Bazı İzahat

Bazı İzahat :

Tahiyyenin cem'idir. Mânâsı : Beka ve devam, yahud azamet veya belâlardan- selâmet, yahut bütün ta'zim nevileri demek­tir.

murad: beş vakit namaz olabileceği gibi farz ve nafilelerden eam da olabilir. Yahut bütün ibâdetler veya dualar, yahut rahmettir.

Bazıları tahiyyât, kavli ibâdetler; salavât fiili-ibâdetlerdir; demiş­lerdir.

güzel sözler demektir. Bununla Allah'ı sena etmek gü­zeldir. Yahut zikrullah'a veya sâlih sözler'e, yahut sâlik amellere, ya­hut da bunların hepsine âmm ve şâmildir.Cümlede mübteda haberdir.

mübtedânın üzerine ma'tuf olup haberleri mahfuzdur, burada başka takdirlerde vardır.

Selâm'ın evvelâ Hazreti Peygamber (S.A.V.)'e, sonra kulların ken­dilerine verilmesi Resûlüllah (S.A.V.)'in mü'minler üzerindeki hakkı­nın pek büyük olmasındandır. Nasıl evvelâ onu selâmlamasınlar ki, .o mübarek Peygamber mü'rninlere kendi nefislerinden daha ileridir. Teâlâ Hazretleri :

«Peygamber mü'minlere kendi nefislerinden daha evlâdır.»[760] buyurmuşdur. îşte bundan dolayı selâm babında onu kendi nefislerine tercih ve takdim ederler. Tâbirinin yerde ve gökdeki bütün sâlih kullara şâmil olduğu haber verilmiş ve sâlih kelimesi, Allah ile kulların haklarını ifâ edendir diye tefsir edilmiştir. Sâlihlerin derece­leri birbirinden farklıdır.

Cümlesi ibâdete bihakkın lâ­yık ondan başka yoktur; demektir.

Burada Maânî İlmine göre «Kasr-ı İfrâd» vardır. Çünkü müşrikler de Allah'a ibâdet ediyorlardı. Ama onunla birlikde başkasına da tapar­lardı.

«Cümlesi altı tane sahih hadîs kita­bının bütün rivayetlerinde bu şekilde zikredilmiştir.

Bezzar diyor ki: «Bence teşehhüd hakkında en sahih hadîs îbn-i Mes'ud hadîsidir. Bu hadîs ondan yirmi şukadar tarikle rivayet edil­mektedir.

Peygamber (S.A.V.)'den teşehhüd hakkında bundan daha sabit ve isnadca- daha sahih, rical itibariyle daha mazbut, senet ve tarik çokluğu sebebiyle birbirini daha çok tutan bir hadîs bilmiyoruz.» îmam-ı Müs­lim (204 — 261) : «Nâsm İbni Mes'ûd teşehhüdü üzerine ittifak etmeleri râvîlerinin birbirine muhalefet etmemesindendir. Başkasından rivayet edenler ihtilâf etmişlerdir» demektedir.

Muhammed b. Yahya Bzzehlî, dahi : «Bu hadîs teşehhüd hak­kında rivayet edilenlerin en sahihidir» demişdir. Filvaki teşehhüd hadîsini yîrmidört sahabî çeşitli lâfızlarla rivayet etmiş; bunların için­den Cumhur-u ulemâ İbni Mes'ûd hadîsini seçmiştir.

Hadîs-i şerif, teşehhüdün vâcib olduğuna delâlet ediyor. Nitekim vâcib olduğuna birçok ulemâ kail olmuşdur. Ba-zıları «bunu Hazret! Pey­gamber namazını beceremeyene öğretmemi şdir. Binâenaleyh vâcib de­ğildir. Çünkü vâcib olsa öğretirdi» derler. Vâcibdir diyenlerle sünnet, diyenler teşehhüdün lâfızları hakkında da ihtilâfa düşmüşlerdir. Ekseriyet arzettiğîmiz İbni Mes'ûd hadîsindeki lâfızları ihtiyar etmişdir. Bu hadîsdeki cümlesini İbni Ebî Şeyhe (—234) Ebû Ubeyde'nin rivayetinden almışsa da bu rivayet zâyıfdır. Lâkın ay­nı ziyâde Müslim'in (204 — 261) rivayet ettiği Ebû Musa hadîsinde de olduğu gibi «El-Muvatta'». daki mevkufen rivayet edilen Hazreti Aîşe hadîsinde ve keza Dâre Kutnî (306 — 385)!nin rivayet ettiği İbni Ömer hadîsinde de vardır. Ancak İbni Ömer hadîsinin senedi de zâyıfdır.

Hadîsdeki sonra beğendiği duayı seçsin cüm­lesini Ebû D&vud (202 — 275 ziyadesiyle rivayet etmiştir.

Nesâî (215 — 303) de başka bir yoldan «duâ etsin» kelimesinin ilâvesiyle ayni hadîsi rivayet etmişdir. Sîğa itibariyle zahiren vü-cûb ifâde eden bu cümleye imtisalen bazıları istiazenin vâcib olduğu­na kail olmuşlardır.

Hanelilerle, Nehaî[761] (11 — 95) ve Tavus[762] (—106) gibi bazı ze­vata göre, namazda ancak Kur'anda bulunan dualar okunabilir. Hattâ bazıları, me'sur olan dualardan başkası. okunmaz demişlerdir. Fakat bu sözlere itiraz edenler vardır.

Said b. Mansur İbni Mes'ûd'dan şu hadîsi, tahrîc etmiştir:

«Bize namazda teşehhüdü öğretti, sonra diyordu ki :

— Biriniz teşehhüdü fariğ olduğunda: Yâ Rabbi, Sen­den hayır namına bildiğim ve bilmediğimi dilerim. Şerrin hepsinden bildiğimden ve bilmediğimden sana sığınırım. Allah'ım, Senden hayır namına sâlih kullarının istediği­ni niyaz ederim. Serden de sâlih kullarının sığındığından, sana sığınırım. Ey Rabbimiz : Bize dünyada iyilik, âhi-retde de İyilik ver; Âhir...» Mevzuu bahsimiz olan hadîsin esâî'deki ziyâdesi de teşehhüd vâcibdir, diyenlerin delilidir. Yalnız o ziyâdeyi musannif kısaltmıştır. Tamamı şöyledir:

«Biz teşehhüdü üzerimize farz olmazdan önce : «Selâm Allaha, selâm Cibril ile Mikâle derdik. Resûlüllah (S.A.V.) bunu deme­yin.... Lâkin İlâ âhir...» deyin buyurdular.» Nesâî ayni hadîsi İbni Uyeyne tarikiyle tahrîc etmişdir. İbni Abdiîberr (368 — 463) «El - İstizkâr» adlı eserinde: «Bu hadîsi tek başına İbni Uyeyne rivayet etmiştir» der. Hadîsin benzerini Dâre Kutnî (306—385) ile Beyhakî (384 — 458) de tahrîc etmiş ve sahîhlemişlerdir.

İmam- Ahmed'in (164 — 241) rivayet ettiği ziyâde dahi vücuba delâlet eder. Bu ziyâde İbni Ubeyde tarikiyle rivayet edilen şu hadîs-dedir:

«Resûlüllah (S.A.V.) ona teşehhüdü öğretmiş; onu nâs'a öğretmesini kendisine emretmişdir; dedi... ilâ âhir...»

Müslim'deki İbni Abbas hadîsinin tamamı şudur :

«Selâm sana ey Peygamber: Allah'ın rahmetide bereket-leri de sana! Selâm bize ve Allah'ın sâlih kullarına: Ben Allah'dan başka ilâh olmadığına şehadet ederim. Mu-hammed'in Allah'ın Resulü olduğuna da şehadet ederim.» Müslim (204— 261) ile Ebû Dâvud (202 — 275) rivayetinin lâfzı budur. Ayni hadîsi Tirmizî (200 — 279) de rivayet etmiş ve sahîhlemiştir.

Yalnız ( .^U ) lâfzını elif lâmsız zikretmiştir.

Hadîsi, îbni Mâce (207 — 275) de Müslim gibi rivayet etmişdir. Lâkin onun rivayetinde : denilmekte­dir. Yine bu hadîai İmam- Şafiî (150 — 204) ile Ahmed b. Hanbel (164 — 241) de rivayet etmişlerdir. Onların rivayetinde lâfzı yine elif lâmsızdır. Bir de sade denilmiş, terkedil-tnişdir. Buna mukabil(^g^lJil)kelimesi ziyâde edilmiş kelimelerden lar hafz edilmiştir.

tmam- Âzam (80 — 150) İbni Mes'ûd teşehhüdünü îmam-ı Şafiî ise Ibnİ Abbâs teşehhüdünü ihtiyar etmiştir. Musannif diyor ki: «Şafiî kendisine teşehhüd hususunda İbni Abbâs hadîsini nasıl tercih ettin di­ye sorulunca: Onu geniş bulduğum ve İbni Abbâs'dan sahîh olarak duy­duğum için bende başkasından daha cemiyyetli ve lâfız itibariyle daha çok olduğu kanaati hasıl oldu. Sahih olan başka rivayeti kabul edene bahane bulmaksızın ben de bunu aldım, demiştir.»[763]

335/247- «Fadale b. Ubeyd[764] radiyallahü anh'den rivayet edilmiş­tir. Demiştir ki : Resûlüllah (S.A.V.) namazında duâ eden bir adamı işitti Allah'a hamdetmemiş Peygamber (S.A.V.)'e salavât da getirme-mişdi. Resûlüllah (S.A.V.) :

"— Bu adam acele etti, dedi. Sonra onu çağırdı ve biri­niz namaz kıldığı vakit Rabbine hamd ve senadan başla­sın; Sonra Peygamber (S.A.V.)'e salât eyler; Sonra dile­diğini duâ eder; buyurdular.»[765]

Eu hadîsi, Ahmed ile üçler rivayet etmiş; Tirmizî/ İbni Hibbân ve Hâkim onu sahîhlemişlerdir.

Hadîsdeki cümlesi, mahzuf bir mübtedanın haberidir, onun için fiil cezmedilmemiştir.

Bu hadîs, namazda hamd-ü senanın, Peygamber (S.A.V.)'e salât ve selâm ve dilediği duayı okumanın vücubuna delâlet ediyor. Manâca: ibni Mes'ûd hadîsine ve diğer hadîslere benzemektedir. Zîra hep teşeh­hüd hadîsleri hafnd-ü senayı tazammun eder ve burada kısaca zikredi­leni beyân eylerler. Peygamber (S.A.V.)'e salavât getirmenin hükmü ileride gelecektir.

Resûlüllah (S.A.V.)'in o adamdan işittiği duanın teşehhüd oturuşun­da olması iktiza eder. Vakıa hadîsde bunun nerede olduğuna dair bir kayıt yoksa da Musannifin onu burada zikretmesi bunu gösterir. Her­halde Musannif merhum.siyakdan teşehhüdde olduğunu anlamış ola­caktır.

Hadîsde, mesailden önce vesailin yer aldığına delâlet vardır. Nite­kim:

[766] «Ancak sana ibâdet eder ve ancak senden yardım dileriz.» Âyet-i kerîmesinde böyledir. Evvelâ vesile olan ibadet zikredilmiş; sonra mes'ele ve taleb olan istianeye geçilmiştir.[767]

336/248- «Ebû Mes'Ûd[768] radiyallahü «nft'den rivayet edilmiştir. Demiştir kî: Beşîr b. Sa'd; Yâ Resûlâllah; Cenab-ı Allah bize senin üze-rins salât eylememizi emretti: Acaba sana nasıl salât eyleyeceğiz? de-dî: Resûlüllah (S.A.V.) (evvelâ) susdu; sonra buyurdu kî:

— Allah'ım Muhammed'e ve Muhammed'in ehli beyti­ne, İbrahim'e-salât eylediğin gibi salât eyle; Muhammed'e ve Muhammed'in Ehli beytine şu âlemler içinde İbrahi­m'e verdiğin bereket gibi, bereket ver. Çünkü sen hiç şüp­he yok ki en öğülensin, en şanlısın deyiniz. Selâm ise size Öğretildiği gibidir; buyurdular.»[769]

Eu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir. îbni Huzeyme şu lâfızları ziyâ­de eder: «Biz namazımızda sana salât edeceğimiz vakit nasıl salât ey­leyeceğiz?».

Bazı izâhât :

«Allah bize senin üzerine salât eylememizi emretti» demekle :

[770] «Ona salât ve güzelce selâm edin». Âyet-i kerimesini kasdetmistir:

Rssûlüllah (S.A.V.) sustu demektir. İmam-ı Ahmed (164 — 241) iip Müslim (204 — 261) burada şu ziyâdeyi rivayet ederler:

«Hattâ keşke sormasaydı dîye temenni ettik». «Hamîd»; faîl vezninde mübalağalı ismi faildir. Burada mef'ûl mânâsındadır. Yani sen şânm azametine lâyık medihlerle öğülensin. Bu eöz ondan sa-îât istemenin il­letidir.

Mânâ şudur : Çünkü sen öğülensin. Sana imtisal ile risâletini edâ eden ve bu suretle sana yakın olan Peygamber'ine lutfu ihsan buyur­duğun inayet ve bereketler, sana edilen medihler cümlesindendir. Maa-mafih sîganın fail mânâsına olmak ihtimali de vardır.

Bu takdirde mânâ: sen lâyık olanları översin. Hazreti Muhammed {S.A.V,) ise senin en ziyâde medhfne lâyık kulun; ona duâ edenlerin duâsıda kabule en şayan duadır,-demek olurYine ayni vezinde mübalağa sîgasıdır. En şanlı şerefli mânâsındadır.

Hadîsde, İbni Huzeyme (223 — 311)'nin rivayet ettiği ziyâdeyi; îbni Hibbân (—354), Dâre Kutnî (306 — 385), Hâkim (321 — 405) ve Ebû Hatim (195 — 277) de rivayet etmişlerdir.

Salavât Hadîsini, Şeyheyn, Ka'b b. Ucre'den; Buharı; Ebû Said'den; Nesâi (215 — 303), Ta'hâ'dan; Taberanı (260 — 360) Sehl b. Sdd'dan İmam-ı Ahmed (164 — 241) Ue Nesâi, Zeyd b. Harice'den rivayet et­mişlerdir.

Hadîs-i şerif, namazda Hazreti Peygamber (S.A.V.)'e salavât ge­tirmenin vûcubuna delildir. Selefden bir cemaatla bir çok imamların, ve İmam-ı Şafii (150 — 204)'nin mezhebi de budur. Delilleri bu hadîs-i şerîf ile ziyâdesidir. Hanefîler'e göre namazda tahiyyat okumak vâcib ise de salavât okumak vâcib değil sünnettir. Namaz dışında vâcibdir. Yalnız Kerlii (260 — 340)'ye göre ömürde bir defa; Tahavî (238 — 321) ye göre Peygamber (S.A.V.)'in her zikri geçdikçe vâcib olur.

Âl-i Resulün kimler olacağına gelince : Bu bâbda çeşitli sözler edil-mişdir. Esah olan kendilerine zekât almak haram olanlardır. Ashab-ı Kiramdan Zeyd b. Erkam Âl-İ Resûi'ü böyle tefsir etmişdir. Elbette ki Sahâbi Resûlülah (S.A.V.)'in muradım daha iyi bilir.Hazreti Zeyd Âl-i Resûlüllah'ı :

diye taksim etmişdir. Hadîs-i Şerîfdeki cümlesindeki salât lâfızları lügat mânâlarına alınarak hadîs: «Biz duamızda sana duâ edeceğimiz vakit» mânâsına da gelmezmi? de­nilirse, cevaben: hayır gelemez deriz. Çünkü evvelâ salât deyince hatıra gelen salavât değil, namazdır. Bunu Ashab-ı Kiram da böy­le anlamışlardır. Saniyen teşehhüdün sonundaki duanın lüzumu sabit olmuşdur, zira emredilmiştir. Duadan önce ise Hazreti Peygamber'e sa­lavât getirmek icabeder. Nitekim Fadâle hadîsinde bunu görmüş bulu­nuyoruz.[771]

337/249- «Ebû Hüreyre radiyallahü anh'den rivayet edİlmişdir. De-mişdir ki : Resûiüllah salîaîlahü aleyhi ve sellem :

— Biriniz teşehhüd yaptığı zaman dört şeyden Allah'a sığınsın. Allah'ım, gerçekden ben cehennem azabından, kabir azabından, hayat ve memat fitnesinden ve mesîh deccalın fitnesinden sana sığınırım; desin; buyurdular.»[772]

Hadîs, Müttefekun aleyh'dir.

Hadîs-i şerifimizde sözü geçen teşehhüd mutlak ise de Müslim'in (204 — 261) bir rivayetinde:

«Biriniz son teşehhüdden fariğ olduktan sonra» denildiğin­den buradaki rivayet onunla mukayyet olur. Binâenaleyh artık bu ha-dîsden murad son teşehhütdür. Hadîsde zikredilen dört şey yukarıya

ta'kîb ve tertibe delâlet eden (la ) ile atfedildiğine göre teşehhüdün he­men akabinde başka dualara geçmeden bu dört şeyden istiaze yapıla­caktır.

Hadîs-i Şerif, zikirden bu dört şeyden istiazenin yani bunlardan AHah'a sığınmanın vücubuna delâlet eder. Zahirîlerin mezhebi de bu­dur. Hattâ zahirîlerden îbni Hazm (384 -- 456) «istiaze birinci teşehhüd-de bile vâcibdir» der.

Tavus (—106) istiazesiz kılman namazın iadesini emretmiştir. Çün­kü ona göre istiaze vâcibdir. Cumhur-u ulemâ ise bu emri nedb mânâsı­na almışlardır. Bu hadîsde kabir azabının sûbutuna delâlet vardır. Hayat fitnesinden murad, hayatı müddetince insana arız olan dün­yaya ve şehvani arzularına kapılmak ve cehalet gibi şeylerdir. Hayat fitnesinin en büyüğü ölürken maazallah imanım kurtaramamaktır.

Bazıları ,hayat fitnesi: Bir derde mübtelâ olup sabır edememekdir, derler. (Memat fitnesin) den maksat: Ölürken başa gelen haldir. Fa­kat bununla kabir fitnesinin kasdedilmiş olması da caizdir. Bazılarınca bundan murad; Kabirde hayretler içinde sorgu ve sualdir.Filhakika Buhan'de şöyle bir hadîs vardır:

«Muhakkak ki siz kabirlerinizde deccalın fitnesi gibi; Yahud deccalın fitnesine yakın bir fitne geçireceksiniz.»

Eu fitne kabir azabının tekrarı değildir. Çünkü kajrir azabı bu fitnenin üzerine terettüb edecek teferruatdandır.gelince :

Fitne imtihan demektir. Bazan ölüm, yangın ve töhmet gibi şeylere de fitne denilir.

Mesih : Deccalâda Hazreti İsa'ya da ıtlak edilen bir isimdir. Yal­nız bundan deccal kasdedilirse ismi de beraber söylenir, Mesih ed-deccal denilir. DeccaVa mesih denilmesi yeri dolaşdığı veya ölçdüğü için yahut gözü silinmiş gibi kör olduğu içindir. Hazreti İsa Aleyhisselâma ise annesinin karnından yağlanmış olarak çıktığı, yahut hastalara do­kunduğu zaman iyileştirdiği için, mesih denilmiştir. Kamus sahib Haireii İsa'ya TVTesih denilmesinin vechi hakkında elli kavi toplandığını söylerler.[773]

338/250- «Ebû Bekir-I Şaddık radiyallahü anhJden rivayet edilmiş-dir ki; Resûlüllah {S.A.V.)'e: Bana bir duâ Öğretde namazımda onunla duâ edeyim demiş; Hazreti Resulü Ekrem (S.A.V.) de :

— Yarab, muhakkak ben nefsime çok zulmettim; gü­nahları ise senden başka afvedecek yoktur, binâenaleyh beni senin indinden bir afv ile afv et, hem bana acı! Çün­kü çok bağışlayan ve acıyan ancak serisin, de; buyurmuş­lardır.»[774]

Hadîs, Müftefekun aleyh'dir.

Hadîsdeki kelimesi şeklinde de rivayet olunmuşdur. Binâenaleyh duâ eden hangisini isterse onu söyleyebilir.

kelimesi onun büyüklüğünü ifade etmek için eliflâmsız (nekre) gelmişdir. Yani çok büyük bir afv ve mağfiret demektir. Bundan sonra yani senin indinden, demek o büyüklüğü bir kat daha bü­yüktür. Çünkü ;

Allah'dan gelen bir şeyin büyüklüğü ve güzelliği dil ile tarif edile­mez.»

Hadîs-i Şerif, namazda yerini tayin etmeden alelıtlak duanın meşru olduğuna delildir. Kişinin kendi aleyhine zulmü ikrar etmesi benî Âde­min kendine zulmetmekten hâli kalmadığını itirafdır. Hadîsde bir di­lek veya def-i belâ için Allah'a esma-i hüsnası ile tevessül etmenin cârz olduğuna işaret vardır. Bu tevessül dileğine münasip olan ismullah ile yapılır. Meselâ; mağfiret dilerken Gafur ve Rahîm isimleri, rızık is­terken Râzık ismi zikrolunur.

Kur'an-f Kerîm ile Peygamber (S.A.V.)'in dualarında böyle isim­ler pek çoktur. Hadîsde bir âlimden öğretmesini istemenin caiz olduğuna da delil vardır. (Bahusus içerisinde Cevâmiu'l-Kelim denilen muh­tasar ve müfit hadîsler bulunan duaları.)

Teşehhüdden sonra okunacak duâ hakkında daha başka hadîsler de vardnv Bunlardan birkaçını aşağıya dercediyoruz:

1— Nesâî (215 — 303) Hazreti Câbir'den şu hadîsi tahrîc etmişdir:

Resûlüllah (S.A.V.) namazında teşehhüdden sonra :

«Sözün en güzeli Allah'ın kelâmı, yolun en güzeli IVIuhammed'in yoludur» derdi.

2— Ebû Dâvud (202 — 275) Ibni Mes'ûd (R.A.)'âen şu hadîsi tahrîc etmiadir:

Resûlüllah (S.A.V.) onlara teşehhüdden sonraki dualardan şunu öğret­miş:

«Allahım, kalblerimizin arasını hayırla birleştir. Bi­zim aralarımızı islâh et; Bizi selâmet yollarına yönelt; bi­zi karanlıklardan nura (çıkararak) kurtar. Bizi görünen ve görünmeyen kötülüklerden ve fitnelerden ırak eyle. Kulaklarımızda, gözlerimizde, kalplerimizde, zevceleri­mizde, çocuklarımızda bize bereket ihsan et. Bizi afvet, zira en ziyâde afveden, acıyan sensin.

Bizi nimetine şükredenlerden, o nimet sebebiyle onu verenlere senâkâr olanlardan eyle, onu bize tam ver.»

3— Yine .Ebû Dâvud Resulü Ekrem (S.A.V.);in Sahabeden biri­ne şu suali sorduğunu tahrîc etmişdir:

«Namazda ne okuyorsun? Dedi ki:

Teşehhüd ediyorum, sonra Alla hım gerçekden ben senden Cenneti isterim; Cehennemden de sana sığınırım diyorum. Ama ben ne senin fısıldadığın duayı becerebiliyorum, nede Muâz'm.»Resûlüllah (S.A.V.) :

«Benle Muâz da bunun etrafında fısıldanıyoruz» bu­yurdu.

Dendene: Mânâsı anlaşılmayan fısıltıdır. Bunun etrafında demekden muradı: Cennetle Cehennem etrafında fısıldanı­yoruz; yani Cenneti istiyor ;Cehennemden Allah'a sığınıyoruz demektir. Bunu Nevevî (631 — 676) «El-Ezkâr-» ında zikretmiştir. Bu hadîs duanın istenildiği şekilde yapılabileceğine delâlet eder.[775]

339/251- «Vâİl b. Hucr radiyaîîahü anh'den rivayet edilmişdir. De­miştir ki: Peygamber (S.A.V.) ile birlikde namaz kıldım. Sağına :

«Selâm size ve Allah'ın rahmeti ve bereketleri... diye selâm verir; soluna da : selâm size ve Allah'ın rahmeti

ve bereketleri, d'ye selâm verirdi.»[776]

Bu hadîsi sahîh bir isnatla Ebû Dâvud rivayet etmiştir.

Ebû Dâvud (202 — 275) hadîsi Alkame b. VaiZ'den o da babasın­dan rivayet etmiştir. Musannif (Et-Telhts) inde onu Abdülcebbar b. Vâiîe nisbet etmiş ve: «Bu zât babasından işitmemiştir» diyerek hadîsi inkıta' ile illetlendirmiş; burada ise sahîh demişdir.

Fakat Sünen-i Ebi Davud'a, müracaat neticesinde hadîsin Alka-mc b. Vâiî'den onun da babasından rivayet ettiği anlaşılmıştır. Binâenaleyh münkatı ideğildir. Musannifin buradaki sahîhlemesi doğ­rudur, iki selâm hadîsini çeşitli yollardan onbeş kadar sahabe ri­vayet etmiştir. Bunların içinde sahîh-i ve haseni olduğu gibi zayıfı

hattâ metrukuda vardır. Ve hiç birinde kaydı yoktur. Bu kaydı yalnız Vâiî'in rivayetinde ve birde İbni Mâce ile îbni Hibbân'-m tahrîc ettikleri İbni Mes'ûd rivayetinde vardır.

Vâiî hadîsinin isnadı sahîh olduğuna göre ziyâdenin de kabu­lü gerekir. Çünkü adaletli olan râvinin ziyâdesi makbuldür. Başka­larının rivayetlerinde bu ziyâdenin zikredilmemesi onun yokluğuna, delil olamaz. '

Şemsü'l - Eimme Serahsi (— 483) ile îmam-ı Ruyâni bu ziyâde­ye kail olmuşlardır. Vakıa İbni Salâh (577 — 643) «ziyâde sabit ol­mamıştır» demişsede Musannif buna şaşmakda ve: «Bu ziyâde tbni Hibbân'm sahihinde, Ebû Dâvud da ve İbni Mâce'de sabittir demek­tedir.

İbni Mâce bu hadîsi şu lâfızlarla rivayet ediyor:

«Resûiüllah (S.A.V.) sağına ve soluna : Selâm size ve Allahm rahme-tîyle bereketleri, diye selâm verir. Hattâ yanağının beyazı görünürdü.»

Nevevî (631 — 676): ziyâdesi münferid bir ziyâdedir»demiş; bunun üzerine Hafız İbni Hacer bu ziyâdenin tariklerini araşdır-mış bir hayli yekûn tutmuşlardır. Şafiîlerle, Hanbelîler diğer birçok ulemâ selâm vermenin farz olduğuna kâü olmuşlardır. Hattâ Nevevî «sahabe ve tabiînden ve daha sonrakilerden müteşekkil Cumhur-u ule-mâ'nm kavli budur» der.

Delilleri: İbni Metfud hadîsiyle namazını beceremeyen zâtın hadî­sidir. Zira Resûlüllah (S.A.V.) ona selâm vermesini emretmemişti. Ha-dîs-i şerîf hem sağa, hem sola selâm vermenin vücubuna delâlet eder. Cumhur'un kavlide budur.

Malikîlere göre mesnun olan, yüzünün olduğu tarafa doğru bir kere selâm vermektir. İmam-ı Malik'in delili Medîne'lilerin amelidir.

İmam-ı Malik'e usulü fıkıhda: «Medînelilerin ameli hüccet olamaz» diye cevap verilmiştir.

Şafiîler'e göre iki tarafa İki selâm verilir. Fakat bunlardan yalnız biri farzdır, diğeri mesnundur. Hattâ Nevevî : «Kendilerine itimat «dilen ulemâ yalnız bir Belâm vermenin vücubuna ittifak etmişlerdir» diyor. Eğer bir selâmla kalırsa yüzünün olduğu tarafa selâm ver­mek müstehab olur. İki selâm verirse birincide sağa, ikincide sola bakar. İmamet Şafiî (150 — 204)'nin delili: «sonra bir tek selâm verir» cümlesiyle biteri Hazreti Âişe hadîsidir. Bu hadîsi îbni Hibbân (— 354) Müslim'in, şartı üzere tahrîc etmiş­tir. Fakat buna itiraz olunmuş ve: «bu hadîs ziyâdeyi isbat eden hadîse müaraza etmez. Zira ziyâde âdil râviden olunursa makbul­dür» denilmiştir. Hadîsde geçen :

«Sashna soluna» tâbirlerinden murad : îki tarafa meylederek se-lâm vermesidir. Nitekim Hazreti Sa'd'ın rivayetinde:

«Resûlüllah (S.A.V.)'i; sağına ve soluna selâm verirken gördüm; hat­tâ yanağının üzerini görür gibiyim» denilmektedir. Bir rivayette ;

«Hattâ yanağının/ beyazını görüyorum» denilmiştir. Bu hadîsi Müslim ile Nesâî tahrîc etmişlerdir.[777]

340/252- «Muğire b. Şû'be'den rivayet edilmİşdirki;Peygamber tS.A.V.):Her farz namazın sonunda :

Allah'dan başka Allah yoktur; yalnız o vardır. Onun şeriki yoktur. Mülk onundur. Hamd onadır, hem o herşeye kadirdir. Allahım, se­nin verdiğini men'edecek yoktur. Men' ettiğini verecek yoktur. Sen (in azabın) dan bahtiyarın bahtı bir ifade vermez; derdi.»[778]

Müttefekun Aleyh'dir. cümlesinden sonra Abd b.. Hümeydinrivayetinde:

«Senin kaza ve hükmünü reddedecek yoktur.» cümlesi var­dır. Taberânî (260 — 360) Hz. Muğire'den başka bir yolla tahrîc ettiği rivayette cümlesinden sonra:

«Diriltir, öldürür hem O.diridir; Ölmez. Hayır onun yedi kudretindedir-» cümlesini ziyâde etmiştir. Râvîleri mevsukdur. Bu hadîsin benzerini Bezzâ. sahîh bir senedle Abdurrahman b. Avf (R. A.) dan rivayet etmiştir. Lâkin onda :

«Sabahladığı ve akşamladığı vakit» denilmektedir. cümlesinin mânâsı :

Kâmus'da:

Dübr:

Her şeyin ön tarafının zıddı, yani arkası Dübür:demektir.

Vaktin sonunda kılınan namaz mânasına gelir.

Deber:

Bu sakin olarak (Debr) diye de okunabilir. Fakat vaktin sonunda kılınan namaz mânâsına, kelims ( ^ ) ve ( ^ ) nin her ikisine zamme vererek okunamaz.

Bu Muhaddislerin Lâhmdır.[779]

«Sen bir kimseye bir rızık veya başka bir şey hüküm ve kaza buyurdun mu onu o kimseden menedecek bulun­maz» dernektir. da öyledir. Yani: Sen bîr kimse­ye bir şeyin verilmîyeceğini hüküm ve kaza buyurdunmu artık o şeyi ona verecek yoktur demektir.

Cedd'in mânâsını yukarıda görmüştük. Buharı (194 — 256) diyor ki: «Bunun mânâsı zenginliktir. Yani zengini senin azabından dünyadaki malı mülkü, çoluğu çocuğu, azamet ve saltanatı kurtaramaz. Bunlar ona bir fayda vermez. Onu kurtaracak olan ancak ve ancak senin fazlu keremin ve rahmetindir» demektir.

Hadîs-i şerîf bu duanın namaz sânlarında okunmasının müstehab olduğuna delildir. Çünkü bunda Allah'ı tevhîd, yani birlemek, her şeyi ona nisbet etmek, almayı vermeyi ona havale kılmak vardır.[780]

341/253- «Sa'd b. Ebİ Vakkas radiyaüahü anh'den rivayet edilmiş­tir ki; Resûlüllah (S.A.V.) her namazın ardında şu kelimelerle Allah'a sığınıyordu:

— Allahım gerçekden ben cimrilikden sana, korkak­lıktan da sana sığınırım. Ömrün beterine çevrilmemden de sana sığınırım. Dünyanın fitnesinden de sana sığını­rım. Kabrin arazından da sana sığınırım.»[781]

Bu hadîsi, Buhari rivayet etmiştir.

Gerek bu hadîsde, gerekse yukarıkinde tâbiri geç­mektedir ki, namazın ardından demektir. Bunun namazdan çıkmazdan az evvel mânâsına, yahut iyice namazdan, çıktıktan sonra mânâsına ol­ması ihtimal dahilindedir. Namaz mutlak zikredildiği zaman ondan farz kasdedilir. Cimrilikten Allah'a sığınmak hadîslerde çok geçer. Bundan murad şer'an, yahut adeten sarfedilmesi icabeden malı ver­memektir.

Cübn: Korkaklık- demektir. Yani birşeyden korktuğu için onu yapmamaktır. Eurada kendisinden Allah'a sığınılan korkaklık, farz olan ci­hadı ve harbi yapmaktan, iyiliği emir ve ve kötülüğü nehyetmekten ka­çınmaktır.

(Ömrün beterine döndürülmek) çok ihtiyarlayıp vücudun zayıfla­ması ve akim azalması suretiyle bunayarak âdeta çocukluk devresine dönmektir.

(Dünyanın fitnesin) den maksat, onun şehvetlerine, ziynetlerine göz alıcı güzelliklerine kapılarak kendinden geçmek ve niçin yaratıldığını unutmaktır[782]. Teâlâ Hazretlerinin :

[783] «Sizin mallarınız ve çoluk çocuğunuz ancak ye ancak "bir fitnedir» âyet-i kerîmesinden murad da bu fitnedir.[784]

342/254- «Sevbân radiyallahü anh'dan rivayet edilmiştir. Demiştir kh Resûlüllah (SlA.V.) namazından çıktımı üç defa estağfİrullah der ve:

— Allahım selâm sensin, selâmetde sendedir. Müba­reksin ey celâl ve ikram sahibi; derdi.»[785]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

NevevVnin (631 — 676) «El~ 3zkâr» adlı eserinde şöyle deniliyor: ıBu hadîsin râvilerînden biri olan Evzaî'ye istiğfar nasıl olacak diye sormuşlar : diyeceksin» cevâbını vermiştir.

İstiğfar: Afvu mağfiret dilemektir. Namazdan sonra AMah'dan afv dilemek - kulun ne yapsa kalbi bir takım vesveselerle, hâtıralarla meş­gul olacağından - Allahına yaraşır bir ibâdet yapamıyacağma işarettir, îşte istiğfarla bu kusurlar bertaraf edilmeye çalışılacaktır. Selâm kelimesiyle hem Cenabı Hakkı hem de kulunu tavsif etmek meşrudur. Allah'a selâm denilmekten murad: Her türlü noksanlıklardan afet ve belâlardan salim oluşudur. Bu kelime mastar olmakla- beraber Cenab-ı Hakkın onunla vasfedilmesi mübalağa içindir.

cümlesinden maksat: Mutlak surette varlık ve fazilet sahibi demektir. Bazıları: Samimi kulları için kendisinde azamet ve ikram olan manasınadır, demişlerdir. Bu sıfat Allah'ın en büyük sı­fatlarından biridir. Onun içindir ki, ResûlüHah (S.A.V.) :

«Yâ zeJ'celâli vel ikram demeye devam edin» buyurmuşlar­dır. Hazret! Peygamber namaz kılarken diyen bir adamın yanından geçmiş ve :

«Muhakkak namazın kabul edildi» buyurmuştur.[786]

343/255- «Ebû Hüreyre radiyallahü anh'ûen ResûlüHah (S.A.V.)'in (şöyle) dediği rivayet edilmiştir:

Bir kimse her namazın ardından otuz üç kerre Allah'ı teşbih eder; otuz üç kerre Allah'a hamdeyler, otuz üç kerre de tekbir ederse — ki bunlar doksandokuz eder — yüzün tamamında da, Allah'dan başka ilâh yoktur. Bir o vardır; şeriki yoktur. Mülk onundur, hamd onadır. Hem O her şeye kadirdir derse günahları denizin kÖDÜo-ü ka­dar bile olsa yine afvedilir.»[787]

Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

Diğer taraftan bir rivayette «Tekbir otuzdö'rttür» denilmiştir.Hadîs-i şerifteki : Teşbih hamd ve tekbir lâfızlardan murad: demektir. Müslim'in yine Ebu Hüreyre'den diğer bir rivayetinde : Tekbir otuz dört. Denildiğine göre, bununla yüz tamam oluyor demektir. Bazıları iki rivayetin arasını bul­muş olmak için bazan bunu, bazanda yukarıda zikri geçen tehlili okur demişlerse de makbul bir tevcih sayılmamış ve bununla âmel eden ol­mamıştır.

Hadîsin Sebebi vardır ve şudur : Fakir muhacirler ResûlüHah (S.A.V.)'e gelerek: Yâ ResûlaMah servet-ü samûn sahihleri yüksek de­receleri ve ebedî nimetleri alıp gitti dediler. ResûlüHah (S.A.V.): Nedir O..,? dedi. Bizim kıldığımız gibi namaz kılıyorlar; oruç tuttuğumuz gibi oruç tutuyorlar. Fakat onlar sadaka veriyorlar; biz veremiyoruz: Kö­le de âzâd ediyorlar biz edemiyoruz» dediler. Bunun üzerine Resûlül-lah (S.A.V.) :

Ben size bir şey öğreteyim mi? ki onunla.sizi geçen­lere yetişir; sizden sonrakileri geçersiniz, ve sizden efdal hiç bir kimse bulunmaz. Ancak sizin yaptığınız gibi ya­pan müstesna? buyurdu. Hay hay dediler. Allahl teşbih edin İlâ âhir... buyurdu. Teşbihin keyfiyetine gelince: Hadîs-i şerîfde zikredildiği gibidir. Maamafih bazılarına göre otuz üç kerre denilir ki, her lâfız tuz üçer kerre soyleneceğinden mecmu' yine doksan dokuz olur.

Buharî'nin yine Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadîsde «Yirmibeş kerre teşbih ederler; onun bir misli kadar tah-mîd, bir misli kadar tekbir, bir misli kadar da lâilâhe il-. lallâh ilâ âhir. derler. Böylelikle yüz tamam olur, buyrulmuştur. Resûlüllah (S.A.V.)'in namaz sonunda okuduğu bazı duaları aşağıda sıralıyoruz:

1— Ebû Dâvud {202 — 275) Zeyd b. Erkam'dan şu hadîsi tahrîc etmişdir.

Resûlüllah (S.A.V.) her namazın ardından: Allahım!.. Ey bizim rabbimiz ve her şeyin rabbi, ben şahidim ki Rab ancak ve ancak sen, bir sensin. Şerikin yoktur.

Allahım!... Ey bizim rabbimiz ve herşeyin rabbi!... Ben şahidim ki Muhammed (S.A.V.) senin kulun ve re­sulündür

Allahım!... Ey bizim rabbimiz, ve herşeyin Rabbi, ben şahidim ki bütün kullar kardeşdir.

Allahım!... Ey bizim Rabbimiz ve her şeyin Rabbi!... Beni sana ve ehlime dünya ve âhiretin her saatinde muh-.lis kıl.

Ey Celâl ve ikram sahibi!... Duamızı işit ve kabul bu­yur.

Allah en yücedir. Allah en yücedir. Allah en yücedir.

Allah yerlerin ve göklerin nurlandıranıdır.

Allah yücelerin yücesidir.

Allah bana kâfidir. Hem.o ne güzel vekildir. Allah yücelerin yücesidir.

2— Yine Ebû Dâvud Hz. Ali (R. A./dan şu hadîsi tahrîc etmiştir:«Resûlüllah {S.A.V.) namazdan selâm verdikten sonra:

Allahım! ileri geri ve açık kapalı işlediğim günahla­rı, hatâ ettiklerimi ve senin benden daha iyi bildiklerini bana bağışla! ilerleten Sensin, gerileten de sensin : Sen­den başka îlâh'yoktur; buyururdu.»

3— Yine Ebû Dâvud ile Nesâî {215 — 303 Ukbe b. Âmir'den şu hadîsi tahrîc etmişlerdir:

Resûlüllah (S.A.V.) bana her namazın ardından muevvezâtı (Kul Euzu bir rabbil Felek — Kul Euzu bir rabbin Naşı) okumamı emretti».

4— îmam-ı Müslim (204 — 261) Bera'dan şu hadîsi rivayet ediyor:

«Yarab, Kutlarını dirilttiğin gün beni azabından ko­ru!»

5— îmam-ı Tirmizî (200 — 279) Hazreti Ebû Zer'den şu hadîsi tah­rîc etmiştir:

«Resûlüflah (S.A.V.): Bir kimse, sabah namazının ardından diz çökerek, konuşmazdan evvel bir tek Allahdan başka Allah yoktur; Onun şeriki yoktur. Mülk onundur. Hamd onadır. Yaşatır ve öldürür. Hem O her şeye kadirdir.» duasını ön kerre okursa Allah ona on tane sevab yazar ve ondan on tane günah siler. Onun için on tane yüksek derece verir. O günü her fenalıktan ve şeytandan mahfuz kalır. O gün ona hiç bir günahın erişmesi gerekmez. Yal­nız Allah azze ve celâleye şirk koşmak müstesna; buyurdu.»

Tirmizî: Bu hadîs garib hasen ve sahihtir» demiştir. Akşam ile sabah namazına mahsus böyle bir hadîsi îmam-ı Ahmed b. Hanbel (164 — 241) de tahrîc etmiştir.

6— Tirmizî ile Nesâî Ama re B. Şebîb'den şu hadîsi tahrîc etmiş­lerdir :

«Resûlüllah (S.A.V.) : Bir kimse akşam namazının arka­sından on defa Allahdan başka ilâh yoktur. Tek o vardır; şeriki yoktur; mülk onundur. .Hamd da onadır. Yaşatır ve öldürür. Hem O herşeye kadirdir, derse Allah ona bir takım melekler gönderir. Onu tâ sabahlayıncaya kadar kovulmuş şeytandan korurlar. Ve bu kelimeler sebebiy­le ona on sevab yazar, ondan, on mühlik günah siler. Bu kelimeler ona on mü'min köle denginde olur; buyurdular.» Tirmizî bu hadîs için: hasen'dir. Bunu ancak Leys b. Sa'd'dan bili­yoruz. Ama renin Hazretl Peygamber (S.A.V.)'den işitip işitmediğini bilmiyoruz demiştir. Namazdan sonra salavât getirmek sünnettir. Ve îmâmın cemaata karşı dönmesi hakkında ha-dîs vardır. Bu hadîsi, Se-mure b. Cundeb ve Zeyd b. Hâlid rivayet etmişlerdir. Lâfız şöyledir:

«Resûlüllah (S.A.V.) bir namaz kıldığı vakit yüzünü bize doğru çevi­rirdi.[788]

344/256- «Muaz b. Cebel radiyallahü anh'tien rivayet edilmiştir kî; Resûlüllah (S.A.V.) kendisine:

— Sana vasiyet ederim Muaz. Sakın her namazın ar­dından Allahım sana zikr ve şükr ve güzel ibadet edebil­mem hususunda bana yardım et demeyi bırakma; buyur­muştur.»[789]

Bu hadîsi, Ahmed, Ebu Dâvud ve Nesâî kuvvetli bir senetle riva­yet etmişlerdir.

Nehyin aslı tahrim olduğuna göre bu kelimeleri namaz sonunda söylemek vacibojmak lâzım gelirse de vücuba kail' oîan yoktur. Bazı­ları buradaki nehyi irşâd içindir derler. Bazıları ise bunlar hassaten Muâza vâcibdir derler. Fakat ihtimalden baîd (uzak) dır. Bu kelime­ler dünya ve âhiret hayrına âmm ve şâmildir.[790]

345/257- «Ebû Ümâme[791] radiyallahü .anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah saîlallahü aleyhi ve sellem:

— Bir kimse her farz namazın ardından âyet el-kür-siyi okursa onu cennete girmekden ölümden başka birşey menetmez; buyurdular.»[792]

Bu hadîsi Nesâî rivayet etmiş; İbnİ Hibban sahîhlemiştir.Taberanî bu hadîse bir de cümlesini ziya­de eylemiştir.

Bu hadîsin bir benzeri de Hazreti Ali (R. A./dan rivayet edilmiş­tir. Yalnız onda şu ziyâde yardır:

Bunu kim yatağına girerken okursa Allah onu ken­di hanesiyle komşusunun hanesi ve daha etrafında bir kaç hane üzerine emin kılar.

Bu hadîsi Beyhakî (384 — 458) da rivayet etmiş fakat senedini zaîf bulmuşdur. Hadîsdeki cümlesinde hazif vardır. Muzaf hazf edilmiştir.Cümle «yani onu cennete girmeden ancak ölmemiş olması meneder. Ölmüş ol­sa hemen cennete girer demektir.» Bu işe Âyet-el Kürsînin tahsis edil­mesi esma-i ilâhiye ile sıfatlarının asıllarını ihtiva ettiği içindir. Zira bu âyet vahdaniyyet, hayat, kayyumiyyet, ilim, mülk, kudret ve irâde sıfatlarına şâmildir.

îhlâs sûresinde ise yalnız Rab teâlâ hazretlerinin sıfatları zikredil­miştir.[793]

346/258- «Malik b Huveyris radiyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem :

Beni namaz kılarken nasıl gördünüzse öyle kılın; buyurdular.»[794]

Bu hadîsi, Buharı rivayet etmiştir.

Hadîs-i Şerif Resûlüllah (S.A.V.)'in gerek sözlerinin, gerekse fiille­rinin Kur'an-ı Kerimde mücmel bırakılan yerleri izah ve tefsir husu­sunda beyan olacağına delâlet etmesi cihetiyle büyük bir asıldır. Bura­ya kadar görülen hadîslerde olduğu gibi bundada Resulü Ekrem namaz­da ne yapmışsa ona uymanın vâcib olduğuna delil vardır. Binâenaleyh namaza aid ne söylemiş veya yapmışsa ümmetine de aynı şeyleri yap­mak vâcibdir. Ancak bunlardan bir şey tahsisine yarar bir delil bulu­nursa o müstesna.

Ulemâ bu hadîs üzerinde uzun tartışmalar yapmışlardır.[795]

347/259- Hİmrân b. Husayn radiyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah sallaUahü aleyhi ve sellem :

— Ayakda kıl, kadir değilsen oturarak, (önada) kadir değilsen yan üstü kıl da olmazsa imâ et» buyurdular.[796]

Bu hadîsi Buharî (194 — 256) tahrîc etmiştir. Yalnız ondaki riva­yet de sözü yoktur.

Nesâî {215 — 303) dahi rivayet etmiştir. Onun rivayetinde şu ziyâ­de vardır:

«Eğer kadir olamazsan sırt üstü yatarak kıl. Allah hiç kimseye gücünden fazla bir şey yüklemez» Dâre Kutnî aynı hadîsi Hazreti Ali (R.A.)'âen şu lâfızlarla rivayet eder:

«Eğer secde etmeye kadir oiamazsan imâ et ve secdeni rükûundan daha fazla eyilerek yap.» (eğer namaz kılan) eğer sağ tarafı üzerine kilmağada kadir olmazsa, ayak­larını kıbleye doğru uzatarak sırt üstü kılar.

Fakat bu hadîsin isnadında zaaf vardır. Hattâ ravîleri arasında metruk olanı vardır. Musannif diyor ki: «Bu hadîsde imâ'ın zikri geçmemiştir, onu ancak Rafiî rivayet etmiştir. Lâkin Cabir hadîsin­de imâ zikredilmiştir.

«Kadir olursan ne âta aksi takdirde imâ ile kıl ve secdeni rükûundan daha fazla eyilerek yap.» Bu hadîsi Beyhakî de «El - MaJrife»'de tahrîc etmiştir. Aynı hadîs İbnî Ömer ile İbnİ Ab-bas'dan da rivayet edilmiştir. Fakat ikisinin isnadında da zaaf vardır. Bu hadîs-i şerîf, farz namazın oturarak kılınamayacağına ancak kudreti olmamak gibi bir özürle oturarak kılınmasına müsaade edildi­ğine delildir. Zarar geleceğinden korkulursa ma'zur sayılabileceğini Taberanl (260 — 360)'nin rivayet ettiği şu hadîs beyan ediyor:

«Eğer başına bir meşakkat gelirse oturarak kılsın yi­ne meşakkatli gelirse yatarak kılar.»

Bu hadîsin zahiri bir meşakkatden velev ağrıdan dolayida olsa oturarak namaz kılınabileceğini gösteriyorsa da mesele ihtilaflıdır. Gemi de ayakda baş dönme ve boğulmakdan korkmak gibi şeyler oturduğu halde namaz kılmayı mubah kılan meşakkatlardandır.

Hadîs-i şerif oturmanın şeklini tâyin etmemişdir. Binâenaleyh nasıl oturulsa caiz olmak icabeder. Nitekim buna kail olanlar vardır.

Hanefîyyeye göre teşehhüdde oturur gibi oturabilirse oturur. Ve el­lerini dizlerine koyar. Bu olmadığı takdirde hadîs-i şerifde gösterildiği şekilde hareket eder.

Bazıları mutlaka teşehhüdde oturduğu şekilde oturur diyorlar ma­mafih ihtilâf, cfdâl olan hakkındadır.

Musannif «Fcthu'l - bârh de şöyle diyor: «Efdâl olan hakkında ihtilâf edilmiştir. Eimmeî seîâseye göre bağdaş kurmak efdâldir. Bazılarında uzanıp oturmak, bazılarında ise çantısı üzerine oturmak efdâldir. Bu şekillerin hepsi hakkında hadîs vardır.

Hadîs-i şerîf, imâ imkânı kalmadığı zaman başka bir şey vâcib olmadığınada delâlet eder. tmam-% Şafiî'den başka gözle işaret etmenin vâcib olduğuna dair rivayet vardır.

îmam-ı Züfer (110 — 150)'den de kalb ile imâ edileceğine dâir ri­vayet vardır. Fakat bu bâbda hadîslerde birşey yoktur.[797]

348/260- «Câbir radiyallahü anh'den rivayet edilmiştir ki; Peygam­ber (S.A.V.) yastık üzerinde namaz kılan bir hastaya :

— Yastığı atarak kadir olabilirsen yer üzerinde kıl; aksi takdirde îmâ et, secdeni rükûundan daha fazla eği­lerek yap; buyurdular.»[798]

Bu hadîsi, Beyhakî kavî bir senedle rivayet etmiştir. Lâkin Ebû Hatim mevkuf olduğunu sahîhlemişdir.

Hadîsi, Beyhakî «El-Ma'rife» de Süfyanı Sevrî (97 — 161) tari-kından tahrîc etmiştir. Hadîsde şu ziyâde vardır:

«Onu attı; hasta bir odun parçası alarak üzerinde namaz kılmak istedi. Onu da aldı da attı.»

Bezzâr diyor ki : «Bu hadîsi, Ebû Bekir Hanefî'den başka Sev-rî'den rivayet eden bulunduğunu kimse bilmiyor.»

Ebû Hatime sorulmuş; «doğrusu bu hadîs Câbirden mevkuf ola­rak rivayet edilmiştir, merfu demek hatâdır» cevabını vermişdir.

Taberâni (260 — 360} Tarık b. Şihab'dan buna benzer bir hadîs rivayet etmişsede isnadında zaaf vardır.

Hadîs-i şerif, hastanın yere secde edemezse üzerine secde edeceği bir şey arayamayacağına delildir. Böylesinin ne şekilde hareket edece­ği beyân cdilmişdir. Ayakda kılamayan, oturarak kılacak, secdesini rükûundan daha fazla eğilerek yapacaktır. Fakat rükûu ayakda yapmak mümkünse onu ayakda ima edecek, secde için oturacakdır.

Bazıları : «Bu suretde secde için de oturmaz; 'her ikisini ayakda ima ile yapar; sonra- tcşehhüd için oturur» diyorlar. Bazıları bunun aksine olara;k : «Her ikisini de oturarak yapar; kıraat için ayağa kalkar» derler.

Bazılarınca'böylesinden; kıyam sakıt olur; binâenaleyh oturarak kılar, ama ayakda kılarsa yine caizdir. Oturmak imkânı yoksa rükûu, sûcûdu ayakda îma eder; diyorlar.[799]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS