«Yolcu Ve Hastanın Namazı»

«Yolcu Ve Hastanın Namazı»

452/339- Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiştir kî:

Namaz ilk farz kılındığı vakit, ikişer rek'ât olarak kılındı .derken sefer namazı olduğu gibi bırakıldı, hazer namazı tamamlandı.»[136]

Hadîs, Müttefekun Aleyh'dir.

Buhâri'nin rivayetinde : «Sonra hicret etti ve dört rek'ât olarak farz kılındı. Sefer namazı ilk şekli üzere bırakıldı» denilmiştir. Ahmed : «Yal­nız akşam müstesna. Çünkü akşam namazı gündüzün vitridir. Bir de sabah müstesna; çünkü sabah namazında kıraat uzatılır» ibaresini zi­yade etmiştir.

Anlaşılıyor ki, namaz ilk defa farz kılınırken, akşam namazından maadaları, hazerde olsun, seferde olsun, ikişer rek'ât farz olmuş; son­ra Cenab-ı Hak sefer namazını olduğu gibi bırakmış; hazer namazının rek'âtlarını dörde çıkarmıştır. Yalnız Sabah namazında kıraat uzun ol­duğundan, onu yine iki rek'ât bırakmıştır.

/mâm-î Ahmed'in akşam ve sabah namazları hakkındaki ziyade­si yine Hz. Âişe radıyollahü anha'mn rivâyetindendir ve şöyledir :

«Akşam müstesna namaz ilk farz kılındığı zaman ilâh...»

Hadîs-1 şerif, seferde namazın Kasr edilmesinin, yani kısadan kese-rek iki rek'ât kılınmasının vücûbuna delâlet ediyor. Çünkü vacip oldu manasınadır. Hanefilerle şâir bazı ulemânın mezhebi budur. Onlara göre seferde namazın iki rek'ât kılınması mecazen ruhsattır. Buna ruhsat-ı İska» derler. Şafİîîerle diğer bir takım ulemâya göre ise hakikaten ruhsattır. Binaenaleyh seferde namazı iki rek'ât kılmak caiz ise de, tamamlayarak dört kılmak onlara göre efdaldir. Hanbelilere gö­re de Öyle olmakla beraber, iki rek'ât kılmak efdaldir. Mamafih dört rek'ât kılmakta da hiçbir kerahet yoktur. Mâlikîlere göre iki rek'ât kılmak sünnet-İ müekkededir. Hattâ cemaatla namaz kılmaktan daha kuvvetli bir sünnettir.

Şafİîlere göre; takdir edildi manasınadır. Yahut iki rek'ât kılmak İsteyene iki rek'ât farz oldu demektir. Delilleri «namazı kasr ettiğinizden (kısalttığınızdan) dolayı sîze bîr günah yoktur»[137] âyet-i kerîmesi ve Peygam­ber (S.A.V.) ile sefer eden ashâb-ı kiramdan bazılarının kasr edip, ba­zılarının tamam kılması ve biribirlerini ayıplamamalarıdır. Ashâb-ı Kiramdan Hz. Osman (R. A.) ile Hz. Âîşe-İ sıddîka (R. anha) tamam kılarlardı. Nitekim bunları İmâm-% Müslim (204—261) tahric etmiş­tir.

Lâkin, Hanefîyye tarafından bunlara cevap verilmiş ve:

— Bunlar sahabenin fiilidir. Alelıtlak hüccet olamazlar. Bir de Taberânî (260—360) «Es-Sagir» de ibni Ömer radıyallahü anh'a mevkufen şu hadîsi rivayet etmişti :

— Sefer namazı gökten inme iki rek'âttır. İsterseniz Onları reddedin» Heysemî :

«Bunun ricali mutemettir» diyor. Bu hadîs, tevkifidir. Yani mutlaka Hz. Peygamberden işitilmiştir. Çünkü mikdar hususunda içtihada imkân yoktur. Taberânî «El-Kebir» de yine Ibnl Ömer (R. A./dan şu hadîsi de tahric etmiştir :

«Sefer namazı iki rek'âtdır. Kim sünnete muhalefet ederse, kâfir olur.» Bu hadîsin dahi emleri mevsuktur. «Sünnete muhalefet ederse» tâbirinden, bunun merfû olduğu anlaşılıra denilmiştir.

tbniVl-Kutıymı (691.—751) «El Hcdyü'n-Ncbcvî» adlı eserinde : «Peygamber S.A.V.) sefere çıktığından Medine'ye dönünceye kadar dört rek'âtlı namazları kasrederek iki rek'ât kılıyordu. Onun seferde dört rek'âth namazı kıldığı asla sâbİf olmamıştır» diyor.

Hadis-i şerifle; «akşam müstesna» denildiğine göre, akşam namazının aslında üç rek'ât olarak farz kılındığı ve sonra da değiştirilmediği anlaşılıyor. denilmesi : «gündüz namazları hep çift rek'âth iken, bunların sonuncusu olan akşam nama­zının tek rek'âth olmasındandır. Nitekim gecenin de vitri vardır. Vitir namazı, yerinde görüldüğü veçhile Allah indinde mahbûb ve makbul bir namazdır. namazı müstesna» denilmesi onun değiştirilmediğini ifade eder. Çünkü onda kıraati uzatmak meşru olmuştur. Bundan dolayı âyet-i kerîmede sabah namazı mecazen sabahın Kur'anı» tabiriyle ifâde buyuru lmuştur.

Hâsılı akşam namazı ile sabah namazı istisna edildikten sonra, geriye kalan üç vakit, yani öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farz­ları seferde ikişer rek'ât kılınır.[138]

455/340- Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edilmiştir ki: Peygamber Sallallahü aleyhi ve seîlcm seferde hem namazı kasreder hem tamam kılarmiş ve hem oruç tutar, hem tutmazmış.»[139]

Bu hadîsi Dâre Kutnî rivayet etmiştir. Ravîleri mevsuktur. Şu ka­dar var ki hadîs maruldur. Mahfuz olan Âişe'nin kendi yaptığıdır ve «bu tamam kılma bana zor gelmiyor» demiştir. Eunu Beyhakî tahric etmiştir.

Bu hadîsi, İmâm-ı Ahmed (164—241) münker saymıştır. Çünkü Urve'nin Hz. Âîşe'den rivayetine göre, namazı tamam kılan Âişe (R. anha) kendisidir. Hz. Osman'ın te'vil ettiği gibi, o da tev'vil etmiş tir. Bu tevil : kasrı da tamam kılmayı da meşru görmekten ibarettir. Eğer Hz. Âİşe Peygamber (S.A.V.)'den bu bâbda bir şey işitmiş olsay­dı, Urve onun için Âişe te'vil etti demezdi. Halbuki Sahiheyn de bunun hilafı sabit olmuştur.

Dâre Kutnî (306—385) Aiâ'd&n. Beyhakî (384—458) de Âişe (R. anha) dan şu hadîsi tahric etmişlerdir :

«Âişe radıyallahü anha Peygamber SallaUahü aleyhi ve sellem ile Medine'den Mekke'ye umre yapmaya gitmiş; Mekke'ye vardıkta:

— Yâ Resûlüllah, anam, babam sana feda oİsunl Ben namazımı lamam kıldım; sen kasrettin. Ben oruç tuimadsm; sen tuttun demiş; Resûlüllah da :

İyi yaptın yâ Âişe buyurmuş ve onu ayıplamamıştır.»

Îbnü'l-Kayyim (691—751) Diyor ki: «Bu hadîs «Peygamber Sdllallahü aleyhi ve sellem kasreder;

Âişe tamam kılardı. Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellom oruç tut-mai, o tutardı» şeklinde. dahi rivayet edilmiştir. îbni Teyr/ıAyye şöyle dedi: «bu hadîs bâtıldır. Zira Ümmü'l-Mü'mlnin, Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem ile bütün ashabına muhalefet ederek, onların kıldığının hilâfına namaz kılacak değildir. Sahiheyn de Hz. Âİşe'den şu hadîs rivayet ediliyor :

«Hiç şüphe yok ki, Allah namazı ikişer ikişer farz kıl­dı. Resûîüllah Sallallahü aleyki ve sellem, Medine'ye hicret edince ha-zer namazına ziyâde edildi, sefer namazı oiduğu gibi bırakıldı». Şu hal­de bunlar meydanda iken nasıl olur da onun Peygamber (S.A.V.)'in ve yanındaki bütün müslümanların namazı hilâfına namaz kıldığı zan olu­nabilir.»

Maamaîih, Hz. Âişe (R.anha) Resûîüllah (S.A.V.)'in vefatından sonra da seferi namazlarını tamam kılmıştır. İbni Abbas ve başkaları: «Âİşe (R. anha) Hz. Osman gibi te'vil etti» diyorlar. Hanefîlerden îmâm-ı Serûcî (637—710)'nin «Hîdâye şerhi» nde zikrettiğine göre, Hz. Âİşe (R. anha) sefer esnasında te'vilde bulunur, ve kendisi Ümmü'l-Mü'minîn olduğu için: «Ben evlâdlanmın evindeyim» diyerek namazları tamam kılar. Hattâ sefere mahremsiz gidermiş. Hz. Osman'a gelince: Bir defa hac ederken, Mina'da namazım tamam kılmış. Kendisini ayıp­lamışlar. Bunun üzerine Resûlüîlah (S.A.V.)'den :

«Bir kimse bir yerden evlenirse, orada namazını tam kılar» derken işittiği için böyle yaptığını söylemiştir. Fakat Bey-Hakî (384—458): «Bu hadîs munkatıdır»[140] diyor.

Babımız hadîsinin Hz. Peygamber (S.A.V.)'e muttasıl olup olmadı­ğı ihtilaflıdır. Zira bu hadîsi Hz. Âişe'den Abdurrahman ibni Es ve d ri­vayet etmiştir. Dâre Kutnî (306—385): «Bu zat Hz. Âİşe (R. anha) ya mürahik İken yetişmiştir» diyor.

Mürâhik : Hemen hemen bulûğa ermek üzere olan çocuktur. Mu­sannif da: «Evet, Dâre Kuinî'nm dediği gibidir» demektedir. îmâm-% Buhâri'nin tarihinde ve daha başka yerlerde bunun sâhidleri vardır. Ebu Hatim (195—277) şöyle diyor: Abdurrahman Hz. Âişe (R.anha) nına yantna küçük İken götürülmüş; ondan hadis işitmemîştir.» Buna mukabil îbni Ebi Şeyhe (—234) ile Tahavî (238—-321) işittiğini id­dia ediyorlar. Dâre Kutnî'mn bu hadîs hakkındaki sözleri birbirine uymamaktadır. «Sünen» de hadîsi rivayet ettikten sonra :

«Bu hadîs meşhurdur, bu isnadda sahihtir» demiş. «El-îleU de ise «mürsele daha çok benziyor» tâbirinin kullanmıştır.

Bu hadîsin râvileri arasında «Alâ ibni Züheyr de vardır Zehebî (673—748) «Mizanü'l-îtiddlinde şöyle diyor : «Bu hadîsi İbni Matn tevsik etmiştir. Ibnİ Hİbban diyor ki : «Alâ ibni Züheyr mevsuk zevattan, mevsukların hadîslerine benzemlyen şeyler rivayet ederdi.»

Şu halde, mevsukların hadîsine uymadığı yerde, onunla ihticâc et­mek bâtıl olur. Ve busuretle îbni Hazm (384—456)'in onun hakkın­daki «meçhuldür» iddiası suya düşmüş olur.

îbni Kayyım, (691—751) bu Hz. Âişe hadîsini rivayet ettikten sonra şöyle diyor: «Şeyhü'l-İslâmı» «Hocası îbni Teymiyye» yi bu, Resû-füllah (S.A.V.)e iftiradır; derken işittim».İbni Teymiyye bu sözleri ile âyetini kasdetrniştir. Yani namazı seferde iken bazan tamam, bazan kasrederek kılmayı, Hz. Peygam-bep (S.A.V.)'e isnad etmek iftiradır; çünkü hiçbir seferde dört rek'âth bir namaz! tamam kılmadığı sabit olmuştur» demek istemiştir.[141]

456/341- «İbni Ömer radıyallahü anhüma'âan rivayet edilmiştir. Demiştir kî: Resûîüllah Saîlalîahü aleyhi ve sellem:

— Şüphesiz Allah Teâlâ kendisine günah işlenmeyi kerih gördüğü gibi, ruhsatlarının yapılmasını da sever» buyurdular.[142]

Bu hadîsi, Ahmed rivayet etmiş ve İbni Huzeyme ile ibni Hibban sahihlemişlerdir. Bir rivayette : «azimetlerinin yapılmasını sevdiği gibi» denilmiştir.

Allah'ın sevmesi; rızası diye tefsir olunduğu gibi, kerih görmesi de razı olmamasıdır. Azimetle ruhsatın mânâları yukarda geçmişti.

Burada ruhsattan murad : Allah'ın kullarına kolaylık göstererek baş tıkışında bazı ibâdetleri bağışlaması, bazı haram şeylere de mubah muamelesi yapmasıdır.

Hadis-i şerif, ruhsatla amel etmenin azimetle amel etmekten daha faziletli olduğuna delalet ediyor, denilmişse de, hakiUtta ikisinin Ur birine müsavi olduğunu göstermektedir. Bu hadîs, [143]«Allah size kolaylığı murâd ediyor; size güçlük vermek istemiyor» âyet-i kerîmesine uy­gun düşmüştür.[144]

457/342- «Enes radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir kî: ResûlüUah Sallallakii aleyhi ve sellem:

«Üç mil, yahut üç fersah yere, sefere çıktım1 namazı iki rek'ât kı­lardı».[145]

Bu hadîsi; Müslim rivayet etmiştir.

Hadîsteki «sefere çıktı mı» tâbirinden murâd, bittabi çıkmak iste­mektir. Yoksa bu uzun yolu katedip, hedefine vardıktan sonra kasr ya­pardı demek değildir.

«Üç mil veya fersah» tâbiri, râvi tarafından sektir. Binaenaleyh bunun mânâsı ister üç mil, isterse üç fersah demek değildir. Yani bu­rada muhayyerlik yoktur. Ilattâbl (—383): «Burada şû'be şüpheye düş-müşîüs-.» diyor, M l'in ne kadar bir mesafe olduğu çeşitli suretlerde ta­rif edilmiştir. Bazılarına göre mil: Düz bir yerden bakan bir kimsenin karşıdan gelenin erkek mi, kadın, mı olduğunu tanıyacağı kadar uzak mesafedir. Ncvcvî (631—676) : «Bir mil, 6000 arşındır. Bir arşın ysnya-na dizilmiş ve birbirine müsavi yirmi dört parmaktır. Bir parmak birbi­rine müsavi yan yana dizilmiş altı arpa miktarıdır.» diyor. Bazılarınca bir itsîI: «İnsan ayağı ile, 12000 ayaktır.» Bir takımları «bir mil 4000 adimdir.» demişlerdir. Bin deve adımı, üç bin Hâşîmî arşını ki bu arşın, 32 parmaktır diyenler de olmuştur.

Fsrsaha gelince : Bu kelime arapçaya farisîden geçmiştir. Bir fer­sah üç mü mssâfedir.

Ukmâ namazı kasretmeye sebep olan mesafe hakkında ihtilâf et­mişler ve ortaya yirmi kadar kavi çıkmıştır. Bu kavilleri İbni Münzir .aralamıştır. Zahirîler bu hadîs ile istidlal ederek, namazı kasr etmek için gidilmesi icap eden mesafe üç mildir, derler. Fakat kendilerine :

«Bu hadîs şüphelidir, üç mil olduğuna bununla istidlal edilemez» diye ce­vap verilmiştir. Evet bu hadîs de zahirîler tarafından sefer mesafesi­nin üç fersah olduğuna istidlal edilebilir. Çünkü üç mile, üç fersahda da­hildir. Lâkin buna da, üç fersah diyen bulunmamıştır.» tarzında cevap verilmiştir.

Bu bâbda Saİd b. Mansur (—227)'un rivayet ettiği Ebu Said hadîsi vardır.Bu hadîste «Resû!ül!ah Sallallahü aleyhi ve sellem bîr fersah yola gittikte namazı kassederdî» denilmektedir ki, zahiriyyeye delil olabilir. Zira fersahın üç mil olduğunu az evvel görmüştük. Sefer me­safesi hakkında söylenen en az miktar İbni Ebi Şeyhe (—234) 'nin İbni Ömer (R. A./den mevkuf olarak tahric ettiği şu hadîstir:

«Bir mil, yola çıktımmı namazı kasrederim; derdi».

Bu hadîsin isnadı sahihtir. Bu hadîs, «El-Bahr» da da rivayet edil­miştir. Bazılarına göre namaz bir Berid'lik veya daha fazla me­safede kasrolunur. Bir Berid; takriben on iki mildir. Bunlar Ebu Hüreyre (R. A.yâan rivayet olunan şu merfu hadîsle istidlal ederler».

«Bir Berid yola giden bir kadına ancak beraberinde mahrem bulun­makla (sefer) helâl olur.» Bu hadîsi Ebu Dâvud (202—275) tah­ric etmiştir.» Hadîste Resûlüllah (S.A.V.) bîr beridük mesafeye sefer dedi.» diyorlarsa da, daha azma sefer denilmeyeceğine hadîste delâlet yoktur. Hadîs, yalnız mahrem icap eden seferin mesafesini tahdid edi­yor. Namazı kasr mesâfesiyle, mahrem icap eden sefer arasında bazı­larına göre telâzüm yoktur. HaneMIere göre mesâfe-î sefer, üç günlük yoldur. Eu da 24 fersah eder.

Delilleri : Buhârl (194—256)'nin İbni Ömer'den mevkuf ulnrak tah­ric ettiği su hadîstir :

«Allah'a ve son güne iman eden bir kadına üç günden fazla bir yoia mahremsiz gitmek helâl değildir.»

Deve yürüyüşü ile günde sekiz fersah yol alınır diyorlar. Şafiî'ye göre mesâfe-î sefer, dört Beridlik yoldur. Doltli : İbni Abbas (R. A./dan merfûan rivayet edilen şu hadîs­tir :

«Namazı dört Beridden daha az da kasr etmeyin».

Bu hadîs, aşağıda gelecektir. Bunu Beyhakî (384—458) sahih, bir senetle İbni Abbas ve İbni Ömer (R.A.ym fiilleri olmak üzere tahric etmiştir. Şafiî (150—204)'nin bir delili de Buhârî'nin Ibnİ Abbas ha­dîsini ta'likan cezm sıgasıyla rivayet etmiş olmasıdır. Hadîs şudur :

«Kendisine Mekke'den Arafat'a giderken na­maz kasredilir mi diye soruldu?».

— Hayır! dedi. Lâkin Usfane ve Cidde'ye ve Taife gi­derken edilir.»

Bu yerler ile Mekke arasında ise en az dörder beridlik mesafe var­dır.

Elhasıl mesâfe-i sefer babında kaviller hem çok, hem bir birlerine muarızdır. îbni Kayyım (691—751) «ZâdiVÎ-Meâd» nammdaki ese­rinde şöyle diyor: «Peygamber {S.A.V.) Ümmetine namazı kasr v« İf­tar tçin mahdut bir mesafe bulmadı. Bilâkis bunları mutlak surette se­fer ve yolculuk İle mutlak olarak İfade etti. Nifekİm teyemmümü de kendilerine her seferde mutlak olarak İfade etmiştir. Ama bir gün, tkf gün ve üç gün diye tahditle gelen rivayetlerden Resûlüllah (S.A.V.)'den hîç bir şey sabit olmamıştır.» Uzun seferde olsun, kısasında olsun, kasrı ve iki namazı bir yere cem etmeyi caiz görenler de selef-i salibin arasın­da epeyce vardı.[146]

458/343- «Enes radıyaîlahû anh'âen rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Reıûİüllah Srillallahü aleyhi ve settem İle Medine'den Mekke'ye yola çıktım. Namazları ikişer ikişer kılıyordu. Tâ Medine'ye dönünceye ka­dar (bu hal böyle devam etti).[147]

Hadîs, Müttefekun aleyh'dir. Lâfi Buhârî'nindir.

Bu seferin Mekke'nin fethi için yahut Haccetü'l-Vedâ için olması ih­timal dahilindedir. Ancak Ebu Davud'un rivayetinde hadîste şu ziyâ­de vardır:

«Ashab Enes'e ,orada hiç kaldınız mı? diye sordular. Orada on gün kal­dık, dedi», ilerde görüleceği veçhile feth esnasında Mekke'de on beş günden fazla, yahut on beş gün kalmışlardır, Ebu Davud'un riva­yetinde bu onbeş günün fetih yılında olduğu da tasrih edilmiştir. Gö­rülüyor ki Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) Mekke'de kalmasına rağmen na­mazlarını yine tamam kılmamıştır. Nitekim bundan sonraki hadîsde de görülecektir.

Hadîs-i şerif, sefer niyetiyle evinden çıkmanın, şehirden bir mil uzak­laşmadan da olsa, namazı kasr icap ettiğine, dönüşte dahil şehre girin­ceye kadar kasra devam edileceğine delildir.[148]

459/344- «İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet edilmiştir ki. Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, on dokuz gün kasr ederek otur­du. Bir rivayette (Mekke'de on dokuz) gün denilmiştir.[149]

Bu hadîsi, Buhârî rivayet etmiştir. Ebu Davud'un bir rivayetinde : «Onyedi gece», diğer bir rivayetinde «onbeş gece» denilmiştir.

«Ebu Davud'un İmran ibni Husayn (R.A.)'dan rivayetinde onsekiz gece» denilmiştir.

«Resûlüllah (S.A.V.) ile birlikte fetihte bulundum. Mekke'de on sekiz gece yalnız iki rek'ât namaz kılarak kaldılar. Ve :

Ey ehli belde, siz dört kılın. Çünkü biz seferî bir ka­vimiz» diyordu.

«Yine onun Câbİr (R. A./den rivayetinde : «Resûlüllah (S.A.V.) Tebükde yirmi gün namazı kasr ederek kıldı» denilmiştir. Râvîleri m?vsuk ise de vashnda ihtilâf edilmiştir.

Câbİr rivayetini Ma'mer Yahya b. Ebİ Kesir'den, o da Muhammed İbni Ahdurrahman'dan, o da Sevbân'dan, o da Câbir'den işitmiş omlak üzere mevsulen rivayet etmişlerdir. Ebu Dâvud (202—275) : «Ma'mer-den başkası bu hadîsi isnad etmemiştir.» diyor. Aynı hadîsi Dâre Kutnî (306—385) «El-îlel-» inde mürsel ve münkatı olmakla illetlendirmiştir. Hadîsi Ebu Dâvud dahi İbni Abbas (R. Ay'dan rivayet etmiştir. Buftari'nin rivayetinde adedin 'ris, diye müzekker gelişi, arkasından zikredilen mümeyyizinin müzekker olmasındandır. Ebu Davud'un rivayetlerinde ise, müennes gelmiştir. Çünkü mümeyyizleri haz [edilmiş­tir. Bu mahzûf mümeyyizler diye müennes olarak takdir edilmiş­tir. Ebu Davud'un İbni Abbas'dan ondokuz gün diye de rivayeti var­dır.

Musannif merhum diyor ki: «Bu hadîsi Beyhâkl Câbir'den lafzıyla tahric etmitir. Ebu Dâvud bu babın hadîslerini «Misafir namazını ne zaman tamam kılar»

unvanlı müstakil bir bâbda toplamıştır. İbni Abbas (R.A.)'m şu sözü de bu hadîsler arasındadır:

«Kim onyedi gün kalırsa, namazını kasreder, kim daha çok kalırsa, tamam kılar.»

Filhakika misafirin vardığı yerde ne kadar kalmaya niyet ederse, namazını tamam kılacağı hususunda ulemâ ihtilâf etmişler ve ortaya bireçk kaviller çıkmıştır. İbnî Abbas (R. A.)'c göre, ikamet müddetinin en azı on gündür. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) «On gün kaldın mı namazı tamam kıl.» buyurmuş­lardır. Bu hadîsi, Müeyyed Billah «Şerhü't-Tecrid» de rivayet et­miştir. Fakat râvileri arasında Dirar'übnü Surad vardır. Bu zat hak­kında Musannif «Et-T&lerib» de : «Mevsuk değildir» diyor. Bazıları bu hadîs, mevkuftur demişlerdir.

Hanefîlere göre, ikâmet müddeti onbeş gündür. Onlar İbni Abbas (R.A.)'mn bir rivayeti ve İbni Ömer (R.A.)'m

«Bir yere misafir olarak vardın mı, içinden onbeş gece kalmaya niyetli isen, namazı tamam kıl.» sözüyle istidlal ederler. Nİ3İîki!erle Şâfiîlere göre, en az ikâmet müddeti dört gündür. Bu müddet, Hz. Osman (R. A./dan rivayet olunmuştur. Vardığı yere girdiği ve oradan çıktığı günler bu sayıya dâhil değildirler. Eunlar Re-sûl-ü Ekrem (S.A.V.'in muhacirlerin hac ibadetlerini tamamladıktan sonra Mekke'de üç günden fazla kalmalarına izin vermemesiyle istid­lal ederler. Ve «izin vermemesi dört gün kalmakla mukîm olacağına de­lâlet eder» derler. Şâir kavillerin delili olmadığı için, zikrine lüzum görülmemiştir.

Buraya kadar anlattıklarımız vardığı yerde kalmaya niyet edsn mi­safirler hakkında İdi. Kalıp, kalmamakta tereddüt gösterip, niyet etme­yenlere gelince : Bu mes'ele dahi ihtilaflıdır.Bazıları bir aya kadar kasreder; diyorlar. Zira Hz. Ali (R.A.):

«Şüphesiz ki7 bugün çıkarım; yarın c i kan m diyen kimse namazı bir ay kasreder.» demiştir. lmâm-ı Âzam Ebu Hanife (80—150) ile arkadaşları ve bir kavlinde îmârn-% Şafiî (150—204) vesair bazı ulemâ ebediyyen kasreder di­yorlar .Çünkü asıl olan, seferdir. İbni Ömer (R.A.)'ın fiili de buna de-lîldir. Hz. Abdullah İbni Ömer Azerbeycan'da altı ay kalmış; bu müddet­te namazları hep kasretmiştir. Enes İbnî Mâlik (R.A.)'m dahi Nişa-bur'da bir veya iki sene kaldığı ve namazlarını boyunna kasrettiği rivâyet olunur. Keza Ashâb-ı kiramdan bir cemaat Ram-Hürmüz* de do­kuz ay kalmışlar. Namazlarını hep kasretmişlerdir. İkâmet müddetini on beş, on yedi ve on sekiz gün takdir edenler de vardır. Çünkü bu sayı­lar çeşitli rivayetlerde zikredilmiştir. Bu müddet geçti mi artık misa­fir namazını tamam kılar diyorlar. Fakat bu istidlal tamam değildir. Çünkü namazını kasrettiği müddetten sonraki günlerinde artık kasr ede-miyeceğine bir delîl yoktur.

En iyisi, Hanelilerin dediği gibi kasretmekte devam etmesidir. Ni­tekim Ashâb-ı Kîram da öyle yapmışlardır. Zira, ha bugün gidiyorum, ha yarın diyerek, günlerce o yerde kalmaya ikâmet denilmez. Bey-hakî (384—458)nin «Sünen» de İbni Abbas (R. A./dan tahric ettiği şu hadîs de bu re'yi te'yid eder :

«Peygamber Saîldllahü aleyhi ve seTlem, Tebük'te 40 gün namazı kasrederek kıldı.» Bundan sonra Beyhakî : «Bu hadîsi Hüseyin ibn! A m mâ re» yalnız başına rivayet etmiştir. Halbuki bu zat ile ihticac olu­namaz.» demiştir. Fakat Şevkânî (1172—1250)'nin «El-Muhtasar-» inda yaptığı tahkikat buna muhaliftir.[150]

462/345- «Enes radıyallahü anh'den rivâyef edilmiştir. Demiştir kî: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve seUem: Güneşin zevalinden önce yola çıkarsa, öğleyi ikindinin vaktine geciktirir; sonra iner ve ikisini beraber kılardı. Şayet yola çıkmazdan önce güneş zevale varmışsa, öğleyi kı­lar; sonra (hayvanına binerdi).[151]

Bu hadîs, müttefekun aleyhdir.

Hâkim'in «El-Erbaûn» undaki sahih isnadlı bir rivayete göre: «Öğ­le ile İkindiyi kıîar, sonra (hayvanına) bînerdl.ı Müslim'm «Müstahre-ci-» ndeki Ebu Nuaym rivayetine göre :

Resûlüllah (S.A.V.) bir seferde İken, güneş zevale varırsa, öğle ite ikindiyi toptan kılar; sonra yola revân olurdu.»

Bu hadîs, yolcunun te'hir suretiyle iki namazı bir arada kılabileceğine delildir. «öğleyi kılardı» denilmesine bakılırsa, Öne almak suretiyle iki namazı bir arada kılmağa müsaade yoktur. Zira ol­sa, bizzat Resûî-ü Ekrem (S.A.V.) ikindiyi de öğle ile beraber kılardı.

İşte Hz. Peygamber (S.A.V.)'in bu fiili yukarda yerinde gördüğümüz vakit bildiren hadîsleri tahsis etmektedir. Filvaki, ulemâ bu bâbda da ihtilâf etmişlerdir. Hz. îbnî Abbas, İbni Ömer, ve Ashab-i Kîram'dan bir cemâat ile îmâm-ı Mâlik (93—179), îmâm-ı Ahmed (164—241) ve İmâm-ı Şafiî (150—204) bu ve aşağıda gelecek takdim hadîsiy-le istidlal ederek: yolcuya öne almak veya sona bırakmak suretiyle iki namazı bir arada kılmak caizdir; demişlerdir. Evzâî'den. bir riva­yete göre yolcuya yalnız «cem-i te'hir» denilen sona bırakma suretiyle namazı bir arada kılmak caizdir. «Cem-I takdim» caiz değildir.

Delili; bu hadîstir. Eu kavi, îmâm-ı Mâlik üe îmâm-ı Ahmed'&en de rivayet olunur.

İbrahim Nehâî (11—95), Ebu Hanife (80—150) ve diğer bazı ulemâya göre yolcuya hiçbir suretle iki namazı bir arada kılmak caiz değildir. Onlar Resû!üllah (S.A.V.)'in kıldığına dair rivayet edilen ha­dîsleri te'vil eder ve : «Resût-ü Ekrem (S.A.V.)'in iki namazı bir ara­da kılması sûridir. Yani, öğleyi vaktinin sonunda, ikindiyi vaktinin ev­velinde kılmaktan ileri gelmiş bir toptancılıktır. Diğer namazları bir aradakılması da hep böyledir» derler. Yerinde de görüleceği veçhile Hanefîlere göre iki namazı bir arada kılmak, biri Arafat'da diğeri Müz-delife'de olmak üzere yalnız iki yerde meşrudur. Bunların da bir takım şartları vardır ki fıkıh kitaplarından öğrenilebilir. Vâkıâ babımız hadî-sinin Hâkim (321—405) ile Ebu Nuaym (—430) rivayetlerinde, Resûlüllah (S.A.V.)'in cem-i takdim yaptığı ifâde ediliyor. Cem-i takdim de ise, sûreten Cemi' tasavvur olunamaz, ise de bu rivayetler itirazdan salim değildirler. Bazıları bunlar hakkında sahihtir demiş; diğer bazıları sıhhat derecesinden aşağı düşürmüş, hattâ mevzudur diyenler bile ol­muştur.

îbni Kayyım-; «Hâkim'in rivayetinde ihtilâf edilmiştir. Bazıları onu sahih bulmuş; bazıları hasen kabul etmiş; bazıları da ta'n ede­rek mevzu saymıştır. Mevzu sayan Hâkim'dir. Zira bizzat bu hadîsin mevzu olduğuna hükmetmiştir.» demiş, sonra Hâkim'in bu hadîsin nasıl vaz' edildiğini beyan eden sözlerini nakletmiştir. Maamafih ne­tice itibarıyla îbni Kayyım, hadîsin mevzu olmadığını kabul eder. Musannifin burada sükût ederek bir şey söylememesi ve hadîsin is­nadının sahih olduğuna cezm eylemesi, Hâkim'le hem fikir olmadı­ğına delâlet eder. Aşağıdaki hadîs de bu hadîsin sahih olduğunu te'yid eder.[152]

463/346- «Muaz radıyallahü arih'dm rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve seUem ile Tebük gazasına çıktık. Öğle île İkindiyi toptan, akşam ile yatsıyı da toptan kılıyordu.»[153]

Bu hadîsi; Müslim rivayet etmiştir.

Şu kadar var ki, hadîsin bu lâfızlarla ya sadece cem-î te'hire ihti­mali vardır; yahut her iki cem'e muhtemeldir. Hadîsi Tirmizî (200— 279) şu lâfızlarla rivayet etmiştir :

«Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve seUem; güneşin zevalinden önce yola çıkarsa, öğleyi ikindi ile beraber kılmak üzere te'hİr eder ve ikisini toptan kılardı. Güne­şin zevalinden sonra yola çıkarsa ikindiyi acele, öğle ile beraber alır, ve öğle ile ikindiyi toptan kılardı.»

Tirmizî'nin bu hadîsi adetâ mevzuu bahsimia Müslim hadîsini şerh ve tafsil ediyor. Ancak Tirmizî, onu tahric ettikten sonra : «Bu hadîs hasen ve gariptir. Kuteybe bunu yalnız başına rivayet etmiştir. Kuteybe'den başka onu Leys'den rivayet eden bilmiyoruz. Ehl-i itim arasında malum olan Muaz hadîsidir. Bu hadîsi İbni Zübeyr Ebu Tuteyl' den, o da Muaz'dan rivayet etmiştir. Lâfzı şudur:

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem

Tebük gazasında öğle ile ikindiyi ve akşam i'e yatsıyı bir arada kılmış­tır» demektedir.

Hâl böyle olunca,cem-î takdim rivayetinin sübûtu söz götürür. Yal­nız «El-Müstahrec» in rivayetine bir diyecek yoktur. Zahirîlerden tbni Hazm (384—456) cem-i te'hirin caiz olduğuna kail olmuş; cem-i takdim'e cevaz vermemiştir. Çünkü cem-î te'hır hakkındaki rivayet sa­bit, cem-i takdim hakkındaki gayrı sabittir. Nehaî (11—95)'nin mez­hebi de budur.

Bu kavi, İmâm-ı Mâlik ile Imâm-ı Afımed ibni Haribelden de bi­rer rivayettir. Yolcu hakkında namazı vaktinde kılmak mı yoksa toptan kılmak mı efdâl olacağı mes'elesi dahi ihtilaflıdır. ŞafİÜer'e göre, na­mazları vaktinde kılarak cem etmemek efdâldir. Mâlikîler'e göre, cem'-etmek mekruhtur. Hattâ bazı Mâlikîler'e göre; cem'i: yalnız özrü olan­lara caizdir. îbni Kayyim (691—751)'in «El-Eedyü'n-Nebevî» adlı eserinde izah ettiğine göre; Peygamber (S.A.V.) yolculuğu esnasında birçok kimselerin yaptığı gibi namazlarım cem'etmiyordu. Konakladığı zaman dahi cem'etmezdi. O ancak, sefer pek aceleye geldiği zaman ve bir de namazdan sonra hemen yola çıkacaksa, iki namazı bir arada kı­lıyordu. Nitekim Tebük hadîslerinde de beyan edilmiştir. Seferi değil­ken, iki namazı bir arada kıldığı, yalnız Arafat ile Müzdelife'de vâki ol­muştur. Bunun da sebebi îmâm-ı Şâfü (150—204) 'nin dediği gibi, oralardaki vakfelere bitişik olmasıdır. îmâm-ı Âzam Ebû Hanıfe (80—150) burada cem'î hac ibâdetlerinin tamamından saymış, menâsik-İ hac denilen bu ibâdetleri iki namazı bir arada kılmak için sebep addet^ mistir. Diğer mezheb imamlarına göre ise, buralardaki cemî'Ierin se­bebi seferdir. Euraya kadar gördüklerimiz, seferde iki namazı bir ara­da kılmaya dair idi.

Hazarda yani evinde, yerinde olanların cem' edip ede­memesine gelince :

Ekser ulemâya göre; hazarda cem'î caiz değildir. Çünkü namazla­rın vakitlerini bildiren hadîsler meydandadır. Resûlüllah (S.A.V.)'in aa-

Hattâ Ibnl Mes'ûd (R. A.) maz vakitlerine gösterdiği dikkat ve ehemmiyet tevâtüren sabittir.

«Peygamber (S.A.V.)'İ hîç bir namazı vaktinin gayrisinde kılarken görmedim. Yalnız iki namaz müstesna; Müzdelife'de akşam İle yatsıyı bir arada toptan kıldı. O gün, sabah namazım da vaktinden evvel kıldı.» demiştir.

Vakıa İmâm-ı Müslim (204—261) Ibnİ Abbas fJ2. A./den şöyle bir hadîs rivayet etmiştir :

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, Medînede hiç bir korku veya yağmur olmaksızın öğle ile İkindiyi, akşam İle yatsıyı bir arada kıldı. İbnî Abbas hazretlerine: Peygamber (S.A.V.) bu­nunla ne yapmak istedi? diye sorulmuş. O da «Ümmetine güçlük çıkar­mamayı murad etîi» demiştir. Fakat bu hadîsle ihticac doğru değildir. Çünkü yapılan cem'î te'hir mi, yoksa cem-İ takdim mi idi. Bilinmiyor. Bunlardan birini re'y ile tâyine de imkân yoktur. Çünkü tehakküm olur. Şu halde bu hadîsle ameli bırakıp, umûmî evkat hadîslerine müracaat etmek îcap eder.

Sahabe ve tabiînin fiillerine gelince, bunlar bâzılarına göre hüccet olamazlar. Bazıları Ibnİ Abbas hadîsini te'vil ederek : «Bundan murad; sûrî cem'dir.» demişlerdir. Kurtubî bu tevili beğenmiş ve tercih et­miştir. İbni Mâcişûn[154] ile Tahavî (-238—321) bunu cezmen kabul etmişlerdir, ibni Seyyidü'nnas da bunu takviye etmiştir. Zira Buhârt ile Müslim Amru'bnü Dinar'dan, o da Ebu Şa'sa'dan şu hadîsi tahric etmiştir:

«Dedim ki. Yâ Ebeş, Şa'^a; zannederim

Öğleyi te'hlr etmîş, İkindiyi acele kılmsş; akşamı te'hir etmiş; yatsıyı acele kılmıştır: Ben de öyle sanıyorum» dedi. îbni Seyyidi'n-nos: «Ha­dîsin râvisi ondan murad ne olduğunu herkesten iyi bilir. İsterse Ebu'ş-Şa'sa; cezmen söylememiş olsun» diyor.

Maamafih buradaki, râvinin bir zannından ibarettir. «Râvi rivayet ettiğini herkesten iyi bilir» sözü, râvi tarafından bir tefsir yapıldığı za­man söylenir. Ve zâten söz götürür bir dâvadır. Çünkü Hz. Peygamber (S.A.V.) in :

— Nice fıkıh nakledenler vardır ki; kendilerinden da­ha fakîh olanlara rivayet ederler.» hadîsi bu dâvanın umu­mîliğini reddeder.

Evet, îmâm-t Nesâî (215—303)'nin ibni Abbas'dan rivayet ettiği asıl hadîste bu te'vil açıktır. Hadîs şudur :

«ResûlUllah Sallallahü aleyhi ve seîlem ile birlikte Medine'de sekîz defa namazı cem' suretiyle ve yine başka bir defa da yedi defa namazı cemi suretiyle kıldım. Öğleyi geciktirdi; ikindiyi acele kıldı ve akşam namazını geciktirdi; yatsıyı acele kıldı.»

Nevevî (631—676) 'nin rivayet edilen hadîsin metnini görmeyip, bu te'vili zayıf çıkarmaya çalışması hakikaten şayan-ı hayrettir. Usul-ıt Fıkha göre; mutlak ile mukayyedin hüküm ve hâdiseleri bir olur. Ve ıtlak takyid hükümde bulunursa, bilittifak mutlak, mukayyed üzerine hamlolunur. Nitekim burada da Öyledir. Binaenaleyh mutlak rivayet, mukayyed olan rivayete hamlolunur. Bazıları; İbni Abbas (R. A.)'m Ümmetine güçlük çıkarmamayı murâd etti» demesi bu sûreten cem'î za­yıflatır. Çünkü bunda güçlük vardır demek istemişse de bu itiraz vârid değildir. Zîra Sûreten cem, elbette namazları vaktinde kılmaktan daha kolaydır. Bunda iki namaz için bir abdest, bir hazırlık ve camiye bir defa gitmek gibi kolaylıklar vardır. Vaktinde kılman namazlarda bu ko­laylık yoktur. Binaenaleyh elbette kula daha hafif gelir.

Evinde yerinde olanları yolcuya kıyas etmek ise, bir vehimden iba­rettir. Çünkü asıl da; yani yolcu hakkında illet meşakkat-i seferdir. Feri'de ise; bu yoktur. Bilhassa cem-i takdimde büyük tehlike vardır.

Bunu yapanın hâli, şu âyet-i kerîmede beyan buyrulanların hâline benzer: «»[155] «Halbuki onfar iyî bir İş yapıyoruz sanırlar.» Çünkü vaktinden evvel kılınacak olan bu namaza delâlet edecek bir delil yoktur.[156]

464/347- «İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah SaMdttahü aleyhi ve sellem:

— Namazı dört Berid - «Mekke'den Usfan'a kadar­dan daha azda kasr etmeyin» buyurdular.[157]

Bu hadîsi, Dâre Kutnî zayıf bir isnadla rivayet etmiştir. Sahih olan: Onun mevkuf olmasıdır. İbni Huzeyme de onu böyle tahric etmiş­tir.

Hadîsin zayıf olmasına sebep, onu Abdülvehab b. Mücâhid'în ri­vayet etmiş olmasıdır. Bu zat, metruktür. Sevrî (97—161) onu ya­lana msbet etmiştir. Ezdi de : «Ondan rivayet etmek helâl değildir» diyor. Bu hadîs, aynı zamanda münkatıdır. Çünkü Abdülvehab onu babasından işitmem iştir.

Sahih olan, onun İbni Abbas (R.A.)'a mevkuf olmasıdır. îsnadı da sahihtir. Lâkin burada içtihada meydan vardır. Binaenaleyh İbni Abbas (R.A.ym kendi içtihadı olması muhtemeldir.[158]

465/348- «Câbîr radıyallahû anh'd&n rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah SaMallahü aleyhi ve sellern:

— Ümmetimin en hayırlıları kötülük yaptıkları va­kit, istiğfar edenlerle, sefere çıktıkları vakit, kasr-ü iftar edenlerdir» buyurdular.[159]

Bu hadîsi, Taberânî <:El-Evsat» da zayıf bir isnadla tahric etmiş­tir.

Bu hadîs, BeyhâM'&e muhtasar olarak, Said ibni Müseyyib'in mürselindedir.

Hadîs, yolcular için namazı kasr ve orucu iftar, yani tutmamak efdâl olduğuna delildir. Şâfiifer; iki namazı bir vakitte kılmamak efdâl-dir derler. Buna kıyasen namazı da tamam kılmak efdâldir, demeleri icap eder. Filhakika demişlerdir de. Onlar herhalde bu hadîs zayıf ol­duğu için onunla amel etmemişlerdir. Musannif aşağıda İmran ibni Hüsayn hadîsiyle Câbir hadîsim tekrarlamıştır.[160]

466/349- «İmran İbri Hüsayn radıyallahü anhüma'dan rivayet edil­miştir. Demiştir ki : Bende mayasıl vardı da. Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem'e namazı sordum:

Ayakta kıl, yapamazsan, oturarak kıl (onu da) yapa-mazsan yan üstü kıl, buyurdular».[161]

Bu hadîsi; Buhârî rivayet etmiştir.

Hadîs-i şerif yukarda geçmişti. Yalnız orada Musannif onu kimseye nisbet etmemişti. Orada Buhârî'den gayrı onu rivayet edenleri ve hadîsteki ziyâdeyi beyân etmiştik.[162]

467/550- «Câbir radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Peygamber Sallalîahü aleyhi ve sellem bîr hastayı ziyaret ettî ve onu bir yastık üzerinde namaz kılarken gördü de yastığı hemen attı ve;

Eğer yapabilirsen yerde kıl; yoksa îmâ ederek kıl. Hem sücûdunu rükûundan daha aiçak yap.» buyurdular.[163]

Bu hadîsi, Beyhâkî rivayet etmiştir. Ebu Hatim vakfını sahihlemiştir.

Musannif merhum yukardaki iki hadîsi secde-i sehv babından (Birinci Cild. Sh. 383) az önce (C. I. S. 379 - 381. Hadîs No: 347/259 ve 348/260) babının sonunda zikretmişti. Şerhleri ora­dadır. Burada onun için şerhlerine girişmiyoruz, Orada bu hadîsi, Bey-hakî (384—458)'nin kavı (kuvvetli) bir isnadla rivayet ettiğini söylemiş­ti.

Musannif merhum aşağıda Hz. Âişe (R. anha) hadîsini de tekrarlarraştır. Halbuki bu hadîs, de otuz dördüncü hadîs (Bak: C. I. Shf. 344) olarak zikredilmiş ve îzâhı da orada yapılmıştı. Yalnız orada : «Bu hadîsi İbni Huzcyme sahihle mistir» demişti. Burada ise: «Hâkim sahihlemiştir» diyor.[164]

468/551- «Hz. Âişe rackyallakü anha'âsn rivayet edilmiştir. Demiş­tir kî: Peygamber Sallalîahü aleyhi ve sellemi bağdaş kurarak namaz kiSarken gördüm.[165]

Bu hadîsi, Nesâî rivayet etmiştir. Hâkîm'de onu sahihlemiştir.

Bu hadis-i şerif hasta namazına ait hadîslerdendir. Ve namaz kıla­nın özrü olup da ayakta duramryorsa, nasıl oturacağını bildirmektedir. Nitekim yerinde görülmüştür.[166]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS