OTUZ ÜÇÜNCÜ HADİS: DELIL IDDIA EDENE YEMIN INKAR EDENEDIR

OTUZ ÜÇÜNCÜ HADİS:

DELIL IDDIA EDENE YEMIN INKAR EDENEDIR

İbni Abbas’tan, Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Eğer insanlara davaları ile verilecek olsaydı, (bir kısım) adamlar bir kavmin kanlarını ve mallarını iddia ederdi, fakat (durum öyle değil) delil iddia edene, yemin ise inkar edenedir.” Hadis hasendir, Beyhaki1 ve başkası bu şekilde rivayet etti, bazısı Sahihayn’dedir. Bu hadisin aslını Buhari ve Müslim ibni Cüreyc’ten tahric etti o da ibni Ebi Müleyke’den, o da ibni Abbas (r.a.) o da Peygamber (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Eğer insanlara davalarıyla verilecek olsaydı, bir kısım insanlar bir kısım adamların kanlarını ve mallarını iddia ederdi, fakat yemin müddaa aleyhedir (davalıyadır).”2

Yine bunu Buhari Müsilm Nafi bin Ömer el-Cümehi rivayetinden tahric ettiler, o da ibni Ebi Müleyke’den, o da ibni Abbas’tan rivayet etti: “Peygamber (s.a.v.) yeminin davalıya ait olduğuna hükmetti.”3 fieyhin zikrettiği lafzı (S: 133) ibnissalah benzerini küllüyat hadisleri içerisinde zikretti ve dedi ki: Onu Beyhaki güzel bir isnatla rivayet etti. İsmaili sahihinde tahric etti. Velid Müslim’den, o dedi ki: Bize ibni Cüreyc ibni Ebi Müleyke’den, o da ibni Abbas’tan, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“fiayet insanlara davalarıyla verilmiş olsaydı, bir kısım adamlar bir kısım adamların mallarını dava ederdi, fakat delil talibe, yemin matlubadır.”

fiafii1 rivayet etti: Bize Müslim bin Halid ibni Cüreyc’ten haber verdi, o da ibni Ebi Müleyke’den, o da ibni Abbas’tan rivayet etti, Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Delil dava eden üzerinedir.” fiafii dedi ki: Zannediyorum, sabit kılmıyorum buyurdu ki: “Yemin davalı üzerinedir.” Muhammed bin Ömer bin Lübabe Fikhul Endelüsi Osman bin Eyyub el-Endelüsi’den rivayet etti o da Gazi bin Kays’dan, o da ibni Ebi Müleyke’den, o da ibni Abbas’tan o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayet etti ve bu hadisi zikretti ve dedi ki: “Delil iddia eden kimse, yemin inkar eden kimse üzerinedir.” Gazi bin Kays el-Endelüsi büyük salihtir, Malik, ibni Cüreyc ve bu ikisinin tabakasından işitti, bu isnaddan ibniCüreyc düştü, imam Ahmed ve Ebu Ubeyd delil getirdi, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet ettiler: “Delil iddia edene, yemin inkar edenedir.” Bu delildir ki, bu lafız o ikisinin yanında sahih ve kendisiyle delil getirilir bir lafızdır, bu manada çok hadis vardır. Sahihayn’de2 Eş’as bin Kays şöyle dediği rivayet edildi. Benimle bir adam arasında su kuyusu hakkında çekişme vardı, Rasulullah (s.a.v.)’e gittik Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Senin iki şahidin veya onun yemini (lazım)” dedim ki:

“O halde o yemin eder ve umursamaz bile” Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

“Kim kendisiyle mal hakedeceği bir yemin ederde ve yemininde facir olursa (yalan) Allah’ın gazabı üzerinde olduğu halde huzura gelir, Allah bunun doğrusunu indirir, sonra şu ayeti okudu: (Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince...) (Aliİmran: 3/77)

Müslim’in bir rivayetinde: “O halde yemin eder” lafzından sonra buyurdu ki: “Senin için ancak bu vardır.”4 lafzı vardır.

(1) Hadisi Hafız ibni Hacer Fethul Bari’de hasenledi, Beyhaki bu lafızla güzel bir isnatla tahric etti, ibni Hibban benzerini ibni Ömer’den tahric etti, Tirmizi benzerini Amr bin fiuayb’ten tahric etti, o da babasından o da dedesinden rivayet etti, yine Darekutni senedinde Müslim bin Halid ez-Zenci bulunan bir isnatla tahric etti, o zayıftır (Neylülevtar: 8/305 ve sonrası, Telhisu’l habir: 2/208.

(2) Hadis sahihtir, Buhari, Müslim, Ahmed, ibni Mace, Taberani, Beyhaki, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai ibni Abbas’tan tahric etti, ibni Hibban doğruladı (Camiu’l Usul: 10/554 ve sonrası, 391, Feyzu’l Kadir, Neylül Evtar: 8/305.

(3) Hadis sahihtir, Ahmed, Buhari, Müsilm, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, Taberani, ibni Ebi fieybe, Beyhaki ve Tahavi tahric etti (Neylülevtar: 8/305).

(1) fiafii ve ondan Beğavi tahric etti sahihtir.

(2) Hadis sahihtir, Ahmed, Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, ibni Mace, Beyhaki, ibni Ebi fieybe tahric etti (Neylülevtar: 8/302 ve sonrası).

(4) Müslim ve Tirmizi Vail bin Hucr’dan tahric etti ve doğruladı, lafzı şudur:“Ey Allah’ın Resulü adam facir (fasıktır) yemin ettiği şeye önem vermez, hiçbir şeyden sakınmaz” buyurdu ki: “Ondan sana ancak bu vardır.” (Neylülevtar: 8/303).

Yine Müslim mana ile1 Vail bin Hucr’dan tahric etti, o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayet etti. Tirmizi2 Azrami’den tahric etti, o da Amr bin fiuayb’den, o da babasından, o da dedesinden, Peygamber (s.a.v.)’in hutbesinde şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Delil iddia edene, yemin davalıyadır” ve isnadında söz var dedi Azrami Hıfzı yönünden bu hadisi zayıflatıyor. Darekutni3 Müslim bin Halid ez-Zenci rivayetinden tahric etti -o zayıftır- o da ibni Cüreyc’ten- o da Amr bin fiuayb’ten, o da babasından, o da dedesinden, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Delil iddia edene, yemin kasame hariç (kan sahipleri arkadaşlarını ölü bulupta öldüren bilinmediği durumunda, kanlarının hakkını almak için elli kişi yemin eder, elli yoksa çocuk, kadın ve köle olmayan hazır ki bulunanlar elli yemin edip zanlıları dava ederler, buna kasame denir, mütercim) yemin inkar edenedir.”

Hafız ibni Cüreyc’ten, o da Amr bin fiuayb’ten mürsel olarak rivayet etti, yine Mücahid rivayetinden tahric etti, o da ibni Ömer’den Peygamber (s.a.v.)’in fetih günü hutbesinde şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Davalı yemine daha evladır, ancak delil getirirse o hariçtir.”4 Bunu Taberani tahric etti, o Abdullah bin Amr bin As’tan tahric etti, isnadında söz vardır.5 Darekutni bu manayı birçok zayıf vecihlerle tahric etti, Haccac es-Savvaf Humeyd bin Hilal’den, o da Zeyd bin Sabit’ten şöyle dediğini rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) hangi bir adam bir adamdan bir istekte bulunursa, istenilen kişi yemin etmeye daha layıktır.”

Bunu Ebu Ubeyd ve Beyhaki tahric etti isnadındakiler güvenilirdir, ancak Humeyd bin Hilal’in Zeyd bin Sabit’le karşılaştığını sanmıyorum. Bunu Darekutni’de tahric etti, şu ziyadeyi yaptı:“fiahitler olmaksızın.”6

S:135 Nesai1de ibni Abbas’dan şöyle dediğini tahric etti: İki çekişmeli Peygamber (s.a.v.)’e geldi ve biri diğeri üzerinde bir hak idda etti, Peygamber (s.a.v.) iddiacıya buyurdu ki:

“Delilini getir” adam:

“Ey Allah’ın Resulü benim bir delilim yoktur” dedi diğerine:

“Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a onun senin üzerinde birşeyi olmadığına veya senin yanında birşeyin olmadığına dair yemin et” buyurdu.

Ömer’den riayet edildi ki: Ebu Musa’ya yazdı ki: “Delil dava edene, yemin ise inkar edenedir”2 bu şekilde Zeyd bu şekilde Zeyd bin Sabit Ömer aleyhine Ubey bin Kab fazlul hitab şudur: “Delili iddia edene, yemin de inkar edenedir.”4

İbni’l Münzir dedi ki: İlim ehli delilin idida edene, yemini de itiraz edene olduğu hususunda icma etti, dedi ki: “Delili iddia edenedir”ın manası: Deliliyle iddia ettiğini hakeder demektir. “Yemin davalıyadır”ın manası: Yani onunla temize çıkar, çünkü o üzerinde farzdır.

Ashabımız ve fiafii ashabı dava edenle dava olunanı tefsrinde ihtilaf etti, bazısın dedi ki: Müddai aslını veya zahirin hilafına gizli birşey talep edendir, müddea aleyh (dava edilen davalı) bunun aksinedir, bunun üzerine bir mesele bina ettiler.

(1) Önce geçtiği gibi Müslim Sahih’inde, Ebu Davud, Tirmizi ve Beyheki tahric etti.

(2) Hadis zayıftır, Tirmizi (rakam: 1341) ve Darekutni tahric etti, Tirmizi dedi ki:Bu hadisin isnadında söz var, Muhammed Ubeydullah el-Azrami Hıfzı yönünden hadisi zayıf kılınır, ibni Mübarek ve başkası onu zayıf gördü. Darekutni’nin senedinde Haccac bin Ertat var, o zayıftır Amr bin fiuayb’ten işitmemiştir, ancak Azrami’den ondan rivayetle aldı, Azrami metrüktür (Nasburraye: 4/390 ve sonrası).

(3) Önce geçtiği gibi Darekutni Sünen’inde tahric etti, yine Beyheki ve ibni Adiy tahric etti, Buhari’nin dediği gibi ibni Cüreyc Amr bin fiuayb’tan işitmemiştir? Darekutni ve ibni Adiy zayıf bir isnatla Ebu Hureyre’den tahric etti (Telhisulhabir: 4/39)

(4) Darekutni tahric etti, ibni Hibban doğruladı.

(5) Taberani ve Beyheki Haccac bin Ertat’tan tahric etti, o Amr bin fiuayb’ten, o da babasından, o da dedesinden rivayet etti, açıkladığımız gibi bu isnad zayıftır.

(6) Hadis sahihtir, Darekutni ve Beyheki sünenlerinde tahric etti.

(1) Nesai ve Ebu Davud Sünen’lerinde, Ahmed Tahavi tahric etti Hakim doğruladı, Zehebi de uyum gösterdi. Fakat fievkani dedi ki: (Neylülevtar: 8/310) İsnadında Ata bin Saib var onun hakkında söz var, Buhari onun hadisini başkasıyla bitişik olarak tahric etti.

(2) Beyheki, Darekutni ve ibni Ebu fieybe Musannef’inde tahric etti.

(3) Sünenü’l Beyheki: 10/136, Veki’in kadıların haberleri: 1/108.

(4) Taberi tefsiri: 23/89 Beyrut baskısı.

(5) İcma kitabına bak. s: 62. Katar baskısı, mesele: 256.

Emanet edilen emanet verilen şeyin telef olduğunu idda ederse, denildi ki: O iddia edendir, çünkü asıl olan onun iddia ettiğine muhaliftir, ancak delile ihtiyaç duymuyor, çünkü emanet veren onu emin kılmış, emanet verip emin kılmak sözünün kabulünü gerektirir, denildi ki: Delile ihtiyaç duyan ididalı davasıyla bir kavmi kan ve malından hak alan iddalıdır, hadiste zikredildiği gibi.

Fakat emin (emaneti) birşey verilmesi için bir iddiada bulunuyor, denildi ki: Bilakis o davalıdır, çünkü sussa da terkedilmez, bilakis cevabı reddetmesi gerekir, emanet veren idida eden durumundadır, çünkü sustuğu anda terkedilir, (cevap istemez), eğer emanetçi emaneti emanet aldığına geri verdiğini iddia etse çoğunluk telef davasında olduğu gibi yine davasını kabul edileceği görüşündedir. Evzai dedi ki: Sözü kabul edilemez çünkü o davacıdır.

Ahmed bir rivayette ve Malik şöyle dedi: Emaneti aldığı delil ile sabit olursa geri verdiği iddası delilsiz kabul edilmez. Ashabımızdan bazısını bunu şöyle yorumladı: Sabit hakların geri çevrilmesinin şahidlendirilmesi delil ile farzdır onu terketmek tefrit olur ve tazmin etmek gerekir, yine onlardan bir taife yetimin malını kendisini çevrilmesi hususunda da böyle dedi: Onun için mutlaka delil gerekir, çünkü Allah şahitlendirmeyi emretti, farz olmuş olur.

Fakihler bu babta iki görüşe ayrıldı, birincisi: Delil ebediyyen iddia sahibine geri çevrilmeyeceğini, çünkü yemini ancak inkar edip davalı yemin eder yemin ve şahitle birlikte hüküm verilmeyeceğini çünkü yemini ancak inkar edip davalı durumda olunana ait olduğunu söylediler, Kasame meselisinde Said bin Ubeyd’in rivayet ettiği şu hadisle delil getirdiler, (Said bin Ubeyd) dedi ki: Bize Büşeyr bin Yesar el-Ensari Sehl bin Ebi Hasme’den rivayetle anlattı: O ona haber vermişki onlardan bir topluluk Haybere gitmiş orada dağılmışlar, içlerinden birini ölü olarak bulmuşlar... ve hadisi zikretti, hadisin içerisinde Peygamber (s.a.v.)’in şu cümlesi vardır:

“Öldürenin kim olduğuna dair bana bir delil getiriniz” dediler ki:

“Bizim bir delilimiz yoktur” buyurdu ki:

“Yemin etsinler (zanlı tarafı)” dediler ki:

“Biz yahudilerin yeminlerine razı olmayız” Peygamber (s.a.v.) ölünün kanının boşa gitmesini çirkin yeminlerine razı olmayız, Peygamber (s.a.v.) ölünün kanının boşa gitmesini çirkin buldu, zekat develerinden fidyesini (kan bedelini) (ölünün velilerine) verdi.” Bunu Buhari tahric etti.

S:137 Bunu Müslim muhtasar olarak tahric etti, tamamlamadı, fakat bu rivayet Yahya bin Said el-Ensari’nin Beşir bin Yesar’dan onun da Sehl bin Ebi Hasme’den yaptığı rivayetle çatışıyor, O (Sehl bin Ebi Hasme) kıssayı zikretti ve şöyle dedi: Resulullah’a (s.a.v.) Abdullah bin Sehl’in öldürüldüğünü zikrettiler, Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Sizden elli kişi onlardan birinin üzerine (öldürdüğüne dair) yemin eder ve ölünün bürmesini def edersiniz.” (Bürme: Taştan kazan demektir, burda ölünün ölünün hakkını almak manasında kinayedi. Bu sabit olan meşhur lafzıyla tamamen Sahihayn’de tahric edilmiş rivayettir.1

Hafız imamlar Yahya bin Said’in rivayetinin Said bin Ubeyd et-Tai’nin rivayetinden daha sahih olduğunu zikrettiler, çünkü o daha fazla hıfzı sağlam ve daha bilgilidir, o Medine ehlindendir onların hadisini Kufe’lilerden daha iyi bilir. Nesai dedi ki: Said bin Ubeyd’e Beşir bin Yesar’dan olan rivayetinden dolayı mütebaat eden bir kimseyi bilmiyoruz, Müslim Temyiz2 kitabında dedi ki: Said bin Ubeyd vechi üzere ezberlememiştir, çünkü bütün haberlerde Peygamber (s.a.v.)’in Ubeyd vechi üzere ezberlememiştir, çünkü bütün haberlerde Peygamber (s.a.v.)’in onlardan elli yemin istemesi vardır, haberler de onlardan delil istediğine ve Said’in kasameyi terkettiğine dair birşey yoktur, haberlerin onun hilafına birleşmesi onun yanlış olduğunu gösteriyor, Yahya bin Said buna muhalefet etti.

İbni Abdil Ber Said bin Ubeyd rivayeti hakkında dedi ki: Bu Irak ehlinin Beşir binYesar’dan rivayetidir, Medine ehlinin ondan rivayeti daha sabittir, onlar onunla daha fazla oturmuşlardır, onların nakli ilim ehli yanında daha sahihtir. Derim ki: Said bin Ubeyd kasame kıssasını özetledi, o hadis içerisinde muhafaza edilmiştir, Nesai3 Amr bin fiuayb’ten tahric etti, o da babasından, o da dedesinden o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayet etti ki: Peygamber (s.a.v.) öldürülenin velisinden iki şahit istedi;

“İki şahidi nerden bulayım” dedi. Buyurdu ki:

“Elli tane yemin et” dedi ki:

“Bilmediğim şey üzerine nasıl yemin ederim?” Buyurdu ki:

“Onlardan elli tane yemin etmelerini iste” bu hadis Said bin Ubeyd veYahya bin Said rivayetinin arasını buluyor ikisini birleştiriyor ikisi de kıssasının bir bölümünü terketmiş oluyor ikisini birleştiriyor ikiside kıssasının bir bölümünü terketmiş oluyor, Said iddialıların yeminini, Yahya ise kasame (yeminden) öncesi delil zikrini terketti, Allah en iyi bilir.

(1) Hadis sahihtir, Cemaat tahric etti (Ahmed, Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve ibni Mace) “Bürmesini def eder” sözü Hanefiler dışında cumhurun kasame ile kısas gerektiğine dair delilidir, Hanefiler dedi ki: Kasame yeminleriyle diyet gerekir, kısas gerekmez (Neylül Evtar: 7/34-37).

(2) S: 144 ve sonrası.

(3) Nesai Sünen’inde güzel bir isnadla tahric etti.

Yeminle birlikte şahid meselesi ise, şahid ve yeminle hükmü inkar edenler şu hadisi delil getirdi: “Senin iki şahidin veya onun yemini” ve: “Senin için ancak bu vardır.”1 Kadı İsmail Maliki bu lafız hakkında konuştu ve dedi ki: Mansur Ebu Vail’den rivayetle yalnız kaldı, diğer raviler ona muhalef etti ve dediler ki: Ona sordu:“Senin delilin var mı,yok mu?” Delil sadece iki şahid değildir, bilakis hakkı açığa kapsayan diğer şeyleri de kapsar, başkası dedi ki: fiehadetiyle hakkında açığa çıkacağı iki şehadeti müddai için murad etmiş olabilir, buna iki adamın şahitliği de, iki kadınla beraber bir adamın şahidliği de, bir kişinin yeminiyle birlikte şahidliği de girer, Allah davacının yeminlerini lian meselesinde şahidler yerine kabul buyurdu.

“Sana ancak bu vardır” bununla genel nefiy varid olmadı, bilakis hususi nefiy variddir, o da müddeinin muradıdır, o da delilsiz sözün (geçerli olan) kendi sözü olmasıdır onu burdan engelledi ve bunu ondan kabul etmedi, yine başka bir hadiste: “Fakat yemin davalıyadır” onunla şahidlik soyutlanmış yemini murad etti, hadisin evveli buna delildir. O da şudur: “Eğer insanlara davalara (dava ettikleri şeyler) verilecek olsaydı bir kısım adamlar bir kısım adamların kanlarını ve mallarını dava ederdi” bu; “Yemin davalıyadır” sözü delil yokluğu durumunda çekişmeyi kesecek yemin olduğuna delildir. fiahitle birlikte hakkı isbat eden yemin ise bu başka bir çeşittir, başka bir sünnetle sabit olmuştur.

Yemini iddia edene havale etmek ise, imam Ahmed’den meşhur olan görüş iddia edene havale edilmeyeceği hususunda Ebu Hanife’ye uymuştur, Ahmed şu hadisi delil getirdi: “Yemin davalıyadır”, Ebu Talib’in ondan olan bir rivayetinde dedi ki: Ona: Yemin eder ve hakkını alır denilmesi de akla uzak değildir, bunu ashabımızın müteahhirleri tercih etti, bu Malik, fiafii ve Ebu Ubeyd’in görüşüdür. S: 139 Sahabeden bir topluluktan rivayet edildi, merfu hadiste varid oldu ve bunu Darekutni1 nazarlı bir isnatla tahric etti. Ebu Ubeyd dedi ki: Bu yemini kendilerinden kaldırmak değildir, çünkü yerinden kaldırmak yemin ile istenilenin aleyhine hükmetmemektir, aleyhine hükmedilirse ve arkadaşının yeminine de razı olursa bu şekilde o kendi nefsi aleyhinde şahidlik etmiş olur, çünkü isteseydi yemin eder ve temize çıkar ve dava boşa çıkmış olurdu.

Meselede ikinci görüş: Davalılardan tarafının en kuvvetle olanı tercih etmek ve yemini ona vermek, bu Malik’in görüşüdür, yine Kadı Ebu Ya’la hilafında zikretti ki bu Ahmed’in de görüşüdür, buna göre zikri geçen kasame, yemin ve şahidle beraber hüküm meselelerine yönelinir, çünkü dava eden tarafı kasame mevzuunda bir karine ile kuvvetlenirse yemin onun tarafına verilir, yemini ile onun lehine hükmedilir, yine dava eden şahid getirse kendi tarafı kuvvetlenmiş olur, şahitle beraber yemin eder ve lehine hükmedilir. Onların: “Delil dava edenedir” sözüne cevapta iki yolları vardır, birincisi: Bu delil ile, bu genel durumdan özelleştirilmiştir.

İkincisi: Delil iddia edenedir sözü genel değildir, çünkü murad: Bilinen iddialıya şeklindedir, o da davasından (iddiasından) başka elinde delili olmamasıdır, şu hadiste olduğu gibi: “Eğer insanlara davaları sebebiyle verilecek olsaydı, bir kısım adamlar bir kısım kavmin kanlarını ve mallarını dava ederlerdi” davasını kuvvetlendirecek iddialı isebu hadise dahil değildir.

Üçüncü yol, delil: İddia edenin davasının doğruluğunu açığa çıkaran herşeydir, yeminle beraber (kasamede) levs (öldürme üzerine karine, ipucu), şahidle bebareber yemin delilidir.

Dördüncü bir yol ki bazıları bu yola girdi: Bu lafzın sahihliğini yaralamadır, yani:“Delil dava edenedir” sözü, dediler ki: Sabit olan şudur:“Yemin davalıyadır” ve: “Eğer insanlara davalarıyla verilecek olsaydı, bir kavim bir kavmin mallarını ve kanlarını dava ederdi” sözü kan ve malda hak davasında bulunanın iddiasına delil getirmesi gerektiğine delildir, bu genele şu da girer.

(1) Tahrici önce geçti, Müslim Tirmizi Vail bin Hucr’dan tahric etti, Eş’as bin Kays hadisinden değildir (Neylülevtar: 8/302-303).

(1) Hadis zayıftır. Darekutni Sünen’inde tahric etti, senedinde Muhammed bin Mesruk vardır, meçhuldür. İshak bin el-Fırat vardır, hakkında ihtilaf edilmiştir.

Bir adama kendi müverrisini öldürdüğünü iddia eden kimse ve bu kimsenin yannda öldürülenin şu sözünden başka delili yok: Beni filan yaraladı. Bu sözle yetinilmez ve sadece bu söz ipucu olmaz bu Malikilere muhalif olarak cumhurun görüşüdür, çünkü onlar bu bösü ip ucu, karine olarak kabul etti ve veliler bu ip ucuyla beraber yemin edip hak kazanabilirler.

Yine buna eşine zina isnadında bulunpta onunla lianda bulunan da girer, çünkü kocanın sadece lianıyla kadının kanı mübahlamaz, bu fiafii’ye hilafen çoğunluğun görüşüdür, onun görüşünü Cüzecani Allah azze ve cellenin şu kavlinin zahirinden dolayı tercih etti: (Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahidlik etmesi kendisinden cezayı kaldırır) (Nur: 24/8) Onlardan bazısı azabı hapsetmek manasına hamletti ve dedi: Eğer lanetleşmezse ikrar edinceye ya da lanetleşinceye kadar hapsedilir, bunda zayıflık vardır, eğer bir kadın bir adamın kendini zinaya zorladığını iddia etse, cumhura göre kadının davasıyla adama birşey gerekmez. Malikilerden Eşheb dedi ki: Yeminiyle birlikte ona mehir gerekir, onlardan başkası dedi ki: Yeminsiz ona mehir vermek gerekir, bütün bunlar kadın değerli, şahsiyetli biri olduğu zamandır ve dava edilmeye layık itham olunmuş bir kişiyi dava ediyorsa böyledir, eğer suçlanılan şahıs salihlerdense iftira dolayısıyla kadına had vurulma hususnda Malik’ten iki rivayet vardır.

fiureyh ve İyas bin Muaviye çekişmeli mallarda ikidavalıdan birinin doğruluğuna işaret eden soyut karinelerle hükmediyorlardı, fiüreyh iki kadının herbirinin benim kedinin yavrularıdır diye iddia ettiği meselede hükmetti, fiüreyh iki kadının herbirinin Kediyi atın, eğer kedi şımarır, sevinir ve koşarsa kedi o kadınındır, eğer kaçar ve ürkerse kedi ve yavruları o kadının değildir.

Buna yakın bir şekilde fiafiilerden Ebu Bekir fiami’de hükmediyordu, görüşünü ashabımızdan ibni Ukayl’de tercih etti. fiafii ve Ahmed’den mal hırsızlığı konusunda kaifin sözünü istihsan ettikleri rivayet edilir.(Kaif:İz süren, izci), ibni Mansur Ahmed’den nakletti ki:Ekin sahibi dese ki:Senin koyunların benim ekinimi bu gece bozdu, ize bakılır, eğer adamın koyunlarının izi ekinde yoksa ekin sahibinin mutlaka delil getirmesi lazımdır.

S: 141 İshak bin Raheveyh Ahmed gibi dedi, çünkü o iddia eden durumundadır, bu onların izle yetindiklerine delildir, delil iz bulunmadığı anda istenir. “Yemin davalıyadır” sözü, kendisine her dava açılan ve itiraz edip kabullenmeyenin yemin etmesi gerektiğine delilidir, bu fakihlerin çoğunluğunun görüşüdür. Malik dedi ki: Yemin etmesi gerektiğine delilidir, bu fakihlerin çoğunluğunun görüşüdür. Malik dedi ki: Yemin ancak iki davalı arasında bir çeşit karıştırma olduğu zaman beyinsizler yeminleriyle hak talep etmede serbest, çekinmeden yemin etmemeleri için inkar edene ettirilir.

Onun yanında eğer biri bir adama kendisini gasp ettiğini veya hırsızlık ettiğini iddia etse, dava olunan şahısta bununla itham edilecek bir şahıs değilse davalıya yemin ettirilmez. Yine Kasım bin Muhammed, Humeyd bin Abdurrahman’dan hikaye edildi bunu bazısı Medine’nin yedi fakihinden rivayetle hikaye etti, eğer davalı fazilet ehli biriyse Malik’e göre dava eden edeblendirilirl “Yemindavalıyadır” sözüyle delil getiriyor, ve dava edene yemin olmadığına, ona delil getirmesi gerektiğine delil getiriyor, bu da çoğunluğun görüşüdür. Ali’den davacıya deliliyle birlikte şahidlerinin doğru şahidlik ettiğine dair yemin ettirdiği rivayet edildi, bunu yine fiüreyh, Abdullah bin Utbe bin Mesud, ibni Ebi Leyla, Sevvarul Anberi, Ubeydullah ibnil Hasan, Muhammed bin Abdullah el-Ensari’de yaptı, yine Nahai’den de rivayet edildi.

İshak hakim şüphe ederse farzdır dedi. Ahmed’e bu mesele soruldu, Ahmed dedi ki: Bunu Ali’de yaptı, ona bu doğru olur mu? Denildi bunu Ali yaptı dedi. Kadı imam Ahmed’den bu rivayeti isbat etti fakat bunu gaib ve sabi üzerine açılan davaya hamletti bu doğru değildir, çünkü Ali iddia edenden yeminle birlikte delil istemesi hazırdaki davalı ileydi, onlar derler ki: Tek şahidle beraber yeminde olduğu gibi bu şahitlerden şüphe edildiği ve davanın zayıfladığı anda da ayı kuvvetlendirmek içindir.

Yine bazı mütekaddiminler şahidlerden şüphe ederse, şahidlere de yemin ettiriyordu, Basra kadısı Sevvar el-Anberi onlardandır, Kadı Ebu Ya’la bunu mezalim valileri için caiz gördü, kadın için değil. İbni Abbas süt emme hakkında şahidlik eden kadın hakkında dedi ki: Ona yemin ettirilir, imam Ahmed bunu benimsedi, Allah Teala yolculuk anında şahidlerin vasiyyet hakındaki şahidliklerinden şüphe durumunda yemin ettirilmelerini emretti, buyurdu ki: (Ey iman edenler birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahidlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan başka iki kişi (şahid olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkor, bu vasiyyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahidliği gizlemeyeceğiz.) (Maide: 5/106)

Selefin cumhuruna göre bu ayetle amel neshedilmedi, Ebu Musa ve ibni Mesud bununla amel etti, Ali ve ibni Abbas fetva verdi, bu fiüreyh, Nahai, ibni Ebi Leyla, Süfyan, Evzai, Ahmed ve Ebu Ubeyd’in mezhebidir, başkaları dediler ki: Kafirlerin yolculuk esnasında müslümanların ettikleri vasiyyet hakkındaki şahidlikleri yeminleri ile birlikte kabul edilir. İki şahidin yemini şehadetin tamamlanması babından mı, yoksa şüphe anında işin açığa çıkmasını talep etme babından mıdır? Bu muhtemeldir, bizim ashabımız bunu şart kıldı, Bu Ebu Musa ve başkasının rivayetinin zahiridir.

Seleften bir gurup şahidle beraber yeminin istizhar babından olduğunu söyledi, (istizhar: Açığa kavuşturmayı istemek) eğer hakim bir şahidle yetineceğini, adaletinin ve doğruluğunun açığa çıktığından dolayı bile hak isteyenin (davacı) yemini olmaksızın onun yeminiyle yetinir. (Bu şahidlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahidlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve andolsun ki bizim şahidliğimiz onların şahidliğinden daha gerçektir ve biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik” diye Allah’a yemin ederler) (Maide: 5/107) ayeti kafirlerin şahidliğinde bir terslik olduğu ortaya çıkarsa, ölünün velilerinin yalancılıklarına ve hiyanetlerine dair yemin edeceklerine ve onların üzerine yemin etmiş olduğu şeyi hakedecekler olduğuna delildir, bu Mücahid’in görüşüdür.

Bunun izahı da, çünkü yemin davalılardan en kuvvetli olana ettirilir, burada kafir şahidlerin yalanının ortaya çıkmasıyla varislerin davası kuvvetlendi ve yemin iddialıları ettirilir, karineyle birlikte yemin ederler ve iddia ettiklerine hak kazanırlar, aynen velilerin kasamede karine ile birlikte yemin ettiklerine hak kazanırlar, aynen velilerin kasamede karine ile birlikte yemin ettikleri gibi, bu şekilde diyetede, yine kanada Malik ve Ahmed’in yanında hak kazanırlar. İbni Mesud kendisine ölüm gelip iki müslümana vasiyet edip yanındaki malı onlara teslim eden ve vasiyyetine kafirlerini şahid eden bir müslüman hakkında hükmetti, vasiyyet edilen edilen iki kişi geldi teslim aldıkları malın bir kısmını varislere verdi, bir kısmını gizlediler, sonra kafir (şahidler) geldi malın bir kısmını gizlediklerine dair şahidlik ettiler, bunun üzerine (ibni Mesud) vasiyet olunanları çağırdı ölünün kendilerine verdikleri maldan daha fazla vermediğine dair yemin etmelerini istedi (S:143), sonra kafirleri çağırdı onlar da şahidlik etti ve şahidlikleri (nin doğruluğu) üzerine yemin ettiler, sonra (ibni Mesud) ölünün velilerine yahudi ve hristiyanların şahidlik ettikleri şeyin doğru olduğuna dair yemin etmelerini emretti, onlara yemin etti, bunun üzerine vasiyet edilen iki şahsın aleyhine hükmetti1 bu Osman’ın halifeliği zamanındaydı, ibni Mesud ayeti bu şekilde yorumladı, sanki o vasiyet edilenlerin, şahidlerin ve kafirlerin yeminini karşılaştırdı, ikisini düşürdü, geriye varislerle kafirlerin şahidliği kaldı, varisler o şahidlikle beraber yemin etti ve hak kazandılar, çünkü kendi tarafları kafirlerin lehlerine yaptığı şahidlikle kuvvet kazandı, yeminde iki davalının tarafı en kuvvetli olana kılındı ve onunla hükmetti.

fiafii’nin görüşü ve Ahmed’in de bir rivayetinde olduğu gibi, insanoğlunun bütün haklarında mı, yoksa Ahmed’in bir rivayetinde olduğu gibi ancak ceza ile verilen hükümde mi yemin talep edilir veya iki şahide ihtiyaç olunmayan her davada mı yemin istenir bu da Malik’ten rivayet edildi, bu hususlarda fakihler ihtilaf etti. Allah’ın haklarına gelince alimlerden bazısı onda yemin talep edilmez, dedi, bu bizim ashabımızın görüşüdür, Ahmed zekat hususunda bunu ifade etti, Tavus, Sevri, Hasan bin Salih’de bu görüştedir, Ebu Hanife, Leys, Malik ve fiafii dedi ki: İtham edilirse yemin talep edilir.

Yine fiafi’den kendisiyle evlenmesi helal olmayanla evlenen sonra da bilmeden yaptığını iddia eden kimse hakkında davasının doğruluğu için yemin ettirilir dediği hikaye edilir, yine İshak’ta sarhoşun boşaması hakkında böyle dedi, akledemediğine dair yemin eder, unutarak boşayan ise unuttuğuna dair yemin eder, Kasım bin Muhammed ve Salim bin Abdullah’da karısına şöyle diyen adam hakkında: Sen boşsun diyen ve bununla üç boşamayı kastetmediğine yemin eden kişiye karısının geri verileceğini söyledi.

Taberani2 Ebu Harun el-Abdi’den tahric etti, o da Ebu Said el-Hudri’den şöyle dediğini rivayet etti: “Bedevilerden bir kısım insanlar bize et getiriyorlardı, o et hakkında içimizde bir şüphede vardı, bunu Resulullah (s.a.v.)’e zikrettik, buyurdu ki: “Onların bunu (şeri usule göre) kestiklerine dair yemin edin, sonra Allah’ın ismini zikredin ve yiyin.” Ebu Harun gerçekten zayıftır.

(1) İbni Mesud’dan ibni Ebi Hatim ve şeyhin babası tahric etti. Benzerini fia’bi ve Ebu Musa el-Eşari’den Abdurrezzak, Ebu Ubeyd, Abd bin Humeyd, Taberi, ibnil Münzir, Taberani, ibni Mirdeveyh ve Hakim tahric etti ve doğruladı (Dürrül Mensur: 2/604).

(2) Taberani Evsat’ta Ebu Said’den tahric etti, Heysemi Mecma’da dedi ki: 4/36 Adamları güvenilirdir, gerçek şudur ki, senedinde Ebu Harun el-Abdi vardır o metruktür.

İnsanların haklarında emanet olunan ise, sözünden önce ona yemin ettirilir mi, ettirilmez mi? Alimlerin bunda üç görüşü vardır, birincisi: Ona yemin yoktur, çünkü emanet veren onu doğrulamamıştır, doğrulamakla birlikte yemin gerekmez, Hakim’de buna kıyas edilir, bu Haris el-Ukle’nin görüşüdür. İkincisi: Yemin gerekir, çünkü o inkar eden konumundadır, şu hadisin geneline girer: “Yemin inkar edenedir”, Ebu fiureyh, Ebu Hanife, fiafii, Malik ve ashabımızın çoğunluğunun görüşüdür.

Üçüncüsü: Ancak itham edilirse yemin gerekir, bu imam Ahmed’in ifadesidir, bir rivayette de Malik’in görüşüdür.

“Delil idda edene, yemin inkar edenedir”bununla bir adamın aleyhine kendi lehine bir şey iddia ettiği zaman böyledir, bunun için hadisin başında: “Eğer insanlara davaları sebebiyle verilseydi, bir kısım adamlar bir kavmin mallarını ve kanlarını dava ederdi” buyrulmuştur. Fakat kendi nefsi için iddiacı ve itiraz olunan durumunda değilse bu birinciden daha kolaydır, başkası için hak idida eden bu şahsın delil getirmesi gerekir, kendi nefsi için hak idida eden birisinin getirdiği delil ile yetinilmediği halde başkası için hak iddia edinin deliliyle yetinilir.

Buna bazı meseleler şahiddir: Yitik mal bu cinstendir, o malın özelliğini söyleyen biri gelince, ittifakla delil istenmeksizin mal ona verilir, fakat bazısı diyor ki: fiafii ve Ebu Hanife’nin dediği gibi doğru oluduğuna kuvetli bir zan hasıl olursa malına vermek farz değildir, caizdir.

Bazısı diyor ki: Uygun özelliği zikrederse malı vermek farzdır, bu Malik ve Ahmed’in görşüdür. Ganimette bu sınıftandır. Ondan bir hak iddia eden biri gelirse,ve o şey kendini olduğunu ancak kafirlerin istila edip elinden aldığını söyler ve bunuda delil ile açıklarsa bununla yetinilir ve kendisine verilir.

Bu durumdan Ahmed soruldu ve kendisine denildi ki:

“Sen buna delil ister misin?” Dedi ki:

“Bunu kendisine olduğuna işaret eden bir açıklama yapması mutlaka gereklidir, eğer bu bilinirse emir o şeyi kendisine iade eder, Hallal Rukeyn bin Rabia isnatla rivayet etti, o da babasından rivayetle şöyle dediğini rivayet etti: Aynıttemr denilen yerde kardeşimin atı kaçtı atı Sad’ın ahırında gördü ve dedi ki:

“Benim atımdır, benim atımdır.” Sad dedi ki:

“Senin delilin var mı?”

“Hayır, dedi, fakat ben onu çağırınca o kişniyor” dedi, çağırdı ve at kişnedi, Sad’da ona verdi, bu düşmanla karşılaşmış ve müslümanların üstün gelip gelip geri alma şekliyle veya atı kayıp bilip kayıp atlar arasına koymuş olacağı şekliyle de olma ihtimali vardır. Gasb olunan malda valilerin zulmü bilinince beytül maldan geri verilmesi istenince bu da zikrettiğimiz guruptandır. Ebu’z Zinad dedi ki: Ömer bin Abdulaziz mezalimi (zulmen alınmış şeyleri) ehline kesin delil olmaksızın veriyordu, basit bir şeyle yetiniyor ve malı iade ediyordu, delilin tahkikini istemiyordu, tabi kendinden önceki valileri insanlara yaptıkları şey bilindiği için böyle yapıyordu, mezalimin geri iddalılara verilmesi sebebiyle Irak’ın beytül malını bitirdi hatta fiam’dan Irak’a mal taşındı. Yol kesici ve hırsızlarla beraber gasb edilmiş mallar için ashabımız, iddiacıların yitik malda olduğu gibi malın vasfını zikretmesiyle yetiniliyor dedi, bunu kadı (Ebu Ya’la) hilafında zikretti, bu imam Ahmed’in sözün zahiridir, Allah en iyisini bilir.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS