OTUZ İKİNCİ HADİS: ZARAR VERMEK VE ZARAR GÖRMEK YOKTUR:

OTUZ İKİNCİ HADİS:

ZARAR VERMEK VE ZARAR GÖRMEK YOKTUR:

Ebu Sait Sad bin Malik bin Sinan el-Hudri (r.a.)’dan , Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Zarar vermekte zarar görmekte yoktur” hadis hasendir bunu ibni Mace Darekutni ve başkaları müsnet olarak rivayet etti Malik Muvatta’da mürsel olarak Amr bin Yahya’dan o da babasından o da Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:“Zarar vermek ve zarar görmek yoktur, kim zarar verirse Allah da ona zarar verir, kim zorluk verirse Allah da ona zorluk verir.” Hakim dedi ki:Müslim’in şartı üzere sahihul isnattır.

S:117 Beyhaki dedi ki: Osman bin Deraverdi bununla teferrüd etti (yalnız kaldı)1 Malik Muvatta da Amr bin Yahya’dan tahric etti, o da babsından mürsel olarak rivayet etti. İbni Abdil Ber dedi ki:2 Bu hadisin mürselliği hususunda Malik hakkında ihtilaf edilmedi, dedi ki: Sahih bir vecihle müsned değildir, sonra Abdul Melik bin Muazen Nusaybi rivayetinden tahric etti, o da Deraverdi’den mevsul olarak rivayet etti, imam Ahmed Deraverdi’nin kendi ezberinden rivayet ettiğini zayıf sayıyordu ve o rivayete önem vermiyordu, Malik’in sözünün onun sözünden önde tutulmasında şüphhe etmedi. Hafız Halid bin Sad el-Endelüsi dedi ki: “Zarar verme ve zarar görme yoktur” hadisi müsned olarak sahih değildir.

İbni Mace ise Fudayl bin Süleyman rivayetinden tahric etti dedi ki:Bize Musa bin Ukbe anlattı, dedi ki: Bize İshak bin Yahya bin el-Velid Ubade bin Samit’ten rivayetle anlattı:Rasulullah (s.a.v.) zarar verme zarar görme olmayacağına hükmetti, bu sahife cümlesidir bu şekilde rivayet ediliyor, bu munkatıdır (kopuktur) kitaptan alınmıştır, bunu ibnul Medini, Ebu Züra ve başkaları söyledi. İshak binYahya’ya, Ebu Talha denildi, o zayıftır, Ubade’den işitmemiştir, bunu Ebu Zür’a, ibni Ebi Hatim3 Darekutni bir yerde dedi, denildi ki:İshak bin Yahya bin el Velid Ubade’den rivayet etti, yine Ubade’den işitmedi bunu yine Darekutni5 söyledi, ibni Adiy bunu zayıflar kitabında zikretti ve dedi ki:Hadislerinin geneli gayrı mahfuzdur, denildi ki:Musa bin Ukbe ondan işitmemiştir, ancak bu hadisleri ondan rivayetle Ebu Ayyaş el-Esedi’den rivayet etti, Ebu Ayyaş bilinmiyor. Yine ibni Mace başka bir vecihle Cabir el-Cufi’den tahric etti, o da İkrime’den o da ibni Abbas’tan şöyle dediğini rivayet etti:Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:“Zarar verme ve zarar görme yoktur.”Cabir el Cufi’yi çoğunluk zayıf saydı.

(1) Hadis hasendir, imam Malik Muvatta’da mürsel olarak tahric etti. (Tenvirul Havalik: 2/218) fiafii ondan rivayet etti, o sekiz sahabeden rivayet etti onlar hadisini Hakim, Beyhaki ve Darekutni’nin tahric ettiği Ebu Saidi Hudri, ibni Mace’nin Sünen’inde tahric ettiği Ubade bin Samit, fakat munkatıdır, Ahmed’in Müsned’de, ibni Mace ve Abdurrezzak’ın Musannef’de tahric ettiği ibni Abbas, Taberani Mucem’inde ve Darekutni’de yine ibni Abbas’tan tahric etti. Ebu Hureyre’den merfu olarak Darekutni tahric etti senedinde Ebu Bekir bin Ayyaş var onda ihtilaf edildi. Ebu Lübabe’den mürsel olarak Ebu Davud tahric etti, Salebe bin Malik’ten Taberani muceminde tahric etti. Taberani Evsat’ta Cabir’den; “İslam’da zarar vermek ve zarar görme yoktur” şeklinde tahric etti senedinde ibni İshak var, sikadır (güvenilir) fakat müdellistir. Ayşe’den Taberani Evsat’ta ve Darekutni tahric etti, senedinde Semr bin Ahmed bin Rüşdin var, ibni Adiy dedi ki: Onu yalanladılar. Ebu Davud mürsel olarak Vasi’ bin Hibban’dan tahric etti, tariklerinin toplamı bazısı bazısını kuvvetlendiriyor. (Nasburraye: 4/384-386, Mecmau’z Zevaid: 4/110, Camiu’l Usul: 7/412, s:117.

(1) Teferrüd etmedi bilakis ibni’t Türkmani’nin dediği gibi Abdul Melik bin Muaz en-Nusaybi mütabaat etti, yine ibni Abdil Ber“Temhid” kitabında tahric etti.

(2) Temhid’de (Nasburraye: 4/385.

(3)Cerh vetta’dil’de: 2/237.

(4) Sünen’de: 4/202.

(5) Sünen’de: 3/176 Kamil: 1/333.

Darekutni bunu İbrahim bin İsmail rivayetinden tahric etti, o da Davud bin el-Husayn’dan, o da İkrime’den, o da İbrahim’den rivayet etti, İbrahim’i cemaat zayıf gördü Davud’un İkrime’den rivayetleri münkerdir. Darekutni Vakidi’den tahric etti, Vakidi dedi ki: Bize Harice bin Abdullah bin Süleyman bin Zeyd bin Sabit Ebi’rrical’den rivayetle anlattı, o da Amra’dan, o da Ayşe’den o da Peygamber (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Zarar verme ve zarar görme yoktur.” Vakidi metruktür, onun şeyhinin zayıf kılınması hususunda ihtilaf edildi.

Yine Taberani zayıf iki vecihle Kasım’dan tahric etti, o da Ayşe’den rivayet etti. Yine Taberani Muhammed bin Seleme rivayetinden tahric etti, o da İshak bin Muhammed bin Yahya bin Hibban’dan, o da amcası Vasi’ bin Hibban’dan, o da Cabir’den Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: “İslam’da zarar verme ve zarar görme yoktur.”Bu yakın bir isnattır garibtir fakat Ebu Davud Merasil’de (mürsellerde)1 tahric etti. Abdurrahman bin Mağra’dan tahric etti, o da İshak bin Muhammed bin Yahya bin Hibban’dan o da amcası Vasi’den mürsel olarak rivayet etti bu daha sahihtir.

Darekutni2 Ebu Bekir bin Ayyaş rivayetinden şöyle deddiğini tahric etti: İbni Ata’dan, onun da babasından, onun da Ebu Hureyre (r.a.)’den Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu görüşündeyim: “Zarar ve zaruret yoktur, sizden biriniz kardeşini duvarının üzerine tahtasını koymaktan engellemesin” bu isnatta şüphe vardır ibni Ata Yakub’tur, o zayıfır, Kesir bin Abdullah bin Amr bin Avf el-Müzeni babasından o da dedesinden Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:“Zarar verme ve zarar görme yoktur.”İbni Abdil Ber dedi ki:İsnadı sahih değildir. Derim ki: Tirmizi bu Kesir’in hadisini doğruluyor, Buhari hadisinin bazısında diyor ki: Babta en sahih hadis hadistir, hadisisini İbrahim bin Münzir el-Hizami hasen gördü ve dedi ki:Bu ibnul Müseyyeb’in mürsellerinin en hayılısıdır, aynı şekilde ibni Ebi Asım’da hasen gördü, başkaları onun hadisini terketti, imam Ahmed onlardandır, bu babta hadis tariklerinin zikrinde hazırladığımız budur, şeyh rahimehullah bazı tarikleri bazılarıyla kuvvetleniyor, dedi, dediği gibidir.

Beyhaki Kesir bin Abdullah el-Müzeni’nin hadislerinin bazısı hakkında dedi ki:İçerisinde zayıflık bulunan başka senetlere katılırsa kuvvetlenir. S:119 fiafii1 mürsel hakkında dedi ki: Başka bir vecihle müsned olursa veya ilmi ilk mürsel rivayet etmeyen birisinden rivayetle mürsel yaparsa kabul edilir. Cüzecani dedi ki: Eğer müsned hadis rivayetleriyle ikna olunmayan bir adamdansa imtihan ehli yanında kabul edilmiş mürsel tariklerlede rükünlerini sağlamlaştırmışsa kullanılır ve onunla yetinilir, bu da kendisinden daha kuvvetli bir müsnedle çatışmadığı zaman böyledir. İmam Ahmed bu hadisle delil getirip dedi ki: Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:“Zarar verme ve zarar görme yoktur.”Ebu Amr bin Salah dedi ki:Bu hadisi Darekutni birçok vecihle müsnet olarak rivayet etti, toplamı hadisi kuvvetlendirip hasen kılıyor, cumhuru ehli ilim onu kabul edip onunla delil getirdi.

Ebu Davud dedi ki: Fıkhın üzerinde döndüğü hadislerdendir, zayıf olmadığı hissini veriyor, Allah en iyiyi bilir. Yine mana olarak Ebu Sırma Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:“Kim zarar verirse Allah’da ona zarar verir, kim meşakkat verirse Allah’da ona meşakkat verir.” Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve ibni Mace tahric etti, Tirmizi dedi ki: Hasen garibtir.2

Tirmizi3 senedinde zayıflık bulunan bir isnatla Ebu Bekir Sıddık’tan (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet ettiğini tahric etti:“Mümine zarar veren veya ona hile yapan mel’undur.” “La darara vela dırar” bu hemzesiz sahih rivayettir. “Idrar” hemzeli olarakta rivayet edildi, bu ibni Mace ve Darekutni’nin bazı rivayetlerinde vaki oldu, hatta Muvatta’nın bazı nüshalarında da vardır, bazıları bu rivayeti sabit buldu ve dedi ki:“Darra ve edarra” bir manadadır, başkaları itiraz ettiler ve dedi ki: Sahih değildir, iki lafız arasında fark olup olmadığı hususunda ihtilaf ettiler yani darar ve dırar kelimesi arasında, bazısı kesin bir şekilde ikisi de bir manadadır, meşhur olan ikisi arasında fark vardır dediler. Sonra denildi ki:Darar, isimdir, Dırar fiildir, manası: Zararın kendisi şeriatta yoktur, haksız yere zarar vermekte böyledir.

(1)Mürsellerde zikretti: 407.

(2) Sünen: 4/228. S:119.

(1)Bunu Risale kitabında zikretti S:462 ve sonrası fıkra: 1265-1277, büyük tabiinlerin mürsellerinden bahsetti, sonra büyük tabiinlerden sonrası hakkında konuştu.

(2)Ebu Sırma bin Kays el-Ensari’den (Malik bin Kays) hasen bir hadistir, Ahmed Müsned’inde, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, ibni Mace Beyhaki, Taberani Kebir’de, Dulabi künyelerde tahric etti. (Camiu’l Usul: 7/412, 12/330, Camiu’s Sağir).

(3) Kütübü sitte arasında yalnız kaldı dias rakamlamasıyla rakam: 1942) ve dedi ki:Bu hadis garibtir, yine Ebu Nuaym Hilye’de tahric etti: 3/49, Hatib Tarihi Bağdad’da tahric etti.

Denildi ki:Darar:Kendisinin fayda göreceği bir şeyle başkasına zarar gelmesidir, Dırar:Kendisine faydası olmadan başkasına zarar vermesidir, kendisine zarar vermeyen bir şeyi engellemek gibi, bu görüşü bir gurup tercih etti, ibni Abdil Ber ve ibni’sSalah bunlardandır. Denildi ki:Darar:Kendisine zarar vermeyene zarar vermektir. Dırar:Kendisine zarar verene caiz olmayan bir şekilde zarar vermektir, her halukarda Peygamber (s.a.v.) haksız yere zararı nefyetti.

Haklı yere birisine zarar vermek, ya Allah’ın hududunu aştığından dolayı suçu miktarınca cezalandırılması veya başkasına zulmettiği mazlumunda adaletli bir şekilde karşılığını talep ettiği vaziyette zalime zarar vermek kastedilmemiştir, ancak murad;haksız yere zarar vermektir, bu da iki çeşittir, birincisi:Başkasına zarar kastı, bunun çirkinliğinde ve haramlığında şüphe yoktur.

Kuran’da birçok yerde zarar vermenin yasaklığı variddir, vasiyyet hakkında Allah Teala buyurdu ki: ((Bu taksim) yapılacak vasiyyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. (Nisa: 4/12) Hadiste Ebu Hureyre(r.a.)’den merfu olarak rivayet edildi ki:“Bir kul Allah’a itaatla altmış sene amel eder, sonra kendisine ölüm gelir vasiyyet hususunda zarar verir ve cehenneme girer, sonra şunu okudu:(İşte bu Allah’ın hududur) şuraya kadar:(Kim Allah’a ve Resulüne isyan eder ve Allah’ın hududunu aşarsa (Allah) içerisinde ebedi kalacağı ateşe girdirir, onun için orada alçaltıcı bir azap vardır) (Nisa: 4/13-14) Tirmizi ve başkası bunu mana olarak tahriç etti.3

İbni Abbas (r.a.) dedi ki: Vasiyyette zarar vermek büyük günahlardandır, sonra bu ayeti S: 121 okudu.1 Vasiyyette zarar bazan varislerden bazısına özel olarak Allah’ın farizası dışında fazla miras vermekle olur, bu özel tahsis ile geri kalan varisler zarar görür, bunun için Peyamber (s.a.v.) buyurdu ki:“Allah her hak sahibine hakkını verdi, varise vasiyyet oktur.”2 Bazan yabancıya üçe birden fazla vasiyet etmekle olur, veresenin haklarını eksiltir, bunun için Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:“Üçte bir, üçte bir çoktur.”3 Ne zaman varise vasiyet etse veya yabancıya üçte birden fazla vasiyet etse, zarar verme kastından dolayı günahkar olur. Vasiyeti kendi ikrarı ile sabit olursa reddelir mi, edilmez mi? İbni Atiyye Malik’ten reddedilmeceğine dair rivayet hikaye etti, denildi ki: Bu Ahmed’in mezhebinin kıyasıdır.

Nikahta ric’a ad bundandır, Allah Teala buyurdu ki:(Ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikah altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur) (Bakara: 2/231) Ve buyurdu ki:(Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler) (Bakara: 2/228). Bu dönüş yapmakla zarar vermeyi kastedenin günahkar olacağına delildir, İslam’dan önce boşamanın üçe hasredilmesinden önce durum böyleydi. Adam karısını boşuyor, iddeti bitmesi yaklaşınca geri karısına dönüyor sonra geri boşuyor, bunu devamlı olarak yapıyordu, karısını ne evli boşanmış vaziyette bırakıyordu, Allah bunu iptal etti, boşamayı üçle sınırlandırdı. Malik iddetin bitimine yakın karışına dönüş yapıpta ilişkide bulunmadan geri bir adamın karısının iddeti yeniden başlamayacağı ve daha öncekinin üzerine bina edeceği görüşünü benimsedi, eğer bu yaptığıyla adam zarar vermeyi kastetmezse iddeti yeniden başlar.

(3) Vasiyyette zarar babında Ebu Hureyre hadisinden rakam: 2118 ve dedi ki:Bu hadis hasen sahih garibtir. Yine Ahmed, Ebu Davud, ibni Mace, Beyhaki, Abdurrezzak tahric etti, fakat senedinde fiehr bin Havşeb var o Nesai ve ibni Adiy’in görüşüne göre zayıftır, ibni Main onu kuvvetli gördü (Mizanul itidal: 2/283).

(1)Hadis sahih, ibni Abbas’a mevkuftur, Nesai, Abd bin Humeyd, ibni Ebi fieybe, Abdurrezzak, Said bin Mansur, Taberi, Beyhaki, ibnil Münzir ve ibni Ebi Hatim tahric etti. (Dürrü’l Mensur: 2/227).

(2)Hadis sahih mütevatir, tahrici önceden geçti.

(3) Hadis sahihtir, ibni Ebi Vakkas’tan rivayet edildi, tahrici önce geçti, cemaat tahric etti. (Ahmed ve kütübü sitte ashabı) (Neylü’l Evtar: 6/37).

Kesinlikle bain olur (kesin ayrılma) denildi bu Ata, Katade ve fiafii’nin eski görüşüdür, Ahmed’in bir rivayetidir. Denildi ki: Mutlaka yeniden iddete başlar, bu da çoğunluğun görüşüdür, Ebu Kılabe, Zühri, Sevri, Ebu Hanife, fiafii yeni görüşünde, Ahmed bir rivayette, İshak Ebu Ubeyd başkaları bunlardandır.

İlada zararda bu cinstendir, Allah ila eden adamın (karısına cinsel temasta bulunmayacağına dair yemin eden) müddetini dört ay kıldı, o adama dört ay verilir eğer temas etmeye dönüş yaparsa, bu onun tevbesi olur, eğer kaçınmakta ısrar ederse bu imkan ona verilmez, sonra selef ve halefin bu durumda iki görüşü vardır, birincisi:Bu müddetin geçmesiyle kadın boşanmş olur.

İkincisi: Adam bekletilir, dönüş yaparsa ne ala yoksa boşaması emredilir. Eğer zarar verme kastıyla yemin etmeksizin cinsel ilişkiyi terkederse, bu konuda ashabımızın çoğu dedi ki: Hükmü yemin edenin hükmü gibidir, dediler ki: Bu Ahmed’in kelamının zahidiridir, yine onlardan bir topulukta dedi ki: Özürsüz dört ay ilişkiyi terkederse, sonra ayrılmayı isterse ikisinin arası ayrılır, bu bizim yanımızda bu müddet içerisinde ilişkinin farz olduğuna binaendir. Bununla zarar verme kastı geçerli midir, değil midir konusunda ihtilaf ettiler. Malik ve ashabının görüşü müddet takdirirde ihtilaf etmeleriyle beraber dediler ki: Özürsüz ilişkiyi terkederse nikahı fesdilir, eğer seferi özürsüz uzatır, karısı da gelmesini isterse, adamda reddederse bu hususta Malik, Ahmed ve İshak dedi ki: Hakim ikisini ayırır, Ahmed müddeti altı ay takdir etti, İshak iki sene geçmesini takdir etti. Süt emzirmede bu cinstendir, Allah Teala buyurdu ki: (Hiçbir anne çocuğu sebebiyle hiçbir babda çocuğu yüzünden zarara uğratılmamalıdır) (Bakara: 2/233) Mücahid (hiçbir anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmamalıdır) ayeti hakkında dedi ki: Bab, üzülsün diye anneyi çocuğunu emzirmekten engellemesin.3

Ata, Katade, Zühri, Süfyan, Süddi ve başkları dedi ki: Kendinden başkasını razı olduğu şeyle razı olursa kendin daha fazla hak sahibidir, Ahmed’den ifade edilen de budur. Velev ki anne kocadan hamile bile olsa durum böyledir, denildi ki: Eğer kocadan hamile ise, kocası onu emzirmeden engeleyebilir, ancak kendinden başkasını emmesi mümkün olmasa bu hariçtir, bu fiafii ve ashabımızdan bazısını görmüşdür, fakat bu kocanın kastını kadından (cinselyönden) faydalanmayı artırmak amacıyla olursa böyledir, sadece ona zarar vermek amacıyla olursa caiz değildir. S:123 (Hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara uğratılmamalıdır) (Bakara: 2/233) Buna şu da girer, boşanmış kadın kendi mislinin (benzerini) ücretiyle çocuğunu emzirmeyi ister babanın bunu kabul etmesi lazımdır, ister başka emziren bulunsun ister bulunmasın aynıdır. İmam Ahmed’in ifadesi budur, eğer anne kendi benzerini ücretinden çok fazla ücret isterse, babada kendi benzerinin ücreti miktarı ile emzirecek başka kadın bulmaşsa babanın kadına zarar verme kastından dolayı icabet etmesi (emzirme talebini kabul etmesi) lazım değildi, yine imam Ahmed’in ifadesi budur.

Satışta zararda bu cinstendir, zorda kalmışın satışı hakkında yasak variddir, Ebu Davud Ali bin Ebi Talib’ten tahric etti.2 O insanlara hitab etti ve dedi ki: İnsanlara genişlik sahibinin elindeki imkanı dolayısıyla ısıracağı ısırıcı (Aranızdaki fazileti unutmayın) (Bakara: 2/237) ve zorda kalmışlar satışta bulunurlar, Resulullah (s.a.v.) zorda kalmışların satışını yasakladı.”

İsmaili bunu tahric ettive şu ziyadeyi yaptı: Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Eğer yanında kardeşine vereceğin hayırsa ver, yoksa onun helakini artırma.” Bunu Ebu Ya’la el-Musili mana ile Huzeyfe’den merfu olarak tahric etti.

Abdullah bin Ma’kıl dedi ki: Zaruret satışı faizdir. Harb dedi ki: Ahmed’e zorda kalanın satışı soruldu, çirkin buldu, ona denildi ki:

“O nasıldır” dedi ki:

“Sana muhtaç iken geliyor, sende ona on liralığı yirmiye satıyorsun.” EbuTalib dedi ki: Ahmed’e denildi ki:

“Eğer beş lira kar etse? Bunu çirkin gördü, eğer müşteri pazarlığı iyi yapamıyorda satıcı yüksek fiyata sattıysa yine caiz değildir.”

Ahmed dedi ki: Hilabe: Hiledir, o da benzeri durumda insanların aldanmadığı şeydir, satıcının bir dirhemlik şeyi beşe satmasıdır. Ahmed ve Malik’in görüşü: Bu şekilde müşteriye feshetme seçeneği sabit olur.

Eğer nakite ihtiyacı olurda kendisine borç veren kimse bulamazsa, borca, satıp parasını almak maksadıyla bir mal satın alsa, bu hususta selefin iki görüşü var. Ahmed bir rivayette buna ruhsat verdi, bir rivayette de dedi ki: Onu zorda kalmış olmasından korkarım, eğer malı satıcısından almışsa selefin çoğu bunun haramlığı görüşündedir, Malik, Ebu Hanife, Ahmed ve başkalarının görüşü budur.

(2) Taberi tefsirinde tahric etti: (2/306 Beyrut baskısı) Mücahid’den rivayet etti.

(2) Hadisin isnadı zayıftır, Ahmed, Beğavi Ebu Davud tahric etti (2/229).

Satışta zarar çeşitlerinden: Satışta anne ile çocuğu ayırmak (köleler için), çocuk küçük ise ittifakla satış haramdır, Peygamber (s.a.v.)’den şöyle buyurduğu rivayet edillir: “Kim anne ile çocuğun arasını ayırırsa, kıyamet günü Allah’da kendisiyle sevdiklerinin arasını ayırır”1 eğer anne buna razı olsa, caizliğin ihtilaf vardır, hükümlerde zarar meseleleri gerçekten çoktur, biz bunu misal olsun diye zikrettik. İkinci çeşit:Başka doğru bir maksadının olması, malının menfati doğrultusunda kullanması ve bununla da başkasına zarar vermesi veya başkasını kendi malından malını artırmak için faydalanmayı engellemesi, engellenen bununla zarar görmesi. Birincisi ise: Bu mülkünde zararın başkasına dokunması şeklinde tasarruf etmesidir, eğer bu adet edilmiş bir şekil üzere değilse, mesela fırtınalı bir günde kendi toprağında ateş yakıp yanındaki bulunanı da yakması, bu şekilde tecavüz etmiştir ve bedelini tazmin etmesi gerekir, eğer adet edilmiş şekilde yapmışsa alimlerini ki meşhur görüşü var, birincisi: Bundan engellenmez bu fiafii ve Ebu Hanife’nin görüşüdür.

İkincisi: Engellenir, bu da Ahmed’in görüşüdür, Malik bazı şekillerde buna uyum gösterdi, bu şekillerden örnek: Yüksek binasından komşusunu evinde görecek pencere açması veya komşusunu görebilecek şekilde yüsek bina yapması, komşusunun ve içindeki gizliliğini engellemesi ve gizliliğini koruyacak vaziyet takınmaya mecbur edilir, Ahmed bunu ifade etti ve fiafii ashabından bir gurupta uygun buldu.

Onlardan Ruyani2 Hilye kitabında dedi ki: Hakim bu hususta ictihad eder, eğer adamın fesat kasdı ortaya çıkarsa engeller, dedi ki: Binayı yükseltipte güneş ve aydan engellemek hakkında görüşte böyledir. Haraiti ve ibni Adiy zayıf bir isnadla Amr bin fiu’be’den tahric ettiler. O da babasından, o da dedesinden merfu olarak komşuluk hakında uzun bir hadis rivayet etti, hadisin içerisinde şu cümle de vardır: “İzni müstesna rüzgarı engelleyecek şekilde binayı uzatamaz.”3 S:125 Komşusunun su kuyusuna yakın su kuyusu kazması ve komşusunun kuyusunun suyunun gitmesi de bu cinstendir, Ahmed ve Malik’in mezhebinin zahirine göre kuyu kapatılır. Ebu Davud Merasil’de1 Ebu Kılabe’den şöyle dediğini tahric etti: Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Hafriyatta zarar vermeyin, bu da suyunun çekilmesi için adamın yakınına çukur açmakladır.”

Mülkünde vurmakla ve sallamakla değişiklik yaparak komşusuna zarar vermesi, Malik ve Ahmed’in mezhebinin zahirine göre bundan engellenir, bu da fiafii’lerden birçok vecihlerden birisidir. Eğer ev sakinlerine de zarar veriyorsa kötü koku vb. gibişeylerle yine böyledir. Başkasının toprağında kendisinin mülkü olması ve toprağa girmekle toprak sahibinin zarar görmesi de bu cinstendir, ortadan kaldırmaya girme esnasındaki zararlar önlenmesi için zorlanılır, Ebu Davud Sünen’inde Ebu Cafer Muhammed bin Ali’den tahric etti, o Semure bin Cündüb’den rivayet etti ki: Semure’nin Ensardanbir adamın bahçesinde hurma ağacı vardı, adamla beraber ailesi de vardı, Semure adamın hurma bahçesine giriyor, adam bundan dolayı eziyet görüyor ve sıkıntılanıyordu, kendisinden ağacı başka bir tarafa nakletmesini istedi, reddetti, bunun üzerine Peygamber (s.a.v.)’e geldi ve durumu ona zikretti, Peygamber (s.a.v.) Semure’ye satmasını istedi, kabullenmedi, yerini değiştirmesini istedi kabullenmedi, “Ona hibe et sana şu şu vardır” buyurdu kabullenmedi, buyurdu ki: “Sen zarar veriyorsun” Peygamber (s.a.v.) Ensari’ye: “Git hurmasını sök” buyurdu3 Ebu Cafer’den mürsel olarak rivayet edildi.

Ebu Bekir Hallal Abdullah bin Muhammed bin Ukayl’den tahric etti, o da Abdullah bin Selit’ten, o da babasından rivayet etti ki:“Ensardan bir adamın bahçesinde başka bir adamın bir hurma ağacı vardı, hurma ağacının sahibi sabah akşam rahat vermiyordu, bahçe sahibine bu ağır geldi.

(1) Sahihtir, Ebu Eyub Ensari’den Ahmed, Tirmizi, Darekutni ve Hakim tahric etti ve doğruladı, Tirmizi: (1283, 1566) dedi ki: Bu hadis hasen garibtir. (Camiu’s Sağir).

(2) O Kadı, fiafii şeyhi, Ebu’l Mehasin bin İsmail bin Ahmed bin Muhammed er-Ruyani et-Taberi’dir. (SiyeriE’la minübela: 19/260 ve sonrası).

(3) Tahrici geçti.

(1) Hadis mürsel, Ebu Davud Merasil’de tahric etti: (408).

(2) Hadis munkatıdır. Beyhaki, Ebu Davud Sünen’inde tahric etti: 3/283. Ebu Cafer Semure’den işitmemiştir (Camiulusul:7/411).

Peygamber (s.a.v.)’e geldi ve bunu O’na zikretti, Peygamber (s.a.v.) hurma ağacının sahibine:

“Ondan duvarın dibinden bir hurma ağacı al, senin hurmanın yerine olsun dedi.”

“Hayır vallahi, dedi benden iki tane al” dedi.

“Hayır vallahi, dedi ona hibe et”buyurdu,

“Hayır vallahi” dedi. Resulullah (s.a.v.) ona tekrar etti, adam reddetti, Resulullah (s.a.v.) hurma ağacının yerine hurma ağacı vermesini emretti.1

Ebu Davud Merail’de ibni İshak’tan tahric etti, o da Muhammed binYahya bin Haban’dan, o da amcası Vasi bin Haban’dan şöyle dediğini rivayet etti: Ebu Lübabe’nin bir adamın bahçesinde hurma salkımı vardı, onunla konuştu ve dedi ki: “Sen hurma salkımına giderken benim bahçemi tepeliyorsun, ben o kadarını senin bahçene vereyim, benim bahçemden çıkar” Ebu Lübabe reddetti, Peygamber (s.a.v.) konuştu ve buyurdu ki:

“Salkımın kadar al ey Ebu Lübabe, malının içine kat, aradaşını bırak, rahatsız etme.”

“Bunu yapmayacağım” dedi, buyurdu ki:

“ (Adama) git hurma salkımı kadarını kendi bahçesine koy, sonra oraya bir duvar yap, çünkü İslam’da zarar vermeyoktur.” Bu ve önceki hadiste bedel vermeye zorlama vardır, çünkü ortağı veya komşunun da terki durumunda zarar vardı bu şüf’a meselesinde sonradan gelecek ortağın zararına defetmek için zorlamaya benzer, bununla imar etmekten kaçınan ortağın imara zorlanacağı ve taksimin imkansızlığı durumunda satmaya zorlanacağına delil getirilir.

Muhammed bin Ebi Bekir’in babasından merfu olarak rivayetinde variddir ki:“Mirasta paralama yoktur, ancak taksimi mümkün olan hariçtir.”3 EbuBekir ibni Amr bin Hazm’dır, imam Ahmed dediki: O halde hadis mürseldir, Te’dıye:Taksimdir. Taksim edilen taksim edilmesiyle her ne zaman zarar görse ortaklardan biri de satışını istese, diğeri satışa zorlanır ve bedeli taksim edilir, Ahmed, Ebu Ubeyd ve başkaları bunu ifade etti.

İkincisi ise: Komşuyu mülkünden faydalanmaktan engellemek, eğer mülkünden faydalanan sebebiyle zarar görürse (S:127) engelleyebilir, üzerine ağaç konulamayacak kadar zayıf duvarı olan kimse gibi (Bu durumda komşusu duvara bir ağaç parçası koymak istese engelleyebilir), eğer zarar vermezse komşusuna imkan tanıması farz mıdır, engellemesi haram mıdır, değil midir? Kim birinci kısımda Malik mülkünde tasarruftan engellemez, ancak komşusuna zarar verirse engeller derse, burda da: Komşunun izni haricindeki tasarrufu engelleme hakkı vardır der. Kim orada engel olur demişse burada iki görüş şeklinde ihtilaf etmiştir, birincisi: Burada da engellenir. Bu Malik’in görüşüdür. İkincisi: Engelmek caiz değildir, bu Ahmed’in komşunun duvarına tahta koyma meselesindeki görüşüdür, fiafii eski görüşünde buna uyum sağladı, İshak, Ebu Sevr, Davud bin Münzir Abdul Melik bin Habib el-Maliki’de buna uyum gösterdi, Malik bazı Medine kadılarından bu görüşü hikaye etti.

Sahihayn’de Ebu Hureyre (r.a.)’den tahric edildi ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz komşusunu duvarı üzerine tahta koymaktan engellemesin.” Ebu Hureyre dedi ki: “Bana ne olmuş ki sizi bundan yüz çevirmiş görüyorum, vallahi Mesleme’ye komşusunun suyunu kendi toprağından akıtmasına hükmetti ve dedi ki: Karnının üzerinden de olsa o suyu burdan akıtacaksın.”3

Buna zorlamada imam Ahmed’den iki rivayet vardır. Ebu Sevr’in görüşü kendi toprağında kanaldan geçiyorsa suyu kendi toprağı içerisinden geçirmeye zorlanır şeklindedir, ondan Harb el-Kirmani nakletti. Zarardan dolayı yasaklanan şeylerden biri de: Su ve otlaktır, Sahihayn’de Ebu Hureyre Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Çayırı engellemek için suyun fazlasını engellemeyin.”4 Ebu Davud’un Sünen’inde4. Bir adam geldi ve dedi ki:

“Ey Allah’ın Nebisi engellmesi helal olmayan şey nedir?”

(1) Yine ibni Mende’de tahric etti: (İsabe, ibni Hacer: 2/70).

(2) Hadis mürsel, Darekutni ve Beyhaki tahric etti, hadisin manası: Bir adamın ölüp birşey bırakması varisleri arasında taksim edilse hepsinin veya bazısının zarar görmesi, cevher, hamam vb. gibi, ancak bölünme gerekleşecek şey bölünür.

(1) Hadis sahih, Malik Muvatta’da, Buhari, Müslim Ebu Davud: (2/283), Tirmizi: (Rakam: 1353) ve ibni Mace tahric etti (Camiu’l Usul: 7/419).

(2) Hadis mürseldir Muvatta’da (Tenviru’l Havalik: 2/219). fiafii ve Beyhaki ondan tahric etti, adamları güvenilirdir, ravi Yahya el-Mazini’dir (Camiu’l Usul: 7/411 ve sonrası.

(3) Hadis sahihtir, Malik Muvatta’da, Buhari, Müslim Ebu Davud: (2/248) ve Tirmizi tahric etti (Camiu’l Usul: 1/408).

(4) İsnadı zayıftır. Ebu Davud Sünen’inde: (2/249). İbni Mace Sünen’in de tahric etti senedinde Ali bin Zeyd bin Cüd’an var o zayıftır.

Buyurdu ki:

“Sudur”,

“Ey Allah’ın nebisi engellemesi helal olmayan şey nedir?” dedi,

“Tuzdur” buyurdu, engellemesi helal olmayan şey nedir? Ey Allah’ın Nebisi” dedi.

“Hayır yapman senin için hayırlıdır” buyurdu. Yine Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “İnsanlar1 üç şeyde ortaktırlar: Su, ateş, ev otlak.”2 Alimlerin çoğunluğu akan suyun fazlası, yerden fışkıran mutlak olarak engellenemez, ister toprağın kendi sahibinin mülküdür denilsin isterse denilmesin böyledir, dediler.

Bu Ebu Hanife, fiafii, Ahmed, İshak, Ebu Ubeyd ve başklarının görüşüdür, Ahmed’den mansus olan: İçmek, hayvanları ve ekinleri sulamak için karşılıksız bedava vermesi farzdır. Ebu Hanife ve fiafii’nin görüşü ise: Ziraat için vermesi farz değildir. Mutlak olarak vermesi farz mıdır, yoksa çayıra yakın bir yerde olupta suyu engellediği takdirde çayırın yok olmasına sebeb olduğu zaman mı vermesi farz olur, bunda ihtilaf ettiler, ashabımız ve fiafii ashabı arasında iki görüş vardır imam Ahmed’in sözü çayıra yakın olduğu zaman vermesi farzdır şeklindedir. Malik’e göre menba ve mecrasına sahip olduğu suyun fazlasını vermesi, zorda kalmış müstesna kaplarda toplanmış gibidir farz değildir, ancak sahib olmadığı suyun fazlasını vermek ona göre farzdır.

fiafii’ye göre: Arzı mevat haricinde (ölü toprak) çayırın hükmü böyledir, fazlasını engellemesi caizdir. Ebu Hanife, Ahmed ve Ebu Ubeyd’in görüşü: Çayırın fazlası mutlak olarak engellenemez. Onların bazıları dedi ki: Su ve çayırı özellikle stratejik bölge ehli engelleyebilir bu Evzai’nin görüşüdür, çünkü stratejik bölge ehlinin suyu ve çayırı giderse mekanlarını değiştirme imkanları yoktur. Ateşi engelleme yasağı ise fakihlerden bir topluluk onun koru değilde ondan bir parça alınması olarak anladı bazısı ateşi yakacak taş manasında anladı, bu uzak ihtimaldıir, eğer ateşle ışıklanma,veya ısınmak veya yemek pişirmek için artanını engelleme manasında anlasalardı bu uzuk ihtimal olmazdı. (S: 129) Tuz ise herhalde mübah madenlerden alınmasının engellenmesinin yasaklığına hamletmek gerekir, çünkü tuz zahiri madenlerden alınmasının engellenmesinin yasaklığına hamletmek gerekir, çünkü tuz zahiri madenlerdendir. İhya etmek ve başkası tarafından senindir demekle sahib olunmaz, bu Ahmed’in ifadesidir. EbuDavud’un Sünen’inde1 geçiyor: Peygamber (s.a.v.) bir adama tuz (çıkan yeri) verdi, denildi ki: “Ey Allah’ın Resulü o (tuz) yerden çıkan tatlı su mesabesindedir” bunun üzerine onu o adamdan geri aldı. “Zarar yoktur” sözünün geneline şu da girer: Allah kullarına kendilerine zarar verecek şeyin yapılmasını kesinlikle buyurmamıştır, çünkü onlara emrettiği şey dünya ve ahiret menfaatinin ta kendisidir, yasakladığı şey de din ve dünyalarının fesadı olan şeyin ta kendisidir, aynı şekilde bedenlerine zarar veren şeyi de emretmemiştir, bunun için hastadan su ile abdest almayı iskat etmiştir. Buyurduki: (Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez) (Maide:5/6), hasta ve yolcudan orucu iskat etti ve buyurduki: (Allah size kolaylığı diliyor ve size zorluğu dilemiyor) (Bakara: 2/185), hasta olana veya başında olana ihramın yasaklarını tıraş vb. gibi düşürdü ve fidyeyi emretti.

Müsned’de4 ibni Abbas’tan şöyle dediği rivayet edilir: “Resulullah (s.a.v.)’e denildi ki:

“Dinlerin hangisi Allah’a daha sevimlidir?” Buyurduki:

“Müsamahalı hanif (şirkten uzak) olanıdır.” Ayşe (r.a.)’den Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Ben müsamahalı hanif dinle gönderilim.”5 Bu manada Sahihayn’de Enes’ten rivayet edilir.

(1) “İnsanlar” lafzı ile Ebu Ubeyd Emval’de (S: 295) zikretti başkaları; “müslümanlar” lafzıyla zikretti.

(2) Hadis hasendir. Ahmed, Ebu Davud, Beyhaki güzel bir isnadla Peygamber (s.a.v.)’in ashabından muhacirlerden bir adamdan tahric ettiler. Münavi Feyzul Kadir’de dedi ki: 6/272 Adam isimlendirilmedi, zararı da yok, çünkü sahabeler, onlar adalet ehlidirler, fakat ibni Hacer dedi ki: Ebu Davud isimlendirdi “Hibban bin Zeyd” O bilinen tabiidir, yani hadis mürseldir. İbni Mace Ebu Hureyre’den merfu olarak tahric etti lafzı şudur: “Üç şey engellenemez: Su otlak ve ateş” isnadı sahihtir (Süneni Ebi Davud: 2/249, Emval s: 295, Feyzul Kadir).

(1) Hadis sahihtir, Ebyad bin Hammal’dan Tirmizi: (1380), Ebu Davud Sünen’inde: (3/155) ve ibni Macet ahric etti, ibni Hibban doğruladı, lafzı: “Sen ancak ona temiz yerden çıkan tatlı su verdin” yani kesilmeyen devam eden bir şey verdin.

(4) Kutubu sittenin birinde yoktur, Ahmed müsnedinde, Buhari Edebül Müfred’de (287) Taberani ve Bezzar tahric etti, Hafız ibni Hacer Fethu’l Bari’de isnadını güzel buldu, kendinden sonraki hadisler ona şahittir.

(5) Ahmed, Deylemi kuvvetli bir senetle tahric etti, Hafız ibni Hacer güzel buldu, Übey bin Kab’tan gelen hadisler onu kuvvetlendiriyor, Hakim ve ibni Asakir’in tarihinde Esad bin Abdullah el-Huzai’den tahric ettiği, Cabir, Ebu Ümame, Ebu Hureyre ve başkalarının rivayet ettiği hadisler kuvvetlendiriyor, Buhari sahihinde: “En sevimli din müsamahalı hanif dindir” tercemesini kullandı (Mekasıdul hasene, Sehavi s: 109, Keşul Hafa s:251.

Peygamber (s.a.v.) yürüyen bir adam gördü, ona:

“O yürüyerek hacca gitmeyi adadı” denildi, buyurdu ki:

“Allah onun yürümesine muhtaç değildir, binsin (binekli gitsin)” bir rivayette: “Allah bu adamın kendi nefsine azab etmesine muhtaç değildir.”1 Sünen’de Ukbe bin Amir’den tahric edildi:

“Onun kızkardeşi Kabe’ye yürüyerek gitmeyi adadı.” Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

“Allah kızkardeşinin şekavetiyle birşey yapmaz, bineğe binsin.”2 Alimler yürüyerek hacca gitmeyi adayan hakkında ihtilaf etti, bazısı: Ona birşey gerekmez, dedi, herhalükarda binmesi gerekir, dedi, bu söz Evzai ve Ahmed’den rivayet edildi. Ahmed dedi ki: Üç gün oruç tutar. Evzai dedi ki: Ona yemin keffareti vardır, meşhur olan: Eğer gücü yetiyorsa yerine getirmesi lazımdır, eğer aciz olursa denildi ki: Acizlik anında biner birşey lazım gelmez, bu fiafii’nin iki görüşünden biridir, denildi ki: Bununla birlikte üzerine yemin keffareti vardır, bu Sevrive bir rivayette Ahmed’in kavlidir, denildi ki: Ona kurban lazımdır, bunu seleften bir topluluk, dedi. Ata, Mücahid, Hasan, Leys ve Ahmed bir rivayette onlardandır, denildi ki: Bindiği kira kadar sadaka verir, Evzai rivayet edildi, Ata’dan hikaye etti.

Ata’dan rivayet edildi ki: Evdeki nafakası miktarınca sadaka verir. Sahabe ve başkalarından bir toplulukta dediki: Binmesi caiz olmaz, seneye yine hacceder, bindiği kadar yürür, yürüdüğü kadarda biner, bazısı şunu da ekledi: Bir de kurban kesmesi gerekir, bindiği miktar çoksa bu Malik’in görüşüdür. Bunun geneline şu da girer: Güç durumda olduğu için borcunu talep etmeyen kolay zamanına erteyeleyen kimse. Allah Teala buyurdu ki: (Eğer (borçlu) darlık içindeyse eli genişleninceye kadar ona mühlet vermek (gerekir)”3 S: 131. Cumhuru ulema bu görüştedir, fiüreyh’in şu sözüne muhalef ettiler: Ayet cahiliyyedeki faiz borçlarına özeldir.1

Cumhur lafzın genelini aldı, borçlu mülkünden çıkardığı anda zarar göreceği birşeyi vermekle sorumlu tutulamaz, elbisesi, ihtiyaç duyduğu evi ve hizmetçisi de böyledir, kendi ev ailesinin nafakası için ihtiyaç duyduğu ticaret yapacağı şeyi de vermekle sorumlu tutulamaz bu imam Ahmed’in görüşüdür.

(1) Hadis sahihtir, Buhari, Müslim, Ebu Davud: (2/210), Tirmizi, Nesai, ibni Mace Ukbe bin Amir’den tahric etti, ibni Abbas’tan başka bir hadis onu teyid ediyor onu Ahmed ve Ebu Davud tahric etti (Neylülevtar: 8/246).

(2) Bakara: 2/280.

(1) Abdurrezzak ve Taberi tefsirinde: (3/73) ibni Sirin’den tahric etti: Bir adam ki: Kendisi zor durumdadır, Allah Teala kitabında buyuruyor ki: “Eğer borçlu darlık içindeyse eli genişleninceye kadar ona mühlet vermek (gerekir).” fiüreyh dedi ki: Bu ancak faiz hakkındadır, Allah kitabında buyurdu ki: “Allah emanetleri ehline vermenizi emrediyor. İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor).” Allah bize birşeyi emredipte sonra onun üzerine bizi azaplandırmıyor.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS