SÜNNETiN FONKSİYONU

Sünnet, Kur’an-ı Kerim’de haklarında nâss bulunmayan bir çok hükümler getirmiştir. Ancak bu hükümler Kur’an’da zikredilen asıllarına ilave olarak gelmiştir. Bu hükümler Kur’an’da olanı beyan kabilindendir. Böylece Sünnet Kur’an’ın açıklayıcısı olmaktadır. Sünnetin Kur’an’ın açıklayıcısı olması şu şekilde özetlenebilir:

1- Kur’an’ın mücmelini tafsilatlandırmak:

Allah, Kitabında vakitlerini, rükunlarını ve rekatlarının sayısını beyan etmeden namazı emretmiştir. Bu hususları Sünnet açıklamıştır.

Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmuştur: وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصلِّي “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız siz de öyle namaz kılınız.”[17]

Kitap’ta, haccın farziyeti detayları belirtilmeksizin yer almıştır. Bu detayları Sünnet beyan etmiştir.

Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmuştur: ألا فخذوا عني مناسككم “Hac ile ilgili hususları benden alınız.”[18]

Kitap’ta zekâtın vacibiyeti, zekâtın neler hakkında farz olduğu ve farz olan miktar beyan edilmeksizin yer almıştır. Sünnet bunları beyan etmiştir. V.b.

2- Genelini tahsis etmek:

Kur’an’da bir takım genel konular yer almıştır. Sünnet bu genelliği tahsis etmiştir. Örneğin;

-Allah’u Teâla, çocukların babalarına mirasçı olmalarının gerektiğini şu ayeti kerimede belirtmiştir: يُوصِيكُمْ اللَّهُ فِي أَوْلادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Çocuklarınız hakkında Allah şöyle emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı kadar veriniz.”[19]

Bu hüküm, her babanın miras bırakacağı ve her çocuğun da mirasçı olabileceği hususunda geneldir.

Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu; إِنَّا مَعْشَرَ الأنْبِيَاءِ لا نُورَثُ مَا تَرَكْناه صَدَقَةٌ “Biz nebiler topluluğu, miras bırakmayız. Geride bıraktıklarımız sadakadır”[20] sözü ile Sünnet, miras bırakan babalardan nebilerin olmadığı hususunda ayeti tahsis etmiştir.

Yine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in; الْقَاتِلُ لا يَرِثُ “Katil varis olamaz”[21] sözü, mirasçıları katil dışındaki kimselerle tahsis etmiştir.

Aynı şekilde Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا “İçinizden eşler bırakarak vefat edenlerin eşleri kendilerinden dört ay on gün beklerler.”[22]

Bu ayet, kocalarının vefatı durumunda kadının bekleme süresinin dört ay on gün olduğuna delâlet eder. Bu ayet, kocasının vefatından 25 gün sonra doğum yapan Sabia el-Eslemiye Hadisi ile tahsis edilmiştir. Zira Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem onun serbest olduğunu haber vermiştir. Böylece ayetin, hamile kadınlar dışındaki kadınlara mahsus olduğu beyan edilmiştir.

3- Kitabın mutlak olanını sınırlandırması:

Kur’an’da mutlak olarak gelen ayetler vardır. Sünnet bu mutlakı muayyen bir şey ile takyid etmiştir/sınırlandırmıştır. Örnek olarak;

Allah’u Teâla şöyle demiştir: وَلَا تَحْلِقُوا رُءُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ “Kurban, yerine varı‎ncaya kadar baş‏ları‎nı‎zı‎ tı‎ra‏ş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başı‏‎ndan bir rahatsı‎zlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir.”[23]

Bu ayette geçen; صيام –oruç, صدقة –sadaka, نسك –kurban mutlak lafızlar şeklinde geçmişlerdir. Bunlar, Müslim’in Ka’ab b.Ucra yoluyla rivayet ettiği şu hadisle sınırlandırılmışlardır:

“Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, ona dedi ki: فَاحْلِقْ رَأْسَكَ وَأَطْعِمْ فَرَقًا بَيْنَ سِتَّةِ مَسَاكِينَ وَالْفَرَقُ ثَلَاثَةُ آصُعٍ أَوْ صُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ أَوِ انْسُكْ نَسِيكَةً “…Öyleyse tıraş ol ve üç gün oruç tut veya altı fakiri, her birine yarım sa` vermek veya bir kurban kes.”[24]

Bu hadisle; orucun mutlaklığı üç gün ile, sadakanın mutlaklığı altı fakir için her birisine yarım sa’ vermek ile, kurbanın mutlaklığı ise bir koyun kesmek ile sınırlandırılmıştır.

4- Hükümlerin detaylarından bir feri Kur’an’da geçen aslına ilhak etmek. Zira bu feri yeni bir teşri olarak açığa çıkıyor. İncelendiğinde onun Kur’an’da geçen aslına ilhak olduğu anlaşılır. Bu tür durumlar çoktur. Örnek olarak;

-Allah’u Teâla varis için feraizi/miras haklarını belirlenmiş olarak zikretmiştir. Fakat; يُوصِيكُمْ اللَّهُ فِي أَوْلادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Çocuklarınız hakkında Allah şöyle emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı kadar veriniz.”[25] وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالاً وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Şayet erkek ve kız kardeşler iseler o zaman erkek için kadının iki payı vardır.”[26] Bu ayetlerin nâssları dışında “asabe” mirasçılarını/baba tarafından yakını olanları zikretmemiştir. Bu ayetler, çocuklar ve kardeşler dışında kalan asabe/baba tarafından yakınlara mukadder/belirlenmiş bir miras payı olmadığını, bilakis belirlenmiş miras paylarının ödenmesinden sonra, arta kalanı almasını gerektirmektedir.

Nitekim Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şu sözü ile bunu beyan etmiştir: أَلْحِقُوا الْفَرَائِضَ بِأَهْلِهَا فَمَا بَقِيَ فَهُوَ لأوْلَى رَجُلٍ ذَكَرٍ “Miras kalan malı feraiz sahipleri arasında paylaştırınız. Feraizden arta kalanı ise en yakın erkeğe veriniz.”[27]

Böylece bu Hadiste erkek çocuklardan olmayan akrabalar da kardeşlere ve evlatlara katılmıştır.

-Aynı şekilde kız kardeşler ve kızlar da asabe sayılmışlardır. Esved RadıyAllah’u Anh’dan şöyle rivayet edildi: “Muaz b. Cebel, bir kız çocuk ile bir kız kardeşe miras paylaştırırken onlardan her birine yarım hisse verdi. O zaman o, Yemen’de idi ve Nebiyulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem de hayatta idi.”[28]

Bildiği bir delil olmasaydı Muaz, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem hayatta iken böyle bir durumda hüküm vermekte acele etmezdi.

-Allah’u Teâla, iki kız kardeşi aynı anda nikâh altında bulundurmayı haram kılmıştır ve şöyle buyurmuştur: وَأَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الإخْتَيْنِ “Ve iki kız kardeşi birleştirmeniz (aynı anda nikâh altında bulundurulması) da haram kılındı.”[29]

Ayet, kadının teyzesi veya halası ile aynı anda nikâh altında bulundurulamayacağını zikretmemiş, fakat Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şu sözü ile bunu beyan etmiştir: لا تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ عَلَى عَمَّتِهَا وَلا عَلَى خَالَتِهَا “Kadın, halası veya teyzesi üzerine nikâhlanmaz.”[30]

Böylece bütün bunları iki kız kardeşin aynı anda nikâh altında bulundurulması yasağına ilhak etmiş oldu.

-Allah’u Teâla’nın şu ayeti de böyledir: وَيُحِلُّ لَهُمْ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمْ الْخَبَائِثَ “Onlara tayyibat/temiz şeyleri helal kılar ve habais/pis şeyleri haram kılar.”[31]

Bu ayette tafsilat zikredilmedi. Sünnet, “tayyibat” olanlardan mı yoksa “habais” olanlardan mı olduğu hususunda şüpheye düştüğü hükümleri bilmesi için müçtehidin başvuracağı hususları belirleyip o hususu ayette geçen “tayyibat” ve “habaise” ilhak etmiştir. Zira Sünnet evcil eşeklerin etinin, pençesi olan kuşların ve köpek dişi olan vahşi hayvanların etinin yenmesini yasaklayıp bunları “habaise” ilhak etmiştir.

Nitekim İbn Abbas RadıyAllah’u Anh’da şöyle rivayet edilmiştir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, köpek dişi olan her vahşi hayvanın ve pençesi olan kuşun etinin yenmesini yasakladı.”[32]

Cabir RadıyAllah’u Anh’dan da şu rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, Hayber günü evcil eşeklerin ve katırların etlerinin, köpek dişi olan vahşi hayvan ve pençesi olan kuşların etinin yenmesini haram kıldı.”[33]

-Ayrıca Sünnet, kertenkele, tavşan v.b. hayvanların etinin yenilmesini mubah kılıp bunları “tayyibata” ilhak etti.

İbn Ömer RadıyAllah’u Anh’dan şöyle rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e bir adam kertenkelenin yenilmesi hakkında sordu. Bunun üzerine şöyle dedi: لا آكُلُهُ وَلا أُحَرِّمُهُ “Onu yemem ve haram da kılmam.”[34]

Ebu Hureyre yoluyla şu rivayet edilmiştir: “Bedevinin birisi Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e kızarmış tavşan ve katık olarak hazırladığı sınâbı getirip önüne koydu. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem onu aldı. Yemedi. Fakat ashabına ondan yemelerini istedi.”[35] “Sınâb”, hardal ve kuru üzümden hazırlanan bir tür katıktır.

Allah, öğretilmiş av hayvanlarının yakaladığı hayvanların etinin yenmesini mubah kılmıştır. Buradan anlaşılıyor ki; eğitilmemiş ise avı ancak kendisi için yakalamış olacağından, yakaladığı av haramdır. Hayvan eğitilmiş olmasına rağmen avdan yerse, iki asıl arasında kalmış olur. Zira eğitilmiş olmak, avı senin için yakalamasını gerektirir. “Yemek” ise, avı senin için değil kendisi için yakalamış olmasını gerektirir. Dolayısıyla iki asıl arasında bir çelişki vardır. İşte bu noktada Sünnet durumu açıklığa kavuşturmuştur.

Zira Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmaktadır: فَإِنْ أَكَلَ فَلا تَأْكُلْ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يَكُونَ إِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ “Eğer yiyecek olursa sen o avdan yeme. Çünkü ben bu durumda onun avı ancak kendisi için yakalamış olmasından korkarım.”[36]

Allah’u Teâla, emzirmeden/sütten dolayı haram kılınanlar hakkında şöyle dedi: وَأُمَّهَاتُكُمْ اللاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ مِنْ الرَّضَاعَةِ “Sizi emziren süt anneleriniz ve süt kardeşleriniz … (de haram kılındı).”[37]

Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem sütten dolayı haram olan bu iki hususa sütten dolayı akraba olanları nesepten dolayı haram kılınan diğer akrabalar gibi ilhak etmiştir. Sütten dolayı, hala, teyze, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları ve benzerlerini de ilhak etti. Şöyle buyurdu: يَحْرُمُ مِنَ الرَّضَاعِ مَا يَحْرُمُ مِنَ النَّسَبِ “Nesepten dolayı haram kılınan sütten dolayı da haram kılınır.”[38]

-Bir başka örnek de; Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ “Bu işlerde) sizden iki erkek şahit getirin. İki erkek şahit olmazsa, bir erkek iki kadın şahit getirmek lazım olur.”[39]

Bu ayette mali konularda bir erkeğin şahitliğine kadınların şahitliği ilave edilerek hüküm verilmiştir. Sünnet buna bir şahitle birlikte yemini de ilhak etmiştir. Zira Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem bu şekilde hüküm vermiştir. Ali RadıyAllah’u Anh’dan rivayet edildiğine göre; “Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem bir tek kişinin şahitliği ve hak sahibinin yeminiyle hükmetmiştir.”[40] Böylece bir şahit ve yemin, iki erkek şahidin veya bir erkek iki kadın şahidin yerini almıştır.

İşte bu minval üzere Sünnet, Kitap’ta yer almayan ve yeni teşri olan fakat aslına ilhak edilmiş birçok hüküm getirmiştir. Ancak bu demek değildir ki; Kur’an’daki aslına ilhakın dışında Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem yeni bir teşri getirmemiştir. Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirdiği her yeni teşrinin mutlaka Kur’an’daki aslına ilhak edilmiş olması gerektiği anlamına da gelmez. Bilakis bu çok rastlanan ve genel olandır. Fakat Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, bazen Kur’an’da bir asıla ilhak olmamış yeni teşri getirmiştir. Hatta bazen getirdiği yeni bir teşriin Kur’an’da bir aslı olmayabilir.

Buna örnek; kamu menfaatlerinden sayılan hususlar arasında yer aldığı sabit olunan kamu mülkiyeti Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirdiği yeni bir teşri olup Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu sözü ile belirlenmiştir:

الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلا وَالنَّارِ “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş.”[41] Bu, Kur’an’daki bir asla ilhak olunmuş bir teşri değildir.

-Gümrüklerden vergi almanın haram oluşu da Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu sözü ile sabittir: لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ “Gümrük vergisi alan da cennete giremez.”[42] Bu hüküm de Kur’an’daki bir asla ilhak şeklinde değildir.

Ancak bu tür hükümler azdır. Genel olan ise Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirmiş olduğu teşriin Kur’an’daki aslına ilhak etme şeklinde olmasıdır.

İşte böylece Sünnetin, Kitaba dönücü olduğunu görürüz. Kur’an’ın mücmelini tafsil, genelini tahsis, mutlakını takyid ve feri aslına ilhak gibi Sünnette yer alan hususlar, Kitab’ın hükümlerinin anlamlarını şerh ve tefsir konumundadırlar. Bununla birlikte Sünnette, aslı Kur’an’da geçmeyen yeni teşriler de vardır. Böylece Sünnet, Kur’an beyan etmekte ve yeni hükümler koymaktadır.

-Sünnetin Kur’an’ı beyan etmesine şu ayet delâlet etmektedir: وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ “Sana, insanlara indirileni beyan edesin diye bu zikri indirdik.”[43]

-Sünnetin yeni teşride bulunduğuna ise şu ayet delâlet etmektedir: فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ “Herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah ve Rasulü’ne götürünüz.”[44]

Allah’a götürmek, Kitabına götürmektir. Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e götürmek, hayatında söz konusudur. Ölümünden sonra ise götürmek işlemi onun Sünnetine olur. Anlaşmazlık Kur’an’ı anlamada ve hükümlerin çıkartılmasında mutlaktır. Sünnete götürmek de Kur’an’da var olan husus hakkında olsun yeni teşri hakkında olsun mutlaktır.

Bunun için Allah’u Teâla şöyle buyurdu: مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Rasule itaat edenler, Allah’a itaat etmiş olur.”[45] فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ “Onun emrine muhalefet edenler … sakınsınlar.”[46] أمره “Onun emri” tabiri geneldir. Çünkü o, muzaf olan bir cins isimdir.

Buna binaen Sünnet Kur’an gibi Şer’î bir delildir.

Nitekim Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurdu: تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ “Size iki şey bırakıyorum. Ona sarıldığınızda asla sapıtmazsınız. Allah’ın Kitabı ve Nebisinin Sünneti.”[47]

——————————————————————————–

[1] Necm: 3-4
[2] Enbiya: 45
[3] Haşr: 7
[4] Nisa: 80
[5] Nur: 63
[6] Ahzab: 36
[7] Nisa: 65
[8] Nisa: 59
[9] Nur: 54
[10] Ali İmram: 31
[11] İbni Mace, K. Mukaddime, 12
[12] İbn Abdulberri
[13] Nisa: 24
[14] Nisa: 23-24
[15] Müslim, K. Nikâh, 2518
[16] Nahl: 24
[17] Buhari, K. Ezân, 595
[18] Ahmed b.Hanbel
[19] Nisa: 11
[20] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. Mükessirin, 9593
[21] Tirmizi, K. Ferâid, 2035
[22] Bakara: 234
[23] Bakara: 196
[24] Müslim
[25] Nisa: 11
[26] Nisa: 176
[27] Buhari, K. Ferâid, 6235
[28] Ebu Davud
[29] Nisa: 23
[30] Müslim, K. Nikâh, 2518
[31] A’raf: 157
[32] Müslim
[33] Tirmizi
[34] Müslim
[35] Ahmed b.Hanbel
[36] Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyîn, 17554
[37] Nisa: 23
[38] Buhari
[39] Bakara: 282
[40] Dârektunî
[41] Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensâr, 22004
[42] Ebu Davud, K. Harâc, 2548
[43] Nahl: 44
[44] Nisa: 59
[45] Nisa: 80
[46] Nur: 63
[47] Malik, K. Câmi’a, 1395

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS