KIRK DOKUZUNCU HADİS ALLAH’A TEVEKKÜL VE RIZIK

KIRK DOKUZUNCU HADİS

ALLAH’A TEVEKKÜL VE RIZIK

Ömer bin Hattab (r.a.)’dan Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi rızıklandırır, kuş aç gider tok gelir” imam Ahmed, Tirmizi, ibni Mace, ibni Hibban ve Hakim rivayet etti, Tirmizi dedi ki: Hasen, sahihtir.1

Bu hadisi onların hepsi Abdullah bin Hübeyre rivayetinden tahric etti, Temim el Ceyşani işitti, Ömer binHattab (r.a.)’ın Peygamber (s.a.v.)’den hadisini işitti, Ebu Temim ve Abdullah bin Hübeyre’nin ikisinede Müslim tahric etti, ikisini bir çok kişi güvenilir gördü, Ebu Temim Peygamber (s.a.v.)’in hayatındayken doğdu, Ömer (r.a.) zamanında Medine’ye hicret etti, bu hadis ibni Ömer’den2 rivayet etti, o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayet etti, fakat isnadında hali bilinmeyen vardır. Ebu Hatim er-Razi dedi ki:3 Bu hadis tevekkülde asıldır, kendisiyle rızkın celbedildiği sebeblerin en büyüğündendir, Allah azze ve celle buyurdu ki: (Kim Allah’tan korkarsa onun için çıkış ihsan eder ve ummadığı yerden onu rızıklandırır, kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.) (Talak:65/2-3)) Peygamber (s.a.v.) bu ayeti Ebu Zer’e okudu ve ona buyurdu ki: “Eğer insanların hepsi bunu kullansa onlara yeter.”5 ve tevekkülü gerçekleştirirseler din ve dünya maslahatlarına yeter. İbni Abbas’ın: “Sen Allah’ın (dinini) koru ki, Allah da seni korusun”6 hadisinin şerhi esnasında bu mana üzerine kelam edilmişti.

(1) Zehebi Mizanul itidal de dedi ki: (3/333-334): Ğassan bin Bürzin’in tercemesi esnasında: Onu zayıf gören birini görmedim, ibni Main güvenilir gördü, Hasan bin Süfyan’ın müsnedin de Enes’ten rivayet edilen onun münker bir hadisini gördüm ve hadisini zikretti.

(1)Hadis sahihtir, Ahmed, Tirmizi (2345), Nesai, ibni Mace ve Hakim tahric etti ve doğruladı, ibni Mübarek, Beğavi, Kudai, ibni Ebid’dünya tevekkülde tahric etti, ibni Hibban doğruladı. (Camiul usul: 10/531, Camius sağir ve Feyzul kadir).

(2) Ebu Nuaym tarihu Esbehan’da tahric etti.

(3) İlel kitabına bak: 2/112.

(5)Sahihtir, Ahmed, Hakim tahric etti ve doğruladı, ibni Mirdeveyh ve Beyhaki Ebu Zer’den tahric etti (Dürrül Mensur: 6/355).

(6)O geçmiş on dokuzuncu hadistir.

Selefin bazısı dedi ki:Kalbindeki güzel tevekkülünü bilmesi tevessül olarak sana yeter, kullarından niceleri vardır ki işini ona havale etti, tasasına o yetti sonra şunu okudu: (Kim Allah’tan korkarsa ona çıkış ihsan eder ve onu ummadığı yerden rızıklandırır) Tevekkülün hakikatı: Dünya ve ahiret işlerinin hepsinde faydaları celbetme ve zararları def etme hususunda Allah azze ve celleye kalbin güveninin sadık oluşudur, işlerin hepsini ona havale etmektir, ondan başkasının vermeyeceğine, engel olmayacağına zarar ve fayda ondan başkasının veremeyeceğine hakiki iman etmektir.

Said bin Cübeyr dedi ki: Allah’a tevekkül imanın toplayıcısıdır.1 Vehb bin Münebbih dedi ki: En uzak hedef tevekküldür. Hasan dedi ki: Kulun rabbine tevekkülü Allah’ın kendisinin güvencesi olduğunu bilmesidir. İbni Abbas hadisinde Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “İnsanların en kuvvetlisi olmak kimi sevindirirse Allah’a tevekkül etsin.”2 Ondan (ibni Abbas’tan) Peygamber (s.a.v.)’in duasında şöyle dediği rivayet edildi: “Allah’ım senden sana doğru tevekkülü istiyorum.”3 Diyordu ki: “Allah’ım beni sana tevekül edipte senin kafi geldiğin kimseden kıl.”4

S: 357 Bilki tevekkülün gerçekleştirilmesi güç yetirilen Allah’ın takdir ettiği ve sünnetinin yaratma noktasında cereyan ettiği sebeblere çalışmaya (yapışmaya) zıt değildir, çünkü Allah tevekkülü emirle birlikte sebebleri yerine getirmeyi de emretti, azalarla sebeblere koşmak ona itaattır, kalb ile ona tevekkül ona imandır Allah Teala buyurdu ki: (Ey iman edenler tedbirinizi alın) (Nisa: 4/71) ve buyurdu ki: (Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın) (Enfal: 8/60) ve buyurdu ki: (Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin) (Cuma: 62/10) Sehlet Tüsteri dedi ki: Kim harekete dil uzatırsa: Yani çalışma ve kazanmaya dil uzatırsa, muhakkak sünnete dil uzatmıştır, kim tevekküle dil uzatırsa muhakkak imana dil uzakmıştır.4 Tevekkül Peygamber (s.a.v.)’in hali, kazanmak onun sünnetidir, kim onun halini işlerse sünnetini de terketmesin.

Sonra kulun yaptığı ameller üç kısımdır:Birincisi: Allah’ın kullarına emrettiği itaattır ki, onu cehennemden kurtuluş ve cennete giriş için sebeb kılmıştır. Bu Allah’a hakkında tevekülle birlikte ve buna yardım taleb etmekle birlikte mutlaka yapılması gereklidir, çünkü onun yardımı olmadan (insanın) gücü ve kuvveti yoktur, dilediği olur, dilemediği olmaz, kim bunda birşey eksik yapsa dünya ve ahirette şeran ve takdiren cezayı hakeder. Yusuf bin Esbat dedi ki:Deniliyordu ki kendisini ancak ameli kurtaracak adamın ameli gibi amel yap, ancak kendisine takdir edilmiş olanın nisabet edeceği adam gibi de tevekkül et.5 İkincisi: Allah’ın dünyada cereyan ettirdiği ve kullarına emrettiği adettir, açlık anında yemek, susuzluk anında içmek, sıcaktan dolayı gölgelenmek, soğuktan dolayı ısınmak gibi. Yine bunun sebeblerine de kulun yapışması farzdı, kullanmaya gücü yetmekle birlikte kim bunda taksir edip terkinden dolayı zarar görse o ifrat etmiştir, cezaya müstehaktır, fakat Allah Teala başkasının güç yetiremeceği şeye bazı kullarını kuvvetlendirir, kendisine özel kuvveti gereğince amel etse bundan dolayı ona bir sıkıntı yoktur.

(1) İbnu Ebiddünya, Ebu Nuaym Hilye de: (3/274) tahric etti.

(2)Hadis zayıftır, ibnu Ebiddünya tahric etti senedinde Abdurrahman bin Zeyd ve babası var ikisi de zayıftır, Hakim, Abdullah bin Ahmed Zevaid’uz Zühd’de, Ebu Nuaym Hilye’de (3/218) tahric etti senedinde Hişam bin Ziyad Ebil Mikdad var o metrüktür, Lafzı: “Kim insanların en kuvvetlisi olmayı severse.”

(3) Hadis zayıf, mudaldır, ibnu Ebiddünya Tevekkül’de, Ebu Nuaym Hilye’de: (8/224) Evzai tarikiyle şöyle dediğini tahric etti: Peygamber (s.a.v.)’in duasındandır: “Allah’ım sevdiğin amellere senden tevfik istiyorum, sana doğru tevvekül ve sana hüsnü zan istiyorum.” Hüseynel-Cufi bununla yalnız kaldı.

(4) Zayıftır Enes bin Malik’te ibnu Ebi’ddünya tahric etti, senedinde Halid bin Makduh (veya Mahduc) var ibnu Ebi Hatim hakkında: O birşey değildir dedi Nesai: Metrüktür dedi (Mizanul itidal: 1/242).

(4)EbuNuaym Sehl bin Abdullah et-Tüsteri’de Hilye’de tahric etti (10/195)Lafzı: “Kim tevekküle ta’nederse imana ta’netmiştir kim kazanca ta’nederse sünnete ta’netmiştir.”

(5)Ebu Nuaym Hilye’de tahric etti: 8/239-240.

Bunun için Peygamber (s.a.v.) orucunda isal yapıyordu (sahursuz peşpeşe tutmak) ve bundan ashabını nehyediyordu ve onlara buyuruyorduk: “Ben sizin gibi değilim, ben yedilirilyor ve içiriliyorum.”1 bir rivayettede: “Ben rabimin katında oluyorum, o beni yediriyor ve içiriyor.”2 bir rivayette de: “Benim bir yemek yedirenim ve içirenim var.”3 Zahir olan bununla murad etti ki:Allah kalbine belli bir zaman yemek ve içmeye ihtiyaç duymayacak şekilde kalbine kutsi fetihle kazandıracak ilahi ihsanlar, rabbani marifetler kazandıracak gıda veriyor ve onu kuvvetlendiriyor. fiairin dediğigibi:

Onun sözleri vardır hatırlaması içecekten alıkoyuyor ve azık almaktan oyalıyor senin yüzün hakkı için onun nuru var sefer vaktin onunla aydınlanırsın arkasında develeri şarkıyla süren vardır.

Yürüme yorgunluğundan şikayet ederse ona hızlı yürüyüş iade eder o iade anında hayat bulur. Seleften çoğunun yeme ve içmeyi terketme üzerine başkalarında olmayan kuvvet vardı ve bununla zarar görmüyorlardı. İbnuz Zübeyr arka arkaya iftarsız sekiz gün oruç tutuyordu. Ebul Cevza’ yedi gün peşpeşe iftarsız sahursuz tutuyordu, sonra koyunun ayak kemiğini alıyor neredeyse kırıyordu.

İbrahim et Teymi iki ay sadece tatlı şerbeti içmesi dışında birşey yemiyordu. Haccac bin Feraida on günden fazla yemeden içmeden ve uyumadan kalıyordu bazısı sıcağa ve soğuğa aldırmıyordu Ali (r.a.) kışta yaz elbisesi, yazda kış elbisesi giyerdi Peygamber (s.a.v.) ondan sıcak ve soğuğu gidermesi için Allah’a dua etti.4 S: 359 Kimin bu gibi işlere kuvveti varsa ve kuvveti gereği amel eder ve kendisini Allah’a itaatten zayıflatmazsa kendisine bir günah yoktur kim nefsini bazı farzları yapamayacak kadar zayıf düşürecek şekilde zora koşarsa ona itiraz edilir. Selef Abdurrahman bin Ebi Nuam’a itiraz ediyordu , o bir müddet yemeği terkediyor hatta zayıflığından dolayı ziyaret ediliyordu.

Üçüncü kısım: Allah’ın dünyada çoğunlukla cari kıldığı adettir ki bazen dilediği kulları için bu adeti deler bu çeşitlidir: Çokça adeti delip yarattıklarından çoğunu o adete muhtaç etmemesidir çok beldelere ve çöl sakinlerine nisbeten ilaç gibi (şehir halkı çok ihtiyaç duyar kullanır çöl halkı fazla kullanmaz).

Alimler şu konuda ihtilaf etti: Kendisi hasta olanı tedavi olması mı, yoksa Allah’a tevvekkülü gerçekleştirmiş kimse için tedaviyi terketmesi mi daha efdaldir? Hakkında iki meşhur görüş var, imam Ahmed’in kelamını zahirine göre kendisi kuvvetli tevekkül bulunan kimsenin tevekkül etmesi daha efdaldir, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetinden yetmiş bini hesapsız cennete girecektir.” Sonra buyurdu ki: “Onlar kuşlardan uğursuzluk duymayanlar rukye talip etmeyenler (şifa dusa) key yaptırmayanlar (dağlama, ağrı bulunan yeri ateşle dağlamak) ve rablerine tevvekkül edenlerdir.”1 Tedaviyi tercih eden dediki: Çünkü bu Peygamber (s.a.v.)in devam ettiği haldir ve o en efdal olanı yapar, hadis kendisinden dolayı şirkten korkulan mekruh rukyeler manasına yorumlandı, delilide peşinden dağlama ve kuşlarla uğursuzlanmayı zikretti ikiside mekruhtur.

Onlardan birinden genel içerisinde az kimsenin bu adetin dışına çıkmasıdır, arkasına düşmediği halde rızkını elde eden kimse gibi, Allah kime doğru yakın ve tevekkül vermişse ve kişi de Allah’ın adetleri deleceğini bilmişse ve rızık talebi ve benzeri şey için kendisi nesebelere muhtaç etmeyeceğini bilmişse ona da sebebleri terketmek caizdir, buna itiraz edilmez, üzerinde konuştuğumuz Ömer hadisi buna delildir ve tevekkül az gerçekleştirmeleriyle ve açık sebeblere kalbleriyle yapışmalarıyla ve onlara zillet göstermeleriyle birlikte Allah’ın insanlara verdiği delildir, bunun için sebeblerde nefislerini yoruluyor çok çalışıyorlar.

(1) Sahihtir, İbni Amr, Ebu Hureyre ve Ayşe (r.a.) den Ahmed Buhari, Müslim, Buhari ve Ebu Davud, Ebu Saidi Hudri’den tahric etti. (Neylül Evtar: 4/219).

(2) Sahihtir. Ebu Hurey’den Ahmed, Buhari, Müslim, Enes’ten Buhari ve Müslim tahric etti (geçen kaynak).

(3) Önce geçtiği gibi Hudri’den Buhari ve Ebu Davud tahric etti (geçen kaynak).

(4) Hadis hasendir Ahmed, ibni Mace, Taberani Evsat’ta tahric etti, Heysemi Mecma’da (9/122). İsnadı güzeldir, dedi. Taberani yine Süveyd bin Ğafle’den rivayet etti.

(1) Sahih’tir, Müslim İmran bin Husayn (r.a.)’dan tahric etti (Camiul usul: 8/355 ve sonrası).

Ve kendilerine de ancak takdir olunan geliyor, eğer kalbleriyle Allah tevekkülü gerekleştirseler, onlara en düşük bir sebeble birlikte rızıkları gönderecektir kuşa sadece yuvasından çıkıp geri dönüşüyle razısı gönderdiği gibi, gidiş gelişte bir çeşit taleb ve çalışmaktır, fakat az bir çalışmaktır. Belki insan rızkından veya bazısından işlediği günahtan dolayı mahrum edilir -Sevban hadisinde olduğu gibi, Peygamber (s.a.v.)’den şöyle buyurduğu rivayet etti: “Kul kendisine isabet eden günah sebebiyle rızıktan mahrum edilir.”1 Cabir hadisinde Peygamber (s.a.v.)’den buyurdu ki: “Rızkını ve ecelini tamamlayıncaya kadar nefis ölmeyecektir, Allah’tan sakının ve talebi mücmel yapın (fazla telaşlanmayın) helali alın, haramı terkedin.”2

Ömer dedi ki: Kul ile rızkın arasında perde (engel) vardır, eğer kanaat eder ve nefsi razı olursa Allah ona rızkını verir, hücum eder ve perdeyi yırtarsa rızkından fazlası olmaz. Selefin bazısı dedi ki: Tevekkül et rızıklar sana yorgunluksuz ve meşakkatsiz gelsin.

Salim bin ebil Cad dedi ki: Bana anlatıldı, İsam (sa) diyordu ki: Allah için çalışınız, karınlarınız için çalışmayanız, dünya fazlalığından sakının, çünkü dünya fazlalığı Allah katında pisliktir, işte şu gökteki kuşa bakın gider gelir, kendisiyle beraber rızkından birşey yoktur, ekmez, hasat etmez ve Allah onu rızıklandırır.

Eğer desen: Bizim karnımız kuşun karınından daha büyüktür, işte şu vahşi eşek ve ineklere bak beraberlerinde rızıklarından bir şey yok, ekmezler, biçmezler ve onları Allah rızıklandırır, bunu ibnu Ebi’ddünya tahric etti.

İbni Abbas’a isnatla şöyle dediğini tahric etti: Bir abid mağarada ibadet ediyordu, bir karga her gün kendisine ekmek getiriyordu, onda herşeyin tadını buluyordu, abid ölene kadar böyle oldu.

Sad bin Abdulaziz Dimeşk şeyhlerin bazısında rivayetle dedi ki: İlyaz kavmin en kaçarak bir dağda yirmi gece kaldı, ve ya kırk, kargalar rızkı getiriyordu.

Süfyanı Sevri dedi ki: Vasıl el-Ahde şu ayeti okudu (Semada da rızkınız ve size vadedilen şeyler vardır) (Zariyat: 51/22) dedi ki: Ben rızkım semada ben onu yerde arıyorum, bunun üzerine haraba bir yere girdi üç gün kaldı, dördüncü gün olunca bir sofra taze hurma gördü, onu ondan daha iyi niyetli bir kardeşi vardı kendisiyle beraber girdi, iki sofra oldu, bu ikini arasın ölüm ayrıncaya kadar böyle devam etti.

Yine bu babtan: Kimin Allah tevekkülü ve güveni kuvvetli olur ve ibadet azıksız çekilir size hali ve sıfatı bu olan caiz olur, bu mertebeye ulaşmayana caiz olmaz, bu hususta İbrahim (a.s.)’in örneği vardır, çünkü o hacer ve oğlu İsmaili ziraata el verişsiz bir vadide terketti, yanlarına bir deri torba içinde hurma ve biraz da içecek bıraktı, onları terketti, hacer peşine düşünce ve kendisine: Bizi kime terkediyorsun deyince Allah’a dedi, (Hacer): Allah’a razı oldum dedi. Bunu Allah’ı emri vahyiyle yapıyordu. Bazen Allah bazı dostlarının kalbine hak ile ham atar ve hak olduğunu bilir ve ona güvenirler.

Mervezi dedi ki: Ebu Abdullah’a denildi ki:

“Hangi şey Allah’a karşı doğru tevekküldür?” Dedi ki:

“Kendisine bir şeye icabet edeceğini beklediği insanlardan biri kalbinde olmaksızın Allah’a tevekkül etmektir, böyle olursa Allah onu rızıklandırır ve tevekkül sahibi olur” dedi ki: Ebu Abdullah tevekkülü zikrettim hakkında sıdkı kullanan kimse için caiz gördü.

Dedi ki: Ebu Abdullah ecinde oturup oturup, sabrederim ve bunu kimseye bildirmem diye ve çalışma gücü yeten adam hakkında sordum. Dedi ki: Eğer çıkıp çalışsa benim için daha sevimlidir, eğer oturursa kendisine bir şey gönderme (başkaları tarafından) duman düşmesinden korkarım).

(1) Sahihtir, Sevban’dan Ahmed, Beğavi, ibni Hibban sahihinde tahric etti, hakim de tahric etti, ve dedi ki: İsnadı sahihtir, Hakim’in lafzı: “Kaderi ancak dua çevirir, ömür ancak takva artar, adam rızıktan işlediği günah sebebiyle mahrum olur.” Terğib: 2/418.

(2) Sahihtir, Cabir’den ibni Mace, Beyheki ve Hakim tahric etti, ibni Hibban doğruladı Camius Sağir: 1/121, Feyzul kadir: 3/159. Lafzı: “Ey insanlar Allah’tan korun vetalebi mücmel tutun, çünkü nefis rızıkını tamamlayıncaya kadar ölmeyecektir, eğer yavaşlasa da, helal olanı alın, haram olanı terkedin.”

Dedim ki: Eğer kendine bir şey gönderiyor da almıyorsa? bu, güzeldir, dedi. Ubdullah’a dedim ki: Mekke’de bir adam dedi ki: Rabbim bana yedirinceye kadar yemeyeceğim, Ebu Kubeys dağına girdi, kendisi hırkaya sarılmıştı yanına iki adam geldi ona bir gömlek attılar ve elini tuttular, ona gömleğini giydirdiler, elinin arasına da bir şey koydular ağzına demir bir anahtar koyuncaya kadar yemedi, iki ağzına tepmeye başladı bunun üzerine Ebu Abdullah güldü ve şaşırdı.

Ebu Abdullah dedim ki: Bir adam alışverişi terketti, elini altın ve gümüş düşmeyeceğine yemin etti, evini terketti ve oraya birşeye emretti (yiyecek v.b) yoldan geçerken atılmış bir şey görür atılanı alıyordu.

***Mervezi dedi ki: Adama dedim ki: Bu şey üzerine Muaviye el Esved’den başka sana deli yoktur, dedi ki: Bilakis Üveys el-Kani var, çöplüklere uğruyor kumaş parçlarını buluyordu, Ebu Abdullah kedisini doğruladı ve dedi ki: Nefsi üzerine şiddet gösterdi, sonra dedi ki: Bana Bakli ve ona benzeri geldi, onlara dedim ki: Eğer çalışsanız sonra dedi ki: Bana şöhretten hangi şey gelir ki?.

Ahmed bin Hüseyin bin Hasan Ahmed’den rivayet etti: O Mekke’ye azıksız çıkan bir adam hakkında soruldu, dedi ki: Eğer gücün yetiryorsa tamam, yoksa azıksız ve bineksiz çıkma kendini tehlikeye atma.

Ebu Bekir Hallal dedi ki: Yani eğer güç yetirirse ve buna gücü yeteceğini bilirse, dilencilikte yapmaz ve nefside birşey almak veya kendisine verileceğini gözetleyip kabul etmek gibi bir durum yoksa bu tevekkül üzerine doğruluktur. Alimler tevekkül üzerine doğruluğa cevap verdi. Dedi ki: Ebu Abdullah haccetti ve haccında kendisine on dört dirhem yetti.

İshak bin Raheveyh soruldu ki:

“Bir adamı çöle azıksız girmesi uygun mudur?” Dedi ki:

“Eğer adam Abdullah bin Münir giyse1 çöle azıksız gerek, yoksa girmesi uygun değildir, adam ne zaman zayıf olur ve nefsi üzerine sabredememekten korkarsa veya dilenciliği maruz kalırsa veya şüphe ve öfkeye düşmesi korkusu varsa o vakit sebebleri terketmesi caiz değildir, İmam Ahmed ve başkası kazancı terden en şiddetli itiraz etti. İbni Abbas’tan şöyle dediği rivayet edildi: Yemen ehli haccediyor ve azık almıyorlardı ve diyorlardı ki: Biz tevekkül sahibiyiz, haccediyorlar ve Mekke’ye gelip insanlara dileniyordu, bunun üzerine Allah şu ayetiindird: (Azıklanın, Muhakak azıkların en hayırlısı takvadır) (Bakara: 2/196)1 Mücahid, İkrime, Nahai ve seleften bir çoğu böyle dedi, kalbi mahluklara tamamen bakmaktan kesilmiş olanlardan başkasına sebebi tamamen terketmesine ruhsat verilmez.

Ahmed’den rivayet edildi ki: Tevekkülden soruldu ve bunun üzerine dedi ki: Yaratıklardan ümit kesmekle onlara bakmayı kesmektir, bunu delili soruldu, dedi ki: İbrahim (s.a.v.) ateşe atılır ve Cebrail (sa) kendisine görününce İbrahim’e: Senin bir hacetin var mı dedi, sana ise hayır dedi.2

Ahmed’in kelamına zahiri: Kazanmak her halukarda daha faziletlidir, çünkü oturup kazanmaya Allah’a tevekkül etti diyen birinden soruldu, dedi ki: İnsanların hepsine Allah’a tevekkül lazımdır, fakat nefislerine kaçanla dönmeleri de lazımdır.

Hala Fadayl bin İyad’a isnadıyla Ona şöyle dediği rivayet etti: Bir adam evinde oturursa ve Allah’a güvendiğini ve rızkının geleceğini zannetse, dedi ki: Allah’a güvense hatta kendisine güvendiği bilinse ve istediğini kendisinden engellemese tamamdır, fakat bunu bunu ancak peygamberler yapmıştır, başkaları yapmamıştı, peygamber kendilerini ücretle çalıştırmışlardır, Peygamber (s.a.v.) Ebu Bekir ve Ömer ücretle çalışmışlar ve Allah’a bizi rızıklandırıncaya kadar oturalım dememişlerdir. Allah azze ve celle buyurdu ki: (Yeryüzünde dağılın ve Allah’ın fazlından isteyin) (Cuma: 62/10) mutlaka maişeti talb etmek gerekir.

(1) O Örnek veli Hafız, hüccut Ebu Abdurrahman el-Mervezi’dir Buhari, Tirmizi, Nesai başkaları ondan hadis rivayet etti sene 241’de vefat (Siyreu A’laminübela: 12/316)

(1) İbni Abbas haberini Abd bin Humeyd, Buhari, Ebu Davud, Nesai, ibnul Münzir, ibni Hibban ve Beyheki süneninde tahric etti Dürrül Mensur: 1/398.

(2) İbni Ceriri Taberi tefsirinde (17/33-34) Mu’temir bin Süleyman et-Teymi’den O da bazı ashabından rivayet etti, bu sahih değildir. Doğrusu Buhari’nin ibni Abbas’tan tahriç ettiğidir, O dedi ki: İbrahim (sa)’ın ateşe atıldığında en son sözü: İbnu Amr’dan şöyle dediğini tahric etti: İbrahim (a.s.)’ın ateşe atıldığında ilk söylediği kelime: Allah bize yeter o ne güzel vekildir. İbni Ebi fieybe Musannef’te ve ibnul Münzir ibnu Amr’dan şöyle dediğini tahric etti: İbrahim (a.s.)’ın ateşe atıldığında ilk söylediği kelime: Allah bize yeter, o ne güzel vekildir’dir. (Dürrül Mensur: 4/579).

Bişr’den bunun zıddını hissetiren birşey rivayet etti, Ebu Nuaym Hilye1 rivayet etti, Bişr tevekkülden soruldu bunun üzerine dedi ki: Sakin olmaksızın ıztırab, ıztırabsız sakin olmaktır, soran ona dedi ki: Anlayıncaya kadar onu bize açıkla Bişr dedi ki: Sakin olmaksızın ıztırab, adamın azabların hareket etmesi ve kalbini Allah’a sükun bulmasıdır, ameli değil. Izdırabsız (hareketsiz) sükun, adamındır, her halukarda kim bu yüsek makamlara ulaşmamışsa mutlaka sebeb sıkıntılarını çekecektir, özellikle sabretmeye iyali de varsa, Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Günah olarak kişiye, geçimini verdiği kimseye zayi etmesi (ihmal) etmesi yeter.”2

Bişr diyordu ki: Eğer benim iyalim olsaydı, çalışır ve kazanırdım.

Yine sebebleri terketmekle gitmesine razı olmadığı halde hakkını gitmesine sebeb olan aciz ve tefrit ehlidir, bunun hakkında Peygamber (s.a.v.)’in sözü şöyledir: “Kuvvetli mümin zayıf mümin’den daha hayırlıdır ve Allah’a daha sevimlidir, hepsinede hayır vardır, sana fayda verene hırs göster, Allah’tan yardım iste, aciz olma, eğer sana bir şey isabet ederse keşke şöyle şöyle yapsaydım deme, fakat: Allah takdir etti ve dilediğini yaptı, çünkü keşke şeytanın amelini açar” bunu mümin manasıyla Ebu Hureyre’den tahric etti.3

Ebu Davud’un sünende4 Avf bin malik’ten rivayet edildi ki: “Peygamber (s.a.v.) iki adam arasında hüküm verdi, aleyhine hüküm verilen arkasını dönünce dedi ki: Allah bize yeter o ne güzel vekildir, bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Allah acizlik üzere oluşu kınar, fakat akıllı olmalısın, bir sana galip gelirse Allah bana yeter ve ne güzel vekildir de.”

Tirmizi5 Enes’te tahric etti, dedi ki: Bir adam dedi ki:

“Ya Rasulullah devemi bağlayıpta mı, yoksa boş salıpta mı tevekkül edeyim?” buyurdu ki:

“Bağla ve tevekkül et.” Yahya bin Kattan’ın şöyle dediği zikredildi: Bu benim yanımda münker hadistir.

Bunu Taberani Amr bin Ümeyye’de tahric etti, o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayet etti.1 Ravi Vadin bin Ata, Mahfuz bin Alkame’den, o da ibni Aziz’den, o Peygamber (s.a.v.)’den şöyle buyurduğu rivayet etti: “Tevekkül akıldan sonradır”, bu mürseldir2 manası: İnsan aklı ve mübah olan sebeblerde koşmayı alır ve çalışmasından sonra Allah’a tevekkül eder, bütün bunlar tevekkül’ün sebepleri yerine getirmeye zıt olmadığına işarettir, bilakis o ikisini bir arada bulundurmak daha efdal olabilir.

Muaviye bin Kurra dedi ki: Ömer bin Hattab yemen ehlinde bir kısım insanlara karşılaştı ve dedi ki:

“Siz kimsiniz?” dediler ki:

“Biz tevekkül sahibleriyiz” dedi ki:

“Siz bilakis müekkilsiniz, çünkü metevekkil sevgisini yere atıp Allah’a tevekkül edendir.”3 Hallal dedi ki: Muhamed bin Mansur bize haber verdi ve dedi ki: Mazini Bişr bin Harise tevekkül sordu, o da dedi ki: Tevekkül sahibi Allah’a kendisine kafi gelinsin diye tevekkül etmez, eğer bu kıssa tevekkül sahilin kalbine girse, tevbe ve pişmanlıkla Allah’a sığınırlar fakat tevekkül sahibi kalbiyle Allah’tan kifayet olan girer, Alah’ı kefil olduğu hususta tasdik eder.

Bu sözün manası Hakiki tevekkül sahibi tevekkülü rızkı ve başka şey hususunda Allah’tan elde etmek için sebeb kılmaz, çünkü eğer bunu yapsa rızkı celbetmek ancak hakiki tevekkülden: Allah’ın kulun rızkını ve ona yetecek şeye kefil olduğunu bilmesi ve kefil olduğu hususta onu tasdik etmesidir ve kalbiyle ona güven duymasıdır rızkı celb etme hususunda tevekkülü sebebler çizgisinde kılmamasıdır, rızık takva sahibi fasık mümin ve kafir gibi herkese taksim edilmiştir, Allah Teala buyurdu ki: (Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir) (Hud: 11/6) bu yürüyenlerden çoğunu çalışma hususunda acizliğiyle beraber böyledir, Allah buyurdu ki: (Nice canlı vardır ki rızkını (yanında) taşımıyor, onlara da size de rızık veren Allah’tır) (Ankebut: 29/60)

(1) Nuaym Hilyetül Evliya’da (8/351) Bişr bin Haris el-Hafi’den tahric etti.

(2) Sahihtir, Abdullah bin Amr’dan Davud ibni Hibban bu lafızla, Müslim ve ibni Hibban şu lafızla: “Kişiye fünah olarak gemine baktığı kimseyi zayi etmesi yeter (Camiul usul: 9/36).

(3) Sahihtir, Müslim ebu Hureyre’den tahric etti (Camiul usul: 10/521).

(4) Hadisinin isnadı zayıftır, Ebu Davud tahric etti Camiul usul: 10/550).

(5) Hadis zayıf münkerdir tirmizi (2519) tahric etti ve de di ki: Bu hadis garibtir, Yahya dedi ki: Benim yanımda bu hadis münkerdir, senedin de Muğri bin Ebi Kurra es-Südeysi var o zayıftır, Amr bin Ümeyye ed-Damri hadisiyle kuvvetleniyor.

(1) Sahihtir, Taberani Kebir’de bir çok tarikiyle tahric etti, Heysemi Mecma’da (10/303) dedi ki: Tariklerin birinin adamları sahih rivayet adamlarıdır, Yakub bin Abdullah bin Ümeyye güvenilirdir. Hakim İbni Hibban ve Zehebi doğruladı.

(2) Deylemim Sünedül Firdevs’te Tahric etti.

(3) İbni Dünya Tevekkül’de tahric etti.

Kul sağ oldukça Allah onu rızıklandırır ve çalışma olsun olmasın Allah ona kolaylaştırır kim rızık talebi için Allah tevekkül etse tevekkül kazanç ve sebeb kılar, kim ona kefilliğinde güvenerek tevekkül ederse ona güvendiğinden ve vadini tazdik ettiğinden dolayı tevekkül etmiş olur, Müsenna el-Enbari1’nin sözüne güzeldir. O imam Ahmed’in ashabını seçkinlerindendir: Kefalet altına alınmışsa tasalanmayın, kefli olanı itham etmiş olursunuz ve rızkı razı olmamış olursunuz.

Bilki tevekkülün neticesi kazaya rızadır, kim işlerini Allah’a havale ederse ve kendisine olan takdirine razı olursa tevekkül gerçekleştirmiş olur, bunun için Hasan Fadayl ve ikisinden başkası tevekkülü rızayla tefsir ediyorlardı. İbni Ebi’ddünya dedi ki:2 Hikmet sahiblerin birine şöyle dediği bana ulaştı: Tevekkül üç derecedir: Birincisi: fiikayeti terketmektir, İkincisi: Rıza, üçüncüsü: Muhabbettir. fiikayeti terketmek: Sabır derecedir, rıza: Allah’ın taksim ettiğine kalbin sükunet bulmasıdır, bu birinciden daha yüksektir, sevgi: Sevgisi Allah’ın yaptığı şeye olmasıdır. Birincisi zahidler içindir, ikincisi sadıklar için, üçüncüsü peygamberler içindir.

Allah’a tevekül eden eğer rızık ve başka hususta Allah’ın takdirine sabrederse o sabırlıdır, sonra kendisine takdir edilecek olana razı olursa o razıdır, eğer onu tamamen bir idaesi olmaz ve kendisine takdir edicek olan rıza gösterilse bu seven ariflerin derecesidir, Ömer bin Abdul Aziz diyordu ki: Ben sabahlarım ve benim için kaza ve kaderimden başka bir sevinç yoktur.

S:267

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS