strict warning: Only variables should be passed by reference in /home/khadis/domains/kuranvehadis.com/public_html/modules/book/book.module on line 559.

«Bayram Namazları»

«Bayram Namazları»

Bayram namazları hicretin birinci veya ikinci yılında meşru ol­muştur. Bu namazların sıfatı İmâm-ı Âzam'a. göre vacip, İmameyn ile Imâm-ı Şafiî ve Mâlik'e göre Sünnef-i Müekkede; lmâm-ı Ahmed bin HanbeVe farz-ı kifâyedir. Tafsilât sırası geldikçe verilecektir.[258]

509/383- «Âişe radıyattahü anhâ'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :

Fitre bayramı nâs'ın iftar ettiği gündür. Kurbân bay­ramı da nâs'm kurban kestikleri gündür» buyurdular.[259]

Bu hadîsi, Tİrmizî rivayet etmiştir.

Tirmizı yukarıki hadîsi rivayet ettikten sonrE,, «Bu ha sen gassp bir hadîstir» demiştir. Bazı ulemâ bu hadîsi : «Fitre bayramı da erue tutmak da cemaatla ve insanların çoğunluğu ile olacak diye tefsir et­mişlerdir.

Hadîs-i şerîf, fitre bayramının sübûtu için cemaata muvafakat et­menin muteber olduğuna delildir. Yalnız başına Şevval hilâlini gören bayram kılamayacak; namaz, iftar ve kurban hususunda hep cemaata tabi olacaktır. Tirmizî (200—279) bu hadîsin benzerini Ebu Hüreyre-(R. A./dan tahrie etmiş ve «hasendir» demiştir. İbnİ AbEıas (R. A.) hadîsi de bu mânâdadır. Kendisine Küreyb : «Muhakkak Şam'lılar ve Muâviye cuma günü Şam'da hilâli görerek oruç tuttular.» demiş. Küreyb bu sözleri jbni Abbas'a ayın sonunda Medine'ye geldiği zaman söyle--miş. İbnİ Abbas «lâkin biz onu cumartesi gecesi gördük. Binaenaleyh. otuzu tamamlayıncaya, yahut hilâli görünceye kadar oruç tutmaya de-mav edeceğiz» mukabelesinde bulunmuş. Küreyb : «Muâviye ve nâsın görmesiyle iktifa etmiyurmusun?» deyince «hayır. Resûlüllah (S.A.V.) bize böyle emretti» cevabını vermiştir.

Hadîsin zahirine bakılırsa, Küreyb de hilâli görenlerdendir.. Ve İbnİ Abbas kendisine orucunu tamamlamasını emretmiş; ona göre ya-kînen bayram olduğunu nazar-ı itibâra almamıştır. Hanefîlerİn mezhe­bi de budur. Yani bir kimse bayram hilâlini yalnız başına görürse, ih­tiyaten iftar etmez. Fakat îmânım Âzam'a. göre bunun mânâsı oruc'a niyet eder demek değildir. Yainız yiyip içmez, o kadar. Oruç'a niyet etmez. Çünkü o gün bayram olduğunu yakinen biliyor. Maamâfih bay­ram olduğunu yüzde yüz biliyorsa gizlice yiyip İçer diyenler de olmuş­tur. İftar etmez diyenlere göre, o gün iftar etse, kaza eder. Ramazan hilâlini yalnız basma gören ise. o gün oruç tutar. Çünkü oruçta ihtiyat, tutmaktadır.

Cumhur ulemâya göre : «Eir kimseye yakînen bildiği ile amel et­mek lâzımdır. Onlar bu hadîsi cr-mâata muhalefet hakkında bir şey bilmediği zamana hamletmişierdir. Yani bir kimse yalnız başına hi­lâli gördüğü halde, yine ne yapacağını bilmiyerek cemaatla birlikte ha­reket etmişse, bu ibâdeti sahihtir» derler. İbni Abbas hadîsini dahi te'vil etmişler ve: «İhtimal ki ihtilâf-ı metali denilen şeye, yani ay m Hicaz ve Şam'da ayrı ayrı zamanlarda doğmasına bakarak Şamlıların görmesini nazar-ı itibâra almamıştır. Yahut hâdiseyi haber veren muh­bir bir kişi olduğundan onun sözüyle amel etmemiştir. Zâten Küreyb'e mutlaka sen de oruç tutacaksın diye emir de etmemiştir. Yalnız Medî-nc'lilerin bu haberle amel edemiyeceklerini bildirmiştir.» derler.[260]

510/384- «Ebu Umeyr[261] ibni Enes b. Mâlik radıyallahü anhünıa' dan. Sahabeden oian amcaianndan şöyle duyduğu rîvâyeî edilmiştir :

Bir kervan gelmiş ve dün hilâli gördüklerine şahadet etmişler. Bunun üzerine Peygamber Sallalîahü aleyhi ve sellem, İftar etmelerini ve sa­bahladıkları vakit namazgahlarına gitmelerini emir buyurmuşlardır.»[262]

Bu hadîsi," Ahmed ile Ebu Dâvud rivayet etmişlerdir. Lâfız Ebu Da­vud'undur. İsnadı sahihtir.

Yukarıdaki hadîsi, Nesâî (215—303) ile İbni Mâce (207—275) tah-ric etmişler, İbni Münzîr (—310), İbni Seken (294—353) ve İbni Hazm (38—56) onu sahîhlemişlerdir. İbni AbdiVi-Berr (368—463)'in: «Ebu Umeyr meçhuldür.» İddiası reddedilmiş ve «hadîsini sahihliyenler onu bilmişlerdir.» denilmiştir.

Hadîs-i şerîf, bayram olduğu, namaz vakti çıktıktan sonra anla­şılırsa, bayram nmzmın ikinci günü kılınabileceğine delildir. Hadîs, namaz vaktine nazaran mutlaktır. Ve günün evvelinden bilinmediği cihetle namazın vakti bakîdir. İmâm-ı Âzam Ebu Hanife (80—150) ile diğer bazı zevatın mezhebi budur. Yalnız İmâm-ı Âzam'a, göre hakikat hâli ancak namaz çıktıktan sonra öğrenmiş olmak şarttır. Bu takdirde sâde ikinci gün bayram namazı cemaatla kaza olunur. Ve dünkü vaktinde kılınır.

Hadîsin zahirine göre bu namaz, edadır. İmâm-ı Mâlik (93-479) bayram namazının asla kaza olunamayacağına kaildir. Şafiî (150—204) den tafsilât rivayet olunur. Yani bayram namazı kazaya kalırsa ne za­man istcnilsc kaza edilebilir. Yalnız zevalden önce kıhmrsa, edâ, ze­valden sonra kıhmrsa kaza olur. Hanbelîlere göre ne zaman istenilirse kaza olunur.

Bu hadî.s-i şerîf, fitre bayramı hakkındadır. Kurban bayramı da buna kıyas olunur.[263]

511/385- «Enes radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah Sallalîahü aleyhi ve sellem, fitre bayramı günü birkaç hur­ma yemeden sabahleyin (namazgaha) çıkmazdı.»[264]

Bu hadîsi, Buhâri tahric etmiştir. Muallâk bir rivayette -ki onu îmâm-ı Ahmed vasletmiştir- «O hurmaları tek olarak yerdi.» denilmiş­tir.

Buharı muallâk rivayeti de Enes (R. A.)'den talik etmiştir. Tu-karıki hadîsi Buharı tarihinde tahric ettiği gibi, îbni Hİbban (—354) ile Hâkim (321—405) de onu Utbetü'bnü Humeyd'den şu lâfızlarla tahric etmişlerdir:

«Üç veya beş, yahut yedi, veyahut bundan daha az yahut daha çok tek olarak hurma yemeden (çıkmazdı).»

Hadîs-i şerîf, Hz. Peygamber (S.A.V.)'in buna devam ettiğini gös­teriyor. Mühelleb diyor ki: «Namazdan önce bir şey yemekteki hikmet, bayram namazı kılınıncaya kadar oruç tutmak lâzım zân olunmasın diyedir. Galiba Resulü Ekrem (S.A.V.) bu yolu kapamak istemiştir.» Bâzıları : «Orucun farziyetinden sonra iftarın vücûbu meşru olunca, Allah'ın emrine imtisal için iftarın acele yapılması müstehap görülmüş­tür» derler.

îbni Küdame:[265] «Bu günde namazdan önce acele bir şey yeme­nin müstehap olduğu hususunda hilaf bilmiyoruz.» demiştir.

Musannif «Fethü'l-Bârî» de : «Hurma yemenin müstehap oluşu­nun hikmeti, tatlıda orucun zayıflattığı gözü kuvvetlendirme has­sası olduğundandır. Yahut tatlı îman'a muvafıktır; rü'ya onunla tâbir olunur. Ve kalbi rikkate getirir de onun için hurma yemek müstehaptır. Bundan dolayıdır ki, Tabiînden bâzısı mutlak suret­te tatlı ile iftar etmeyi müstehap görmüştür.» diyor. Mühellib: «Hur­maların tek oluşu Allah'ın birliğine işaret içindir. Peygamber (S.A.V.) bütün işlerinde teberrüken böyle hareket ediyordu.» demiştir.[266]

512/386- «İbni Büreyde radıyaUahü anh'den babası radıyallahü anh'm: Resulü!Lah SaUallahü aleyhi ve sellem, fıtra bayramı günü ye­meden çıkmazdı; kurban bayramı günü de namaz kılmadan yemezdi, dediğini işittiği rivayet edilmiştir.»[267]

Bu hadîsi, Ahmed ile Tirmîzî rivayet etmişlerdir, ibni Hibban onu sahîhlemiştir.

îmâm-ı Ahmed'İn rivayetinde Müteaki­ben kurbanından yerdi» ziyâdesi vardır. Aynı hadîsi îbni Mâce (207 —275), Dâre Kutnî (306—385), Hâkim (321—405) ve BeyhaH (384—458) dahi rivayet etmişler; îbni Kattan (—628) onu sahîh-

îemiştir. BeyhaTcî'nin rivayetinde:

«Döndüğü vakit kurbanın kara ciğerinden yerdi» ziyâdesi var­dır. Tirmizî : «Bu bâbda Hz. AIİ ve Hz. Enes (R. Anhün)'den rivayet­ler vardır» diyor Tirmizî bu hadîsi İbni Ömer (R. A.)'dan da rivayet etmiş ise de bu rivayette zaaf vardır.

Hadîs-i şerîf, Fıtra bayramında namazdan Önce, Kurban bayramın­da namazdan sonra bir şey yemenin meşru olduğuna delildir. Kurban­da yemeyi namazdan sonraya bırakmanın hikmeti : Kurban kesmeyi meşru kılmak suretiyle Allahü Zülcelâl kullarına kerametini gösterdiği cihetle, o gün namazdan sonra yapılacak en mühim iş Allah'ın nimet­lerine şükür için onun ziyafetinden yemeye başlamak olmuştur.[268]

513/387- «Ümmü Aliyye[269] radıyallahü anha'dan rivayet edilmiş­tir. Demiştir ki: Bekâr kszları ve hayızhüan bayramlarda ayrı ve müs-îümanların davetini görmek için (namazgaha) çıkarmak için emir al­dık. Hayızhlar ise namazgahtan uzaklaşır.»[270]

Bu hadîsi, Müttefekun aleyh'dir.

Hadîs-i şerîfdc sigâsmm meçhul getirilmesi emir edenin herkesçe malûm olmasındandır. Maâmafih Buhârl'nin bir rivayetinde «kîze Peygamberimiz emir etti» denilerek fail gösterilmistir. (Hayrı ve müslümanlann davetini görmek) den murâd: Hayız-lı olmayanîarm bayram namazının faziletine iştirak etmesidir. Buharı nin rivayetinde bu hadîs şu lâfızladır:

«Kapah bekâr kızları çıkarmaya emir aldık.» yahut «Bekâr kızlarla kapalıları çıkarmaya emir aldık. Hayızhiarsa, namazgahtan uzak­laşırlar.» Müslim'in lâfzı şöyledir :

«Peygamber lalîahü aleyhi ve sellem'l kasdederek, bize bekâr kızlarla kapalıları çıkarmamızı emretti. Hayızlılarin da müslürnanların namazgâhından uzaklaşmalarını emretti.»

Şu halde musannifin zikrettiği hâdis, ikisinin de lâfzına uymamak­tadır. Hadîs-i şerif, bekâr kızların namazgaha çıkarılmalarının lüzu­muna delâlet ediyor. Burada üç kavil vardır :

1— Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Ali (R.anhüm)'e göre, bekâr kızla­rı bayram sabahı namazgaha çıkarmak vaciptir. Bunu Ibrti Mâce ile BeyhâkVrân tahric ettikleri İbni Abbas hadîsi de te'yîd eder. Bu hadîs de :

«Resûlüllatı Sallallahü aleyhi ve scllcm-, bayramlarda kadınlarını ve kızlarını çıkarırdı.» denilmektedir ki, Hz. Peygamberin hu işe devam ettiğini gösterir. Hem gençlerle yaşlılar hakkında sarihtir. Keza göste­rişli olanlarla olmayanlara da âmm ve şâmildir.

2— Ulemâdan bir cemaata göre sünnettir.Çıkarma emri nedip içindir. Nitekim çıkarmayı hayrı görsünler ve müslümanlann da­vetini müşahede etsinler diye ta'lîl etmesi mendup olduğuna delildir. Eğer vacip olsaydı böyle demezdi. Ve çıkmaları emre imtisal ve borçlarını ödemek için olurdu. Maâmafih San'ânı'ye göre bu ta'lîl söz götürür. Zîra bazan vacip de, hâîz olduğu faziletle ta'lîl oluna­bilir, hnâm-ı Şdfiî'n'm «El-Ünvm» adlı eserinde gösterişli kadınlarla, ihtiyar nineler arasında fark yapılmış ve Şafiî (150—204) «İhtiyar­larla gösterişsiz kadınların namaza gelmelerini hoş karşılarını. He­le bayramlara gelmelerini pek hoş görürüm.» demiştir.

3— Mensuhtur. Tahavi (238—321): «Bu mes'ele sadr-ı İslâm'da caizdi.Çünkü kadınların cemâati çok göstermek için mescide çıkma­larına ihtiyaç vardı. Böylelikle düşmanı korkutma imkânı hâsıl olurdu. Sonra nesh edildi» diyor. Fakat San'ânî'yç göre İbni Abbas'ın küçük iken kadınların cemaata çıktığım görmesi bu iddiayı defediyor. Çünkü onun görmesi Mekke'nin fethinden sonra idi. İslâmiyet kuvvet bulduğu için kadınların çıkmasına hacet de kalmamıştı. Kczâîîk Ümmü Atîyye'nin Peygamber S.A.V.)'in vefatından bir müddet sonra kadınların cemaata çıkmasına fetva vermesi ve sahabeden bu fetvaya hiçbir muhalefet eden bulunmaması dahi bu davayı defetmektedir. Vakıa Hz. Âışe (R. Anha)'nm şöyle bir sözü vardır :

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, kadınların neler ihdas et-Hğinî görse, onları mutlaka mescİdlerden men ederdi.» demiştir.

Fakat «Sübülü's-Selâm» sahibine göre bu söz kadınların cemaata çıkmalarının haram olduğuna delâlet etmediği gibi, çıkma işinin nesh edildiğine de delâlet etmez. Bilâkis kadınların çıkmaktan men edi-lemiyeceğine delâlet eder. Çünkü Peygamber (S.A.V.) onları men et­memiş, aksine çıkmalarını emretmiştir. Onun emrettiğim bizim men etmeye hakkımız yoktur. San'ânî'nin acâip istidlali burada bitti.

Fakat biz San'ânî merhumun ruhunda af dileyerek arzedelim ki; bu fikirde değiliz. Bizden maksadım, Hanefilerle diğer hak mezhep­lere sâlik olanlardır. Evvelâ Şeyh San'ânîye sorarız. Ümmü'l-Mü' minin Hz. Âişe (R. Anha) ashaptan sayılmazmi idi ki, Ümmü Atiyye' nin fetvasına karşı ashaptan bir kimse ses çıkarmadı diyorsun? Bir su­alimiz .daha var : Hz. Âişe validemizin yukarıda zikrettiğimiz sözü için: «Bu söz bilâkis kadınların cemaata çıkmaktan men edilemiyeceğine de­lâlet eder.» diyorsun. Binaenaleyh Hz. Âîşe (R. Anha)'mn bu sözü: bu­yurun kadınlar; büyüğünüz, küçüğünüz, güzeliniz, çirkininiz yollara dü­şün, camilere gelin demek midir? Âişe-i Sıddîka hazretlerinin ölüleri uyandıracak kudretteki şu feryadını böyle mi anlamak gerekir?

Sen bize akıl fikir ve intibahlar nasip et yâ Rabbi!

insaf buyrulsun, kadın kadındır. Ona Fahr-i Kâinat (S.A.V.) efendimiz boş yere «Kadınlar akıl ve dîni noksan kimselerdir» dememiştir. Baksanıza, daha Resûliil-lah (S.A.V.) dünyadan gider gitmez bozulmaya yüz tutmuşlardır. Şimdi bir de bundan bin küsur sene sonra San'ânî merhum zamanındaki hallerini ve nihayet bugünkü hâllerini düşünelim! Acaba şu halleriyle yine Peygamber {S.A.V.) kadınları sokaklara dökülmeye, camilere git­meye davet eder miydi dersiniz? Biz sözü daha fazla uzatmadan hakîkî ulemânın bu bâbdaki beyanatına geçeceğiz :

Hanefîlerin uEl-Hidâye» nâmmdaki fıkıh kitabında kadınların ce­maata devamları hakkında aynen şöyle denilmektedir : «Kadınların cemaata gelmesi mekruhtur. Yani genç kadınların gelmesi mekruhtur. Çünkü fitneden korkulur. Yaşlı kadınların, sabah, akşam ve yatsıya çık­masında bir beis yoktur. Bu Ebu Hanîfe'ye göre böyledir. İmâmeyii: <îhtiyar kadınlar bütün namazlara çıkabilirler; zîra fitne yoktur; çün­kü onlara rağbet azdır. Binaenaleyh bayram namazlarında olduğu gibi, burada da çıkmaları mekruh değildir» demişlerdir. Ebu Hanîfe (80— 150)'nin delili şudur: «Fazla şehvet perestlik ihtiyar kadınlara da musallat olmaya sevkeder. Binaenaleyh fitne melhuzdur. Şu kadar var ki fasıkların.sokaklara yayıldığı zaman Öğle ile ikindi ve cuma vaktidir. Sabah ve yatsı zamanları onlar uykudadır. Akşam namazı zamanında ise yemekle meşgul olurlar. Bayram namazı için ova geniştir. Erkek­lerden uzaklaşabilirler. Bundan dolayı çıkmaları mekruh değildir.»

«Hidaye» şerhi «Fethü'l-Kadîr» de şu satırları okuyoruz: «Bil ki. Peygamber (S.A.V.) in :

Allah'ın kadın kullarını, Allah'ın mescidierine gitmek­ten men etmeyiniz.» buyurduğu ve keza: «Birinizden karısı mescide gitmek için izin isterse onu men etmesin» hadîsi sahihtir. Fakat ulemâ, bu işi nassla beyân edilen ve kıyasla bilinen bâzı yerlere tahsis etmişlerdir. İşte Peygamber (S.A.V.)'in sahih bir hadîste:'

«Hangi kadın buhur sürünmüş ise bizimle yatsıya gelme­sin» ve keza Müslim'in, rivayet ettiği bir hadîste : «Kadınları mescidlere çıkmaktan men etmeyin. Ancak geceleyin müstesna» buyurmuş olması, birinci kısımdan (yani nassla beyân edilen kısımdan) dır. ikincisi güzel giyinmek ve erkeklerle sıkışık vaziyette bulunmaktır.

Bugün kadınlar evde kilitlenmedikçe boyuna sokağa çıkmaya uğraş­tıklarından mutlak surette çıkmaktan men edilmişlerdir. Öyle ise bu iş ta'lîl yapmak suretiyle nesh olur denilemez. Çünkü biz, bu takdirde çık­ma yasağı, fitneye sebep olmaktan men eden umûmî nasslarla sabit olur deriz. Yahut şartlı mutlak kabîlindendir. Şart zail oldu mu, hüküm de zail olur. Nasıl ki illet nihayete erdikte, hüküm de nihayete erer.

Müteahhirîn-İ ulemâ genç ihtiyar bütün kadınların, bütün namaz­lara çıkmalarını men etmişlerdir. Çünkü şâir vakitlerde fâşıklar galip­tir.

İtimât edilen kavi : Bütün kadınların bütün namazlara çıkmalarının memnu olmasıdır. Yalnız bana kalırsa, pek ihtiyar nineler gelebilir. Fa­kat kırıtmasını bilen, gösterişli yaşlılar gelemez.

«El-înâye-» adlı fıkıh kitabımız şu malûmatı veriyor: «Eskiden kadınlara namaza çıkmaya müsaade edilirdi. Sonraları bu, fitneye sebep olunca çıkmaktan men edildiler. Tefsirde mezkûrdur ki :

«»[271] «Vallahi sizden ile­ri gidenleri ve vallahi sîzden geri kalanları bildik.» âyet-i celîlesi kadınlar hakkında nazil olmuştur. Çünkü münafıklar kadınların avret yer­lerini görmek için geriye dururlarmış. Filhakika Hz. Ömer (R. A.)-kadınları mescidlere çıkmaktan menetmiş. Onlar da Âişe (R. Anka) ya şikâyet eylemişlerdi. Hz. Âişe : «Peygamber (S.A.V.), Ömer (R. A.) în bildiği -bugünkü ahvali- bilmiş olsa, sizlere çıkmak için îzîn vermez­di.» demiştir.

İşte ulemâmız bununla istidlal ederek ,genç kadınların mutlak su­rette namaza çıkmasını men etmişlerdir.

Bugün fetva bütün kadınların, bütün namazlara gelmelerinin mekruh olduğu merkezindedir. Çünkü fesad zahirdir. «El-İhtiyâr» nâm kitapta : «Zamanımızda muhtar olan, zamanın bozukluğu ve kötülüklerin zuhuru sebebiyle kadınların çıkmasının hiç caiz olma­masıdır.» deniliyor. «El-Kâfi» de de şöyle denilmiştir : «Kadınların namaz için camiye gelmeleri mekruh olunca, vaaz meclislerine gel­meleri, bahusus, ulemâ kıyafetine giren su câhillerin meclislerine devam etmeleri evleviyetle mekruh olur. Bunu Fahrü'l-îslâm[272] (Pezdevl) zikretmiştir.»

İşte Hanefîlerin bütün fıkıh kitapları bu gibi sarahatlerle doludur.

Diğer mezheplere gelince :

Malikîlere göre: Kadın, erkeklerin bakmayacağı kadar ihiiyar ise, cuma namazına gidebilir. Bakılacak kılıkda ise gitmesi mekruhtur. Genç kadının mescide çıkmasından fitne zuhur edecekse, çıkması ha­ram; etmeyecekse mekruhtur.

Hanbleîlere göre : Kadın çirkin ise, cuma namazına çıkması mubah; güzel ise mekruhtur.

Şâfiîlere göre : Kadın, erkeklerin şehvetini celb edecek gibi ise cemaata gelmesi mekruhtur. Şehveti celb etmiyen kadın süslenir veyp koku sürünürse onun da cemaata gelmesi mekruh olur. Fakat çıkmak­ta gelişigüzel değil, velîsi izin vermek Karlıyladır. Velîsinin izni olmadan çıkmak haramdır. Nitekim fitneye sebep olacak kadının mescide çık­ması da haramdır.

Görülüyor ki, ulemâ-İ kiramdan hiçbiri kadının dışarı çıkmasından doğacak fitneyi bir an gözden uzak tumamişlardır. Merhum Snn'ânî ye gereken de bu idi. Gelişi güzel bir ııass'm zahirine saplanacağına maksadı nazar-ı itibâra alsa, elbette daha iyi olurdu. Mecclle-i Ah­kâm* Adliyıiemizin ikinci maddesi : «Bir işten maksad ne ise hü­küm ona göredir» der.[273]

514/388- «İbni Ömer radıyallahü anh'âen rivâyeî edilmiştir. De­miştir kî: ResûlüIIah Ballallahü aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir'le Ömer, iki bayramı hutbeden Önce kılarlardı.»[274]

Bu hadîs, Müttefekun aleyh'dir.

Hadîs-i şerif; Hz. Peygamber (S.A.V.) ile iki halîfesinin devam üze­re yaptıklarının bu olduğuna delildir. Zahirine bakılırsa, namazın mut­laka hutbeden önce kılınması icap eder. Fakat bayram namazlarında hutbe okumanın vacip olmadığına icmâ naklederler. Bu icmâm senedi Ncsâi (215—303, İbni Mâce (207—275) ve Ebu Dâvud (202—275). un tahric ettikleri Abdullah ibni Saîb hadîsidir ki lâfzı şudur :

«ResûlüIIah SaUdllahü aleyhi ve sellem ile birlikle bay­ramda bulundum. Namazı edâ edince :

«Biz hutbe okuyacağız. Kim hutbe (yi dinlemek) için oturmak isterse, otursun. Kim gitmek isterse gitsin, bu­yurdular.» Bundan dolayı hutbe vacip olmamıştır. Hutbeyi na­mazdan evvel okumak her ne kadar sünnetin hilâfına ise de yeniden okunması meşru olmamıştır. Namazdan Önce evvelâ kimin hutbe okuduğu ihtilaflıdır. Müslim'in rivayetinde Mervan'ın okuduğu bildi­riliyor. Bâzıları «daha evvel Hz. Osman okumuştu» derler. Nitekim böyle olduğunu îbni Münzir (—310) sahîh senedle Hasan-ı BasrVden rivayet etmiştir. Hasan-ı Basrî (21—110):

«Namazdan, yani bayram namazından ön-ce ilk hutbe okuyan Osman'dır» demiştir.

Mervan'a gelince: Onun hutbeyi namazdan önce okuması, namaz­dan sonra cemâat dağıldığı içindir. Kendisine Ebu Said itirazda bulu­nulunca : «Namazdan sonra cemâat bizi dinlemek için oturmazlar.» de­miştir. Cemâatin hutbeyi dinlemesinin sebebi, bâzı kimseleri ifrat de­recede medh, bâzılarına hiç kabahatsiz soğup saydıklarındandır; deni­liyor. Filhakika Abdürrezzak (126—211), îbni Cüreyç yoluyla Zühri'den şunu rivayet etmiştir.

«Bayramda namazdan önce hutbe okumayı ilk îcad eden Muâviye'dir.» Her kim olursa olsun bu Resûlüllah (S.A.V.)'in yo­luna aykırı bir bid'attır. Hz. Osman (R. A.) için şu yolda özür beyân ederler: Medine'de insanlar çoğalmış ve evler mescidden uzaklaşmıştı. Bundan dolayı Hz. Osman cemâatin namaza yetişebilmeleri için evvelâ hutbeyi okurdu.[275]

515/389- İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet edilmiştir kî. Peygamber SaMaMahih aleyhi ve sellem, bayram günü iki rek'ât namaz kılmış, onlardan evvel ve sonra namaz ki İmamıştır.»[276]

Bu hadîsi, Yediler tahric etmiştir.

Bu hadîs, Bayram namazının iki rek'ât olduğuna delildir ki, bayra­mı imamla birlikte ovada kılanlar hakkında icmâ da budur. Fakat bay­ram namazına yetişemiyenler hakkında mes'ele ihtilaflıdır. Ekseriyet bayramı kaza eder. Yine iki rek'ât olarak kaza eder diyor. îmâm-t Ahmed ibni Banbel (164—241) ile Sevrî (97—162)'ye ve diğer bâzı ulemâya göre dört rek'ât olarak kaza eder. Said ibni Mansur (—227) İbni Mes'ûd'dan şu hadîsi tahric etmiştir :

«Kim bayram namazını imamla kıl­maya yetişmezse, onu dört rek'ât olarak kılsın.» Hadisin isnadı sahihtir. Bâzılarına göre ovada kılarsa, iki rek'ât, evinde kılarsa dört rek'ât kılacaktır. Ebu hanîfe (80—150)'ye göre, yalnız başına bayramı kaza etmek vâcib değildir. Maâmafîh istiyen kaza edebilir. Ve zâid tekbîrleri almaksızın dört rek'ât kılar. Şâfiîlere göre bayram namazı kaza'ya kaldığı şekilde yani iki rek'ât olarak ve ne zaman olsa kılınır. Yalnız zevalden önce kıîınırsa edâ, sonra kılınırsa kaza olur.

Hanbelîlere göre dahi imamla kılamayan bayramı istediği vakitte kazaya kaldığı şekilde kılar.

Malikîlere göre bayram namazım imamla kılamayan artık onu ka­za edemez ise de, onu sonradan kaza olarak değil de mendub olarak kılar.

Bahsin başında da işaret ettiğimiz veçhile bayram namazlarının sı­fatı hakkında üç kavil vardır :

1— İmâm-ı Âzam Ebu Hanîfe'ye göre vâcibtir. Buna Resûlüllah (S.A.V.) ile Hulefâ-i Râşidîn'in devam etmiş olmaları delâlet ettiği gi­bi, Ashâb-ı Kirâm'a namazgaha gitmelerini emir buyurması da delildir.

Zîra emir mutlak vücub ifâde eder. Kitaptan delili ise, [277]«O halde Rabbin İçin namaz kıl ve kurban kes» âyet-i kerîmesi kurban bayramı için, [278]«tezekki edip, Rabbisinin ismini anan muhakkak kurtulmuştun âyeti de Ramazan bayramı için delildir. Müfesshierin ekserileri bu âyetteki « £ y » yi sadaka-I fıtır ile (zikir) i de bayram namazı ile tefsir etmişlerdir.

2— îmâm-ı Ahmed îbni HaribeVe göre farz-ı kifâyedir. Çünkü seâîr-i dîniyye'dendir. Ve cihâd gibi bâzılarının edâ etmesiyle diğerle­rinden sakıt olur.

3— Sünnef-i Müekkededir. Resûlüilah (S,A.V.)'in devam buyurma­sı sünnet-i müekkede olduğuna delildir. Ebu Hanîfe'den gayrı Hanefî imarrllanyla, Şâfü ve Mâlik'in mezhebi budur. Bunlar «Beş namaz vardır. Allah bun­ları kullarına farz kılmıştır.» Hadîsiyle de istidlal ederlerse de, kendilerine «bu istidlal mefhum-u âdetle olduğundan, makbul değildir; bir de bu namazların günlük beş vakit namaz oJmak ihtimâli vardır» di­ye cevap verilmiştir.

Mevzuu bahsimiz hadîsde «İkî rek'âttan Önce ve sonra namaz kıl-mamışfır» denildiğine göre bayram namazından evvel ve sonra nafile kılmak meşru olmamış demektir. Aşağıdaki Ebu Saîd hadîsinde dahi bayram namazından önce nafile kılmazdığı beyân ediliyorsa da, aynı hadîste namazdan sonra, evinde iki rek'ât nafile kılardığı ifâde ediliyor. Şu halde buradaki «namazdan sonra nâfÜe ktlmamişfır» sözü namaz­gahta iken kılmamıştır mânâsına alınır.[279]

516/390- (Yine) İbni Abbas radıyatlahü anhüma'âan rîvâye edil­gine göre : Peygamber SallaMahii aleyhi ve sellem, Bayramı ezansız ve ikameîsİz kılmıştır.»[280]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud tahric etmiştir. Ash Buhârî'dedir. Hadîs-i şerîf, bayram namazlarında ezanla ikametin me;;rû olmadı­ğına delildir. Yapılırsa bid'atr, İbni Ebi Şeyhe (—234) sahih bir isnadla İbni Müseyyeb'ten şunu rivayet etmiştir

«Şüphemiz kî bayram namazı için ezanı ilk ihdas eden Muâviye'dir.» Bunun bir mislim de mutemed râvilerden tmâm-ı Şâfü (150—204) rivayet etmiş ve şunu da ekle­miştir.

«Haccae Medîne'ye emir olduğu zaman bununla amel etmiştir.» İlmi Münzir (—310) Basra'da bu ezanı ilk îcâd edenin Ziyâd olduğunu rivayet etmiştir Bâzılar» bunu ihdas edenin Mervan olduğunu söylerler. Ibnı E in 'Habib'e Söre Abduliah ibni Zübeyr'di.. İbni Zübevr aynı zamanda ikat de ettirmiştir. İmam-ı Şâfinm sıka râviler vasıtasıyla Zuhrı (-.î24)-den rivayetine göre Peygamber (S.A.V. bayramda müezzine «Namaz toplayiCîd.r». demesini emrederiniş.[281]

517/391- «Ebu Saîd radıyalîahü anlı*den rivayet edilmiştir. Demiş­tir kh ResûSüliah Sallallahü aleyhi ve seUem, bayramdan önce hiç bîr namaz kılmazdı. Evine; döndüğü zaman iki rek'ât kılardı».[282]

En hadisi. İbni Wlâce güzel bir isnadia rivayet etmiştir.

Bu hadisi, Hâkim (321—405) ile Ahmcd ibni Hanbcl (164—241) d*% taline etmişlerdir, Tİrmizî (200—279), İbni Ömer (R. A./dan fcu-iro.ii bonzc-riiü rivayet eu-niy ve sahihlemiatir. Aynı hadîsi, lrr.'n;ı-< Ahhtcd ile Hâkim de rivayet etmişlerdir. Hadîsin Taberânı (260--''BOVnin «EhEvsâ:» mda t aşka tarîki de vardır. Lâkin bu tarîkte Câbir Cu'fi vardır. Bu zat metruktür.

Hadîs-i şerif, bayram namazından sonra evde iki rek'ât nafile kıl­manın meşru olduğuna delildir. Fakat tmâm-ı Ahm-ed'in merfu olarak İbni Ömer (R, A./dan rivayet ettiği şu hadis, buna muarızdır.

«Bayram günü (namazdan) ne önce ne de sonra n^rnaz vardır.» Bu iki hadîsin em edilerek «bayram ovada kılmırsa yoktur» denilir.[283]

518/392- «(Bu da) Ebu Saîd raaUahü aniden Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem,ban bayramlarında namazgaha çıkar ve ilk başladığı şey namaz olurdu. Sonra namazdan çıkar ve cemâat saflarında oldukları halde, onların karşısında ayakta durur kendilerine vaaz eder; emir verîrdi.[284]

Bu hadîs, Müftefekun Aleyh'dir.

Hadîs-i şerifte namazgaha çıkmanın meşru olduğuna delîl vardır. Hatıra gelen, namazgahın Mescid-i Nebevî'den başka bir yer olmasıdır id, hakikatta da öyledir. Hz. Peygamber (S.A.V.)'in namazgahı malûm bir yer olup, bununla mescidinin kapısı arasında aşağı yukarı bin met­relik bir mesafe vardı. Bu hadîsde namazın hutbeden evvel kılınacağına da delâlet vardır. Mes'ele yukarıda geçmişti. Bayram namazından ön­ce nafile kılınmazdiğı dahi bu hadîsten anlaşılan hükümlerdendir. «Ce­mâatin karşısında ayakta durur» tâbirinden namazgahta minber olma­dığı anlaşılıyor. îbni Hİbban (—354)'m tahric ettiği bir rivayette,

«Bayram günü devesinin üzerinde hutbe okudun denilmiştir. îmâm-ı Buharı (194—256) rivayetinin sonunda, bayram namazgahına ilk minber kuranın Mervân olduğunu zikretmiştir. Vakıa Ömer İbni Şebbe[285], namazgahta cemaata min­ber üzerinde ilk hutbe okuyanın "Hz. Osman (B.A.) olduğunu; bunu bir defa yapıp, sonra bıraktığını bir daha Mervan'm yaptığını rivayet etmiş­tir. Ama/herhalde Ebu Saîd (R. A.) bunu duymamıştır.

Hadîs-i şerîf, bayram hutbesinin meşru olduğuna ve bu hutbenin cuma hutbeleri gibi emir ve vaazı ihtiva ettiğine de delâlet ediyor. Yalnız cumada olduğu gibi bayram hutbesinin de iki tane olduğuna ve aralarında oturulduğuna bu hadîste delâlet yoktur. îhtimal ki bu cihet Resûlüllah (S.A.V.)Men sabit olmamış; cumaya kıyasen sonradan ilâ­ve edilmiştir.[286]

519/393- «Amr ibni Şuavb[287] dan o da babasından, o da dedesinden Radıyaîlahü anhüm duymuş olmak üzere rivayet edilmiştir. Demiş-tir ki: Allah'ın Peygamberi Sallallahü aleyhi ve seUem :

Ramazan bayramında tekbîr; ilk rek'âtta yedi, diğe­rinde beştir. Kıraat onların ikisindende sonradır» buyurdu­lar.[288]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud tahric etmiş; Tirmîzî, Buhârî'den onu sahîhlediğmi nakleylemiştir.

Amr'ın babası Şuayb, onun babası Muhammed, onun babası da Abdullahtır. Eğer kelimelerindeki zamirler Amr'a râcı ise­ler mânâ: Babası Şuayb, dedesi Muhammed'den, o da Resulüllah'tan işit­miş demektir. Bu takdirde hadîs mürseldir. Çünkü dedesi Muhammed Hz. Peygamber (S.A.V.)'e yetişmemiştir. Şayet deki zamir Amr'a; deki de Şuayb'a râci ise, bu takdirde Şuayb dedesi Abdullah'tan işitmiş oluyor. Halbuki Şuayb dedesi Abdullah'a yetişmemiş­tir. İşte bu illetten dolayı Buhârî ile Müslim Amr'ın hadîsini tahric et­memişlerdir. Fakat Zehebî (673—748): «Şuayb'in, Ceddi Abdullah'tan hadîs dinlediği sabit olmuştur» diyor. Bundan dolayı kendisiyle «Sünen» sahibi Dörtler ibni Huzeyme (223—311) İbni Hibban (—354) ve Hâkim (321—£05) ihticac etmişlerdir.

Yukanki hadîsi îmâm-ı Ahmed (164—241) ile İbni Medînî (161—1 de Lahric etmişler ve sahîhlemişlerdir. Bu hadîs, Hz. Âîşe# Saad Kurazî, İbni Abbas, İbni Ömer ve Kesîr İbni Abdullah (R. Anhüm)'d&Ti dahi rivayet olunmuştur. Lâkin hepsinde zayıf râviler vardır. Hz. Ali ile İbni Abbas (R. AJ'dan mevkuf olarak da rivayet edilmiştir. îbni RüŞd (514—595) : «Bu rnes'elede sahabenin kavilleri ile amel et­melerinin sebebi Peygamber (S.A.V.)'den bir şey sabit olmadığından­dır.» demiştir. Ukeylî (—769) dahi Ahmed ibni Haribel'in «Bayram tekbirleri hakkında sahih hadîs rivayet edilmiş değildir» dediğini naklediyor.

Hadîs-i şerif, bayram namazının ilk rek'âtında yedi tekbîr alı­nacağına delâlet ediyor. Bunların iftitah tekbîri olmaları ve keza zâid tekbîr olmaları ihtimalleri varsa da, zâid tekbîr olmaları daha akla yakındır. Mes'ele ihtilaflıdır. îbnİ Kayyım (691—751) «El-Hedyii'n-Nebevî» adlı eserinde iftitah tekbîrinin bunlardan olduğu­nu söyler. Yine bu hadîs ikinci rek'âtta beş tekbîr alınacağına de­lildir. Sahabe ve ulemâdan bir cemaatla Şâîîî'erin mezhebi budur. Bâ­zıları «ilk rek'âtta beş, ikincide dört tekbîr alınır» demiş, Hanefîlerle bâ­zı uİemâ her iki rek'âtta üçer tekbîr alınacağını; Mâlîkîlerle Hanbefîler de ilk rek'âtta altı, ikincide beş tekbîr alınacağını ileri sürmüşlerdir. Tekbîrlerin yerleri ve bayramların nasıl kıîınacağım öğrenmek için her mezhep sâlikleri kendi fıkıh kitaplarına müracaat etmelidir.

Hadîs-i şerif, her iki rek'âtta kıraatin tekbîrlerden sonra olacağı­na da delâlet ediyor. Nitekim Eimme-i Selâse denilen Şafiî, Mâlik ve Ahmed'in. mezhepleri budur. Ebu Hanîfe'ye göre ilk rekaâtta tekbîr­ler kirâattan evvel, ikinci rek'âtta kırâattan sonra getirilir. Ve bu suretle iki rek'âtın kirâatları biribirlerine eklenmiş olur.

San'ânî (1059—1182) Musannifin «Tirmizî, Buhârî'den onu sahîhîediğmi nakl eylemiştir» sözü üzerinde durarak, TirmizVmn «Sünen» inde böyle bir şey bulunmadığım, bunun yerine orada Kesir ibni Abdullah hadisine tesadüf ettiğini ve Tirmizî'nin bu hadîs hak­kında : «Bu bâbda rivayet edilen en güzel şeydir» dediğini naklet­tikten sonra, 'BeyhaM (384—458)'nin de «Es-Sünenü'l-KÜbrâ» nam eserinde aynı vehme kapıldığını uzun uzadıya anlatmış ve : «Bu­nunla Musannifin Tirmizı'den nakl hususunda hafız Beyhakî'yi taklîd ettiği anlaşılıyor» demiştir.

Halbuki TirmizVrân hadîsi, Buhârî'ma sahîhlediğini nakletmesi vehim değil, hakikattir. Yalnız bu nakil «Sünen» de değil, «ELÎleU de'dir. Nitekim Hafız Zeyneddin Irakî (—806) Tirmizî'nin şerhin­de şöyle demektedir : «Tirmizî, «El-îlelül-Müfred» de BuharVmn, Amr ibni Şuayb hadîsi sahihtir dediğini kendisinden nakletmiştir.» Bina­enaleyh Amr İbni Şuayb hadîsi bu bâbda sadra şifâ veren bir hadîstir. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) her iki tekbîr arasında hafifçe sükût buyurur­lardı. Fakat tekbîr aralarında muayyen bir zikri olduğu rivayet edil­memiştir. Yalnız İbni Mes'ud (R.A.)'dan bir rivayette hamd-ü sena ve Peygambere salâvat getireceği söylenmiştir. Tdberânî (260—360) «El-Kebîr» de İbni Mes'ud (R.A.)'dan şu hadîsi rivayet etmiştir:

«Her iki tekbîr arasında iki kelime mikdarı sükût vardır.» Lâkin bu hadîs, mevkuftur. Ve râvîleri arasında Süleyman b. Erkam vardır ki, bu zât zayıftır. İbni Ömer (R. A.) tâbi olmak için boyuna Resût-ü Ekrem'in ne yaptığı­nı araştırmakla beraber, her tekbîrde ellerini kaldırırdı.[289]

520/394- «Ebu Vâkid-i Leysî[290] radtyallahü anh'dm rivayet edil­miştir. Demiştir ki: Peygamber (S.A.V.) Fitre ve Kurban bayramlarında sûrelerini okurdu.[291]

Bu hadîs!, Müslim tahric etmiştir.

Tabiî, İd ilk rek'âtta «Fatiha» dan sonra «Kâf» sûresini, ikincide de okurmuş.

Hadîs-i şerîf, bayram namazlarında bu iki sûreyi okumanın sünnet olduğuna delâlet ediyor. Yukarıda Resûlullah (S.A.V.)'in bayramlarda «Sebbİh» ve ng âsîye sûreleri» ni okuduğunu görmüştük. Anlaşılan ba-zan onları, bazan da bunları okuyormuş. İmâm-% Şafiî (150—204) İle Mâlik (93—179)'in mezhebi de budur.[292]

521/395- «Câbir radıyallahü anh'den rîvâyel edilmiştir. Demiştir kî: ResûEüllah SaUaîîahü aleyhi ve sellem, Bayram günü otdu mu yolu değiştirirdi.»[293]

Bu hadîsi, Buhârî tahric etmiştir. Ebu Dâvud'da İbni Ömer'den (R. Anhüma) bunun benzeri vardır.

Yani, namazgahtan dönerken başka yoldan döner; gittiği yol­dan gelmez imiş. Tirmizî (200—279) : «Bâzı ehl-i ilim buna kail ol­muş; ve imamın böyle hareket etmesini müstehab görmüştür. Şafiî de buna kaildir.» diyor. Yalnız tmâm-ı Şafiî değil, Ebu Hanîfe ve diğer ulemânın ekserisi buna kail olmuşlardır. Bayram namazına değişik yollardan gidip »gelmek hem imama, hem cemaata meşrudur.Ebu Dâvud rivayetinin lâfzı şöyledir :

«İbnl Ömer'den rivayet edildiğine göre ResûlülJah Sallaîlahü aleyhi ve sellem, bayram günü bir yoldan gitmiş, sonra başka yoldan dönmüştür.»

Bu hadîs de yukarıki Câbir hadîsinin delâlet ettiğine delâlet ediyor. Buradaki hikmetin ne olacağında ihtilâf edilmiştir. Bâzılarına göre her iki yolun boyundakilere selâm vermek içindir. Diğer bâzılarına göre, gi­denin bereketinden her iki yolun boyundakiler istifâde etsin diyedir. Bir takımları iki yolun boyundakilerin ihtiyaçları varsa, gidermek için­dir demiş; bir takımlari şâir yollarda ve caddelerde Şeâir-i Dîniyyeyi göstersin diye meşru olmuştur demişlerdir. Münafıklar İslâmiyetin kuvvet ve şevketini görsün de gayızlarından patlasınlar diye; çok yerler şâhid olsun diye meşru olmuştur, diyenler de vardır. Bunlar hiç şüphe yoktur ki camiye veya namazgaha giden kimsenin bir adımı derecesini arttırır; öteki de günâhım bağışlatır. Bu hâl tâ evine dönünceye kadar devam eder; diyorlar.

Nihayet bütün bu sayılan hikmetlerden dolayı ayrı yollardan gidip gelmek meşru olmuştur diyen de olmuştur ki en iyisi de budur. İbni Ömer (R. A.) evinden namazgaha kadar tekbîr alarak giderdi.[294]

523/396- «Enes radtyallahü anh'âen rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah Sallalîahü aleyhi ve sellem, Medine'ye geldiği zaman Medîne'IHerin iki günü vardı. Onlarda oynarlardı. Bunun üzerine Peygember SaUaTlahü aleyhi ve sellem :

Allah; size bunların yerine, bunlardan daha hayırlısı­nı verdi. Kurban bayramı ile, Ramazan bayramı günü­nü.» buyurdu.[295]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud ile Nesâî sahîh bir isnâd île tahric etmişler­dir.

Hadîs-i şerîf. Peygamber Sallaîlahü aleyhi ve sellem'in bu sözleri Medine'ye gelişinin hemen akabinde söylediğine delâlet ediyor. Nitekim tâkib edatı olan ile zikir edilmesi de buna delâlet eder. Siyer kitaplarına bakılırsa tslâmda ilk meşru olan bayram Ramazan bayramı olup, hicretin ikinci yılında vâki olmuştur. Hadîste, bayram günlerinde sevinç izhar etmenin mendûp olduğuna delâlet vardır. Çünkü câhiliy-yet devri, bayramını bu bayramlarla değiştirmek, o bayramda yapıla­nın bunlarda da yapılabileceğine delâlet eder. Yalnız vakit hususunda ehl-i câhiliyyete muhalefet vardır. Bununla beraber, bayramlarda ehl-i câhilliyyetin her yaptığı bize de mubahtır denilemez. Bundan murâd : Elbette dînen bir mahzur ve ibâdete bir mâni bulunmamakla mukayyed-dir. Amma çoluğa, çocuğa karşı bayramlarda biraz daha cömert dav­ranmak ve onları refaha kavuşturmak gibi şeyler meşrudur.

Bâzı ulemâ bu hadîsten müşriklerin bayramlarında sevinmenin ve onlara benzemenin kerahet ve iğrençliğini istinbât etmişlerdir. Hattâ Hanefilerden AUâme Ebu Hafz Bustî : «Bir kimse gününü tazim için bir müşrike bayramında bir yumurta verse, muhakkak kâfir olur» demiştir. Şeyhii'l-îslâm îbni Teymiyye (661—728)'nin bu hususta <<İktizâü's-Sırati'l-Müstakîmy adlı bir eseri vardır. Gayri müslîm-lerin yılbaşı bayramını tosîd için onlardan kat kat fazla mübalâğalarla hazırlanan ve evlerini yeşil çamlarla süslemek sevdasıyla çam katliâmı hususunda yarışa girişen, hattâ çocuklarına gayrı müslim adı koymaya başhyan zamanımızın mecazi müslümanlannın kulakları çınlasın!

Mamafih biz kendilerine yine Cenâb-ı Feyyaz-ı mutfak hazretlerin­den hidâyetler dileriz. Gayr-ı müslîmlere benzemek hususundaki hadîs-i şerîf inşallah eserimizin dördüncü cildinde gelecektir.[296]

524/397- «Ali radıyallahü anh'öen rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Bayrama yürüyerek çıkmak sünnettendir.»[297]

Bu hadîsi, Tİrmîzî rivayet etmiş ve hasen bulmuştur.

Hadîsin tamamı Tirmizî'de şöyledir : «Çıkmazdan önce bîr şey yemek de sünnettendir.» Tir (200—279) : «Ekser ulemâya göre bu hadîsle amel olunur. Onlar bayrama yürüyerek çıkmayı ve çıkmazdan önce bir şey ye­meyi müstehâb görürler. Özürsüz bir vasıtaya binerek gidilmemesi müstehâbtır.» diyor.

San'ânî diyorki: «Tirmizî'rân bu hadîse hasen dediğini bulamadım. Hasen diyeceğini de zannetmiyorum. Çünkü hadîsi kendisi Haris b. Aver tarikiyle rivayet etmiştir. Hadîs âlimlerinin onun hakkında sözleri vardır. Zührî (—124) mürsel olarak şu hadisi tahric etmiş.

amber SaMaMahü aleyhi ve seüem, hiçbir bayram ve cenazede vası­taya binmemiştir.» İbni Ömer (R.A.) bayrama yürüyerek gider; yürü­yerek dönerdi. Yemeyi çıkmazdan önce diye takyid etmenin vechi yuka­rıda Abdullah ibnî Büreyde hadîsinde görülmüştür. îbni Mâce (207— 275) dahi Ebu Râfi' ve başkalarından şu hadîsi rivayet etmiştir :

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve seUem, bayrama yürüyerek gi­der; yürüyerek dönerdi,» Lâkin Buhârî (194—256) «Bayrama yaya ve binitti gitme babı» diye bir bâb yapmış ve yürümekle binek gitmeyi birbirine müsavi tut­muştur. Herhalde Buhârî bu bâbdaki hadîsi sahîh bulamıyarak, ko­laylık, hususundaki asıl kaideye dönmüştür.[298]

525/398- «Ebu Hüreyre radıyallahü anfc'den rivayet edildiğine göre kendilerini bir bayram günü yağmur tutmuş; bunun üzerine Peygam­ber SaUaUahü aleyhi ve sellem, bayram namazını mescidde kıldırmıştır.»[299]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud gevşek bir isnadla rivayet etmiştir. Çünkü, isnadında meçhul bir adam vardır. Aynı hadîsi îbni Mâce ile Hâkim de zayıf bir isnadla rivayet etmişlerdir. Bayram na­mazını ovada mı, yoksa mescidde mi kılmak efdâl olduğu ihtilaflı­dır. Imâm-ı Şâ/i'ye göre mescid geniş ise, mescidde kılmak efdâldir. Onun sözünden anlaşılıyor ki, ovaya çıkmanın illeti cemâati topla­maktır. Bu iş mescidde de hasıl oluyorsa o zaman mescidde kılmak efdâl olur. Mekke'lilerin mescidi geniş, etrafı bilâkis dar olduğundan onlar sahraya çıkmazlar. Ulemâdan bir cemaata göre bayram na­mazını mescidde kılmak efdâldir. Hanefîterle Mâlîkîlere göre mescid geniş bile olsa ovaya çıkmak efdâldir. Delilleri Resûliillah (S.A.V.)'in bayramları bir özür bulunmadıkça dâima sahrada kılmış olmasıdır. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) elbette efdali tercih ederdi. Hz. Ali (B. A.) dahi bayram namazı kılmak üzere sahraya çıkmış, ve «Bu sünnet olma­saydı mescidde kılardım.» demiş. Sonra cemâatin zayıf takımına bay­ram namazı kıldırmak için mescidde bir vekil bırakmıştır. Amma sahrada üstü açık bir mescid varsa, bayramı o mescîdde kılmak efdâldir. Tavanlı ise mes'ele yine ihtilaflıdır.

Fâide : Bayram günlerinde en güzel şekilde giyinmek, en güzel kokuları sürünmek, ve kurban bayramında bulabildiği en semiz hayva­nı kurban etmek müstehâbtır. Bu bâbda Hâkim (321—405) Hasan' dan şu hadîsi tahric etmiştir ;

«Imâm-ı Hasan demiştir ki : Bize Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve seîlem, bayramlarda bulduğumuzun en güzelini giymemizi; bulduğu­muzun en güzeliyle kokulanmamızı ;bulduğumuzun en semizini kurban etmemizi, sığın yedi kişi, deveyi on kişi için kesmemizi, tekbîri, sükû­net ve vakarı aşikâr etmemizi emir buyurdular.»

Hâkim bu hadîsi, İshale b. Berzah tarîkinden tahric ettikten son­ra : «Şu İshak'uı meçhul kalması olmasaydı, bu hadîse sahîh diye hükmederdim.» demiştir. Mâmâfîh îshak meçhul değildir. Çünkü onu Ezdi zayıf bulmuş, İbni Hİbbân (—354) mutemed saymıştır. Bu su­retle o meçhul kalmaktan kurtulmuştur. Teşrik tekbîrleri hakkında vazıh bir hadîs yoktur. Bu sebeble onları zikredemiyoruz.[300]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS