«Cemaat Namazı Ve İmamlık Babı»

«Cemaat Namazı Ve İmamlık Babı»

Lûgatta; İnsanlardan bir fırkadır.

Ş«r'î İstılah da ise, imam ile ona uyanın namazı arasında meydana gelen bağlantıdır. îmamla beraber erkek olsun, kadın veya aklı erme­ye başlamış çocuk olsun, bir veya fazla kimse bulundu mu, cemaat tahakkuk eder. Yalnız kadınların kendi aralarında cemaat olmaları mekruhtur.

Cemaat: Şeair-i dînlyyemizdendir. Namaz meşru olurken, cemaat­la kılınmıştır. Cemaatin meşrûiyyeti kitap, sünnet, ve icmâ-i ümmet ile sabittir.

Kitabdan delili : [78] «onların arasında bulunub da kendilerine namazı kıldırdığın vakit ilâh...» âyet-i kerimesîdîr.

Sünnetten delili : Bu bâbda görülecek hadîslerdir.

Cemaatin meşrûiyyeti hakkında îcmâı ümmet de vardır.

Hükmü : Sırası geldikçe görüleceği veçhile: Bazılarına göre farz-ı ayın; bazılarınca farz-ı kifâye, bir takımlarına göre vacip, diğerlerine göre vacip derecesinde s ün net-i müekkededir. Binaenaleyh Özürsüz terk edilemez. Hattâ «El-îhtiyar» namındaki kitapta; «Bir yer ahalisi cemaatı tamamiyle terk etseler, evvelâ kendilerine tenbîh ve ikazda bulunulur, kabul etmedikleri takdirde, onlarla mukâfele olunur. Çünkü Şeâir-İ İslâmiyyedendİn»[79], deniliyor. Maamafih hastalık, şiddetli yağmur, şiddetli soğuk, düşman korkusu ve acizlik gibi özürlerle ce­maat sakıt olur.[80]

421/313- «Abdullah ibnî Ömer Radiyallahil anhüma'dan rivayet edilmiştir ki: Peygamber Sallallahü aleyhi ve selîem :

«Cemaat namazı; yalnız kılanın namazından yirmi yedi derece daha faziletlidir» buyurmuştur.»[81]

Hadîs; Müifefekun Aleyhdir.

Buhârî ile Müslim'in Ebu Hüreyre'dea rivâyeıîerinde: «Yirmi beş cüz» denilmiştir.

Buhârî'nin Ebu Said'den rivayetinde dahi böyledir. «Yalnız cüz ye­rine» derece denmiştir.

Yani Abdullah ibni Ömer hadîsiyîe Ebu Hüreyre hadîsi hemen he­men bir gibidir. Yalnız Ebu Hüreyre'nin rivayetinde «Yirmi yedi de­rece» yerine, «Yirmi beş CÜZ» denilmiş. Buhârî'nin Ebu Saîd'den rivayet ettiği hadîs de de «Yirmi beş derece» denilmiştir. Bu ha­dîsi zikri geçen üç sahâbîden maada, Ashab-; Kİram'dan: Enes, Âişe, Suheyb, Muaz, Abdullah ibni Zeyd ve Zeydi'bnü Sâfoİt hazerâtı da ri­vayet etmişlerdir.

Tirmizî (200—279) diyor ki: «Umumiyetle bu hadîsi rivayet edenler, «Yirmi beş derece» demişler. Yalnız İbni Ömer «Yirmi yedi» demişse de ondan da «Yirmi beş» diye bir rivayet vardır. «Maamafih hadîsler arasında münâfât ve zıddiyet yoktur. Çünkü mefhum-u adet muteber değildir. Ve «Yirmi beş» adedi zaten yirmi yedinin içine dahildir. Yahut Resulü Ekrem (S.A.V.) evvelâ az olan sayıyı haber ver­miş. Sonra çoğunu bildirmiştir. Bu Allah'ın lütuf ve ihsan buyurduğu bir ziyâdedir.

Bazıları «Yîrmî yedi»; mescidde kılana; yirmi beş de evde cemaat­la kılanadır demişler. Eir takımları, da «Yirmi yedî» derece, uzak mes­cidde kılana, yirmi beş yakın mescidde kılanadır, re'yinde bulunmuşlardır. Hatta münasebet aramağa ve ta'lile kalkışanlar olmuştur. Mu­sannif merhum bunları «Fethü'l-Bârî» de sıralamıştır. Fakat bütün bu kaviller, tahminden ileriye gidememektedirler. Elde bir nass yoktur. Bu­rada cüz ile derece aynı manâyadır. Zira biribirlerinin yerine kullanıl­mışlardır. Bu iki kelime namaz ile de tefsir edilmiştir. Bu takdirde ma­nâ: Cemaatla kılınan namaz yalnız kılman namazdan «Yirmi yedi» na­maz daha faziletlidir şekline girer. Yukarıki hadîs-i şerif, cemaata teş­vik ve onun vâcib olmadığına delâlet ediyor. Ulemâdan bir cemaat aşağıdaki hadîsle istidlal ederek cemaat vâcibtir derler.[82]

424/314- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'öen rivayet edildiğine gö­re; Peygamber SalJallahü aleyhi ve seUem :

Nefsim kabza-i kudretinde olan Allah'a yemin ede­rim ki, içimden şöyle geldi. Odun toplanmasını emrede­yim de toplansın. Sonra namazı emredeyim ve onun için ezan okunsun; sonra bir adama emredeyim de cemaata imam olsun. Sonra namaza gelmeyen bir takım adamlara varayım ve evlerini üzerferine cayır cayır yakayım. Nef­sim kabza-i kudretinde ofan Allah'a yemin olsun ki, bun­lardan biri «mescidde etlice, yağlıca bir kemik yahut iki etli kaburga parçası bulacağını bilse mutlaka yatsıya ge­lirdi» buyurmuştur.[83]

Hadîs, MütteFekun aleyh'dir. Lafzı Buhârî'nindir.

Resûlüllah {S.A.V.)'in yemin etmesi, anlatacağı şeyin pek mühim olduğunu beyan içindir. Yeminle anlattığı şey, cemaatı terk edenlerin yaptığı münasebetsizliktir. Böylelerin evlerim üzerlerine yakmak iste­miştir. Bittabîi üzerine evi yakılan kimse de evi ile birlikte yanıp kül olacaktır. Demek oluyor ki, cemaatı terk eden evi ile barkıyla yakılma­ya lâyık bir kabahat işlemiştir. Diri diriye bir müslümanı yakmak hiç bir suretle caiz olamayacağına göre, bazıları bu yakılmak istenenler, münafıklardır; demişlerse de dünyada ateşle diri diriye yakmak sure­tiyle kâfirin de cezalandırılması meşru değildir. Binaenaleyh, hadîs-i şerif tenbel müslümanlar hakkında olup, zecir ve menetme'de mübalâ­ğa için böyle ifade buyrulmuş ve hiç bir kimsenin evi ve kendisi yakilmamıştır.

Hadîs-i şerif, bu şiddet-i beyanıyla; cemaatın farz olduğuna delâ-lef etmejttedir. Hem de farz-ı kîfâye değil, herkese farz-ı ayındır. Çün­kü cemaat tamamıyla terk edilmiş değildir. Bir tarafta cemaatla kılan­lar vardır. Onlar elbette cezaya müstahak değillerdir. Ceza, ancak va­cibi terk etmek veya haramı işlemekle lâzım gelir. Bu esasa binaen ulemâ-ı Kiramdan Atâ îbni Ebî Rebah (35—115) Evzaî (78—150), Ahnied b. Hanbel (164—241), Ebu Sevr (240), İbni Huzeyme (223 —311), İbni Münzir (—310), İbni Hibban (—354) ve Zahirîler ce­maatın farz-ı ayın olduğuna kaildirler. Davud-u Zahirî (202—270)'ye göre, namaz sahih olmak için cemaat şarttır. Çünkü ona göre, namazda farz olan her şey aynı zamanda şarttır.

Fakat bu iddia doğru değildir. Zira şart olduğuna bir delil yok­tur. Onun için îmam-t Âhmed: «Cemaat farzdır, şart değildir» demiş­tir. Bazılarına göre, cemaat farz-ı kifayedir. Hanefîlerden Tahavî (238—321) ile KerU (260—340) ve Malikîlerden birçokları ile Şafiî-lerin Cumhûr-u mütekaddimîn'i vesair bazı ulema bu reydedirler. îmam-ı Âzam Ebu Hanife (80 — 150) ile İmameyn'e göre cemaat vacip derecesinde sünet-İ müekkededir. Zeylaî[84] (—743) «El-Müfîd-» nam eserinde : «Cemaat vaciptir. Ona sünnet denilmesi vücûbu sünnetle sabit olduğundandır» diyor. Cemaat müstehabdır diyenler de olmuştur. Bunu Attâbî[85] (—586) «Cevâmiü'l-Fikıh» adlı eserinde temrîz sıgasıyla zikretmiş ve : «Cemaat müstehabdır da denilmiştir. Fa­kat sahih olan o sünnet-i müekkede olmak üzere vaciptir; özürsüz terki caiz değildir» demiştir.

Cemaat farzdır diyenler mevzuu bahsimiz olan Ebu Hüreyre hadî­si ile istidlal ederler. Zira mübalağalı ceza, ancak farzları bırakmakla lazım gelir. Bundan maada birçok hadîsler bunlara delil olmaktadır. Meselâ, Abdullah ibnî Ümmii Mektûm hadîsi bunlardan biridir. Bu ha­diste şöyie deniliyor :

İbni Ümmü Mektûm, Yâ ResûiaİiahL. Basımdaki derdi biliyorsun. Kılavuzluk edecek kimsem yok; mescid îfe de aramızda ağaçlık ve hurmalık var. Her za­man benî götürecek kimse bulamıyorum» dedi.

Resûiuîîah Saîîaîlahü aleyhi ve seUem;

«— İkameti işitiyor musun?» dîye sordu. İbnî Ümmü Mek-iûm; «— Evet» cevabım verdi.

«O halde cemaata gel» buyurdular».

Bu hadîsi İmam-ı Ahmed, İbnî Huzeyme, Hâkim (321—405) ve İbni Hibban şu lâfızlarla tahriç etmişlerdir :

«— Ezanı işitiyormusun?» «Evet» dedi.

«— O halde sürünerek dahi olsa cemaat'a gel,» buyur­dular.»

Bu mânâda hadîsler çoktur. İbni Ümmü Mektûm hadîsiyle İbni Abbas (R.A.) hadîsi ilerde geleceklerdir.

Hz. Peygamber (S.A.V.)'in İbni Ümmü Mektûm'a cemaata gelme­sini emir buyurması, ona vacib olduğundan değil, cemaatın faziletini anlatmak içindir. Buhârî, (194^-256) «Cema­atla namazın vücubu babı» diye bir bab yapmıştır. Farz-ı ayındır diyenler: «Çünkü farz-ı Kifâye olsa, Hz. Peygamber (S.Â.V.) ve berabe­rindeki ashab-ı kiramın cemaatla kılmaları ile diğerlerinden sakıt olur­du» diyorlar.

«Cemaat farz-ı kifâyedir» diyenler, dahi; aynı delillerle istidlal ederler. Bunlar bu delilleri farz-j ayn'a, delâlet etmekten meneaen ka­rine vardır derler.

«Cemaat sünnettir.» diyenler : «Hadîs; Zecr yani cemaatı ferk sî-mekten men' manâsmdadır. Yoksa kelâmın hakikati murad değildir. Çünkü Resûlülîah (S.A.V.) yakma işini yapmamıştır» der. Ve Hz, Ebu Hüreyre'nİn rivayet ettiği;

«Cemâat namazı yalnız kıhnan namazdan daha faziletlidir.» hadîsiyle istidlal ederler. Bu hadîse göre, hor iki namaz fazilette müşterektir .Ancak cemaatla kılman da fazilet daha çoktur. Eğer yalnız kıhnan namaz caiz olmasa» onun asla fazileti olmazdı.[86]

425/315- (Bu da) ondan [Kbu Hüreyre] rivayet edilmiştir. Radı-yallahü anh, demiştir kî: Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve seîlem :

Münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ile sabah namazıdır. Halbuki o namazlarda olanı bir bilseler, emek-iiyerek dahi olsa yine onlara gelirlerdi» buyurdular.[87]

Bu hadîs; Miiitefekun Aleyh'dir.

Münafıklara yatsı İle sabah namazının ağır gelmesi, ism-i tafdil sîgasıyla ifâde edildiğine göre, yalnız bu namazların değil, her nama­zın onlara ağır geldiğini de bu hadîsten anlamak mümkündür. Maama-

fih haklarında Kur'an-ı Kerim'de «»[88]

«Namaza kalktıkları zaman, tenbel fenbel kalkarlar.» buyrularak ken-dilt'iino her namazın ağır geldiği sarahaten beyan buyruîmuştur. Bil­hassa yatsı i]e sabah namazı münafıklar için en ağır birer namazdır.

Çünkü yatsı uyku, sükûnet ve istirahat zamanıdır. Sabah namazı ise uykunun en tatlı olduğu bir zamandır.

Münafık: İçi kâfir, dışı müslüman görünen kimsedir. Böyleler! ha­kikatte müslüman değil, kâfirdirler .Binâenaleyh, onlar hiç bir namazın sevab ve kabulünü ummazlar. Çünkü zaic-n inanmış değillerdir. Yatsı ile sabah namazı ise ,gecenin karanlığında, sükûnet ve uyku zamanın­da kılınırlar. Şu halde hadd-i zatında riya, yani gösteriş için kıldıkları bu namazları görecek pek az kimse bulunacaktır. Öyle ise kılmalarına dinî veya dünyevî bir sebep yoktur.

îşte münafıklarca, bu namazları kılmak için, dîni bir sebep olma­dığına bakarak Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) «Bu namazlarda olanı bir buseler, oniarı kılmak için mescide emekiiyerek oisun gelirlerdi» buyuruyor.

Çocuğun emeklemeğidir. Bazılarına göre; sadece kıçı üstü sürünmektir. Bazıları ise, dizleri üstü sürünmektir, derler. Tdbe-rânî (260—360)'nin rivayet ettiği Ebu Ümame hadîsinde :

«İsterse elleri ve ayaklan üzerine sürünerek olsun» buyurmuş; yine Taherânî Câbir (R.A.ydan rivayet ettiği bir hadîste: «isterse emekiiyerek veya sürünerek olsun» denilmiştir.

Hadîs-! şerifde; yatsı ile sabah namazı için cemaata gitmeye beliğ bit surette teşvik vardır. Mü'min bunlar da olan ecr-ü mükafatı bildiği için, her hal-ü kârda onlara devam edecektir. Çünkü münafıkın git­mesine mâni olan yalnız ve yalnız bu namazlardaki sevab ve mükafataı inanmamasıdır.[89]

426/316- «(Bu da) ondan [Ebu Hüreyre] rivayet edilmiştir. Rad%-yaUahü anh, demiştir ki: Peygamber Salîalîahü aleyhi ve sellem'e âmâ bir adam geldi.

-Yâ Resûlallah, beni mescide götürecek bir kılavuzum yok» dedi.

Resûlullah SaîlaUahü aleyhi ve sellem ona ruhsat verdi. Dönüp giderken onu çağırdı ve :

— Sen namaz için okunan ezam işitiyor musun? dedi.

Adam :

— Evet dedi.

«O halde icabet et» buyurdular.[90]

Bu hadîsi; Müslim rivayet etmiştir.

Diğer bir rivayette âmâ 2atın Abdullah İbni Ümmü Mektûm oldu­ğu tasrih edilmiştir. Hadîsin bir rivayetinde «Namaz İçin okunan ezant» yerine «İkameti» denilmiştir. Görülüyor ki, Resuiüllah (S.A.V.) evvelâ mutlak surette ruhsat vermiş, yani cemaata gelmemesine müsâa­de etmiş; sonra ezanı işitip işitmediğini sormuş. Evet cevabını alınca cemaata gelmesini emir buyurmuştur. Hadîsin mefhum-u muhalifine bakılırsa, ezanı işitmediği zaman mazur sayılacaktır.

Bu hadîs, cemaatın farz-ı ayin olduğuna delildir. Lâkin ezanı işite­ne farzdır demek îcab eder. Ve bu babdaki mutlak hadîsler bununla kayıtlanır. İşte gerek «Cemaat farz-ı ayındır.» diyenlerin, gerekse farz-ı kifâye olduğunu iddia edenlerin delili bu hadîsle yukarda geçen evleri­ni yakma hadîsidir. Halbuki bu hadîsler yalnız Resûlullah (S.A.V.)'in mescidinde onun cemaatına gelmenin farz olduğunu gösteriyor. Yani delil has, dâva âmmdır. Cemaata devam mutlak surette farz olsa, Re-sûl-ü Ekrem {S.A.V.) onu âmâya bildirir ve sana namaz kıldıracak bi­rini bul; siz de ikiniz cemaat olun derdi. Mescid-i Nebevî'ye gelmeyenler hakkında da : «Bunlar bizim mescidimize gelmedikleri gîbi# evlerinde de cemaat olmuyor» tarzında beyanda bulunurdu. Halbuki böyle bir be­yan vakî olmamıştır. Beyanın ise hacet vaktinden gecikmesi caiz de­ğildir.

Yine bu hadîse göre ezanı işitene özrü bile olsa cemâati terk etme­ye müsâade yoktur. Zira âmâ'nın kılavuzu bulunmaması bir Özür iken, Hz. Peygamber* (S.A.V.) ona müsaade etmedi. Maamafih yukarda da geçtiği gibi, âmâ'nın Özürünün makbul olması, buradaki emrin ona mendub olmak üzere verilmiş bulunması da ihtimal dahilindedir. Nitekim aşağıdaki hadis bu manaya delalet etmektedir.[91]

427/317- «İbni Abbas Radıydtlahü anhüma'dan Peygamber SallaTlahü aleyhi ve sellem'den :

Kim ezanı işitir de, gelmezse onun namazı yoktur. Özürden dolayı gelmezse o başka» buyurduğunu işittiği riva­yet edilmiştir.[92]

Bu hadîsi; İbni Mâce, Dâre Kutnî, İbni Hibban ve Hâkim rivayet etmişlerdir. İsnadı Müslim'in, şartı üzeredir. Lâkin bazıları onun mevkuf olduğunu tercih etmişlerdir.

Hadîs-i şerif; Şu'be tarikiyle hem mevkuf hem de merfu olarak rivayet edilmiş'tir. Mevkuf olan yeri: istisnasıdır»

Bunu Hâkim, Şu'be'nin ekseri râvılerine mevkuf olarak rivayet eder. Taberânî (260—360) «El-Kebîr» inde Ebu Musa'dan şu hadîsi rivayet etmiştir:

«Kim ezanı işitir de ,bîr zarar ve özür olmaksızın icabet

etmezse, onun namazı yoktur».

Heysemî : «Bu hadîsin ravîleri arasında Kays ibni Rebi' vardır. Bu zatı Şu'be mutemed saymış; Süfyan-ı Servi ile bir cemaat zayıf bulmuşlardır» diyor.

İbni Abbas (R.A.)\n buradaki hadîsini Ebu Davud (202—275) şu ziyâde ile rivayet ediyor :

«Ashab;

«— Özür nedir?» dediler.

«— Korku veya hastalıktır. Allah onun kıldığı na­mazı kabul etmez» buyurdular.

Ziyâdenin isnadı zayıftır.

Hadîs, cemâatin kuvvetle lüzumuna dsfil olup, farz-ı ayındır, diyen­lerin hüccetidir. Cemâat sünnettir diyenler «Onun namazi yoktur» cümlesini te'vil ederek, bunun manâsı «kâmî! namaz yoktur» demektir. Namazın kemâlinin yokluğu, mübalağa için namazın yokluğu sayılmıştır» derler.

Cemaata devama mâni olan Özürler Ebu- Davud hadisinde sıralan­mışta- ki; bunlar, yağmur, soğuk, rüzgar ile sanmsak, soğan ve benze­ri fena kokulu sebzeleri yemek gibi .şeylerdir, Maamafih, hunîarı yeme­nin, cemaatı kaçıracağı için nehyediîmiş olmaları da ihtimal dahilin­dedir. Fakat bu sefer de cemaat farz-f ayındır diyenler «Bu özürler ile mescîdde cemaat olması sakıt olursa da evinde cemaatla kilmas! yine Farzdır» diyebilirler.[93]

428/318- «Yezidü'bnü Esved radvyattakih anh'den rivayet ed'ldiğins-göre kendisi Resûfüllah SaUallahii aleyhi ve seUcm ile namazını kılmış, Resûiüllah Sallallahü aleyhi ve sellem namazını bîîîrmes bîr de baksa, namaz kılmamış İki adam var. Bunları çağırmış ve (korkudan) böğür­leri titrîyerek getirilmişler. Resûiüllah Sallallahü aleyhi ve sellem kendilerine :

— Bizimle birlikte namaz kılmaktan sizi men eden nedir? demiş:

ö— Biz evlerimizde kildik» demişler.

«O halde bir daha yapmayın; evinizde kildiniz da ima­ma henüz kılmadan yetişf'niz mî hemen onunla beraber kilin. Çünkü bu sizin için nafiledir.» buyurmuşlardır.[94]

Bu hadîsi; İmam-î Ahmed rivayet etmiştir. Lâfız onundur. Üçler dahi rivayet etmiştir; İbni Hİbban ile Tirmizî onu sahiblemişlerdir.

îlk kıldıkları namaz cemaatla olsun, yalnız olsun fara; ikinci defa kıldıkları nafiledir, fflv&anmf «Et-Telhis* de bu hadîsi Hâkim (321—405) ve Dâre Rutnî (306—385)'nin de rivayet ettiğini, İbni Seken (294—353)'nin onu sahihlediğini ve hepsinin Yâlâ bin Ata tarikiyle Câ-bir ibni YezicVden o da babası Yezid ibni Esved'den ri­vayet ettiğim yazmaktadır. Imam-t Şafiî, (150—204) bu hadîs için: «İsnadı meçhul» demiştir. Beyhâkl (384—458): «Çünkü Yezid ibni Esved'in oğlundan başka ravîsi yoktur. Oğlu; Câbîr'in de Yâlâ'dan baş­ka ravîsi yoktur» diyor. Fakat Yâlâ îmara-ı Müslim'in kendilerinden hadîs rivayet ettiği zevattandır. Câbir'i de Nesâî (215—303) ve başkaları mevsuk vo mutemerî saymışlardı].

Bu hadis; Haccelü'I-Veda'da Mescid-î Hayf'da şeref sadır olmuş­tur. Ve İmamı namaz kıldırırken ve kıldırmak üzere iken, bulana ona uyarak namaz kılmanın meşru olduğuna delâlet eder. Evde cemaatla veya yalnız kıldığı namazı farz. ikinci defa imamla kıldığı nafile olur. Nitekim bu cihet hadîs-i .serifde açıktır. İmam-ı Âzam Ebu Hanîfe ile bir Kavlinde İmcım-ı Şafiî ve bazı ulemâ bunu tercih etmişlerdir. Ule­mâdan bazıları ile ikinci kavline göre Şafii ikinci namazın farz ol­duğuna kaildirler. Dcliücri, Ebu Davud'un (202—275) tahric ettiği Yezid îbnı Âmir hadîsidir. Bu hadiste :

Resulüllâh Sallallâhll aleyhi ve sellem;

«Namaza geldiğin vakit, cemaatı kılarken bulursan, hemen onlarla kıl. Şayet (evvelden o namaz.) kıldı isen, o

nafile, bu farz oimuş olur buyurdular» denilmektedir.

Fakat buna cevaben «bu hadîs zayıftır. Onu Nevevî (631 - 676 ve başkaları zayıf bulmuşlardır. Beyhahi :«Bu hadîs, Yezid İbni Esved hadîsine muhaliftir, demiştir ki, esah olan da odur.» diyorlar.

Hadisi Dârc Kufni şu lâfızla rivayet ediyor :

«Evinde kiîd.ğım nafile yapsın.»

Dâre Kutm : «Bu rivayet zayıf ve şazdır» diyor. îmam-% ŞâfİVden üçüncü bir kavi rivayet ediliyor ; «Teâlâ Hazretleri bu iki namazdan hangisini dilerse, onu farz olarak kabul eder» demiştir ki Imam-ı Malik*in mezhebi de bulur.

Delilleri : Bu mes'ele Ibni Ömer (R.A.) 'a sorulduğu zaman «Bu sana mı düşmüş? O ancak Allahü Teâlâ'ya aittir. Hangisini dilerse onu hesaba katar» diye cevab vermesidir.

Bu hadîsi îmam-ı Malik «El-Mu vatta» da tahriç etmiştir. Mevzuu bahsimiz olan Yezüdİbni Esved hadîs!, EbuDavud ile Nesâî'-nin ve daha başkalarının tahric ettikleri Ibni Ömer hadîsine muarızdır. Çünkü o hadîste :«Bir namaz bir günde iki kerre kılmayın» buyruluyor.

Maamafih buna da şöyle cevap verilmiştir. Bu hadîsin mânası : «Bir namazı bîr günde İkisi de farz olmak üzere İki kere kılmayın» de­mektir. Yoksa biri nafile, biri farz olmak üzere iki defa kıhnabilir. Ya­hut : Bir namazı bir günde yalnız başına iki kere kılmayın demektir.» Hadîsin zahirine bakılırsa, bu nehy, her namaza âmm ve şamildir. Ve Şafiînin mezhebi de budur. Fakat îmam-ı âzam Ebu Hanife (80-150) ye göre, tekrar kılınacak namazlar yalnız öğle ile yatsıdır. Sabah namazı ile ikindi tekrar kılınamazlar. Çünkü onlardan sonra na­file namazdan nehy buyrulmuştur. Akşam namazı dahi tekrarlana­maz. Çünkü bu namaz gündüzün vitri yani tek rek'aüı namazıdır. Tekrarlandığı takdirde ise çift olur. îmam-ı Malik (93 - 179): «Ce­maatla kıldı ise, tekrar kılmaz. Yalnız kıldı ise, imamla birlikte tekrarlar» diyor. Lâkin, Yezidibnî Esved hadis!., hâdisenin sabah nama­zında vaki olduğunu anlamak suretiyle tmam-t Azamla Malik'in kavillerine muhalif düşüyor ve sabah tfe ikindiden sonra nafile kıl­mayı nehyeden delilin umumunu bu hadîs, tahsis etmiş oluyor.[95]

429/319- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir ki : Resûlüllah SaUaüahü aleyhi ve sellem :

İmam ancak kendisine uymak için tâyin edilmiştir. Binaenaleyh o tekbir aidimi, hemen siz de tekbir alın. O tekbir alıncaya kadar tekbir almayın. Rükû etti mi hemen siz de edin, o rükû edinceye kadar rükû etmeyin»

dediği vakit siz de deyin. Secde ettimi hemen siz de secde edin.

O secde edinceye kadar secde etmeyin. O ayakta kıldığı zaman siz de ayakta kılın. Oturarak kıldığında siz de toptan oturarak kılın? buyurdular».[96]

Bu hadîsi, Ebu Dâvud rivayet etmiştir. Bu onun lâfzıdır. Aslı; Sahlheyn'dedir

Hadîste geçen «rükû etti mi, secde etti mi» gibi sözlerden bu rükünlere intikal kasdedilmiştir. Yani rükûya eğildiği an; secdeye vardığı an demektir. Yoksa murad, bunları tamamladıktan sonra de­mek değildir.Zira, o zaman imam rükûdan doğrulurken, cemaatin eğil­mesi icap eder ki, imama uymak tahakkuk edemez, «toptan» mânasisına gelen kelimesi burada hal olmak üzere mansub gelmiştir. Nitekim BuhârVnm de bir rivayeti böyledir. Fakat ekseri­yetle, başka rivayetlerde cemi zamirini te'kid için merfu okunmuş­tur. lâfzı hasr edatıdır. İmamın kendisine uyulmasının ona maksur ve münhasır olduğunu, cemaatın ona asla muhalefet edemiyeceğini ifade eder.

Hadîs-i şerif, imamlığın uyulmak için meşru olduğuna delâlet edi­yor. Cemaat tâbi, İmam met bu'dur. Tâbi olanın şanı ise, metbûunun önüne geçmemek, hatta onunla bir hizaya durmamaktır. Bilâkis UM metbûunun ahvalini gözetecek, o ne yaparsa izinden giderek, onun yap­tığını yapacaktır. Bunun muktezası ise, ona hiçbir hususta muhalefet etmemektir, tşte hadîs-i şerif b)x ciheti tafsilâtı ile anlatmıştır. Zlk-rolunmayan cihetler de, zikrolunanlara kıyas edilir.

Şu kadar var ki, zikredilen hususat da imama muhalefet eden gü­nahkâr olursa da namazı fâsid olmaz. Ancak, iftitah tekbirinde imam­dan evvel almak suretiyle muhalefet ederse, imamla kılması sahih ol­maz.

Şâir hususatla imama muhalefet etmenin namazı bozmadığına bir hadîs ile îsiîdiâl ederler. Bu hadîste, Resûlüllah (S.A.V.), imamdan evvel rükû veya secdeye varanların, başlarını A!iah-Ü Teâİa'nın eşek başına çevireceği tehdidinde bulunmuş, fakat namazlarını ye­niden kılsınlar dememiştir. Hadîs-i şerifte niyette müsavat, yani imamla cemaatır aynı namaza niyetlenmeleri şart kıUnmamişdır. Şu nalde biri farza, pın nafileye niyet etse, yahut biri öğleye diğeri ikindiye niyetlense,, cemaat namazının sahih oiması lâzım gelir. Ni­tekim îmam-ı Şafiî (150 - 204)'nin mezhebi de budur. Bu hususa dair izahat Câbîr hadîsinde gelecektir.

Yine bu hadîs-i şeriften imamın cemaatın da diyeceği anlaşılmaktadır. Bazı ri­vayetlerde ziyade edilerek denilmiş; diğer

bazıların da kelimesi hazfedilmiştjr. Banların hepsi caiz­dir. Tesmî' ile tahmîdi imam ile cemaat, bir yere cem edip, ikisini bir­den söylemezler, diyen Hanefiler, bu hadîsle istidlal ederler. Fakat îmam-ı Ebu Yusuf (113 -182) ile îmam-î Muhanımed'e (135 -189) göre imam olan ile, yalnız kılan tesmî iîe tahmidin ikisini de yapar.

Yani hem hem de der. İmama uyan ise yalnız der. Scvrî (97 - 161) ile Evzaî (78 - 150) 'ye ve başkalarına göre imam ile yalnız kılan tesmi' ile tahmidin ikisini de yapacaktır. Cemaat olan yalnız tahmid

yapacaktır. Çünkü sizde deyin» buyurulması, cemaatın yalnız bunu okuyacağına delildir. Şâfiîlere göre, mutlak su­rette her namaz kılım tesmi' ile tahmidi yapar.

Delilleri: Müslim'in İbni Ebi Evfâ'dan rivayete ettiği şu hadîstir:

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve îseiiem başın: rüküdan kaldırdıkta, derdi, ilâ âhir... diyorlar ki zahir olan: Cemaatla veya yalnız kıldığı bütün namazlarda böyle yapmış olmasıdır.

îbni Münzir, (—310) bu kavli Ata ile îbni Sirin'den ve daha başkalarından rivayet ediyor. Binaenaleyh Şafiîler bu kavilde yal­nız değillerdir.

Hadîste, «Siz de toptan oturarak kılın» buyrulması, imam bir özürden dolayı oturarak kıldığı zaman, cemaatın özrü olmasa bile, ona tabi olarak oturmaları lüzumuna delildir. îmanı oturarak cemaatın ayakta kılmalarını Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve selîem şu hadîste Acem ve Romalıların işine benzetmiştir:

«Demin az daha Acem ve Romalıların yaptığını yapıyordunuz. Onlar kralları otururken ayak­ta dururlar. Bir daha yapmayın.»

îmam-ı Ahme?ı b. Hanbel (164 - 241) ile bazı ulemanın mezhe­bi budur.

Malîkîler ile, diğer bazılarına göre ayakta kılan bir kimsenin otu­ran imama uyması caiz değildir. Çünkü Resullulah (S.A.V.) «İmamınıza mu­halif bir şekilde kılmayın; oturarak kılma hususunda da ona tâbi olmayın.» buyurmuştur.

Fakat «Sübülü's-selam» sahibi «oturarak kılma hususunda da ona tâbi olmayın» cümlesini hiç bir hadîste bulamadım diyor.

Îmam-ı Muhammed'd.en^ maada Hanefî imamları ile Şâfiîlere göre oturarak kılan imamın arkasında ayakta kılan cemaatın na­mazı sahihtir. Zira Resûl-ü Ekrem (8.A.V.) ölüm hastalığında otura-rakkıldırmış, arkasındaki ashâb-ı kiram ayakta kılmışlardır. Bu hadîs» sadedinde'bulunduğumuz Ebu Hüreyre hadîsini neshetmiştir. Çünkü bu ondan sonradır. Binaenaleyh sonraki ile amel etmek aleMayin îcâp eder. Vâkıâ :

«Sakin benden sonra oturarak kıian hiç bir kimse ayakta kılan bir cemaata imam olmasın» hadisi vardır. Fakat bu hadîs zayıftır.

Onu Beyhaki (384 - 458) ile Dâre Kutnî (306 - 385), Cu'fl tari­kiyle Şa'bî (26 - 104) 'den rivayet etmişlerdir. Cabir ise, son derece zayıftır. Aynı zamanda hadîs mürseldîr. Şafiî (150 - 204): «Bununla istidlal eden, bundan delil olmayacağını bilmiştir. Çünkü mürseldir. Kavileri arasında da bir adam var ki, ehl-i ilim ondan rivayet etmekten çekinir» demiş, bununla Cabir, Cu'fi'yi kasdetmiştir.

Bazı zahiriye uleması, ile San'ânî tarafından Hanefîlerle Safilere itiraz edilmeye çalışılmış ve ezcümle şöyle denilmiştir.

a— Hz. Peygamberin {S.A.V.) Ashabına oturarak kılmalarım em­rettiği hadîslerin sahih olduklarında ihtilâf edilmemiştir. Halbuki ölüm hastalığında imam olup olmadığı ihtilaflıdır. Binaenaleyh bu hadîsle is­tidlal tamam değildir.

b— Oturarak kılma emri nedib için olabilir. Buna karine, cemaa­tın ayakta kılmalarını kabul Duyurmasıdır. Bu da iki hadîsin aralarını bulmak demektir ki, ayrı bir mezhep olur. Çünkü oturup oturmamak hususunda cemaatı serbest bırakıyor.

c— Oturarak kılmak Resûlüliah {S.A.V.J'in vefatından sonra As-hâb-ı Kiram'dan bir cemaat tarafından fiilen yapılmak suretiyle sabit olmuş bir keyfiyettir. Meselâ :

SahâbedenÜseyd ibnİ Hudayr ve Câbir hazeratı oturarak kılmışlar; arkalarındaki cemaat da oturmuşlardır. Hz. Ebu Hüreyre de böyle fetva vermiştir. Hatta İbni Münzir (—310) ashabın hiç birinden bunun hi­lafı bilinmiyor demiştir. Bu itirazların cevapları aşağıdadır.

a) Ölüm hastalığında Peygamber (S.A.V.J'in imam olduğu sabit ve sahihtir. Cemaat olduğu haberi şâz bir rivayettir.

b) İki hadîsin arasını böylesine cem eden bir mezheb yoktur. Hat­ta Ahmed b. Hanbel (164—241) dahi buna kail değildir. Halbuki îmam-t Ahmed şu şekilde bir cem'e yani ara bulmaya tarafdardır: «Sahibi tertip bir imam İyileşmesi me'mul bir hastalığa dûçâr olur da oturarak kılarsa arkasındaki cemaat da oturarak kılarlar. Şayet imam namazına ayakta başlamışsa, arkasındaki cemaatm da ayakta kılma­ları lâzım gelir. Ve artık imamın oturmasını İktizâ eden bir hal vaki olup olmadığına bakmazlar; ayakta kılmaya devam ederler.»

Nitekim, Resûlüliah (S.A.V.)'in ölüm hastalığında böyle olmuştu. Ashâb ayakta Hz. Ebu Bekir'e uymuşlardı. Resûlüliah (S.A.V.) oturma­larını emretmemişti. Zira, imamları ayakta namaza başlamıştır. Son­ra Resûlüliah (S.A.V.) namazın geriye kalan kısmını oturduğu yerden kıldırmış; cemaat ayakta kılmışlardır. Fakat Resûl-ü Ekrem (S.A.V) ayağı çıktığı zaman, kıldırdığı namaz böyle değildi. Onda namaza başlarken oturarak başlamış ve cemaata da oturarak kılmalarını em­retmiştir, îmam-ı Ahmedin bu cem'i güzeldir. Maamafih kıssa bir kaç defa vaki olmuştur diyenler de vardır.

c) Bir sahâbinin yaptığına başka bir sahâbi muhalefet ederse, o fiil hüccet olamaz.[97]

430/320- «Ebu Saîd-i Hudrî radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir kî; Resûlüliah Saîlallahü aleyhi ve sellem: Ashabında bir gerileme gör­müş ve :

— İlerleyin de bana uyun, sizden sonrakiler de size uysun» buyurmuşlardır.[98]

Bu hadîsi; Müslim rivayet etmiştir.

Her halde ashâb-ı kiram Resûl-ü Ekrem'e yaklaşmaktan gerilemiş olacaklar ki, «bana uyun» yani benim fiillerime uyun ki, sonradan gelenler de sizin fiillerinize bakarak bana uysunlar demek istemiştir.

Hadîs-İ şerif, imamı göremiyenlerin önlerindeki saftakilere tâbi ola­bileceğine delildir. îlk safta bulunma, teşvik ve ondan uzaklaşmanın iyi olmadığı da aynı hadîsten anlaşılmaktadır. Bu hadîsin tamamı .şöy­ledir :

«Bir kavm gerileye gerileye nihayet Allah kendilerini geriletir.»[99]

431/321- Zeyd bîn Sâbit'den rîvâyet edilmiştir. Demiştir kî ; Resulullah Sallallahü aleyhi ve sellem :

Hasırdan çevirme bir hücre yaptı ve orada namaz kıldı, derken, oraya bîr takım adamlar üşüştü ve onunla birlikte namaz kılmaya baş­ladılar, ilââhir.»[100]

Bu hadîste :

— Kişinin en faziletli namazı, -farz müstesna- evin­de kıldığıdır» buyrulmuştur.

Hadîs; Müttefekun Aleyh'dir.

Nafile namaz babında Câbir hadîsini izah ederken, bu da geçmişti. Hadîs-i şerifte; nafile namazın cemaatın sıkışmasına sebep olmamak şartıyla mescidde kılınabileceğine delâlet vardır. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) hasırdan çevirdiği hücreyi gündüz bozar, ve hasırı yere yayardi. Müslim'in bir rivayetinde «Onu dâîml yapmadı» denilmiştir. Buhârî'nm bir rivayetinde «Oraya kalkıp geldi» diğer bir rivayetinde :

«Orada birkaç gece namaz kıldı. Onunla birlikte ashabından bazı kim­seler de kıldılar. Resûl-ü Ekrem SallaUahü aleyhi ve sellem onların bu halini anlayınca, evinde oturmaya başladı. Nihayet, onların yanına çı­karak :

«__ Yaptığınızı gördüm ve anladım. Ey nâs artık ev­lerinizde kılın. Zira namaz'ın en faziletlisi -farz müstes­na- kişinin evinde kıldığıdır.» buyurdular.»

Müslim'in rivayeti de buna yakındır.

Musannif bu hadîsi, nafile namazı da cemaatla kılmanın meşru ol­duğunu anlatmak için burada imamet bahsinde zikretmiştir. Hadîsin roanâsı nafile bahsinde geçmiştir.[101]

432/322- «Câblr ibni Abdullah radıyattahü anlı'den rivayet edilmiş­tir. Demiştir ki: Muaz arkadaşlarına yatsıyı kıldırdı. Ve onlara (kıraat! uzun tuttu) bunun üzerine Peygamber Sallaîîahü aleyhi ve sellem :

— Sen fitneci mi olmak istersin ya Muaz? Bir daha cemaata imam oldun mu,» «yi oku yuver» buyurdular.[102]

Hadîs; Müttefekun Aleyh'dir. Lâfız Müslim'indir.

Buhârî'deki lâfzı şöyledir :lü deve fle geldi. Gece basmıştı. Muaz'a namaz kılarken tesadüf etti. He­men develerini bırakarak geldi ve Muâz'a uydu. Muaz: Bakara, yahut Nisa sûresini okudu. Bunun üzerine o adam Muâz'a uymayı kt*erek na­mazını yalnız başına tamamladıktan sonra, çıktı gitti».

Buhâri (194—256) bunun için ayrıca bir bâb yapmıştır. Bu zat Hz. Muâz'ın kendisine atıp tuttuğunu duymuştu. Muâz (R. A.)'\n onun hak­kındaki konuşması jöyle ifâde edilmiştir :

«Muâz bunu duydu ve : O muhakkak münafıktır dedi.

Adam da Peygamber SaUaîîahü aleyHi ve seîleme gelerek Muaz'ı şikâyet etti. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) üç kerre :

Sen fettan mısın ya Muâz, yahut sen fâtin misin ya Muâz!»

üe krlsaydın'a. Çünkü senin arkanda ihtiyar, zayıf ve hacet sahibi namaz kılıyor» buyurdular.

Hadîs-i şerifin Buharı'de bundan başka lâfızları da vardır.

Fâtîn, fitneci, azdırıcı manasınadır. Fettan da onun mübalâğa siga-sıdır. Fâtin mi dedi, ycksa fettan mı, ravî şek (şüphe) ediyor.. Burada ondan murad: uzatmak suretiyle arkadaşlarını rahatsız etmek mi isti­yorsun? demektir. Yani uzun okumayı Resûlüllah (S.A.V.) cemaatın hoş karşılamadığına yormuştur. Yoksa bizzat kendileri akşam namazında ve başka namazlarda A'raf sûresini okuduğu olurdu. Öğlede altmış âyet miktarı ayakta dururdu. Elhasıl bu mes'ele yerine, zamanına, imam ve cemaatine göre değişir.

Hadîs-i şerif, nafile kıldıran imamın arkasında, farz kılanın cemaat olabileceğine delildir. Çünkü Hz. Muâz, yatsı namazını Hz. Peygamber {S.A.V.) ile kılar; sonra arkadaşlarının yanına giderek, yatsıyı bir de onlara nafile olarak kıldırdı. Filvaki Abdürrezzak (126—211), Şafiî (150—204) ve Tahâvî (238—321)'nin tahric ettikleri Câbîr hadîsinde :

«O kendisi için nafile» denilmiştir. Musannif merhum bu hadîsle istidlal hususunda «Fethül-Bârî» de sözü hayli uzatmıştır. Doğrusu bu hadîs, nafile kıldıran imamın arkasında farz kı­lınabileceğine delil olamaz. Amma imamın namazı ve namazda okumayı hafif tutmasına delil olur. Resûlüllah (S.A.V.) ne kadar okuması kâfi

geleceğini bile tâyin buyurmuştur.

«Biriniz cemaata imam oldu mu hafif tutsun» hadîsi aşağıda gelecektir.[103]

433/323- «Âîşe radıyallahü anha'dan Resûlüllah SatldUahü aleyhi ve seUemın, hasta iken cemaata kıldırdığı namazın kıssası hakkında ri­vayet edilmiştir. Demiştir ki:

Resûlüllah SaîlaUahü aleyhi ve sellem geldi, Ebu Bekir'in sağına oturdu. Cemaata oturduğu yerden namaz kıldırıyordu. Halbuki Ebu Be­kir ayakta îdi. Ebu Bekir Peygamber SaMallahü aleyhi ve seUemin namazına uyuyor, cemaatta Ebu Bekir'in namazına uyuyorlardı.»[104]

Bu hadîs; Müttefekun aleyh'dir.

Görülüyor ki, Buhârî'nin buradaki rivayetinde Hx. Peygamber (S. A.V.)fin oturduğu yer tâyin edilmekte, ve bu yerin Hi. Ebu Bekir'in sol tarafı olduğu gösterilmektedir. Buhârî'nin başka bir rivayetinde:

«Ebu Bekir'in yanı başına oturdu» denilmekte ve yer tâ­yin edilmemektedir.

«Sübülü's-Selâm» sahibi burada aynen şunları söylüyor : «Ben derim ki, Sahîheyn'in bazı rivayetlerinde soluna oturduğu sa­bit olunca, bu rivayet diğerlerinde mücmel bırakılanı beyân olur. Bu­nunla Peygamber (S.A.V.)'in imam olduğu meydana çıkar».

Âcizane ben de derim ki, : San'ânVnin. bu sözü intak-t haktır. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.)'in ölüm hastalığında kıldığı namazda imam olduğunu sarahaten itiraf ediyor. Halbuki, yukarıda bu babın sekizinci hadîsinin şerhinde görüldüğü veçhile: «Ölüm hastalığında imam olup olmadığı ihtilaflıdır. Binaenaleyh bu hadîsle istidlal tamam değildir» di­yordu.

Hadis-! şerifte; bir kişinin -yanında başkası olsun olmasın- imamın sağına durabileceğine delâlet vardır. îhtimal Hz. Peygamber (S.A.V.) bunu Ebu Bekir cemaata tebliğ etsin diye, yahut namazın başında o imam olduğu için yapmıştır. Maamafih saf dar olduğu için, yahut baş­ka bir sebeple böyle yapmış olması da mümkündür. Bu ihtimallerden birini tâyin edecek delil bulunmadığına göre hadîsi zahirî ve ıtlakı üzere bırakmak gerekir. «Cemaat Ebu Bekir'in namazına uyuyorlardı» denil­diğine göre, Hz. Ebu Bekir'in hem imam, hem cemaat olması ihtimali olduğu gibi yalnız mübelliğ olması ihtimali de vardır. Nitekim Buhârî, ttmama uyan ve cemaafda kendisine uyan babı» diye bir bâb ayırmış­tır, tbni Battal (—444) : «Bu Cumhur'a muhalif olarak, saflar bir birine imam olur; diyen Mesrük ile Şa'bî'nm sözlerine muvafık düş­mektedir» diyor. Musannif merhum, burada şöylece bir mütalâa be­yan eder. Şa'bı, demiştir ki : «Bir kimse önündeki saftakiler başla-larını rükûdan kaldırmadan niyetlenebilirse, o rek'ata yetişmiştir. İsterse imam başını daha evvel kaldırmış olsun. Çünkü cemaat bir­birlerinin imamıdır». .Bu gösteriyor ki, imam nasıl cemaatın nama­zını yükleniyorsa, Şa'bî'ye göre cemaat da birbirlerinin namazlarını yükleniyorlar demektir.

«Ebu Bekir cemaata tekbiri işittiriyordu» deniliyor ki, bu, cemaata işit­tirmek için yüksek sesle tekbîr almanın ve cemaatın bu tekbire tâbi ol­masının cevazına delildir. Cumhur'un mezhebi de budur. Mâlikîler bu mes'elede Cumhur'a muhaliftirler. Kadı İyaz (676—544) Mâlİkılerîn mezhebini izah sadedinde şöyle der :

«Bazıları cemaatın namazı bozulur, bazıları bozulmaz dediler. Ba­zılarına göre ise imam, mübelliğe tekbir almak için izin verdiyse bo­zulmaz; ona uymak sahih olur; izin vermediyse bozulur» demiştir. Ma-llkller bu bâbda daha başka tafsilât da vermişlerdir. Anlaşılıyor ki, on­lar bu hadîs mucibince Ebu Bekir (R. A./ı imam kabul etmektedirler. İmamın arkasında bulunanın cemaate işittirmek için sesini yükseltme­si hususunda zaten söz yoktur.[105]

434/324- «Ebu Hüreyre radıyaüahü anh'âen rivayet edilmiştir kî. Peygamber SaUaUahü aleyhi ve seUem :

— Biriniz cemaata imam olursa, hafif kıldırsın, Çün­kü onların arasında küçük, ihtiyar, zayıf ve ihtiyaç sahifoi vardır. Yalnız kıldığı zaman nasıl isterse öyle kılsın» buyurmuştur.[106]

Bu hadîs, Müttefekun aleyh'dir.

Hadîs, yalnız kılanın bütün namaz erkanını, vaktin çıkacağından-korksa bile, uzatabileceğine delâlet ediyor. Şâfîîlerden bazıları buna kail olmuşlardır. Lâkin bu hadîs, Ebu Katâde hadîsine muarızdır. Zira Ebu Katâde hadîsinde «Tefrit ancak namazı, başka namazın vakti gi­rinceye kadar geciktirmektir» denilmektedir.

Hadîsi Müslim (204-261) rivayet etmiştir.

Namazı uzatarak mükemmel kılmak maslahatı ile, vaktini geçirmek mefsedeti bir araya gelince, mefsedet ciheti tercih olunur. Meceîle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin otuzuncu maddesinde bu kaide şöyle ifade edilmiştir. «Def-İ mefasld, eelb-i menâfî'den evlâdır.» Maamafih tefrit hadîsinden murad: Hiç kılmamak suretiyle geciktiren de olabilir. Bu takdirde namazda iken o namaz vaktini geçiren kimse, tefrit yapmış sayılmaz.[107]

435/325- «Amrü'bnü Seleme'den rivayet edilmiştir. Demiştir kî Babam, size hak Peygamber SaUallahü aleyhi ve seUemin yanından geldim:

Namaz vakti geldikte biriniz ezan okusun, ve en fazla Kur'an bileniniz size İmam Olsun; buyurdular dedi. Bunun üre­rine ashâb baktılar; benden daha fazla Kur'an bilen yoktu ve bent İleri geçirdiler. Halbuki ben, altı veya yedi yaşlarında İdim» dedi.[108]

Bu hadîsi, Buhârt, Ebu Dâvud ve Nesât rivayet etmişlerdir.

Hadîsteki kelimesi ya hazfedilmiş bir masdarın sıfatı oltnak üzere mansubtur, yâni Peygamberliği hak olan» demektir. Yahut cümleyi te'kîd eden bir masdardır. Zira «O gerçekten Resûlüllahtır» kuvvetindedir. Hz. Seleme'nin Kur'an-ı Kerimi herkesten iyi okumasının sebebi. Hz, Peygamber (S.A.V.)'e ge­len kervanlarla görüşür; daha babası ve kavmi müslüman olmazdan ev­vel onlardan okuduklarını öğrenirmiş.

Hadîs-İ şerifde, imamlık yapmaya en haklı, Kur'an-ı Kerimi en iyi "bilen olduğuna delâlet vardır. Nitekim bundan sonraki hadîste görüle­cektir. Yine bu hadîs, imamlığın müezzinlikten daha faziletli olduğuna delâlet eder. Çünkü müezzin olmak için bir şart yoktur. Hz. Amr'ın he­nüz yedi yaşında iken imamlığa geçirilmesi, sabi-i mümeyyizin yâni, kârını zararını seçen bir çocuğun imam olmasında kerahet bulunmadı­ğına delildir. Nitekim Hasan-ı Basrî (21—110), Imam-ı Şafiî (150—204) vesair bazı zevatın mezhebi budur. îmam-ı Malık (93—179) ile Sevrî (97—161)'ye göre kerâhat vardır. îmam-ı Âzam (80—150) ile Ahmed b. Hanbel (164—241),den iki rivayet vardır: Hanefîlerden meş­hur olan rivayete göre, sabî-i mümeyyiz yalnız farzlarda değil, nafile­lerde dahi imam olamaz. Bazıları da deliye kıyasen hiç caiz olmadığına zâhib olmuşlar ve: «Amr kıssasında bu hususa dâir bir delil yoktur.» demişlerdir. Fakat bunları : «Hâdise Peygamber Saîîallahü aleyhi ve seTlem zamanında cereyan etmiştir. Resûlüllah (S.A.V.)'in buna bir şey demeyip, takrir buyurması caiz olduğuna delildir. Çünkü caiz olma­yan bir fiili Peygamber (S.V.A.) takrir ve kabul buyurmaz. Bahusus îslâmın en büyük rüknü olan namaz hakkında, böyle bir şey mümkün değildir. Hz. Peygamber (S.A.V.)'in ayakkabısındaki pislik bile vahyile kendisine bildirilmiştir. Çocuğun imamlığı sahih olmasa, mutlaka onun hakkında da vahy inerdi» şeklinde itiraz edenler olmuştur. Hatta zahi­rîlerden İbni Hazm (384—456):

«Bu hususta bir muhalif bilmiyoruz» demiştir. Onlar Hz. Amr'ın na­file namazlarda imam olması ihtimalini de uzak görüyorlar.

Amr İbni Mesleme radtyaîlahü anh'm farz namazlarda imam ol­duğu sübût bulursa, o zaman bu hadîs, farz kılan cemaatın nafile kıldı­ran İmama uyabileceğine delil olur.[109]

436/326- «Ibnİ Mes'ud radıyaltahü anh'den rivayet edilmiştir. De­miştir ki : Resûlüllah SaTlaMahü aleyhi ve seTlem :

— Cemaata Allah'ın kitabını en iyi okuyan imam olur. Okumada müsavi olurlarsa o zaman sünneti en iyi bilen­leri; sünnetde de müsavi olurlarsa, en evvel hicret eden­leri; hicretde de müsavi iseler en evvel müslüman olanla­rı (bîr rivayette) yaşça kıdemli olanları imam olur. Sakın bir adam, bir adama velayeti dahilinde imam olmasın, onun evinde husûsî yerine oturmasın. İzni olursa o başka» buyurdular.[110]

Hadîsi; Müslim rivayet etmiştir.

«İbni Mâce'nin rivayet ettiği Câbîr (R. A.) hadisinde :

— Sakın bir kadın bir erkeğe ve bir a'râbi bir muha­cire, bir fâcir bir mü'mine imam olmasın» denilmiştir.

Hadîsin isnadı hiçtir.

Allah'ın kitabını en iyi okuyandan maksad zahire göre; en iyi hafız olandır. Fakat bazılarınca, Kur'anın ahkâmını en iyi bilendir, Bundan evvelki hadîs birinci manâya daha münasibtir.

Hadîs-i şerif, iyi Kur'an okuyanın iyi fıkıh bilen üzerine takdim edi­leceğine delildir. Hanefîyyeden îmam-ı Ebu Yusuf (113—182) ile mezhep imamlarından îmam-% Ahmed b. Hanbel (164—241)'in mez­hebi budur. Diğer Hanefîyye imamlarına göre namaz ahkâmını en iyi bilen geçirilir. Şâfiîlerle Mâlikîlere göre; vilâyeti dahilinde vali, sul­tan veya nâiblerinin geçirilmesi menduptur. Bunlardan sonra sıra o camiin imamına gelir. Namaz ahkâmını iyi bilen geçirilir diyenlerce : «Kıraat bir rükunda lâzımdır. Halbuki ilim bütün erkanda zaruridir. Bundan dolayı fıkhı daha iyi bilen geçirilir. Nitekim Hz. Peygamber (S.A.V.) :

«— En İyi okuyanınız Übeydir» buyurduğu halde, namaia Ebu Bekir (R.A.) geçirmiştir.

Hadîs-i şerif sahabenin haline göre irad buyrulmuştur. Çünkü as-hâb-ı kiramın en iyi hafız olanı aynı zamanda en iyi fakih idi. İbnî Mes'ud (R. A.) ; «Biz hükmünü, emr-ü nehyini bilmeden on âyet geçmezdik» diyor. Lâkin «okumada müsavi iseler o zaman sünneti iyi bilen» denil­diğine göre, iyi okuyan mutlak surette ön plana alınacaktır. Eğer iyi okuyan, ahkâmı iyi bilen manâsına alınırsa, o zaman iki kısım birleş­miş oluyor. Hicret mes'elesine gelince : ResûlüMah (S.A.V.) zamanında olsun, şimdi olsun diyar-ı küfürden, İslâm memleketine hicret muteberdir. Vâkıâ «fetihten sonra hicret yoktur» hadîsi vardır. Amma bundan murad Mekke'den Medine'ye hicret yok­tur; demektedir. Çünkü ikisi de islâm diyarı olmuştur. Hattâ Muhacir çocuklarına namazda imam olmak hususunda babalarına verilen hü­küm, verilir, bile demek isteyenler vardır, Hadîs-i şerifin bir rivâyetinde diğer bir rivayetindedenilmiştir.

Birinciye göre; İslâmiyet itibarıyla demektir ki, evvel müslüman olan sonra müslüman olana tercih edilecektir.

İkinci rivayete göre; yaşça büyük olan demek olur. Nitekim Malik bin Huveyris hadîsinde «Size en büyüğünüz imam olsun»

İleri geçirilmeye müstehak olanlardan biri de Kureyş kabilesine mensup olanlardır. Zira Hz. Peygamber (S.A.V.) «Kureyşi öne geçirin» buyurmuştur.

Yüzce güzel olmak da ileri şeriri İme sebeplerindendir. Ve bu bâb-da da hadîs vardır. Yalnazravîlerinden biri zayıftır.

«Sakın bir adam bir adama vilâyeti dâhilinde imam olmasın» ifadesiyle sultandan, yani vilâyet ve söz sahibi olan devlet reisinden, yahut onun naibinden başkasını ileri geçirmek nehyedilmiştir. Zahirine bakılırsa, başkası daha lâyık bile olsa, yine geçirmek ya­saktır. Bu hususta hâne sahibi de sultan hükmündedir. Hatta onun onun için de ayrıca hadîs vardır. İbni Mes'ud (R.A.ym rivayet ettiği bu hadîste «Hane sahihinin Heri geçmesi sünnettendir» buyruluyor.

Hadîsi; Taberanî (260—360) tahric etmiştir. Musannif da Râ-vîleri mutemeddir» der.

Mahalle imamına gelince; eğer resmen tayin edilmişse sultan hük­mündedir. Köy imamları, gibi cemaat tarafından seçilmiş ise ihtimal-lidir. Yani sultan hükmünde olması ihtimal dahilindedir. Bir kimsenin evindeki hususî yatağı, koltuğu vesâiresi de kendisine has haklardan­dır. Binaenaleyh izinsiz bunlara oturmak doğru değildir. Mecelle-i Ah-kâm-ı Adliyyenİn «95 ve 96.» maddelerinde; «gayrın mülkünde tasarruf 1le emretmek bâtıldır» «Bir kimsenin mülkünde onun izni olmaksızın âhâr (başka) bir kimsenin tasarruf etmesi caiz değildir» denilmekte­dir.

îbni Mâce rivayetinin hiç olması ravîleri arasında Abdullah ibni Muhammedii'l ~ Adevi bulunmasmdandır. Bu zatı Vekî (127—197) hadîs uydurmakla itham etmiştir. Şeyhi de zayıftır. Hadîsin başka tarikleri de vardır. Fakat onlar da Abdülmelik ibni Habîb vardır. Bu zat, hadîs çalmak ve isnad karıştırmak müttehhemdir.

O hadîs, kadının erkeğe imam olamayacağına delâlet ediyor. Dört mezhebin imamları ile sair bazı kimselerin mezhebi budur.

Câbîr hadisi, A'râbinin muhacire, fâcirin mü'mine, imam olamıya-cağına da delâlet ediyor. A'râbî çölde yaşıyan demektir. Her halde bu­radaki nehiy de kerahete hamlolunmuştur. Çünkü bu yasak sadr-ı İs­lâm'da idi. Fâcir : Günahlara dalan kimsedir. Bazıları fâcir ve fâsıkın imamlığı sahih değildir derler. Hanefilerle Şâîiîlcre göre fâsıkın imam­lığı caizdir. Bunlar İbni Ömer hadîsiyle ve daha birçok hadîslerle is­tidlal ederler.' Şu kadar var ki, bu hadîslerde zayıflık vardır. Ve «Size dininde cür'etkâr olan İmam olmasın» ve emsali hadîsler bunlara muarızdır. Lâkin bu muarızlar da zayıftır. Binaenaleyh Hanefİlerle Şâfiîler asla müracaat ederek yine fâsıkın imamlığı caizdir derler. Asıl olan : Kimin namazı sahih olurja İmamlığının da sahih olmasıdır. Bunu ashab-ı kiramın fiti-leri de te'yid ediyor. Buhârî (194—256)'nin tarihinde Abdülkerim'den şöyle bir rivayet vardır.

Abdülkerim, oMuhammed SatlaUahü aleyhi ve selemin ashabından fâsık imamlar arkasında namaz kılan on kişiye yetiştim; demiştir».

Müslim (204—261)'in rivayet ettiği şu hadîs te aynı şeyi te'yid eder:

«— Başınıza namazı vaktinden geciktiren, yahut na­mazı vaktinde mahveden hükümdarlar geldiği zaman, halin ne olacak? dedi,

O da : «Bana ne emredersin?» diye sordu:

— Namazı vaktinde kıl; eğer namaza o hükümdar­larla kılmaya yetişirsen yine kıl; çünkü o senin için na­file olur» buyurdular.

Görülüyor ki, fâsık hükümdarların arkasında namaz kılmaya Resû-lüllah (S.A.V.) izin vermiş; o namazı nafile saymışdır. Çünkü onlar namazın vaktini geçirirler. Zâhirvne bakılırsa namazı vaktinde kılmış olsalar, onların arkasında farz oiarak kılmaya memur olacaktı.[111]

438/327- «En e s radıyallahü a uhden Peygamber SaMallhaü aleyhi ve seîlemın :

— Saflarınızı perçinleştiriniz. Aralarını yaklaştırınız ve gırtlakları bir hizaya getiriniz» buyurduğunu duyduğu rîvâyef edilmiştir.»[112]

Bu hadîsi; Ebu Davud ile Nesâî rivayet etmişlerdir.İbni Hibban onu sahihlemiştir.

Hadîsin tamamı Sünen-i Ebİ Davud'da şöyledir :

— Nefsim kabza-i kudretinde olan Allah'a yemin ede­rim kiT ben şeytanları kuzular gibi saf aralıklarına girer­ken görüyorum.»

Buhârî (194—256), Müslim, (204—261) ve Ebu Davv4 (202—275) Numan Ibnl Beşir*den şu hadîsi tahric etmişlerdir:

Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem yüzünü cemaata dönerek : üç defa:

— Saflarınızı düzeltiniz, vallahi, ya saflarınızı düzel­tirsiniz. Yahut Allah kalplerinizin arasını muhakkak ayı­rır; buyurdular. Râvİ dedi ki:

Baktım herkes omuzunu yanındakinİn omuzuna ve topuğunu topuğu­na yapıştırıyor».

Ebu Davud yine Numan ibnî Beşir'den şu hadîsi tahric etmiştir :

Peygamber Sallaîlahü aleyhi ve sellem bizi saflarda okları düzeltir gîbi düzeltiyordu. Ta ki artık bunu kendisinden aldığımızı ve iyice an­ladığımızı tahmin edince, bir gün yüzünü bize doğru çevirdi. Bir de ne görsün, göğsü bir tarafa çıkmış bir adam. Bunun üzerine:

— Ya saflarınızı düzeltirsiniz, yahut muhakkak Al­lah yüzlerinizin arasını ayırır; buyurdular.»

Yine Ebu Davud Bera' ibni Azib (R. A.J'dan şu hadîsi tahric et­miştir :

Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem safın arasında bir baştan bîr başa gezer, göğüslerimizi ve omuzlarımızı düzeltir ve :

Dağılmayın ki kalpleriniz de dağılmasın; buyururdu, de­miştir.

Bütün bu hadîsler ve ihtiva ettikleri tehdidler, safları düz ve sımsı­kı tutmanın vücûbuna delâlet eder. Fakat bu mes'ele imamların her namazda tenbihlerine rağmen yine de cemaatın dikkat etmediği vazi­felerden biridir. Nitekim Hz. Enes (R. A.)'dan rivayet edilen şu ha­dîse de dikkat edilmemektedir:

«— Ön safı tamamlayın. Sonra ondan sonra geleni tamamlayın. Noksan kalırsa, varsın son safta ol­sun».

Bu hadîsi; Ebu Davud tahric etmiştir.

Halbuki bakarsınız daha ilk saf dolmadan cemaat ikişer üçer geriki saflara dağılırlar. Teşkil edilenler de eğri büğrüdür. O kadar lâubâ-li davranırlar ki, sanki bu bâbda kendilerine hiç bîr şey söylenmiş de­ğildir.

Ebu Davud'un Câbir ibnî Semûre'den tahric ettiği şu hadîs-i şerife bir bakınız :

«Câbir dedi kî :

Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem :

— Meleklerin rableri huzurunda saf oldukları gibi saf olsanıza; deâl

Biz; — Melekler Rablerinîn huzurunda nasıl saf oluyorlar ya? de­dik:

— ön safları tamamlar ve safta sıkışık durular» bu­yurdular.

Saflardaki aralıkları tıkamak hususunda birçok hadîsler vârid ol­muştur. Bir iki tane de bunlardan görelim:

Taberânî (260—360) «El-Evsat» da Ibni Ömer (R. A./dan şu ha­dîsi tahric etmiştir:

«— Kişinin saftaki aralıkta yürüyerek, o aralığı tıkadığı adım kadar, sevabı büyük bir adım yoktur».

Taberânî yine aynı eserde Hz. Âışe (R. Anjıa)'daxı şu hadîsi riva­yet ediyor:

Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve settem:

— Kim bir saftaki aralığı tıkarsa, Allah onun sebe­biyle o kimsenin derecesini yükseltir ve ona cennette bir ev bina eder» buyurdular.

Heys&mî diyor ki: «Bu hadîsin râvileri arasında Müslim B. Hâlid Zenci vardır. Bu adam zayıfdır. Fakat ibni Hibban mutemed saymışdır.

Bezzar(—292) Ebu Cühayfe (R. A.)'den şu hadîsi tahric etmiştir :

«— Kim saftaki bir aralığı tıkarsa, affolunur».

Heysemî bu hadîs için «İsnadı güzeldir» der. Maamafih mevzuu bahsimiz Enes hadîslndeki

«— Saflarınızı perçinleştiriniz» emri yukanki hadîse de ih­tiyaç bırakmaz. Zira aralık ancak safı perçinleştirmemekten meydana gelir.[113]

439/328- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. De­miştir ki: Resûlüllah SaUaUahü aleyhi ve sellem :

— Erkek saflarının en hayırlısı birincisi, en kötüsü de sonuncusudur. Kadın saflarının en hayırlısı sonuncusu, en kötüsü de birincisidir» buyurdular.[114]

Bu hadîsi; Müslim rivayet etmiştir.

Erkek saflarının en hayırlısının yani en sevablısının ilk saf olması o saftakilere meleklerin salât eylemesindendir. Meleklerin mü'minlere salâtı, caılara Allah'tan afv ve mağfiret dilemeleridir. «En kötü» tâbirinden murad: Sevabı en az demektir. Bu hadîsi Bezzar (—292) ile Tdberânî (260—360) de rivayet etmişlerdir. İlk safın faziletleri hakkın­da hadîsler pek çoktur. İmam-i Ahmcd bin Hanbel'in (164—241) tahric ettiği ve Heysemî'nin de ravîlerini mevsuk kabul ettiği Ebu Ümâme hadîsinde şöyle deniliyor :

Ebu Ümâme demiştir kî : aResûlüilah SallaUahü aleyhi ve seZlem :

«Şüphesiz Allah ve Melekleri ilk saffa selât eylerler» dedi.

Ashâb :

Yâ Resûlüllah ya ikinciye? dediler.

«— İkinciye de öyle.» buyurdular.

Aynı hadîsi Tdberânî de «El-Kebir» inde rivayet etmiştir. Yine Imam-ı Ahmed ile Beziâr'ın tahriç ettikleri ve Heysemî'nin ravîlerini mevsuk kabul ettiği Numan îbnî Beşir hadîsinde de şöyle deniliyor :

«Numan; Resûlüllah SaUatlahü aleyhi ve seüem'ın, ilk saff için üç, ikinciye iki, ve üçüncüye de bir defa istiğ­far ettiğini işittim, dedi.

Heysemî: «Bunun ravîleri arasında Eyyub îbnî ütbe vardır» demiş ve onu belleyişi yönünden zayıf bulmuştur.

îlk saffın sağ tarafı imamın semtinde olması, ve sol taraf üzerine fazileti hakkında birçok hadîs vardır: Meselâ Tdberânî (260—360) «ELEvsat» da Ebu Bürde (R. A./dan şu hadîsi tahric etmiştir :

«Demi$tlr kl: Resûlüllah SaîlaMahü aleyhi ve seUem :

— Eğer imamın arkasında olabilirsen ne âlâ, yoksa sağında dur.» buyurdular.

Heysemî; «Bunun râvileri arasında ismini duymadığım biri var» diyor. Yine Tdberânî zEl-Evsat» ve «El-Kebir» de İbnî Ab bas (R. A.) dan şu hadîsi tahric etmiştir :

«— ilk saffı ve sağ tarafı kollayın; direkler arasından sakının» Heysemî: «Bunda da îsmâil İbni Müslim Mekkî vardır ki, zayıftır» diyor. İlk safta durmaya en lâyık olanlar yaşlı başlı kimseler­dir. Bu bâbda Bezzâr Âmir ibnî Rebia (R. A.)'den şu hadîsi tahric et­miştir :

«Demiştir ki, Resûlüllah SaUaUahü aleyhi ve seîlem :

— Benim arkama yaşlı başlılar dursun, sonra onla­rın ardından gelenler; sonra onların ardından gelenler»

buyurdular.

Heysemî: «Bunda Âsim ibnî Ubeydullah vardır. Ekseriyet onun zayıf olduğu kanaatındadır. Hüccet olup olmayacağı ihtilaflıdır» demek­tedir.

Aynı hadîsi Müslim (204^-261) ve Dörtler îbni Mes'ud (R.A.)'dan

«— Dağılmayın ki kalpleriniz de dağılmasın. Çarşıla­rın fitnelerinden sakinin» ibaresinin ziyadesiyle tahric etmişler­dir. Bu bâbda daha başka hadîsler de vardır:

Mevzuu bahsimiz olan hadîs, kadınların da saf olabileceğine delâ­let ediyor. Zahirine bakılırsa, erkeklerle beraber, yahut yalnız kadın­larla saf olabilirler. Fakat erkeklerle saf olmalarının keyfiyyeti ihti­laflıdır. Az ilerde gelecektir. Kadın saflarının en hayırlısının son saf ol­ması, son safta erkeklerden uzak olmaları, bu suretle onları görmeme­leri ve seslerini işitmemeleri ile ta'lil olunmuştur. Ancak bu-ta'lil onla­rın erkeklerle beraber kıldığına nazarandır. Yoksa kadınlar kendi ara­larında cemaat teşkil ederler ve imamda kadın olursa, o zaman or^ lann da ük safı erkekler gibi en hayırlı saf olur.[115]

440/329- «İbni Abbas radıydUahü anhüma'âan rivayet edilmiştir. Demiştir kî : Resûlüllah SaMaUahü aleyhi ve seUem ile bir gece namaz kıldım ve soluna durdum. Bunun üzerine Resûlüllah SaUallahü aleyhi veseüem :

(arkamdan) Tutarak beni sağına durdurdu».[116]

Bu hadîs; Müftefekun aleyhtir.

Hadis-i şerif; nafile kılanın nafile kılana uyabileceğine ve imam ile birlikte bir kişi ise, imamın sağ tarafına duracağına delildir. Çünkü sol taraf münasip olsaydı, namazda iken onu yerinden alıp, sağ tarafa geçirmezdi Cumhûr-u ulemâ'nm mezhebi budur. Nehâî (11—95) Cum-hûr'a muhalefet ile: «îmam ile beraber kılan bir kişi ise, imamın arka­sına durur. îmam rükû edinceye kadar kimse gelmezse o zaman sağ tarafa geçer» diyor. Bunun vechi şudur: îmamla kılmakta toplanma ümidi vardır. Binaenaleyh belki geriden cemaat gelir diye imama uyan­ların yeri namaza dururken, kalabalığa göre hazırlanır. Rükûya gidin­ceye kadar, kimse gelmezse bunun hilafı zuhur ettiğinden o bir Mşi ar­tık imamın sağ tarafına geçer. Bazıları: «Bu hadîs imamın sol tarafına durarak namaz kılmanın sahih olduğuna delâlet eder. Çünkü Resûl-ü Ekrem (S.A.V.), ibni Abbas'a emretmedi» derler. Bazıları da: «Nama­zını yeniden kılmasını emretmedi denilemez. Çünkü İbnî Abbas (R. A.) henüz bu işi bilmiyordu, mazur idi. Yahut daha niyetlenmemişti» di­yorlar.

«Beni sağına durdurdu! demesine bakılırsa, tam yanıbaşına durdur­duğu anlaşılıyor. Hatta hadîsin bir rivayetinde «ben de yanıbaşına durdum demiştir. Şafiîlerden bazıları ile Hanefiyyeden îmam-ı Muhammed (135—189)'e göre, imamın biraz gerisine, yâni ayak parmaklarının uçlarını imamın ökçelerinin dibine koyması müstehaptır. Ancak îbni Cüreyc diyor ki: «Âta'ye sordum. Bir kişi, bir kişi ile namaz kılarsa ,neresine duracak dedim. Yanıbaşına dedi. Onunla bir saf olarak biribirilerini geçmiyecek şekilde hizasına mı dedim. Evet dedi. İkisinin arasında aralık kalmayacak derecede bir­birinden uzaklaşmıyacak şekilde öyle mi? dedim. Evet dedi.»

Bunun benzerini de Imâm-ı Mâlik (93—179) «El-Muvatta-» da İbni Mes'ud tarikiyle Hz. Ömer. (R. A.)'dan rivayet etmiştir. Mezkûr ha­dîste İbni Mes'ud, Ömer (R. A./in kendisi ile bir saf teşkil ettiğini ve kendisini sağına tâ hizasına kadar yaklaştırdığını beyan eder.[117]

441/330- «Enes radıyaUahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah SaTlallahü aleyhi ve seTlem: Namaz kıldı. Bir yetim ile ben arkasına durdum. Ümmü Süleym de bizim arkamıza durdu.»[118]

Müttefekun Aleyhtir. Lâfız Buhârî'nindir.

Hadîste muttasıl mcrfu zamir üzerine te'kid, yahut fasl yapılmadan atıf vardır ki, Kûfelüere göre bu caizdir. Yetimin adı «Dümeyra» dır. Bu zat, Hüseyin bin. Abdullah b. Dümeyre'nin dedesidir.

Ümmü Süleym : Hz. Enes (R. A./ın annesidir. İsmi «Müheyke» dir.

Hadîs-i şerif; nafile namazda cemaat teşkil etmenin sahih olduğu­na ve keza talim ve teberrük için namaz kılınabileceğine delildir. Nite­kim kıssa bunu. göstermektedir. Cemaat iki kişi olursa, imamın arka­sına duracakları, küçüklerin de cemaat için büyükler hükmünde olduğu dahi aynı hadîsten anlaşılmaktadır. Çünkü «yetim» lâfzından anlaşılan budur. «Sİnn-İ rüşd» denilen olgunluk çağına vardıktan sonra, artık ye­timlik kalmaz. Yine bu hadîste kadının erkeklerle bir safta duramaya­cağına, kadınların ayrı saf teşkil etmesi gerektiğine delâlet vardır. Erkekler safında kadın bulunursa, bazılarına göre hem kadının, hem de o saftaki erkeklerle arkasındaki erkeklerin namazı bozulur. Hanefîlere göre de öyle ise de, yalnız erkeklerin namazı bozulur; kadınların ki bo­zulmaz. Tafsilât fıkıh kîtaplanndadır.[119]

442/331- «Ebu Bek re radıyallahü anh'dan rivayet edilmiştir ki, kendisi Peygamber SallaUahü aleyhi ve seîlem'e varmış: Resûlüllah SaîlaUdhü aleyhi ve sellem, rükû halinde İmiş. O da saffavarmadan rükû etmiş, bunun üzerine Peygamber SaîlaUdhü aleyhi ve sellem :

— Allah hırsını arttırsın. Bir daha yapma» buyurmuş­tur.[120]

Bu hadîsi; Buhârî rivayet etmiştir. Ebu Davud buna : saff'a varma­dan rükû etti; sonra saff'a yürüdü» cümlesini ziyâde etmiştir.

Hadîs-i şerif, imamı rükûda bulanın saffa varmadan namaza niyet-lenemiyeceğine delildir. Çünkü Hz. Peygamber : «— Bir daha yap­ma» buyurmuşlardır. Bazıları: «Bilâkis niyetlenmenin caiz olduğuna delâlet eder; zira Hz. Peygamber kendisine namazı yeniden kılmasını emretmemiştir. Bu da onun sahih olduğuna delildir» derler. Maamafih Resûlüllah (S.A.V.)'in emretmemesi, Ebu Bekre (R. A.j'ın hükmü bil­mediği için olabilir, bilmemek bir özürdür.

Taberânî (260—360) «El-EvsaU da Ata tarikiyle Ibni Zübeyr'den:

«— Birini» mescide girdiği zaman, cemaat rükuaa olurlarsa, girdiği anda hemen rükû etsin; sonra rükû halinde saff'a gidinceye kadar debeliverek gider. Çünkü sünnettir»

dediğini rivayet eder. H eyse mî : «Bunun ricali sahihtir» der. Atâ diyor ki : «Filhakika İbnİ Zübeyr'İn bunu yaptığını gördüm.» İbnİ Cüreyc dahi: «Ben de bunu Atâ yaparken gördüm» diyor.

Galiba bunu yapanlar hadîs'te ki lâfzını iadeden almışlardır. Bu takdirde mâna şöyle olur: «Allah hayra karşı olan hır­sını arttırsın. Namazını iade etme, yani yenileme, zira sahihtir».

Hadîs, aynın sükûnu ile « \ js. » den alınarak da rivayet edilmiş­tir. Îbnü's-Seken (294—353)'in Ebu Bekre'den rivayeti de bu mânayı te'yid ediyor. Bu rivayette şöyle deniliyor :

başladılar. Ben de koşarak gîttim. Tâkİ safa girdim. Namazı bitirince Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem :

— Kimdi O demin ki koşan? dedî. Ebu Bekre diyor ki, «Ben» dedim. Resûlüllah (S.A.V.)

«— Allah hırsım arttırsın, koşma» buyurdular. Fakat en yakın ihtimal yine de bizim mâna verdiğimiz veçhile kelimenin «dön­mek» mânâsına olan den alınmış olmasıdır. Yani «henüz safa varmadan bir daha namaza başlama» demektir.[121]

443/332- «VSbısâtü'bnü Mi'bed radtyallahü onft'den rivayet edil­miştir ki, Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem : Safın arkasında yalnız başına namaz kılan bîr adam görmüş ve ona namazı yeniden kıl­masını emretmiştir».[122]

Bu hadîsi; Ahmed, Ebu Dâvud ve Tirmîzî rivayet etmiş ve onu ha-sen bulmuştur. İbni Hibban onu sahihlemiştir.

îbni Hibban'ın Talk ibni Ali (R. A.)'âan rivayetinde :

«Saff'ın arkasında yalnız kılanın namazı olmaz» buyu-rulmuşdur.Taberânî Vâbisa hadîsinde:

«— Onlarla birlikte gir-seydin, yahut bir adam çekseydin'a.» cümlesini ziyâde etmiş­tir.

Hadîs-i şerif, safın arkasında yalnız basma namaz kılmanın doğru olmadığına delâlet ediyor. Filhakika îmam Ahmed b. Hanbel (164— 241) ile Nehâî (11—95)'nin mezhebi; bu namazın bâtıl olmasıdır. îmâm-ı Şafiî (150—204) bu hadîsi zayıf bulur ve : «Bu hadîs sabit olsa, ben de buna kail olurdum» der idi. Beyhakî (384^—458): «En iyisi bundan sakınmaktır. Çünkü mezkûr haber sabittir» demiştir. Na­mazın bozulmadığına kail olanlar Ebu Bekre hadîsi ile istidlal ederler ve «buradaki iade emri nedip manasınadır» derler. Bazıları: «Evlâ olan vEbu Bek re hadîsini özre hamletmektir. Bu Özür, mümkün mertebe na­maza yetişmekle beraber yetişmemek korkusudur. Vâbısa hadîsi özrü olmayanlara mahsustur» derler. Bazılarınca bundan daha güzeli şöyle demektir: «Ebu Bekre hadîsi Vâbısa hadîsine muarız değil, muvafıktır. Resûlüllah (S.A.V.)'in Ebu Bekre'ye namazını yeniden kılmasını emret­memesi Vâbisa'nın hükmü bilmediğindendjr. Bilmemek ise özürdür. Safın arkasında yalnız kılana namazını iade ettirmesi hükmü bilip du­rurken, bu işi yapmış olmasındandır.» Talk İbni Ali rivayeti de zımnen butlana delâlet eder.

Bu rivayette ki «namaz yoktur» cümlesi «bittabiî bu namaz sa­hih değildir» demektedir. Taberânî (260—360)in ziyâde ettiği cümlenin izahı şudur: «Ey safın arkasında yalnız başına kılan, saftakilerle bera­ber safa girseydin, yahut saftan birini çekerek kendi yanına getirseydi^ de İkiniz bir saf olsaydınız yal». Taberânî hadîsinin tamamı şudur :

«Eğer yer sana dar geldiyse, namazını yeniden kıl. Zîrâ senin na­mazın ol ma di.» Bu hadîs, «Mecmeu'z-Zevâid-» de İbni Abbas (R.A.) dan şu lâfızlarla rivayet edilmiştir:

«— Biriniz safa vardığı zaman saf tamam olmuşsa hemen kendine bir adam çeksin, onu yanıbaşına durdur­sun».

Aynı eserde bu hadîsi Taberânî'nin de «EÎ~Evsat» da rivayet et­tiğini ve: «Peygamber (S.A.V.)'den yalnız bu isnadla rivayet ediliyor. Hem bu hadîsirr-ravîleri arasında Seriy b. İbrahim yardır. Bu zat cidden zayıftır» dediğini kaydediyor. «Mecmeu'z-Zevaid» in beyânın­da, Vâbısa hadîsinde Seriy b. İsmail bulunduğu anlaşılıyor. Sâri ise Seriy'nin Taberânî rivâyetindeki ziyâdeyi rivayet ettiğini bildiriyor.

Şu kadar var ki, Ebu Dâvud (202—275) «El-Merâsih> de Mukâtil ibni Hibban'd&n. merfu olarak şu hadîsi rivayet etmiştir:

«— Biriniz gelir de yer bulam azsa, kendine saftan bir adam çeksin ve onunla birlik­te dursun. Bu çekilenin ecri ne de büyüktür». Taberânî de «ElrEvsat» da İbni Abbas (R. A.J'dan şu hadîsi rivayet ediyor:

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, saflar tamam olduktan sonra gelene kendine bir adam çekerek onu ya­nıbaşına durdurmasını emretti».

Bu hadîsin isnadı hiçtir.[123]

445/333- «Ebu Hüreyre radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. De­miştir ki : Peygamber SdllaTlahü aleyhi ve sellem:

— İkâmeti işittiniz mi hemen namaza yürüyün. Ama sakın sekînet ve vakardan ayrılmayın. Ve acele etmeyin. Yetişebildiğiniz! kılın, yetişemediğinizi tamamlayın» bu­yurdular.[124]

Hadîs; Müttefekun Aleyh'dir. Lâfzı Buhârî'nindir.

Nevevî (631—676):Hareketlerinde ağır başlı olmak ve boş şeylerle uğraşmaktan sakınmaktır. Vakar ise, kılık kıyafette olur. Önüne bakmak, sesini kısmak ve çok bakınmamak gibi. Bazılarına göre bu iki kelimenin mânası birdir. İkinci kelime birinciyi te'kid için zikredilmiştir Müslim'in rivayetinde bu âdabın hikmet-i şer'iyyesine tenbih vardır. Ebu Hüreyre hadîsinin sonunda :

«— Zira biriniz namaza gitmeye niyet etti mi, artık namazdadır» buyrulmuştur. Yani bu adam, namazda hükmündedir. Şu halde namazda olan ne yaparsa, onun da aynı şeyi yapması, neden sakınırsa, onun da sakınması îcab eder.

«Yetişebildiğiniz! kilin» ifadesinden murad: İmamla beraber kılmaya yetiştiğinizi, onunla berabar kılın» demektir.

Hadîs-i şerifte, namaza giderken, vakar, sekînet ve acele etmeme mrolunmuştur. Maksadı, böylelikle adımlarını çoğaltarak, fazilete nâü olmaktır. Filhakika Müslim'in Câbİr (R. A./dan rivayet ettiği bir ha­dîste :

«—Şüphesiz ki, namaza doğru attığı her adımda bir derece vardır» "buyrulmuştur. Ebu Davud (202—275) merfu olarak şu hadîsi rivayet «der :

«— Biriniz güzelce abdest alır da sonra mescide çıkarsa sağ ayağını kaldırdıkça, Allah ona bir sevap yazar. Sol ayağını bastıkça, Allah ondan bir günah affeder. Bir de mescide gelip, cemaatla namaz kılarsa ar­tık kendisine mağfiret olunur. Geldiği zaman birazını kıl­mışlar; birazı kalmış olur da, yetiştiğini cemaatla kılar; kalanı tamamlarsa, hüküm yine böyle olur. Mescide gel­diği zaman namazı kılmışlarsa, yine böyledir.»

Hadîs-i şerif; imama namazın hangi cüz'ünde yetişilirse, cemaat faziletinin kazanılacağına delâlet ediyor. Cumhur-u ulemânın mezhebi de budur.

Mâlikilerle diğer bazı ulemâya göre tam bir rek'ata erişmedikçe, cemaata yetişmiş olmaz. Bunların delili

«— Namazın bir rek'atına yetişen ona yetişmiştir»

hadîs-i şerifidir. Cuma bahsinde bir rek'âta yetişmenin şart olduğu görü­lecektir. Diğerleri de ona kıyas olunur.

Bunlara cevaben. «Bu hadîs, cemaat hakkında değil, vakitler hak-kındadadır. Cuma ise tahsis edilmiştir. Başkası ona kıyas edilemez» dernilmiştir.

Mevzuu bahsimiz olan, hadîsle, imama nerede yetişilirse, orada uyulacağına istidlal olunmaktadır. Filhakika, îbni Ebi Şeyhe (—234) nin merfu olarak tahric ettiği bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur :

«Bîr kimse, beni rükû veya kıyam veyahut secde halinde bulursa, hemen bulunduğum hal üzere benimle beraber olsun». Yalnız bu hadîste yetiştiği cüz'ün bir rek'at sayılacağına ve hangi hal üzere olsa, tahrimeyi yapacağına delâlet yoktur. Sade­ce imamla beraber olmak emri vardır. Tdberânî (260—360) «El-Kebir» de mutemed ve mevsuk ravîlerle Hz. Ali (R. A.) ve Ibni Mes'ud (R.A.)'dan şu hadîsi rivayet eder: «Bir kimse rek'ata yetişmedi ise, secde rek'at sayılmaz» demişlerdir. Yine TaberânVmn «El-Kebîr» inde mutemet râvîlerle Zeydü'bnii Vehb'denrivâyet ettiğine göre Zeyd şöy-ledemiştir: «Ben ve Ibni Mes'ud mescide girdik, imam rükûda idi. He­men rükû ettik. Sonra safa dümtîüz duruncaya kadar yürüdük. îmam namazı bitirdikten sonra ben kaza etmeye kalktım. Ibni Mes'ud sen ona yetişdin, dedi.» Fakat bunlar mevkuf eserlerdir. İbnİ Zübeyr'in de dediği gibi, delil olamazlar. Nitekim yukarıda görüldü.

Babımızın hadîsi bir rivayette yerine lafzıyla gelmiştir. Maamafih mânâ birdir. Zira Usûl-ü Fıkıh ilminde beyân olun­duğu vecihle edâ ve kaza kelimeleri biribirinin yerinde kullanılabilirler. Binaenaleyh iki rivayet arasında muğâyeret yoktur. Ulemânın ihtilâf ettikleri şeylerden biri de «lâhik» in imama yetiştiği yer, namazının ba­şı mı, sonu mu, mes'elesidir.

Lâhik; Namaza imam ile beraber niyetlenip de, sonradan bir özür­den dolayı bazı rek'atlarım veya hepsini imamdan ayrı kılan kimsedir.

Mesbûk: Namazın başında imama yetişemiyen kimsedir.

Müdrik: Namazı baştan sona imamla kılandır.

San'ânî, burada herhalde lâhik kelimesini mesbûk manâsına almış olatfaktır. Çünkü tariften de anlaşılacağı veçhile lâhik, zaten imama na­mazın başında yetişmiştir. Binaenaleyh onun hakkında imama yetiştiği cüz başı mı sayılır, sonu mu diye ihtilâfa mahal yoktur. Mesbûk ise, başında imama yetişemiyendir. Böylesi hakkında ihtilâf olabilir. Hane-fllere göre mesbûk, yetişemediği rek'âtları kaza ederken kırâata naza­ran namazının başını, teşehhüde nazaran sonunu kılar. Meselâ akşam, namazının son rek'âtında imama yetişen kimse iki rek'ât kaza eder ve bunların ikisinde de fatiha ile bir sûre veya üç kısa yahut bîr uzun âyet okur. Çünkü kaza ettiği rek'âtlar birinci ve ikinci rek'âtlardır. Fakat bu iki rek'âttan birini kıldı mı oturur. Çünkü bu- teşehhüde nisbetle ikinci rek'âttır. Bu suretle akşam namazını üç oturuşta kılmış olur.

Hâsılı, Hancfîlere göre, mesbûk'un imama yetiştiği cüz, alelıtlak namazının başı değildir. Bazıları mesbûk'un yetiştiği yer, namazının başıdır, demişlerdir. Yine Hanefîlere göre rükûdan doğrulmadan imama yetişen, o rek'âta yetişmiş sayılır. Fakat cemaatın da fatiha okuması­nı vacip kabul edenlere göre, mes'ele ihtilaflıdır. Bir takımı, imam he­nüz rükûdan doğrulmadan yetiştiği için, o rek'âta yetişmiş sayılır de­miştir; diğerleri, fatihayı okuyamadığı için o rek'âta yetîşememiş say­mışlardır. Yukarda geçen Ebu Bekre hadisi yetişmiş sayılır diyenlere delildir. Çünkü Ebu Bekre (R. A.) imama rükûda yetişmiş, Hz. Pey­gamber (S.A.V.), onun bu halini ikrar etmiş; ona namazını yeniden kıldırmamıstır.[125]

446/334- «Übeyyü'bnü Kâ'b radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. demiştir ki: Resûlüflah Sallallahü aleyhi ve seîlem:

— Pir kişinin bir kişi ile namaz kılması, yalnız kıl­masından daha makbul; iki kişi ile kılması bir kişi ile kıl­masından daha makbul; daha çok olursa, Allah-ü Teâlâr ya daha makbul olur» buyurdular.[126]

Bu hadîsi, Ebu Davud ile Nesâ'î rivayet etmişlerdir. Ibni Hİbban onu sahihlemiştir.

Aynı hadîsi, İbni Mâce (207—275) de tahric etmiş. îbni Seken (294—353), Ukeylî (—769) ve Hâkim (321—405) onu sahihlemig-Ierdir. Hâkim bu hadîs hakkındaki ihtilâfları zikretmiştir. Bu hadîsi Bezzar (—292) ile, Tdberânî (260—360) şu lâfızlarla tahric etmiglerdir:

«— Biri diğerine imam olan iki kişinin namazı, Allah indinde teker teker kılan yüz kişinin namazından daha makbuldür».

Hadîs-i şerif, cemaat namazının en az. bir imamla bir cemaattan meydana geleceğine delâlet ediyor. Nitekim Ibnî Mâce'nin Ebu Musa'dan tahric ettiği şu hadîs de bu hükme uymaktadır. «— iki ve yukarısı cemaattir». Buhârî (194—256):

Bu nam altında bir bâb yapmış ve Malik ibni Huveyris (R.Â.yın şu hadîsi ile istidlal etmiştir :

«— Namaz vakti geldikte, evvelâ ezan okuyun; sonra ikâmet getirin; sonra büyük olanınız size imam olsun.»

îmam-t Atimed ibni Haribel (164—241) dahi Hz. Ebu Saîd'den şu hadîsi rivayet ediyor :

«Mescide bir adam girdi. Peygamber SaTlaUahü aleyhi ve seüem ashabına öğleyt kıldırmıştr. Peygamber SaUdllahü aleyhi ve seîlem ona :

Seni namazdan ne men etti, yâ fülan? dedî.

O da itizar makamında bîr şey söyledi.

Ebu Said diyor kî : sBunun üzerine adam namaza kalktı. Resûlüllah (S.A.V.) de :

Buna tasadduk edip de beraberce namaz kılacak bir kimse yok mu? buyurdular.

Hemen bir adam kalktı. Ve onunla namaz kıldı». Heysemî: «Bu hadîsin ricali sahih ricalidir» diyor.[127]

447/335- Ümmü Varaka radtyallahü anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamber1 Sallaîlahü aleyhi ve sellem kendisine, ev halkına imam olmasını emretmiştir».[128]

Bu hadîsi, Ebu Davud rivayet etmiş, İbnİ Huzeyme onu sahihlemiştir.

Hadis-i şerif, kadının hanesi halkına erkek bile olsalar, imam ola­bileceğine delildir. Çünkü Hz. Ümmü Varaka'nın erkek bir müezzini vardı ve ihtiyar idi. Zahire göre Ümmü Varaka, müezzin ile kölesine ve cariyesine imam oluyordu. Bu hadîsle istidlal ederek Ebu Sevr (240), Müzeni (175-264) ve Taberî (224—310) kadının imam olabileceğine kail olmuş ve Cumhûr-u ulemâya muhalefet etmişlerdir. Erkeğin yalnız kadınlara imam olmasına gelince:

Bu bâbda Abdullah ibni Ahmed (—417) Übey Ibni Kâ'b (R. A.) den şu hadîsi rivayet etmiştir:

Übey, Peygamber SaUallahü aleyhi ve sellem'e gelerek dedi ki- :

— Ya Resûlüllah ben bu akşam bir iş yaptım. Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve sellem:

— Ne O? dedi. Übey;

— Evde benimle beraber kadınlar var. Bana sen şüphesiz ki oku­yorsun» biz okuyamıyoruz, bize namaz kıldırıver dediler. Ben de sekiz rek'ât namaz île vitri kıldırıverdim, dedi.

Bunun üzerine Resûlüllah SaîlaUahü aleyhi ve sellem sükûf buyur­dular. Übey :

Biz de sükûtunu rızâ telakki ettik; demiştin.

Heysemî: «Bu hadîsin isnadında ismi söylenmiyen bir râvi var­dır. Hadisi Ebu Ya'lâ «Müsned» inde ve Taberânî de «El-Evsat» mda rivayet etmiştir. îsnadı basendir,» diyor.[129]

448/336- «Enes radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir ki. Peygam­ber Sallallahü aleyhi ve seZfom,cemaata imam olmak üzere, âmâ ol­duğu halde İbni Ümmü Mektum'u kendi yerine halife bırakmıştır.»[130]

Bu hadîsi; İmam-ı Ahmed ile Ebu Dâvud rivayet etmişlerdir. Bunun bir benzerini de îbni Hibban, Âîşe (R. anha)'daxı rivayet etmiştir.

Ebu Davud (202—275)'un bir rivayetine göre, Hz. Peygamber SaUallahü aleyhi ve sellem Abdullah ibni Ümmü Mektum'u iki defa kendi yerine bırakmıştır. Hadîs, Taberânî'nin «El-EvsaH mda Hz. Aişe (R. anha) dan şu lâfızlarla rivayet ediliyor:

«Peygamber SaUallahü aleyhi ve sellem İbnî Ümmü Mektum'u cemaate imam olmak İçin iki defa Medine'ye halife bıraktı».

Bundan murâd: namaz ve şâir husustaki hilâfettir.Filhakika hadîsi Taberânî (260—360). Namazda vesâirede» kaydıyla tahric etmiştir., tsnâdı basendir. Resûlüllah (S.A.V.)'in İbni Ümmü Mektum'u halîfe olarak kaç defa bıraktığı sayılmış, onüç defa­ya baliğ olmuştur. Keyfiyyet, «El-Hülâsa» nâm eserde zikredilmiştir. Hadîs-i şerif, kerâhetsiz olarak âmâ'nın imam olabileceğine delildir.[131]

450/337- İbnî Ömer radıyaTtahii anhüma'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah SaîlaUdhü aleyhi ve setlem :

— Lâ ilahe illallah diyen üzerine (cenaze namazım) kı­lın! lâilâhe illallah diyenin arkasında da namaz kılın», buyurdular.[132]

Bu hadîsi, Dâre Kutnî zayıf bir isnadla rivayet etmiştir. El-Bedrü'l-Münîr» adlı eserde. «Bu hadîs bütün tarîklerden sabit de­ğildir» deniliyor.

Hadîs; kelime-İ şehâdet'i getirenin saîr farzları edâ etmese bile, -üzerine cenaze namazının kılınabileceğine delildir.

Ebu Hanîfe (80—150) ile şâir ulemânın mezhebi budur. Yal­nız tmam-ı Âzam yol kesici = bâğîleri bundan müstesna tutmuş; onla­rın cenazelerinin kılınamıyacağma kail olmuştur. Yol kesici asıldıktan sonra, kendisine yapılacak muamele hususunda İmam-t Şafiî'den çeşitli rivayetler vardır. Asıl olan: Kelime-i şehâdeti getiren, müslüman-dır. ve müslüman haklarından istifade eder. Bu haklardan birj de ce­naze namazıdır.

intihar eden biri hakkında Resûlüllah (S.A.V.)in;

«— Bana gelince: Ben onun üzerine cenaze namazı kılmam» buyurarak ashâb-ı kiramı kılmaktan men etmemesi de bu hakka delâlet eder. Bir de cenaze namazının meşrûiyyetinden ehl-i şe-hâdet olanlardan hiç bir kimse tahsis edilemez. Yalnız bir delîl bulu­nursa, o zaman bittabiî tahsis edilir. Kelime-i şehâdet getirenin arkasın­da vakit namazları ile şâir namazların kılınabileceği hususununda yu­karda bahsi geçmiştir. Namazı sahih olanın imamlığı da sahihtir.[133]

451/338- «Ali bin Ebi Talib radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah SaUaîlahü aleyhi ve selîem:

— Biriniz imamı herhangi bir halde iken, namaza ge­lirse, imamın yaptığı gibi yapsın» buyurdular.[134]

Bu hadîsi, Tİrmizl zayıf bîr îsnadla rivayet etmiştir. Tirmizî (200—279), bu hadîsi Hz. Ali ve Muaz (R. anhüma)'daxı tahric etmiştir. Hadîste zaaf ve inkıta vardır. Tirmizî : «Bu hadîsi bu yoldan başka isnad eden kimse bulmuyoruz» demektedir. Hadîsi Ebu Davud (202—275), Abdürrahmanü'bnü Ebi Leylâ (—83)'den tahric etmiştir. Bu hadîste Muaz (R.A.)'ın «Ben onu hiç bir halde görmüyorum ki, ben o halde olmaya­yım» dediği zikrediliyor. Şu halde bu sözle inkıta kalkmış oluyor. Çünkü zahire göre Abdurrahman ibni Ebi Leyla'ya, rivayet eden Muâz'dan başkasıdır. Hattâ sahabeden bir cemaattır. Halbuki inkıta Muâz ile Abdurrahman arasında iddia edilmektedir. Yani Abdurrahmaıı Hz. Muâz'dan işitmemiş; başka sahabeden işitmiştir. Ebu Davud'un rivâyetinde Abdurrahman «Bize arkadaşlarımız lattı» demiştir. Bunlardan murâd, ashâh-E kîrâmdir.

Hadîs-i şerif, imama yetişen bir kimsenin imamı namazın hangi cüz'ünde bulursa bulsun, hemen ona uyması gerektiğine delildir. Şayet imam ayakta iken, yahut rükû halinde iken, yetişirse o rek'âta yetişmiş sayılır. Otururken veya secdede iken yetişirse o da imamla beraber otu­rursa da, bu oturuş bir rek'ât sayılmaz. Bunu te'yid eden İbni Ebu Şey-be hadîsini yukarda görmüştük. İbni Huzeyme (223—311) dahî Ebu Hüreyre (R. AJ'dan merfu olarak şu hadîsi tahric etmiştir:

Biz secdede iken, gelirseniz, hemen secde edin. Ama onu hiçbir şey saymayın. Bir rek'âta yetişen o namaza muhakkak yetişmiştir». Yine bu hususta Ebu Hüreyre'den merfu olarak şu hadîsi tahric etmiştir :

«— Bir kimse imam belini doğrultmadan, namazın bir rek'âtına yetişirse, o namaza muhakkak yetişmiştir».

îbni Huzeyme bu unvanla bir bâb ayırmıştır.

Hadîs-i şerifte geçen » «İmamın yaptlğf gibi yapsın» tâbiri imama uyanın mutlaka iftitah tekbîri ile na­maza gireceği hususunda sarîh değildir. Lâkin iftitah tekbîrinin gerek imama, gerekse yalnız kılana ayakta meşru olması, namazın bu tek­bîr siz caiz olmayacağını göstermeye kâfidir.

Fâide : Cemaatı terk için özürleri bildiren bir kaç hadîs :

1— Buharı (194—256) ile Müslim (204—261) ittifakla Hz. İbni Ömer (R.A.)'den şu hadîsi tahric etmişlerdir:

«Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem'den rivayet edildiğine gö­re; münâdiye îlân etmesini emreder; o da seferde İken soğuk gecede ve yağmurlu gecede, namazı konaklarınızda kılın; dîye nîdâ ederdi.»

2— Câbir (R A 'dan Müslim, Ebu Davud ve Tirmiz'ı şu hadîsi rivayet etmişlerdir:

ResûlüHah Sallallahü aleyhi ve sellem ile bir sefere çıktık ve yağmura tutulduk. Bunun üzerine:

— Sizden kim isterse namazını menzilinde kılsın» buyurdular.

Bu hadîsi, Tirmizî (200—279) sahihlemiştir.

3— Buharı ile Müslim aynı hadîsi İbni Abbas (R. A./cîan şu lâ­fızlarla tahric etmişlerdir:

«İbni Abbas yağmurlu bir günde müezzinine dedi ki

Eşhedüenns Muhammeden-Resûlüllah» dediğin vakit- hayyal es'sa-lât» deme: evlerinizde kılın de. «Râvi diyor ki, galiba cemaat bunu hoş karşılamadı. Bunun üzerine İbni Abbas : Buna şaşıyormusunuz?

Bunu benden daha hayırlı bir zât yaptı dedi». Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellemi kasd ediyordu.

4— Müslim'de :

«İbni Abbas'in yağmurlu bir cum'a gününde müezzinine buna benzer bir şey emrettiği» rivayeti vardır.

5— Bulıârl İbni Ömer'den şu hadîsi tahric etmiştir: Omer Demiştir ki: ResûlüHah Sallallahü aleyhi ve sellem:

— Biriniz sofrada olursa, ondan hacetini bitirmeden acele etmesin. İsterse namaz kılınsın, buyurdular.

6— lmam-ı Ahmcd (lGd—241) ve Müslim Âîşe (R. anha)'daiî şu hadîsi tahric etmişlerdir:

A'Şe radıyaVahü anlı diîdi ki :

Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, yemek hazir oldukta bir de hsr iki abdest bozma sıkıştırchği vakiî namaz kılınmaz elekken işit­tim.»

7— Buharı Ebü'd-Derdâ (R. A.ydan şunu tahric etmiştir:

«Ebu'd-Dardâ : Kişinin kendi ihtiyacını gidermeye bakması anlayışlı olmasındandır. Tâki namazına kaîpie feveccüh edebil­sin demiştir».[135]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS