahü anh'den rivayet edilmiştir. De­miştir ki: Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve sellem:

Kim cenazenin yanında namazı kılınıncaya kadar bu­lunursa ona bir kırat (sevap), kim defnedîlinceye kadar

bulunursa Ona İki kırat verilir», buyurdular. «Bu iki k.ral ne­dir?» diye soruldu:

«İki büyük dağ gibidir» buyurdular.[445]

Müslim'in Ebu Hüreyre'den rivayetinde : «Mezara konulun-Caya kadar» denilmektedir. BuhârVnm yine Ebu Hüreyre'den riva­yetinde : «Bir kimse bir müslümanın cenazesini îmân ve hesapla takip eder de namazı kılınıp, defn işi bitinceye kadar o cenaze ile beraber bulunursa, muhakkak o kim­se her bin Uhud ayarında iki kırat tst>.*sp) ile döner.

Ebu Avâne (—316) : iki kırat'm ne olduğunu soranın Hz. Ebu Hüreyre (R. A.) olduğunu tasrîh etmiştir. Görülüyor ki, Buhârî (194 —256) ile Müslim (204—261) hadîsin baş tarafını ittifakla riva­yet etmiş, sonradan ayrılmışlardır.

Bu hadîs-i şerıf'i oniki sahâbe-İ celîl rivayet etmişlerdir. «îmân ve hesapla» buyrulması böyle yerlerde lâbüt bir kayıttır. Çünkü yapılan işe sevap teredtüp etmek için o işin mutlaka niyet ile yapılması iktizâ eder. Binaenaleyh cenazeye sırf mükafat veya dostluk için işti­rak etmenin sevap olmadığını musannif «Fethü'l-BârU de zikretmiştir. Burada sevabın miktarı «Uhud gibi» denilerek ifâde edilmiş; Nesâî'nin rivayetinde :

«Ona herbiri Uhud'dan daha büyük iki kırat ecri var­dır» buyrulmuş; Müslim'in bir rivayetinde :

«Küçüğü Uhud gibi» denilmiş; îbni Adiyy (279—365)'in Vasile (R. A./dan tahrîc ettiği rivayette :

«Ona öyle iki kırat ecir yazılır ki, bunla­rın hafif olanı kıyamet gününde, mizanında Uhud da­ğından daha ağır gelir» tarzında ifâde olunmuştur.

Anlaşılıyor ki, bu sevabı hak etmek, daha cenaze evinden çı­karken yanında bulunmakla elde edilecektir. Nitekim Müslim'in bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur :

«Bir kimse cenaze ile beraber onun evinden çıkar da sonra onu defnedilinceye kadar takip ederse o kimseye her biri Uhud gibi iki kırat ecir verilir. Kim cenazenin namazını kılar da dönerse ona bir kırat verilir.»

Bu husustaki rivayetler birleştirilince, bu sevaba, ancak cena­zenin namazını kılarak onunla beraber kabrine kadar gidenin nail olacağı anlaşılır.

Musannif merhum diyor ki : «Benim anladığıma göre bu se­vap cenazenin arkasından gitmese bile namazını kılana verilecektir. Çünkü cenazeyi takip etmek, onun namazını kılmaya vesiledir.» Lâ­kin sadece namazı kılanın kıratı, namazını kılıp, cenazeyi götüre­nin kıratından az olacaktır. Saîd îbni Mensur (—227) Urve tarikiy­le Zeyd îbni Sabit(R. A./dan şu hadîsi tahrîc etmiştir:

ÂSs «jU>- «Bir cenazenin namazını kıldığın vakit, borcunu Ödemiş olursun.» Aynı hadîsi îbni (—234) bâza lâfız farkıyla rivayet etmiştir.Bu mânâda birçok merfû hadîsler rivayet edilmiş ise de bunların hepsi zayıftır.

Âhirette amellerin nasıl tartılacağını şimdiden bilmeye imkân yok­tur. Bunun hakikatim yalnız Allah bilir. Hattâ bize bunu anlatmak için teşbihten başka çâre yoktur. Binaenaleyh bilmediğimiz âhiret tartısı bildiğimiz dünya tartılarına benzetilerek cenaze teşyîinden hâsıl olan sevap kırat ile ifâde olunmuş, yani mâkûlât'tan olan bir şey mahsûsa t suretinde gösterilmiştir. Fakat kırat denilince bizce malûm olan az bir miktar hatıra geleceğinden buradaki kıratın miktarına da tenbih olun­muş; bunun «Medîne-i Münevvere'deki ma'ruf Uhud dağı kadar büyük» olduğunu ifâde buyrulmuştur.

Hadîs-i şerîf, cenazenin yanında bulunarak namazını kılmaya, hiz­metinde bulunmaya ve kabre kadar arkasından giderek teşyi1 ve def­nine iştirak etmeye terğib ve teşvik etmektedir. Yine bu hadîste Allah' in fadlü kereminin büyüklüğüne ve ölen bir mü'mine karşı son derece sevap ikramında bulunduğuna delâlet vardır.

Tenbih : Cenazenin taşınması hakkında Ebu Bekir-i BeyhaM (384—458) «Es-Sünenü'l-Kübra» adlı eserinde Abdullah Îbni Mes'ud (R. A./dan merfu olarak şu hadîsi tahrîc etmiştir:

«Demiştir kî :

Bîriniz cenazenin arkasından giderse, tabutun dört tarafından da fut­sun. Sonra gönüllü olarak taşımaya devam etsin, yahut vazgeçsin. Zîrâ böyle yapması sünnettendir. «Beyhakî, Hz. Osman îbni Affan (R.A.ym iki ağaçtan kolun arasında annesinin tabutunu taşıdığını ve yerine indirinceye kadar ondan ayrılmadığını, senediyle tahrîc ettiği gibi, Hz. Ebu Hüreyre (R.A)'ın yine aynı şekilde Saîd îbnî Ebi Vakkas (R. A. /in tabutuyla taşındığını keza ibnî Zübeyr (R.A.ym, Misver b. Mahreme'nin şeriri 1le taşıdığını rivayet etmektedir.[446]

593/460- «Salim radıyallahü anh'den, babasından (radıyatlahü anh) işitmiş olarak rivayet olunmuştur ki. Dahası Peygamber SaUaUahü aleyhi ve seMem'ı Ebu Bekir'i ve Ömer'i cenazenin önünde yürürlerken görmüştür.»[447]

Bu hadîsi, Beşler rivayet etmiş ve İbnî Hîbbân sahîhlemiştir. Nesâî ile bir taife onu mürsel olmakla illetlendirmişlerdir.

Hadîsi şerifin mevsul veya mürsel olduğu ihtilaflıdır. îmâm-t Ahmed ibni Hanbel (164—241) : «Bu hadîs, Zührî'den ancak mür­sel olarak rivayet edilmiştir. Salim'in hadîsi dahi İbnî Ömer'e mevkuf­tur, îbni Üyeyne hadîsi ise vehimdir» diyor.

Tirmizî (200—279): «Ehli hadîs mürsel oluşunu esah görüyorlar» demiştir. Mezkûr hadîsi ibni Hibbân (—354) sahihinde Zührî'den, o da Sâlîm b. Abdullah b. Ömer'den şu lâfızlarla tahrîc etmiştir :

«Abdullah îbni Ömer, Ebu Bekir, Ömer ve Osman cenazenin önünde yürürlerdi.» Zührî; «Sün­net böyledir.» Bu İbni Üyeyne hadîsinden daha sahihtir» demiştir.

Dâre Kutnî (30&—385) «El-îlel» adlı eserinde bu hadîsin Zührî' den rivayetinde pek çok ihtilâf olduğunu kaydettikten sonra «Sahih olan Zührî'den, o da Sâlim'den, o da babasından rivâyeten : (yürürdü) diyenin sözüdür. Filhakika Resûlüllah Salîaîlahü aleyhi ve seîlem Ebu Bekir ve Ömer (R. Anhüma) cenazenin önünde yürümüşlerdir. Bu ha­dîs mürseldir» demektedir. Beyhakî: «mevsul olması daha müreccahtır; çünkü hadîsi îbni Üyeyne rivayet etmiştir ki, bu zât sıka ve hafızdır» diyor. Ali b. Medinî (161—234)'den şöyle bir rivayet vardır: «îbni Vyeyne'ye dedim ki : Yâ Ebâ Muhammed, bu hadîs hususunda nâs sana muhalefet ettiler; inanın, dedi. Zührî, bunu bana defalarca tahdis etmiştir. Kaç olduğunu sayamam. Onu bana tekrarlıyor ve izah ediyordu.

Bu hadîsi, «Salim» den, o da «babasından» derken ağzından işittim».

Musannif merhum : «Böyle demesi vehmi defetmez. Çünkü İbni Üyeyne hadîsi Zührî'nin ağzından işittiğini, Zührî'nin (Sâlim'den, o da babasından) dediğini ifâde ediyor. Bu doğrudur. Fakat hadîste idraç[448] vardır. Onu Zührî sahîhlemiştir; ibni Üyeyne de tahdîs etmiştir. Hadîs, ihtilaflı olduğu için, ulemâ da ihtilâf etmiş ve bu ihtilâftan beş kavi hâsıl olmuştur:

1— Cenazenin önünde yürümek daha faziletlidir. Çünkü Resûlül­lah (S.A.V.) ve Hulefâ-i Râşidîn yürümüşlerdir. Cumhur ulemâ ile Şafiî'nin mezhebi budur.

2— Cenazenin arkasından yürümek efdâldir. Hanefilerle diğer bâzı fukâhânm mezhebi de budur. Delilileri: îbni Tavus'un babasından rivayet ettiği şu hadîstir :

«Resûlüllah SdUaUahü aleyhi ve sellem vefatına kadar ancak ce­nazenin arkasında yürürdü.» «Sâid ibni Mansûr (—227)'un rivayet ettiği Hz. Ali (R. A.) hadîsi de Hanefîlerin delîllerindendir. Bu hadîsin lâfzı da şudur :

«Cenazenin ardından yürümek önünde yürümekten efdâldir. Cemaatla kılınan namazın yalnız kılınan nama­za üstünlüğü gibi.»

Bu hadîsin isnadı hasendir. Hadîs mevkuf da olsa, merfu hükmün­dedir. Yalnız isnadı üzerinde îmâm-ı Ahmed ibni HanbeVin söz et­tiği rivayet olunur.

3— Cenazenin önünde, arkasında, sağında ve solunda yürümek ca­izdir. Bu hükmü Buharı, Hz. Enes (R. A J'dan talik suretiyle rivayet ediyor. İbni EM Şeybe, (—234) ile Abdürr-Rezzâk (126—211) onun mevsul olarak rivayet etmişlerdir. Cenaze götürenlere bu kavi hayli müsaittir.

4— Yaya giden nereden isterse yürür. Binek giden mutlaka arka­sından gider. Bu kavi, Sevrî (97—I61)'nindir. Deîîli: Sünen sahip­lerinin Muğire (R. A.)'âan merfû olarak tahrîc ettikleri ve İbni Hibban ile Hâkim'in sahîhlediği şu hadîstir:

«Binek giden cenazenin arkasından gider; yaya giden neresinden dilerse oradan yürür.»

5— Cenaze ile beraber kadınlar varsa, erkekler önünden yürür; 'kadın yoksa arkasından giderler. Bu kavil İbrahim Nehat'nindir.[449]

594/461- «Ümmii Atîyye radıydttahü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Biz cenazenin arkasından gitmekten nehy olunduk. Fakat bize haram kılınmadı.»[450]

Hadîs, müttefekun aleyh'dir.

Usülcülerle hadîs imamlarının cumhuruna göre, sahâbînin «bize emir olundu» veya «bize nehy olundun demesi merfû' hadîs hükmünde­dir. Zîrâ bu sözün zahiri emir veya nehy edenin Peygamber (S.A.V.) olduğunu gösterir.

Bu hadise gelince : Bunun merfu' olduğu sabittir. Buhâri (194 —256) onu Hayz babında Ümmii Aiîyye'den şu lâfızlarla tahrîc etmiştir:

«Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve seUem, bizi nehyettl...» Yalnız mürseldir. Çünkü Ümmii Atiyye (R. Anha) onu Resûlüllah (S.A.V.)'den işitmemiştir. Bunu Tdberânî (260—360)'nin Ümmü Atiyye (R.Anhayd&n tahrîc ettiği şu hadîsten anlıyoruz:

«Ümmü Atiyye demiştir ki : Peygamber SaTldUahü aleyhi ve seltem, Medine'ye girdiğinde kadınları bir eve topladı. Sonra bize Ömer'i gönderdi. Ömer dedi ki : Gerçekten Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem, benî size çalmıya-cağınıza dâir sîzinle blât yapmaya gönderdi... ilâh..

Aynı hadîste « » BİZÎ cenâzeVc çıkmaktan nehyetti.» cümlesi de vardır.

Hadîs-i şerifteki nehy keraâhet manasınadır. Bunu Ümmii Atîyy* (U. Anha) karine ile anlamış olacaktır. Çünkü sîga tahrim ifâde ederdi. Cumhur ulemaya göre de buradaki nehy kerahet içindir. îbni Ebi Şeybe'nuı Hz. Ebu Hüreyre (R.A.)'dan tahrîc ettiği şu hadîs de kerahet mânâsını te'yid eder :

«Peygamber SaîlaUahü aleyhi ve seMenı, bir cenazede bulunuyordu. Ömer bîr kadın görerek ona seslen­di: Bunun üzerine Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve seUem : Bırak şunu Yâ Örner, buyurdular., ilâh...»

Bu hadîsi, Nesâî ile îbni Mâce başka yoldan tahrîc etmişlerdir. Râvileri sıkadır.[451]

595/462- «Ebu Sâid radtyaîîahü anh'den rivayet olunmuştur ki, Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem :

Cenazeyi gördünüz mü hemen kalkın. Onun ardından giden de cenaze yere konuluncaya kadar oturmasın.»

buyurmuşlardır.[452]

Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.

Emîrin zahirî vücûp ifâde ediyor. Binaenaleyh zahire bakılırsa, bir mükelleflerin yanından bir cenaze geçerse, onu teşyî'e niyeti olsun olma­sın ve keza cenaze mü'min olsun gayri müslim olsun kalkmak îcâp eder. Hattâ Buhâri'mn rivayet ettiği bir hadîste Ressûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in bir yahûdî cenazesi geçerken ayağa kalktığı rivayet edili­yor. Kalkınmanın çeşitli suretle talîl buyrulduğu rivayet olunmuştur. Bir rivayette ölüm korkunçtur diye ta'lîl etmiş; Hâkim'in tahrîc ettiği diğer bir rivayette:

«Biz ancak melekler geçiyor diye kalktık» demiş; tmâm-ı Ahmed ibni Haribel ile Hâizim (321 —405)'in ve îbni Hibban (—354)'in rivayetlerinde «Biz ancak ruhları kabzedeni ta'zîm için kalkıyoruz.» buyurmuşlardır. îbni Hib rivayetinde:

«Allah'ı ta'zîm için kalkıyo­ruz.» buyrulmuştur.

Maamâfîh bu iki ta'iîl arasında münâfât yoktur. Yalnız bu hadîs ile Müslim'in rivayet ettiği Hz. Alî (R. A.) hadîsi arasında muaraza vardır. Hz. AM (R. A.) hadîsi şudur:

«Peygamber (S.A.V.) Cenaze geçerken kalkti, sonra oturdu.» Bâzıları bu hadîsi te'vîl ederek: «ihtimal cenaze ge­çerken kalkmış da uzaklaştıktan sonra oturmuştur,» demek isterlerse de bu te'vîl merduttur. Çünkü Hz. Ali (R. A.) yanındakilere evvelâ otur­malarım işaret etmiş; sonra bu hadîsi rivayette bulunmuştur. Böylece iki hadîs biribirine muarız olunca ulemâ da ihtilâf etmişlerdir. İmâm-t Şafiî'ye göre : Hz. Ali (R. A.) hadîsi Ebu Sâid (R. A.) hadîsini neshetmiştir.

Maamâfîh ŞâHîIere göre cenazeyi görünce ayağa kalkmak yine de müstehâb'tır. Bâzıları Hz. Şafiî'ye cevaben : «Hz. AH (R. A.) hadîsi nesh hususunda nass değildir, olabilir ki Peygamber (S.A.V.)'in otur­ması onun da caiz olduğunu beyân içindir» demişler; hattâ Nevevt (631—676): «Muhtar olan, oturmanın müstehâb olmasıdır» demiştir.

Bu bâbda îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel (164—241) ile ekser sünen sahiplerinin Hz. Ubâdetü'bnü Sâmiit (R, A./dan tahrîc ettikleri §u hadîs dikkate şayandır :

«Peygamber SallaUahü aleyhi ve sellem, cenaze geçerken kalkıyordu. Bîr defa yanından yahudi bilginlerinden bîri (nîn cenazesi) geçiyordu. Resûlüllah (S.A.V.) :

BİZ böyle yaparız, diyerek (oturdu) ve hemen (yanındakilere):

Oturun da onlara muhalefet edin.» buyurdular.

Vakıa bu hadîs, zayıftır. Çünkü râvisi Beşir ibni Rafi'dir. Bezzar;

«Bu hadîsi yalnız Beşir rivayet etmiştir. Halbuki kendisi hadî­si gevşek olan bir râvidir» demiştir.[453]

«Cenaze yere konuluncaya kadar oturmasın» ifâdesin­den «kabrin içine konuncaya kadar» mânâsı da anlaşılabilir. Filha­kika hadîs bu iki mânâda da rivayet edilmiştir. Ancak Buhârî (194— 256) ve başkaları «yere koymak» mânâsını tercih etmişlerdir. Se-lef-i sâlihin'den bâzıları cenaze yere konuncaya kadar ayakta durmanın vacip olduğuna kail olmuşlardır .Bunların delili: Nesâî (215—303) nin Ebu Hüryere ve Ebu Sâid (R. AnhÜ7na)'ds.ıı rivayet ettiği şu ha­distir :

«Biz Resûlüllah Sallattakü aleyhi ve seîlem'ın bîr cenazeye iştirak «dip de yere konuluncaya kadar oturduğunu hiç görmedik».

Cumhur ulemâya göre ayakta durmak vacip değil, müstehâbtır. BeyhakVnin Ebu Hüreyre (R. A.) ile başkalarından rivayet ettiği şu hadîs, onlara delil olabilir :

«Ayakta duran ecru mükâfatta cenazeyi taşıyan gibi­dir.»[454]

596/463- «Ebu İshak[455] radıyallakü cmVden rivayet olunduğuna göre, Abdullah îbnl Yezid cenazeyi kabrin ayak ucu tarafından koymuş ve :

Bu sünnettendir; demiştir.»[456]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud tahrîc etmiştir.

Hz. Alî (R. A./dan rivayet edildiğine göre: «Peygamber SallaJlahü aleyhi ve seUem, AbdülmuttaNp oğullarından bir adamtn cenazesin! kılmış; ve nâşm getirilmesini emir buyurmuş. Getirmişler ve lâhd'in ayak ucu tarafına koymuşlar; sonra emir buyurmuş; yavaşça lâhd'e konulmuştur.»Bu mes'elede üç kavi vardır.

1— Cenaze ayak ucu tarafından kabre indirilir. îmâm-% Şafiî ile Ahmed îbni HanbeVin ve diğer bâzı zevatın mezhebi budur.

2— Baş ucu tarafından indirilir. Buna kail olanların delili: îmâm-% Şafiî'nin mûtemed râviler vasıtasıyla merfu' olarak Ibnî Abbas (R. A.) dan rivayet ettiği şu hadîstir :

«Peygamber (S.A.V.) bir cenazeyi baş ucu tarafından kabre indirdi.» îmâm-ı Şafiî'nin bir kavli de budur.

3— Kıble tarafından indirilir. Çünkü bu daha kolaydır. Hanefîlerin kavli budur. Zâten böyle yapılması için nass vârid olmuştur. Nitekim ilerde cenaze bahsinin sonuna doğru gelecek. -Geceleyin cenaze defni hakkındaki Câbir hadîsi'nin şerhinde görülecektir.

îmâm-% Tirmizî (200—279) cenazeyi kabrin kıblesinden indir­me hakkında nass olan bu hadîsi İbn! Abbas (R. A./dan tahrîc etmiş­tir. Mezkûr hadîs basendir.

Fâîde : Cenaze kabre indirilirken kabrin üzeri örtülüp örtülmiyece-ği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bâzıları : «Defnedilen kadın olsun, er­kek olsun kabrin üzeri örtülür» derler. Delilleri : BeyhakVnin tahrîc: ettiği İbni Abbas (R. A.) hadîsidir. Bu hadîste Hz. İbnî Abbas (R. A.):

«Resûlüllah (S.A.V.) Saad'ın kabrini elbisesiyle örttü.» demiştir.

Beyhahî (384—458) : «Ben bu hadîsi ancak Yahya &. Ukbe b. Ebil îzâr'âan bellemiş bulunuyorum. Yahya ise zayıftır» diyor. Bir ta­kımları : «Kabri örtmek kadınlara mahsustur» demişlerdir. Bunla­rın delilleri : Yine BeyhakVnin rivayet ettiği Ebu İshak hadîsidir.

Mezkûr hadîse göre: Ebu İshak,. El-Hars İbnİ Aver'in cenazesinde bulunmuş; kabrinin üzerine elbise örtecek olmuşlar. Abdullah b. Zeyd buna razı olmamış ve «o erkektir» demiştir. Beyhdkî diyor ki : «Bu hadis mevkuf da olsa isnadı iyidir.» Yine BeyhakVmn Kûfelilerden bir zâttan rivayet ettiği şu hadîs dahi aynı hükmü ifâde etmektedir :

«Ali İbnİ Ebî Talip onların yanına eenâze def Hederlerken varmış. Kab­rin üzerine bir elbise yayılmış imiş. Ali (R.A.) hemen bu elbiseyF kabirden çekmiş ve : Bu ancak kadınlara yapılır» demiş.[457]

597/464- «İbni Ömer radıyattahü anhüma'fan, Peygamber Saîlal-lah'j aleyhi ve sellem'âen işitmiş olarak rivayet edilmiştir. Resûlüilsh Saîlallahü aleyhi ve seltem buyurmuşlardır ki :

Ölenlerinizi kabirlere koyduğunuz sırada (Allah'ın İsrmyle ve Resûlüllah'ın dini üzere) deyin.»[458]

Bu hadîsi, Ahmed, Ebu Dâvud ve Nesâî tahrîc etmişlerdir. Ibnİ Hibban onu sahîhlemiştir. Dâre Kufnî ise mevkuf olmakla illetlendir-miştir.

Nesâî (215—303) dahi Ibni Ömer (R. A.)'a mevkuf olduğunu tercih etmiştir. Ancak bu hadîsin merfu' şâhidleri olduğunu yine tmâm-ı Nesâî şerhide zikretmiştir.

Hâkim (321—405) ile BeyhaM zayıf bir senedle gu hadîsi riva­yet ediyorlar :

«Peygamber SdllaUahü aleyhi ve seîlem'în kızı Ümmü Gülsüm kabre konulduğu zaman Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem :

«Sizi o topraktan yarattık. Ve sizi ancak yine oraya iade edeceğiz. Başka defa yine ancak oradan çıkaracağız» âyetini okumuş :

Allah'ın adıyla, Allah'ın yolunda ve Resûlüllah'ın dîni Üzere» demiştir.

îmâm- Şafiî (150—204)'nin beğendiği başka bir duası vardır: Şafiî'nin sözünden anlaşıldığına göre, cenazeyi defneden, istediği duayı okumakta serbesttir.[459]

598/465- «Hz. Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edildiğine göre, Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem:

Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibi­dir.» buyurmuşlardır.[460]

Bu hadîsi, Müslim'in şartı üzere bir isnadla Ebu Dâvud rivayet et­miş; İbni Mâce (yine bu hadîs'in) Ümmü Seleme rivayetinde : (günah hususunda) ifâdesini ziyâde etmiştir.

Hadîs-i şerifte diriye hürmet edildiği gibi, Ölüye de hürmet lâzım geldiğine ve dirinin elem duyduğu gibi, ölünün de elem duyduğuna delâlet vardır. Nitekim bu hususta hadîs de vardır. Ölünün kemiğini kır­mak ona eziyet verdiği için memnu olduğuna göre, cesedini parçalamak evleviyetle memnudur. Zîrâ onda eziyet daha çoktur.

Bâtıl inançları iktizâsı ölüye en ziyâde eziyet edenler, Hind mecûsî: feridir. Bunlar ölülerin cesedlerini yakarak, küllerini mukaddes bildik­leri bir nehre atarlar.[461]

600/466- «Sa'd ibni Ebi Vakkas[462] radıyallahü anh'den rivayet edil­diğine göre kendisi: Bana bir lâhd yapın; üzerime kerpici dikine, Resû­lüllah Ballallahü aleyhi ve sellem'e yapıldığı gibi dizin; demiştir.»[463]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Beyhakı, Câbİr radıyallahü anh'den bunun benzerini rivayet etmiş ve (kabrini yerden bir karış kadar kaldırdı) cümlesini ziyâde et­miştir.

Bu hadîsi, Ibnİ Htbban sahîhlemiştir.

«Müslim'in (yine) Câblr (R. A./dan rivayetine göre : Resûlül-lâh Sdtlallahü aleyhi ve sellem, kabrin kireçle badana edilmesini; üze-rtne oturulmasını ve üzerine bina yapılmasını nehyetmistir.»

Hz. Sa'd radıycUlahü mıh bu sözü, kendisine: «sana tahtadan sandu­ka gibi bir şey yapmıyalam mı?» dedikleri zaman söylemiş, ve: «Yapın» diyerek bunu zikretmiştir.

Lâhd : Kabrin kıble tarafını yandan kazarak altını cenaze girecek kadar oymaktır.

Şak : Kabrin dibini dere gibi oymaktır.

Hadis-i şerif, Resûlüllah (S.A.V.) e lâhd yapıldığına delâlet ediyor. Filhakika Jmâm-ı Ahmed %bni Hanbel ile îbni Mâce'nin hasen bir isnadla tahrîc ettikleri bir hadîste şöyle denilmektedir :

Medine'de İki adam vardı. Bunlardan biri lâhd yapıyor; diğeri şak kazıyordu. Ashâb, bunları aramak için adam gönderdiler. Ve :

Hangisi gelirse Resûlüllah (S.A.V.)'e kendi ısan'atı olan» İsi ya­pacak; dediler. Bunun üzerine lâhdcî geldi ve Resûlüllah (S.A.V.)'e lâhd yaptı.»

Bu hadîsin bir benzerini İmâm-ı Ahmed İbni Hanbel ile Tirmizi rivayet etmişlerdir. Onların rivayetlerinde lâhdci'nin Ebu Talha fel En-sârî olduğu beyân edilmektedir. Ancak o hadîsin isnadında zaaf var­dır. Bu hadîs, lâhd yapmanın efdâl olduğuna da delâlet ediyor.

Câbîr hadîsini Beyhakî ile îbni Hibban, Cafer ibni Muhammed'-den, o da babasından o da Câblr (R. A.)'d&n rivayet etmişlerdir. Bu bâbda El-Kaasım b> Muhammed'den şu hadîs rivayet olunmuştur:

«Hz. Âİşe'nin yanına girdim de dedim ki: Anneciğim, bana Resû­lüllah (S.A.V.) İle İki arkadaşının kabrini göster; Hz. Alşe hemen ona. ne yüksek nede kızıl arsanın zemini ile dümdüz olacak derecede alçak üç kabir göstermiştir.»

Bu hadîsi, Ebu Dâvud ile Hâkim tahrîc etmişlerdir. Hâkim şu ziyâ­deyi de rivayet ediyor :

«Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve seUeml başta gör­düm. Ebu Bekir'in başı Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve seîlem'in omuz­ları arasında, Ömer'in başı Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve sellem/în ayakları yanında idi.»

Ebu Dâvud (202—275) «El-MerâsiU adlı eserinde Salih ibni Ebi Salîh'den şu hadîsi tahrîc etmiştir :

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem}\n kabrini bir karış, yahut bir kanşa yakın (yüksek bir halde) gördüm.» Yalnız Buhârî (194—256) nin Süfyân-ı Temmar'dan tahrîc ettiği şu hadîs buna muarızdır. «Süfyan Peygamber SaUallahü aleyhi ve sellem'în kabrini hörgüçlü görmüştür.» Yani, hörgüç şeklinde yüksek görmüştür. Beyhakî (384—458) bu iki ha­dîsin arasını cem ederek: «Evvelâ düz idi. Sonra Velid ibni AbdüV melik zamanında duvar yıkılınca kabir ıslâh edildi ve yükseltildi.» demiştir.

Müslim'in rivayet ettiği Câblr hadîsi : Kabri kireçle badana et­menin, üzerine oturmanın ve bina yapmanın memnu hattâ haram oldu­ğuna delâlet ediyor. Nitekim zahirîlerin mezhebi budur. Fakat Cumhur ulemâ bu kanâatta değillerdir. Onlara göre buradaki nehy fahrim için değil, kerahet içindir. Mezhep imamlarının kavillerini ise, aşağıya dercediyoruz.

1— Hanefîlere göre : Kabirleri sıvamak, badana etmek, üzerif ti­ne oturmak veya bina etmek gibi şeylerin hepsi mekruhtur. Yalnız kah rin üzerinde oturmak ve uyumak gibi şeyler tenzîhen mekruh; büyük ve küçük abdest bozmak gibileri tahrimen mekruhtur. Yani onlarca sün­netten sayılmayan her şey mekruhtur. Bu bâbda sünnet yalnız ayakta durarak kabirleri ziyaret ile içinde yatanlara dua etmektir. Çünkü Fahri Kâinat (S.A.V.) efendimiz (E)baki') denilen Medîne-İ Münm kabristanına ziyarete gider ve ayakta duâ ederdi. Hattâ kabrin başında kur'ân okumak veya okutmak İçin oturmak Hanefîyye ulemâsı arasın­da ihtilaflıdır. Ve muhtar olan kavle göre caizdir. Kabrin eseri unutul­masın diye üzerine adını yazmak da caizdir.

2— Şâfüiere göre : Yukarda zikri geçen şeyleri yapmak mekruh­tur. Yalnız kabri seçebilmek için başına taş dikmek sünnet; âlîm veya sâlih bir zâtın mezar taşma onu bildirmek maksadıyla adını yazmak mendûbdur.

3— MâMkîİere göre : Kabirleri kireç ile badana etmek mekruh ol­duğu gibi. toprak ve emsali ile sıvamak da mekruhtur. . Kabir taşına Kur^ân-î Kerîm'den bir âyet veya sûre yazmak haramdır. Ölenin ismi­ni ,veya ölüm tarihini yazmak ise mekruhtur. Kabir üzerinde oturmak ve uyumak caizdir. Fakat abdest bozmak haramdır. Kabir üzerine bi­na, mescid, ve saire yapmak mekruhtur.

4— Hanbeİîlerp göre : Kabirlerin üzerine, bina, mescid ,duvar gibi şeyler yapmak, kabir taşına yazı yazmak mutlak surette mekruhtur.

Vakıf kabristan ile sahibi belli olmayan eski mezarlıklara ise bina yapmak dört mezhep imamları'nm ittifakıyla haramdır.

Filhakika kabir üzerine bina yapmaktan, yazı yazmaktan, mum yakmaktan, üzerine basmaktan nehyeden birçok hadîs-i şerifler var­dır ki bâzılarını aşağıya dercediyoruz.

1— Ebu Dâvud. Tirmizî ve Nesâî Hz. İbni Mes'ûd (R. A.)'dan nıerf u olarak şu hadîsi tahrie etmişlerdir :

«Allah kabirleri ziyaret eden kadınlarla, oniarın üze­rine mescid yapanlara ve mum yakanîara İânet etsin.»

2— Nesâî'nin bir rivayetinde ;

«Kabrin üzerine bina kurulmasını yahui kabre ilâve yapılmasını veya kireçie badana edilmesini yahut üzerine yazı yazılmasını yasak etti.» denilmiştir.

3— Buharı Hz. Âîşe radıyallahü an/ta'dan şu hadîsi rivayet ediyor:

dResûIüllah (S.A.V.) Kurtulup kalkamadığı hastalığında: Allah yahCidîierle hıristiyanlara lanet etsin; peygam­berlerinin kabirlerini mescid yaptılar.» buyurdu.

4— Buharı ile Müslim ittifâken Ebu Hüreyre (R. A./den su hadîsi tahrîc etmişlerdir :

«Allah yahûdîlerle hıristiyanlara iânet etsin. Peygam­berlerinin kabirlerini mescid yaptılar.»

Bugün maalesef bazı câhillerin türbe duvarlarına veya pencereleri­nin parmaklıklarına yapışarak onlara yüzlerini, gözlerini sürdükleri, onları öptükleri, hattâ bâzı büyüklerin kabirlerine secde ettikleri görül­mektedir. Bu hâl eski putperest mîiietlerin ibâdetlerini andıran ve ne­tice itibariyle küfre varan pek çirkin bir şeydir.

Fâide: «El-Muvatta» da beyân edildiğine göre. Peygamber (S.A.V.) in vefatı Rabiül'-evvel ayının 12. pazartesi günü vuku bulmuş; sah günü defnedilmiştir. Ebu Davud'un. Sa'bVden tabrîc ettiği bir rivayette Resûlüllah (S.A.V.)'in gasli ile defnini Ali, El-Abbas ve Usâme (R. An-huni) hazâratımn İfâ ettikleri kaydedilmektedir. Bâzı rivayetlerde bunlarla birlikte Eî-Fadl b. Abbas ile Sâlİh ve daha başkaları da zik-ledİlmiştir. fûaamâfHı bu rivayetlerin arası da cem'ediimiş ve : «İlk üç-zât\ zikredenler; yıkanmaya başlandığı an gördüklerini söyîemişlcr: fazla isim zikredenler ise işin Konuna doğru gördüklerini anîatmışiar-. denilmiştir.[464]

603/467- «Âmir ibni Rabîa radıyalUüni anh'den rivayet olunduğuna göre, Peygamber Şallallahü aleyhi re sellcm, Osman ibni Maz'unun cenazesini k.irmş ve kabre gelerek üzerine ayakta olduğu halde, üç avuç toprak atmıştır.»[465]

Bu hadisi. Dâre Kuînî rivayet etmiştir.

Onu Bezzdr dahi tahrîc etmiş ve «ayakta olduğu halde» tâbirinden sonra :

«Başı ucunda» ve buyurdu da üzerine su serpil.» ini ziyâlr almıştır.

Bu bâbda Hz. Ebu Hüreyye (R. A./dan merfu' olarak şu hadis ri­vayet olunmuştur :

«Kim sevabını hesaba katarak bir müslümanın kabri üzerine bir avuç toprak atarsa, her toprak tanesi muka­bilinde kendisine bir sevap yazılır.»

Ancak bu hadîsin isnadı zayıftır. Yine Ebu Hüreyre (R. A./den İbni Mâce (207—275) şu hadîsi rivayet etmiştir :

«Peygamber Sallallalıü aleyhi ve sellem, kabrin baş tarafından iiç avuç toprak atmıştır» lâkin Ebu Hatim (195—277) : «Bu hadîs bâtıldır» demektedir. Beykâkî (384—458) Muhammed İbni Ziyâd tarikiyle Ebu Ümâme (R. AJ'den şu hadîsi rivayet ediyor.

«Bir adam vefat etmiş; kendisine bir kabrin üzerine attığı üç avuç topraktan maada hiç bir sevap isabet etmemiş de bu toprak sebebiyle günahları affoiunmuştur.»

Bu hadîsler zayıf da olsalar, birbirlerine şahittirler. Hadîsimiz, kabrin üzerine üç avuç toprak atmanın meşru olduğuna delildir. Bu iş iki el ile birden yapılacaktır. Çünkü Âmir İbni Rabîa hadîsinde «İki eli île avuçladı» denilmiştir. Şâfiîyye ulemâsı o anda :

âyet-i kerîmesinin okunmasını müstehâb görmüşlerdir.[466]

604/468- «Osman radıyaUahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiş­tir ki: Resûlüllah SaUalldhü aleyhi ve sellera, cenazenin defnini bitirdi mi, onun başına durur ve :

Kardeşiniz için mağfiret niyaz edin, ona sebat dileyin. Çünkü o şimdi sorguya çekiliyor» derdi.[467]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud rivayet etmiştir.Hâkim onu sahîhlemiştir.Hadîs-i şerîf, dirinin ölü için yaptığı istiğfardan Ölünün faydalanacağına delâlet etmektedir: «Ey Rabbİmiz! Bizi ve İmân hususunda bizden Önce geçen din[468] kar­deşlerimizi mağfiret eyie.» Ve keza:

«Hem kendi günâhın, hem de kadın ve erkek mü'minlerîn günâhları Içîn mağfiret dile» gibi âyetler dahi bu mânaya delâlet ederler.

Hadîs, kabirde soru sual olduğuna da delildir. Bu bâbda birçok sahîh hadîsler vârid olmuştur kî Buhârî ile Müslim'in Enes (R. A.) dan ittifakla tahrîc ettikleri şu hadîs onlardandır :

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve seüem, buyurdular ki :

Şüphesiz, cenaze kabrine konarak eşi dostu kendisin­den ayrıldığı zaman onların ayakkabılarının seslerini işi­tir.» Müslim, (204—261) şunu da ziyâde etmiştir :

«Eşi - Dostu gittikleri vakit ona iki me­lek gelir.» îbniHibban (—354) ile Tirmizî (200—279)'nin Ebu Hü­reyre (R. A./dan rivayet ettikleri hadîste :

«iki boz siyah melek gelir. Bunlardan birine Münker, diğerini Nekîr denilir.» ziyâdesi vardır.

Taberânî (260—360) «El-Evsat» nâm eserinde :

«Gözleri bakır tencereler gibi, azı dişleri sığır boynuzlan kadar, sesleri de gök gürültüsü gibi» ibaresini ziyâde etmiş; Abdü'l-Rezzak (126—211) :

«Azı dişleri ile kazarlar; saçlarının üstüne basarlar. Beraberlerinde öyle bir tok­mak vardır ki, bütün Minalılar bir araya gelse onu kaldı­ramazlar.» ziyâdesini nakletmiş;

Buhârî, (194-256) Berâ (R. A./dan tahrîc ettiği hadîste :

«Ve ruhu bedenine iade olunur» cümlesini rivayet eylemiştir.

Hâsılı bu bâbda hadîsler bir yere toplanınca görülüyor ki : Bu iki meiek ölene sual sorarlar ve : «Neye tapardın,» derler. Eğer Allah'ın hidâyet, lütfettiği kullarından ise : «Allah'a tapardım.» cevabını verir. Peygamber (S.Â.V.)'i kasdederek : «Bu zât hakkında ne derdin?» diye sorarlar. Ölen mü'min ise : «Allah'ın kulu ve resulü olduğuna şehâdet ederdim.» Yahut -bir rivayete göre,- «Aiiah» dan başka Hân olmadığına ve Muhammed'ln onun kulu ve resulü olduğuna şehâdef ederdim» der.

Bunun üzerine kendisine : «Doğru söyledin» derler. Ve artık ken­disine başka bir şey sorulmaz. Bundan sonra ona: «Yakînen îmanlı idin. ö îmânla öîdün, o İmânla diriltilirsin İnşallah» derler. Bir rivayette :

«Gökyüzünden bir münâdî (dellâi) kulum doğru söyle­di. İmdi siz ona cennetten yer hazırlayın ve kendisine cennete bakan bir kapı açın; ona cennetten elbise giydi­rin» diye nida eder. -buyurdular kî-: «Ona cennetin rahme­ti ile güzel kokuları gelir. Mekânı gözünün görebildiği yere kadar genişletilir. Kendisine : Cehennemdeki yerine bak! Onun yerine Allah sana cennetten bir yer verdi; de­nilir. Ve bunların ikisini birden görür. Bunun üzerine: Bı­rakın beni de gideyim. Aileme müjdeleyeyim; der. Ken­disine: Sus; denilir. Artık kabri ona yetmiş arşın geniş­letilir ve kıyamete kadar yeşillik ile doldurulur.» buyrul-muştur.

Diğer bir rivayette :

«Ona, uyu denilir. Bunu müteakip kendisini en sevgili ehlinden başka kimsenin uyandıramıyacağı gü­veyi uykusuna dalar.

Kâfir ve münâfık'a gelince : Melekler ona «Rabbin kim?» diyecekler. O : «Haah haah, bilmiyorum» diye­cek: «Oin'in nedir?» diyecekler : «Haah haah, bilmiyo­rum» diyecek : «Size gönderilmiş bulunan şu zât kim­dir?» ^yecekier : «Haah haah, bilmiyorum» diyecek.

Şu halde kendisine : «Ne bildin, ne de tabî oldun» de­nilecek V3 demirden topuzlarla Öyle bir darbe vurulacak ki, bu darbe bir dağ'a vurulsa, dağ toz olur. O da bir feryâd koparacak ki, bu feryâd'ı insanlarla cinlerden maada bütün mahlûkat işitecek» deniliyor.

Kabirde sualin yalnız ümmet-i Muhammed (S.A.V.)'e mahsus oldu­ğunu gösteren hadîsler de vardır. Ulemâ, bundaki sırrı şöyle izah ederler :

Eski ümmetlere Peygamberler gelirdi. Onlar bu zevata itaat eder­lerse ederler; etmezlerse Peygamberler onların semtinden çekilir ve Cenâb-ı Allah hemen âsîlerin tepelerine müstehâk oldukları azabı in­dirirdi. Peygamber (S.A.V.)'i bütün âlemlere rahmet olarak gönderince bu gûna azabı onun ümmetinden kaldırdı. Ve samimî olsun olmasın, «ben müslümamm» diyenin zahiren müslümanlığmı kabul etti. Fakat kendilerine kabirde sual soracak melekler halk buyurdu. işte bu vâ­sıta ile bu ümmetin sırlarını açığa vurur ve iyi ile kötüyü biribirinden ayırır.[469]

605/469- «Tabiînden biri olan Damre ibnl Habîb'den rivayet olun­muştur. Demiştir ki :. Ashab-ı kîrâm, cenazenin üzerine kabri düzelti­lerek cemâat ondan ayrıldıktan sonra, kabrinin başında üç defa : «Ey fülân Allah'dan başka ilâh yokdur de. Ey fülân, Rabbîm Allah, dinim İslâm ve Peygamber'İm Muhammed'dİr de; cümlelerinin söylenmesini iyi görüyorlardı.»[470]

Buhadîsi, Saîd ibni Mansur mevkuf olarak rivayet .etmiştir. Tabe-rânî'de Ebu Ümame'den merfû olarak rivayet edilen buna benzer uzun bir hadîs vardır.

Ebu Ümâme hadîsinin lâfzı şudur :

«Ben öldüğüm vakit bana, Resûlüllah Saîldllahü aleyhi ve sellem' bize ölenlerimize ne yapmamızı emir etti ise onu yapın,» dedi. Resû­lüllah Saîlallahü aleyhi ve sellem bize emir etti de buyurdular kî:

Din kardeşlerinizden biri Öldüğü zaman, kabrinin üze­rine toprağı düzelttiniz mi, hemen biriniz kabrinin başına dikilsin. Sonra: Ey fülânenin oğlu fülân; desin. Çünkü meyit o sözü işitir de cevap vermez. Sonra: Ey fülânenin oğlu fülân; desin. Çünkü o (bizi irşâd et Allah rahmet bu­yursun) der. Lâkin siz duymazsınız, (ona): Dünyada iken üzerinde bulunduğun yolu -ki Allah'dan başka ilâh olma­dığına, Muhammed'in onun kulu ve resulü olduğuna; Rab olarak Allah'a, din olarak islâm'a, Peygamber olarak Muhammed'e imâm olarak da Kur'ân'a razı olduğuna şe-hâdet etmekten ibarettir- hatırla; desin. Zîrâ hiç şüphe yok ki münker İle nekirden her biri arkadaşının elinden tutar da: Haydi gidelim hücceti kendisine telkin edilen bir kimsenin yanında ne duralım; der.

Bir adam : Yâ Resûlüllah! Yâ annesinin adını bilmezse (ne yapa­cak), dedi?

Onu annesi Havva'ya nisbet eder; ey Havva oğlu fü­lân der; buyurdular.»

Musannif «bu hadîsin isnadı elverişlidir» diyor. Maamâfîh bu ha­dîs hakkında birçok söz edilmiştir.Heysemî[471] (735—807) diyor ki: «Bunu Taberânî «El-Kebîr» inde tahrîc etmiştir; isnadında be­nim tanımadığım bir cemâat vardır. Hamişinde : Bunun râvileri arasında Asım b. Abdullah var. Bu zât zayıftır diyor. Sonra, Eb» Ümâme'den rivayet eden Saîd-i Ezdi için Ebu Hatim bir şey deme­miştir. Esrem de şöyle diyor : «Ahmed ibni Hanbel'e : Şu yaptığnız nedir. Cenaze defnedildikten sonra birisi kalkarak fülân b. fiilâna deniyor; dedim: «Bunu Şamlıların Ebu Muğzre vefat ettiği zaman yaptıklarından başka hiçbir kimsenin yaptığını bilmiyorum; dedi.» Elhâsıl, hadîs imamîarınca bu hadîs zayıftır. Hattâ içlerinden bâzıları bunun için mevzudur, demişlerdir.

Îbnü'l-Kayyim (691—751) de «El-Hedyü'n-Nebevî» adlı eserin­de telkin hadîsini mevzu addetmiş; fakat «Kitabür-Ruh» unda onu, meyyitin dirilerin sözünü işiteceğine delil getirmiş ve telkin hadîsiy-le Ötedenberi amel edile gelip, onu kimsenin inkâr etmemiş olması­nı bu hadîsle amel için kâfi görmüştür. Maamâfîh, yine de ona sa-hîh dememiş; bilâkis zayıf olduğuna hüküm etmiştir.

Bu sebeple Hanefîler, kabrin başındaki telkin için bir şey dememiş­ler. Onlarca telkin ne emir -edilir, ne de nehy olunur. Hattâ zahir rivâyet yasak olmasını iktiza eder. Mâükîlere göre defn zamanındaki telkin mekruh, ölüm anındaki ise menduptur. Şâflllere göre, telkin mustehabtır.[472]

607/470- «Büreyde ibnî Husayb el-Eslemî radıyaîlahü anh'den rivâyet edilmiştir. Demiştir ki : Resûliillah Saîlallahü aleyhi ve seîlem :

Ben sizi kabirleri ziyaretten nehyetmiştim. Artık on­ları ziyaret edin; buyurdular.»[473]

Bu hadîsi, Müslîm rivayet etmiştir. Tirmizî (Büreyde rivayetine) : «Çünkü bu ziyaret âhireti hatırlatır.» cümlesini ziyâde etmiş­tir. İbni Mâce : «Hadîsin îbni Mes'ud rivayetinde : (dünyadan da soğu­tur) ibaresini ziyâde eylemiştir.

Bu bâbda İmâm-ı Mvjslim, Ebu Hüreyre (R. A./dan îbni Mâce ile Hâkim, İbni Mes'ûd (R.A.y&an Ahmed ibni Hanbel ile Hâkim Ebu Saîd (R. A./dan îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel, Kz. Ali (R. A./dan; yine îbni Mâce Hz. Âişe (R. Anha)'dan hadîs rivayet etmişlerdir.

Bunların hepsi kabir ziyaretinin meşru olduğuna delildirler. Bir za­manlar kabir ziyareti yine emr-i peygamberi ile yasak edilmişti. Bu hadîs, o hadîsin hükmünü neshetmektedir. Zaten usul-ü fıkıh kitapla­rında bu hadîs sünnetin sünnetle neshine misal gösterilir. Kabir ziyare­ti men edilmiş iken tekrar meşru olmasının hikmeti : İbret verici ve âhireti hatırlatıcı olmasıdır. Nitekim İbni Mes'ûd (R. A.J'ın rivayetinde:

«Zîrâ kabir ziyareti bir ibret; âhireti hatırlatma ve dünyadan uzaklaştırmadır» buyrulmuştur. Bunlardan hâli oldu-mu şer'an bir kıymeti kalmaz.

Hadîsteki «ziyaret edin» emri bilittifak nedip içindir. Bilhassa anne, baba kabirleri hakkında başka delillerde olduğundan, onları zi­yaret kuvvetle menduptur. Kabirleri ziyaret eden kimsenin oraya vardığmda nasıl duâ edeceği, birkaç hadîs sonra gelecek Müslim hadîsinde görülecektir.[474]

609/471- «Ebu Hüreyre radtyaîlahü anh'en rivayet edildiğine gö­re, Resûlüllah Salîaîlahü aleyhi ve seMem, kabirleri ilyaret eden ka­dınlara lanet okumuştur.»[475]

Bu hadîsi, Tirmizî tahrîc etmiştir. İbnî Hibban onu sahîhlemiştir.

îmâm-ı Tirmizî (200—279) bu hadîsi tahrîc ettikten sonra : «Bu hadîs hasendir» demiştir. Bu bâbda İbnİ Abbas ile Hassan (R. Anhüma)'dan da rivayetler vardır. Ulemâdan bâzıları: «Kadınlar hak-kmdak'i nehy, Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) kabir ziyaretine ruhsat vermez­den önce idi. Ruhsat sâdır olunca kadın, erkek herkese kabir ziyareti mubah olmuştur.» derler.

Bir takımları ise : «Kadınlar hakkında nehy bakîdir. Onların ka­birleri ziyarete gitmeleri mekruhtur. Bunun sebebi de kadınların sabrı az, feryâd ve figânı çok olmalarıdır» derler.

Dört mezhep "ulemâsından Hanefîlerle Mâİîkiler genç ile ihtiyar arasında fark görürler. Şâfiilerle Hanbelîfer'e göre genç ihtiyar bütün kadınların kabir ziyaretine gitmeleri mutlak surette mekruhtur. Fitne­ye sebeb olacaksa o zaman bu ziyaret bütün mezheplere göre haram olur. Şeyhü'l-İslâm îbni Teymiyye (661—728)'ye göre hiç bir sû-retle kadınların kabir ziyaretine çıkması caiz değildir.

îmâm-ı Müslim'in Hz. Âişe (R. Anha)'da,n tahrîc ettiği şu hadîs, ziyaret edebilir diyenlere delildir.

«Aîşe; Yâ Resûlâilah, Kabirleri ziyaret ettiğim vakit ne diyeyim? diye sordu. Resûlüllah SaUalîuhü aleyhi ve sellem :

— Selâm bu diyarın sâhibleri müslümanlara, mü'min-lere. Allah bizim geçmişlerimize, geleceklerimize rahmet eylesin. Bizde inşallah size katılacağız; de; buyurdular.»

Hx. Falıma (R. Anha)'mn amcası Hamza (R. A.) m kabrini her cu­ma ziyaret ederek iki rek'ât namaz kılar, ve onun yanında ağlardığını dahi Hâkim (321—405) Hz. Ali b. Hüseyin'den rivayet etmiştir. Yalnız bu hadîs mürseldir. Zira Ali b. Hüseyin Hz. Fâtıma (R. Anha)'ya ye­tişmemiştir.[476]

610/472- «Ebu Saîd-i Hudrt radıyattahû anVden rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah Saîlallahü aleyhi ve seîlem: Nâiha ile (onu) dinleyen kadına lânef buyurdu.»[477]

Bu hadîsi Ebu Dâvud rivayet etmiştir.

Nâİha : Yüksek sesle ölünün iyiliklerini sayıp dökerek bir nevi yas eden kadındır. Hadîs-i şerif bunun haram olduğuna delildir.[478]

Mes'ele ittifakıdır.[479]

611/473- «Ümmü Atiyye radıyalldhü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve sellem : Ölüye vaveyla etmtyeceğimİze dair bizden ahd-ü peymân aldı.[480]

Hadîs, mü t tef ek un aleyh'dir.

Bu ahd-ü peyman, kadınların Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'e İslâmiyet üzerine biat ettikleri sırada olmuştur.

Her iki hadîs ölünün arkasından yas etmenin ve edilen yas'ı dinle­menin haram olduğuna delildir. Çünkü lanet ancak haram olan bir şey irtikâp edildiği vakit yapılır. Buhârî (194—256) ile Müslim (204— 261) bu bâbda Ibni Mes'ûd (R. Ay'dan şu hadîsi rivayet etmişlerdir:

İbnî Mes'ûd demiştir kî : Resûlüllah Saîlaîlahü aleyhi ve sellem :

«Yanaklarını döğen yakalarını yırtan ve câhiliyet dâ­vasında bulunan bizden değildir» buyurdular. Yine Buharı ile Müslim, Ebu Musa (R. AJ'dan şu hadîsi tahrîe etmişlerdir:«Resûlüllah (S.A.V.) ;

Ben boynunu döğen ile, tenini tırmalayan ve elbisesi­ni yırtan kimseden beriyim.» buyurdular.

Bu bâbda daha başka hadîsler de vardır. Vakıa înıâm-ı Ahmed ibni Hanbel (164—241) ile İbni Mâce (207—275)'nin Hazret! İbni Ömer*(R. A.yds.n tahrîe ettikleri, Hâkim'in de sahîh bulduğu bir hadîste: Uhud günü için yas edip, ağlayan ibni Abdi Eşhel kadınJarı-nın hazret! Hamza (R. A.ya yas edip ağlamaları tavsiye edilmiş ise de, bu yas hadîs-i şerifin sonundaki : «Artık bugünden sonra hiçbir Ölene yas etmeyin.» cümlesiyle nesh edilmiştir.

Yalnız ağlamak yasak değildir. Nitekim NesâVmn Ebu Hüreyre (R. Ay'dan tahrîe ettiği şu hadîs buna delâlet eder :

«Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'ın evlâdından birisi vefat etH. Ve kadınlar ona ağlamak için toplandılar. Bunun üzerine Ömer on­ları nehyetmek ve koğmak üzere ayağa kalktı. Resûlüllah (S.A.V.) ken­disine :

Bırak onları Yâ Ömer, zîrâ göz yaşarır; kalp dertli, vak'a yakın» buyurdular.

lmâm-ı ibni Hanbeî'in İbnî Abbas (R. A./dan tahrîe ettiği bir hadîste sarahaten beyân olunduğuna göre, o gün vefat eden Resûlüllah (S.A.V.)'in kerîmeleri Zeyneb (R.Anha) imiş. İbni Abbas (R.A.) hadîsinde Hz. Fahr-i Kâinat (S.A.V.) kadınlara şöyle buyurmuşlardır:

«Şeytan avazından sakının! Zîrâ ağlamak, gözden ve kalpten gelirse, ANarT-dandır ve rahmettir. Elden ve dilden gelirse şeytandan­dır.»

Bu hadîs, ağlamanın caiz olduğuna delâlet ediyor. Yasak edilen yalnız bağırıp, çağırmaktır. Fahr-i Kâinat (S.A.V.) efendimiz, Hz. İb­rahim vefat ettiği vakit :

Göz yaşarır; kalb mahzun olur; amma biz Allah'ın razı olacağı sözden başka bir şey söylemeyiz.» buyurmuş­lardı, îmâm-ı Buharı, İbni Ömer (R.A.ydan şu hadîsi tahrîe et­miştir :

«Şüphesiz ki Allah gözün ya­şarması ve kalbin mahzun olmasından dolayı azap etmez. Lâkin şundan dolayı azap veya rahmet eyler; buyurmuş ve diline işaret etmiştir.

Buhârî ile Müslim'in müttefikan rivayet ettikleri Hz. Âîşe (R.Anha) hadîsinde Resûlüllah (S.A.V.)'in Cafer ibni Ebi Talip (R.A.) için ağlamaya toplanan kadınları men etmek maksadıyla gönderdiği zâta : «Onların yüzüne toprak saç» buyurduğu zikrediliyorsa da bu, onların yas ederek sesle ağladıkla­rına hamlolunuyor. Yani; ağızlarına toprak atmak pahasına bile olsa, onları mutlaka bu işten vazgeçir, demek istemişlerdir.[481]

612/474- lbni Ömer radıyallahih anhüma'dan, Peygamber Sallal-îahü aleyhi ve selîem'den İşitmiş olarak rivayet edilmiştir ki : Peygam-feer Sallattahü aleyhi ve sellem :

Meyyit, kendisine edilen yas sebebiyle kabrinde azap Olunur; buyurmuştur.»[482]

Hadîs, mütfefekun aleyhdir. Buhârî ile Müslim'de Muğîretü'bnü Şti'be'den bunun benzeri vardır.

Bu bâbda hadîsler çoktur. Ve hepsi Ölünün kendisine bağıra çağıra yas edilmesinin ona azap vereceğine delâlet ederler. Fakat mes'ele müşküldür. Zîrâ başkasının fiilinden dolayı bir kimseyi azap etmek ne de olsa garip görülmektedir. Bu sebeple mes'eleye muhtelif cevaplar verilmiştir. Meselâ : H2. Âîşe (R. Anha) bu hadîsi, Hz. Ömer (R, A.) ile oğlu Abdullah'a red ve inkâr etmiş; böyle bir şeyin olamıyacağma :

« »[483] Hİç bir nefis başkasının günâhını yük­lenmez» âyet-i kerîmesiyle istidlal etmiştir. Ashâb-ı Kirâm'dan Ebu Hü-reyre (R.'A.) da aynı kanaâttadır. Kurtubî (—276) Hz. Âişe (R. An-fıaynva. inkârına mahal görmemiş. «Bu hadisi birçok ashâb-f kîrâm rivayet etmiş olduğundan, onu inkâra imkân yoktur. Bununla be­raber te'vili de mümkündür» demiştir. Kurtubî ta'zib hadîsiyîe bu âyet-i kerîmenin aralarını bulmuş ve: «Berzah[484], hâli dünya hâ­line mülhaktır. Dünyada ise başkasının suçundan dolayı bir kimseyi ta'zîp etmek vâki olmuştur. NiteKim :

«Öğle bir fitneden sakının ki, asla sizden sadece zulmedenlere isabet etmez.»[485]. Âyet-i kerîmesi buna işaret eder. Şu halde ta'zip hadîsi Hz Âişe (R. Anha) 'nm istidlal ettiği âyet-i keri­meye muaraza etmez. Çünkü âyetten murâd: Âhiret hâlidir.» demiştir. Ta'zip hadîsini ekser ulemâ aşağıdaki vecihlerle te'vil etmişlerdir:

1— Buhârî'ye göre; Ölünün hâli hayatında, âdeti böyle mâtem-cilik olup, ailesi de onu bu hâlden men etmezlerse, öldükten sonra ce­nazesinin arkasından yapılan feryad-ü figândan o kimse azap görür. Âdeti mâtemcilik etmek değilse, başkasının matemi sebebiyle azap olun­maz. Elhâsıl, kul başkasının fiiline sebebiyet vermişse, onun füli ile azap olunur.

2— «BenJHdükten sonra arkamdan vasiyet etmişse azap olunur. Eskide." Araplar arasında böyle vasiyetler olurdu. Nitekim CâhlHyet devrinin en meşhur şâirlerinden biri olan Tarefe öldükten sonra kendisine lâyık bir surette matem tutulmasını şu mısralarla va­siyet eder :

«Ben öldüğüm vakit bana yaraşır bir surette ağla! Benim için yakala­rını yırt ey Ümmü Mâbed.» Vasiyet bulunduğu takdirde, meyyit'in aile efradı o vasiyete binâen matem tutsun, tutmasın, mücerret vasiyet et­tiği için ölü azap olunur.

3— Böyle başkasının tuttuğu matemden dolayı azap görmek kâfir­lere mahsustur. Mü'minler, başkasının suçundan dolayı azap görmez­ler. Fakat bu kavi ihtimalden uzaktır.

4— Bu ta'zîbin mânâsı : Meleklerin ölüye sitem etmesidir. Nite­kim Imâm-t Ahmed ibni Hanbel'in Ebu Musa (R. A.J'dan merfûan ri­vayet ettiği şu hadîsten de bu mânâ anlaşılmaktadır :

«Dirinin ağlaması sebebiyle ölüye azap olunur. Yascı kadın «vah benim kolum, vah yardımcım, vah beni giy­diren efendim» dediği vakit, melek Ölüye dayak vurur ve: Onun kolu sen, yardımcısı sen giydireni sensin ha?; der.»

Bu mânâda bir hadîsi de İbni Mâce (207—275) ile Tirmizî (200 —279) tahrîc etmişlerdir.

5— Ta'zîb'in mânâsı: Ailesi efradı ile başkalarının feryâd-ü figânın­dan meyyitin elem duymasıdır. Çünkü meyyit onlara acır. Kadı lyaz (47fr—544) bu kavli diğerlerinden evlâ bulmaktadır. Bu kavle zâhip olanlar, oğlu vefat eden bir kadını Peygamber (S.A.V.)'in ağlamaktan men ettiğini' bildiren hadîsle istidlal ederler. O hadîste şöyle buyrulmaktadır :

«Şüphesiz ki sizden biriniz ağladığı vakit yavrucuğu ondan mahzun olur, Ey Allah'ın kullan din kardeşinize azap etmeyin.» Kulların yaptıklarının ölülerine gösterileceğini ifâde eden hadîs dahi sahihtir. Binaenaleyh o da bunlara delîl ola­bilir.[486]

614/475- «Enes radıyaîlahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüilah SaUalîahü aleyhi ve selTem'în, bir kızı defnolurken ora­da bulundum. Resûlüilah Salîallahü aleyhi ve sellem kabrin yanrnda olurmuş halde idi. Gözlerini yaşarırken gördüm.»[487]

Bu hadîsi, Buhâri rivayet etmiştir.

Vâkidî (130—207) ile bâzı tarihçilerin beyânına göre Peygamber SaUaMahü aleyhi ve selîem'in o gün vefat eden kerîmeleri Hz. Ümmü Gülsüm idi. Bir takımları Rûkiyye olduğunu söylemişse de Buharı (194—256) bu iddiayı reddetmiş. Ve: «Resûlüilah (S.A.V.) Bedir'de ol­duğu için Rûkîyye'nin cenazesinde bulunamamıştır.» demiştir.

Hadîs-i şerîf, cenazeye ağlamanın meşru olduğuna delildir. Buna delâlet eden îzâhât, yukarda dahi geçmişti. Şu kadar var ki, bu hadîs:

«Öldüğüm zaman sakın ağ­layıp kalma.» hadîsiyle muâraza halindedir. Maamâfîh iki hadî­sin aralarını bularak «ağlamaktan murâd, sesle feryâd etmektir. Yahut buradaki yasak, kadınlara mahsustur; günkü onların ağla­ması çok defa feryâd-ü figâna varır. Bu sebeple Sedd-t Zeria kabilinden ağlamaktan menedilrhişlerdir.» diyenler olmuştur.[488]

615/476- «Câbir radıyaîlahü aniden rivayet olunduğuna göre. Pey­gamber SaUalîahü aleyhi ve sellem :

Cenazelerinizi geceleyin, defnetmeyin. Ancak mecbur kalırsanız O başka» buyurmuşlardır.[489]

Bu hadîsi, lbni Mâce tahrîc etmiştir. Aslı Müslim'dedir. Lâkin ; «(Câbİr) kişinin üzerine cenaze namazı kılınmadan, geceleyin defnedil­mesini yasak etti; dedi» şeklindedir.

Hadîs-i şerîf, zaruret olmadıkça geceleyin cenaze defnetmenin memnu olduğuna delildir. Bu memnûiyyetin sebebini bâzı ulemâ : «Gündüz melekleri gece meleklerinden daha şefkatli olduğundandır» şeklinde beyân etmişlerdir.

Hadîsin Müslim'deki lâfzı şudur :

cPeygamber SaUaUahü aleyhi ve sellem, bir gün Hutbe okudu da ashabından vefat eden ve işe yaramaz bir kefene sarılarak geceleyin defnolunan bir zâttan bahsetti. (Bu münâsebetle) bir kimsenin üzerine cenaze namazı kılınmadan geceleyin defnolunmasını yasak etti. Ancak insanın buna mecbur kalması müstesnadır.»

Bu hadîsten anlaşılıyor ki, yasak etmesi, cenaze hakkında namazı küınamamak, tekfinini güzel yapamamak gibi bir kusurda bulunmak ihtimâline mebnîdir. Cenazeyi ertesi güne te'hir etmekle namazına çok kimselerin veya dualarının kabulü me'mul zevatın iştirak edeceği ümîd olunursa, te'hiri iyi ve yerinde bir iş olur. Hattâ böyle bir ümitten dolayı cenaze gündüzün bile bir parça bekletilebilir. Hz. Ali (R. A.), Fâtıma (R. Anhayyı ve keza ashâb-ı kiram (R. Anhüm) Hz. Ebu Bekir (R. A.)\ geceleyin defn etmişlerdir. Tirmizî'nin rivayet ettiği ve : «hasendir» dediği bir hadîste, Peygamber (S.A.V.)'in geceleyin bir kab­re girdiği, kendisine bir kandil yakılarak, cenazeyi kıble tarafından kabre indirdiği beyân olunmaktadır. Filhakika ulemâdan birçokları hıyn-i hacette geceleyin cenaze defnine bile ruhsat vermişlerdir, lbni Bazm Zahiri (384—458)'ye göre mustar ve mecbur kalmadıkça ge­celeyin cenaze defnolunmaz; «Geceleyin defnolundukları rivayet edilen ashâb-ı kiram için mutlaka bir zaruret varmıştır. Onlar hakkında bunun aksini düşünmek kimseye helâl değildir» diyor.

Musannif merhum «namaz vakitleri» babında zikir ettiği Ukbetü'bntİ Âmir hadîsini asıl buraya dere etmeliydi. Zîrâ o hadîste : Üç vardır kî, Resûiüllah (S.A.V.) bizi onlarda namaz kılmaktan ve cena­zelerimiz! gömmekten nehy ediyordu... ilâh...» denilmektedir.[490]

616/477- «Abdullah ibni Cafer radıyallahil anhüma'dan[491] rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Cafer katledildiği zaman, ölüm haberi geldik­te Peygamber SaUaîlahü aleyhi ve sellem :

Cafer ailesine yemek yapın. Çünkü onların başına kendilerini meşgul edecek şey gelmiştir» buyurdular.[492]

Bu hadîsi, Nesâî müstesna Beşler tahrîc etmiştir.

Hadîs-i şerîf, evlerinden cenaze çıkan aile efradına yemek vermek suretiyle onları görüp gözetmenin meşru olduğuna delildir. Çünkü o aile ölüm sebebiyle hüzün ve elem içindedirler. Yemek hazırlamaya el­leri varmaz.

Vâkıâ îmâm-ı Ahmed ibni Hanbel (164—241) Cerîr îbni Abdullah Becelİ (R, A./dan : «Biz cenaze defnedildikten sonra ailesinin başına toplanarak yemek yapmayı matemden sayardık,» dediğini rivayet edi­yorsa da bundan murâd : Yemeği cenaze sahiplerinin yapmış olması­dır. Zîrâ bâzı yerlerde bu âdet hâlâ mevcuttur. Ve cenazenin ailesi, ka-bircilere ve cenazeye fiilen iştirak edenlere yemek verir. Bunun aksine olarak komşuların cenaze sahiplerine yemek vermesinde hiçbir beis yoktur. Abdullah Ibnİ Cafer hadîsi de bunu ifâde etmektedir.

Memnu olan fiillerden biri de kabrin başında hayvan kesmektir. Bu bâbda Ahmed ibni Hanbel ile Ebu Dâvud (202—275) Hz. Enes (R.A.)'den §u hadîsi tahrîc etmişlerdir :

«Peygamber SaUaîlahü aleyhi ve sellem : İslâmda mezar başında hayvan kesmek yoktur; buyur­dular».

Abdü'r-Rezzak (126—211) diyor ki : «Araplar kabrin başında bir sığır veya koyun keserlerdi.» Hattâbî (319—388) şöyle diyor : «Câhiliyet devrinin halkı iyi bir adamın kabrinin başında deve boğazlar ve : «Biz onun fiiline karşılık kendisini mükâfatlandırıyoruz. Çünkü hayatında kendisi deve keser; onu misafirlere yedirirdi. Biz de kabri­nin başında deve kesiyoruz. Varsın bunu da kurtlar, kuşlar yesin ve hayatında yedirdiği gibi vefatından sonra da yedirmiş olsun» derlerdi. İçlerinden bâzılarının itikadına göre ölen kimsenin kabri başında sağ­lığında bindiği hayvanı kesilirse, o kimse kıyamet gününde binekli ola­rak haşrolunur. Kesilmezse yaya kalırdı.

Bu onların, öldükten sonra dirilmeye inancı olanlarının mezhebine göredir ve bittabi haram olan bir câhiliyet işidir.»[493]

617/478- «Süleyman İbni Büreyde[494] radıyallahü anh'den babasın­dan İşitmiş olarak rivayet edilmiştir. (Babası) demiştir ki: ResûlüKah Sallallahü aleyhi ve sellem ashabına, kabristana çıktıkları vakit :

Bu diyarın müslim ve mü'min olan ehline selâm olsun. Bizler dahi inşallah sizlere katılacağız. Allah'dan bize ve

size afiyetler dilerim; demelerini Öğretirdi.»[495]

Bu hadîsi,. Müslim rivayet etmiştir. îmâm-ı Müslim (204—261): Bu hadîsi Hz. Âişe (R. Anha)'dan da rivayet ediyor. Hz. Âişe hadîsinde:

«Allah bizim geçmişlerimize de geleceklerimize de rahmet eylesin» ziyâdesi vardır.

Hadîs-i şerîf kabirleri ziyaretin ve orada yatanlara selâm verme­nin meşru olduğuna delildir. Bu selâm, aynen dirilere verilen selâmdır. Hattâbî : «Kabirlere diyar denilebilir. Zîrâ lûgatta dar kelimesi meskûn yerlere de, harâbezâr'e de ıtlak edilir» diyor. «İnşallah» cümlesinin hadîste kullanılması hem teberrük, hem de :

«Hiçbir şey için bunu muhakkak ben yarın yaparım deme. Ancak inşâallah dersen o başka[496]». Âyet-i kerîmesine imtisal içindir. Bâzıla­rına göre buradaki inşâallah sözü o kabristana aittir, yani «inşâallah biz de bu kabristana, sizin yanınıza defnoluruz» demektir.

Hz. Peygamber (S.A.V.)'in afiyet dilemesi, onun istenilen şeylerin en mühimi ve şereflisi olduğuna delildir. Ölünün afiyeti, kendisinin azaptan ve hesap münakaşasından âzâde oluşudur.

Kabristan ziyaretinden m aksa d : Orada yatanlara duâ etmek, Kur'ân okumak suretiyle onlara ihsanda bulunmak ve âhireti hatırla­maktır.[497]

618/479- «ibni Abbas radıyallahü anhüma'âan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: ResulÜHah Sallallahü aleyhi ve sellem, Medine'nin kabris­tanına uğradı ve hemen yüzünü kabirlere çevirerek :

Selâm size ey kabristanlılar! Allah size ve bize mağfi­ret buyurursun. Siz bizim selefimizsiniz. Biz de izinizde-yİZ.» buyurdular.[498]

Bu hadîsi, Tirmîzî rivayet etmiş ve: «hasendir» demiştir.

Hadîs-i şerîf, ziyaret maksadı ile bile olamasa, kabristana uğraya­rak orada yatanlara selâm verilebileceğine delildir. Aynı zamanda ehl-i kuburun ziyaretçilerini tanıyacaklarına verdikleri selâmı alacaklanna-da işaret ediyor. Aksi takdirde bu selâm abesle iştigâl olmak lâzım gelir.

Kabir ziyareti cuma günü de, şâir günlerde de yapılabilir. Fakat cuma günü yapılması daha kuvvetle mendûbtur. Şâfiîlerle Mâlİkîlerin müraccah kavline göre kabir ziyareti perşembe gününün ikindisinden başlıyarak cumartesi günü güneş doğuncaya kadar bitte'kid mendub-tur. Hanbelîlere göre ise kabir ziyareti için günler arasında bir fark yok­tur.

Yukarda geçen iki hadîste bir kimseye duâ veya istiğfar edileceği zaman, evvelâ kendinden başlamaya delîl vardır.Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de de dualar bu tertip üzere vârid olmuş. «Ey Rabbîmiz, bizi ve din kardeşlerimizi mağfiret buyur.»[499] «Hem kendi günâhın, hem de mü'minler için istiğfar., ilâh..»[500] buyrulmuştur.»

Hadîs-i şerîf, okunan dualarla yapılan istiğfarların meyyite fayda Gereceğine de delâlet etmektedir. Bu cihet ulemâ arasında ittifakı bir mes'eledir. Fakat okunan Kur'ânların meyyite vâsıl olup olmadığı ihti­laflıdır. «Vâsıl olur» diyenler olduğu gibi «vâsıl olmaz» diyenler de bu­lunmuştur.

Ehl-i sünnet ulemâsından bir cemâat ile Hanefîler'e göre : Bir in­san kendi amelinin sevabını başkasına bağışhyabilir. Yapılan amelin namaz, oruç, hac, sadaka gibi ibâdetlerden biri olmasıyla Kur'ân-ı Ke­rîm okumak, zikirde bulunmak yahut herhangi ibâdet sayılacak bir işi yapmak arasında fark yoktur. Delîl nokta-i nazarından en müreccah kavil de budur.

Dâre Kutnî (306—385)'nin tahrîc ettiği bir rivayete göre :

Bir adam Peygamber Saîlallahü aleyhi ve sellem'e, annesiyle ba­basına, vefatlarından sonra nasıl iyilik edeceğini sormuş : ResûlüHah (S.A.V.) cevaben; Kendi namazıyla beraber onlara namaz kılmasını, orucuyla beraber onlara da oruç tutmasını tavsiye buyurmuştur.

Ebu Dâvud, Mâkil b. Yesar (R. A./dan şu hadîsi tahrîc etmiş­tir: «Ölülerinize Yasin sûresi­ni okuyun.»

Bu hadîs, ölüye sevap bağışlanması hususunda nasstır. Keza Buharı ile Müslim'in, tahrîc ettikleri bir hadîste, Peygamber (S.A.V.) in kendisi için bir koç, ümmeti için de bir koç kurban eder idiği, beyân olunuyor ki bu da bir kimseye başkasının amelinin fayda vereceğine işarettir.[501]

619/480- «Hz. Âişe radıyallahü anha'dan rivayet olunmuştur. De­miştir ki : Resûlüllah Saîlallahü aleyhi ve sellem:

Ölülere soğmeyin; çünkü onlar gönderdikleri (amellere) vardılar» buyurdu.[502]

Bu hadîsi, üuhârî rivayet etmiştir. Tîrmizî dahi Muğîre'den bunun benzerini rivayet etmiş, lâkin (gönderdikleri amellere vardı­lar) yerine «dirilere eziyet verirsiniz» demiştir.

Hadîs-i şerîf, ölülere söğmenin haram olduğuna delildir. Zahirîne bakılırsa bu hürmet müslim ve gayrı müslim bütün ölülere âmm ve şâmil olmak gerekir. Maamâfîh «Kâfir bundan tahsis olunmak iktizâ eder. Zîrâ Teâlâ hazretleri, Kitâb-ı Kerîminde Âd, Semûd ve emsali kâfirleri zem etmiştir.» diyenler olduğu gibi «Hayır, kâfirlerin Ölülerine de söğmek caiz değildir. Çünkü: «Onlar gönderdikleri amellere Vardılar» buyrulmuştur. Bu söz her iki fırkaya şâmildir. Mânâsı : Mademki herkes ameline göre ceza görecektir. O halde kâfir cezasını bulmuş demektir. Artık ona söğüp saymaktan bir fâide hâsıl olacağı yoktur, evet Teâlâ hazretleri geçmiş ümmetleri küfür ve dalâletlerinden dolayı zem etmiştir. Fakat bundan maksad onlara söğüp saymak de­ğil, bu ümmeti o gibi kötü fiillerden sakındırmaktır. Zâten bir maksada mebnî fâcir ve sapık bir kimseyi yaptığı kötü işle anmak caizdir. Yasak olan söğmek bu değildir. Binaenaleyh kâfirlerin ölüleri hadîsin umu­munda dahildir. Onlara da söğmek caiz değildir.» diyenler de vardır.

Ancak bunlar sadedinde bulunduğumuz hadîsin bazı mü'minlerle tahsis olunduğuna kaildirler. Delilleri şudur :

Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) bir cenazenin yanından geçerken ashâb-ı kiram onun hakkında koîü sözler sarfetmişlcr; Peygamber (S.A.V.) onları takrir buyurmuş; hatla (cehennemi hak etti) demiş; sonra:

«Siz Allah'ın sahicilerisiniz» buyurmuştu.

Binaenaleyh: «Bâzı günahkâr mü'minlere şetm etmek caizdir.» diyorlar. Fakat Kurtubî (—276) ashabın o cenaze hâdisesine cevap vermig ve : «Olabilir ki o adam yaptığı kötülükleri aşikâr yapar-mıştir. Hâl böyle olunca «fâsıkın gıybeti olmaz» kaidesince onu zemmetmek mubahtır. Yahut ölülere söğmekten nehy buyurulmasi cenazeler defnedildikten sonraya hamlolunur.» demiştir ki, hadîsteki ta'lîle münâsip olan da budur. Zîrâ ölüler gönderdikleri amellere ancak defn edildikten sonra ulaşırlar.

îbni Rüşt (514—595) : «Kâfirin ölüsüne şetm edildiği zaman •diri olan müslüman eziyet görürse o kâfire söğmek haramdır. Ezi­yet görmezse helâldir. Müslümanm ölüsüne söğmek ise haramdır. Ancak zaruret varsa o başka... ilâh... diyor.[503]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS