Konu: Müslümanların Birbirlerine Karşı Hakları

Konu: Müslümanların Birbirlerine Karşı Hakları

1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Din kardeşini seven müslüman bir kimse, Allah’ın emirlerini yerine getirmiş olur.”[563]

2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Kölelerin (ve işçilerin) evinin iş ve ihtiyaçlarını yerine getirmek konusunda sana yeterlidir. O halde onlar beş vakit namaz kılarlarsa senin kardeşindir. Onlara çocuklarına yaptığın iyilikleri yapıp yediklerinizden yedirin.”[564]

3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Yanında bir din kardeşine hakaret edilen bir kimse, yardım etmeğe gücü yettiği halde ona yardım etmeyip hakaretten kurtarmazsa, Hz. Allah kıyamet günü onu mahşer meydanında insanların huzurunda rezil eder.”[565]

(*) İyi bir müslüman elbetteki Allah'ın emirlerine hayatinin her anı da uyan ve Peygamberimizin çizdiği yoldan ayrılmayan kimsedir. Fak; şurası da muhakkaktır ki insanlar, eksiksiz ve samimi bir mümini, insanlara karşı olan hareketlerinin dürüstlüğü, doğruluğu ve sevimliliği ile ölçülebilirler.

Gerçi kimin iyi mü'min olduğunu, kimin Cehennemlik ruhlu olduğunu herkesin iç yüzünü en ince noktalarına kadar gören Ulu Allah bilir. Ancak herkes hakkında kulların bildiği ve onlara dayanarak iyiliğine veya kötülüğüne hüküm verdiği hususlar vardır. İnsanlara iyi davranmayan, eline düşen her fırsatta karşısındakine zarar ve sıkıntı veren, yardım elini uzatacağı yerde insanların rahatına, huzuruna ve menfaatine engel olmaya çalışan, kendi rahat ve menfaatini, vicdanı sızlamadan ellerin ıstırap ve hu­zursuzluğunda arayan, hattâ insanların dert ve kaderlerine ortak çıkmayıp üzüntülerine gönülden katılmayan kimsenin iyi bir mü'mîn olduğunu, Al­lah'ın ve Peygamber'in hoşnutluğunu hakkeden bir müslüman olduğunu kim öne sürebilir?.. Çünkü iyi bir mü'mîn demek günde beş vakit namaz kılan, hatta bu beş vakte beş vakit daha nafile katan, farz demeyrp sık sık oruç tutan, zekât verip Kabe'yi ziyaret edere kimse değildir. Bu saydıkla­rımız gerçi İslâm dininin ana temelini teşkil ederler, ama İslâmiyet hiç bir zaman bunlarla bitmez. İslâmiyet gönül temizliği ve herkesi hoşnut eden örnek insan olma davasıdır. Bilelim ki insanların kendisinden zarar gördü­ğü, tiksindiği ve nefret ettiği bir kimsenin, Allah tarafından sevilip beğe­nilmesine kat'iyyen imkân yoktur. İyi bir müslüman önce akraba ve yakın­larını, sonra yakın uzak bütün komşularını ve daha sonra da karşılaştığı ve münasebet kurduğu herkesi memnun ve razı eden kimsedir. Arkasından herkesin yaka silktiği, “Allah belâsını versin,” diye lanetler edilen kimse­nin istediği kadar bol bol ibadeti olsun gerçek mü'minlik defterinde yeri olacağı şüphelidir. Bu konudaki sözlerimizi, her mü'mînin kulağına küpe olmasını dilediğimiz Peygamber'imizin şu sözü ile bitirelim: Mü'min kar­deşinin sıkıntısını kendi sıkıntısı saymayan kişi, gerçek mü'min değildir.[566]

4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Din kardeşine karşı kalbinde sevgi bulunan bir kimse, sevdiği­ne dair din kardeşine haber vermezse, ona ihanet etmiş olur. (Haber ver­mesi aralarındaki bağlılığı daha da kuvvetlendirir.)”[567]

5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Hz. Allah, kocası yanında olmayan bir kadının yatağına oturan kimseye kıyamet günü ısıracak zehirli bir yılanı musallat eder.”[568]

Kocası yanında bulunmadığı bir zamanda kadının yanında otur­mak, en büyük bir günahdır. Çünkü aralarına şeytan girebilir ve kadını ko­casına karşı ihanete tahrik edebilir. Böylece kadın, ihanet edenlerden olup, cezayı hak eder.[569]

6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Borcunu vermek isteyen bir kimseye Hz. Allah tarafından bir yardımcı bulundurulur.”[570]

7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Adaletten ayrılmayıp adil kararlar veren bir hakim, günah sevabı olmadığı halde Allah'a varmayı hak etmiş olur.”[571]

“İki kişinin arasına girerek hakemlik yapmak veya üzerine aldı­ğı bir davada karar vermek büyük bir vebaldir. Çünkü her an için, adalet­ten kayma ihtimali vardır. Ancak adil bir hüküm verirse, vebaldan kurtu­labilir. Bunun sonucunda Allah'ın yanına günah ve sevabı olmaksızın va­rır da onun için büyük bir kazanç sayılır.[572]

8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Hile yapan kimseler, bizden değildir. Çünkü hilekârlık aldatmacılık, sahibini cehenneme götürür.”[573]

9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Kim, bir din kardeşini işlediği günah ile ayıplayıp alay ederse, o kimse aynı günahı işlemeden ölmeyecektir.”[574]

10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Müslüman, müslümanın din kardeşidir.”[575]

11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Bir müslümanın din kardeşiyle dargın olup ilgisini kesmesi, onu öldürmesi kadar ağır bir günahdır.”[576]

12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

a) Zannettiğin bir şey hakkında kesin hüküm verme. (Çünkü zannettiğinin aksi de çıkabilir.)

b) Kıskandığın bir kimseye, kıskançlığının nedenini gerçekleyip zu­lümde bulunma.

c) Kuşlarla fal çekip uğursuzluğa yormak istediğin zaman, buna inanmayıp hemen vazgeç. (Çünkü kuşlarla fal çekip uğursuzluğa yormak, Al­lah'a şirk koşmak demektir.)[577]

13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Müslümanın din kardeşi üzerinde beş hakkı vardır:

a) Karşılaştığında selâm vennek veya sefam almak,

b) Hastayı ziyaret etmek. Hastanın kimsesi yoksa ziyaret etmek vacip, kimsesi varsa, ziyaret etmek sünnet olur.)

c) Cenaze namazını kılmak ve defnini yapmak. (Bu ise, farz-ı kifayedir.)

ç) Ziyafet davetini kabul etmek- (Bu da vacipdir.)

d) Aksıran kimsenin “elhamdülillah” demesine karşılık yerhamukümüllafı” (Allah sana rahmet eylesin” diye karşılık vermek.

Karşılaştığında selâm vermek ve tatlı konuşmaktır.”[578]

Bir müslümanın diğer bir müslümanda olan diğer bir hakkı da hastalandığı zaman ziyaretine gitmektir. Kanaatimizce bu en önemli ve hiç bir zaman ihmal edilmemesi gereken bir haktır. Hiç şüphesiz ki, insan herzaman sıhhatini korumak için gerekli olan ihtimamı göstermeyebilir. Gerek bu yüzden ve gerekse Allah'ın bizi imtihan etmesi için zaman za­man hepimiz hastalanabilir ve bir derse tutulabiliriz.

Bu gibi zamanlarda insanın bir köşeye atılması, bütün dostları ve ah­bapları tarafından unutulması ne kadar acı ve üzücüdür!...

İnsanların dosta ve teselliye ençek ihtiyaç duydukları anlar, işte bu zamanlardır. Bunun için dinimiz bu konuya büyük bir önem vermiş ve Pey­gamberimiz başka bir hadisi şerifinde “Herhangi bir müslümân sabahleyin hasta bir mü'min kardeşini ziyaret ederse, yetmiş bin melek ona akşama adar rahmet okurlar. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek sabaha kadar ona istiğfar ederler. Aynı zamanda o kimse için cennette toplanmış meyvalar vardır.” diye buyurmuştur.[579]

14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Müslümanın din kardeşi üzerinde altı hakkı vardır:

a) Din kardeşinle karşılaştığında selâm ver,

b) Ziyafete çağrıldığında davete icabet et,

c) Senden herhangi bir şey hakkında istenilen bilgiye güzel nasihat­le karşılık ver,

ç) Aksırıp Allah'a hamd eden din kardeşine “yerhamukümüllah” diye karşılık ver.

d) Hastalarvdığı zaman ziyaret et.

e) Öldüğü zaman cenazesine katıl,”[580]

15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Allah'ın affını gerektiren şeylerden birisi de; din kardeşini üzmen değil, sevindirmendir.”[581]

16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Allah'ın affını gerektiren şeylerden birisi de; din kardeşinle kar[582]

17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Karşılıklı birbirini sevmek, yardımlaşarak yekdiğerlerini ka­yırmak hususunda müminler, azalarından biri ihastalandığı zaman, diğer kısımları uykusuz kalarak ve ateşler içinde yanarak hasta azanın derdine katılan bir vücuda benzer.”[583]

Diyebiliriz ki insanlığın gönlünü Allah'ın birliği ile şenlendiren ilâhî nur'un Hira dağında parladığı andan günümüze kadar İslâm yokluğun­dan şiddetli zararlar gördüğü ve durmadan hasretini çektiği ve buna rağ­men bir türlü kavuşamadığı en önemli prensip, birlik ve müslümanlar ara­sı tutkunluk olmuştur.

Halbuki dinimiz bütün müslümanları kardeş saymış, İslâm cemiyetini de tuğları birbirini destekleyen sarsılmaz bir bina şeklinde tarif etmiştir. Birlik ve beraberliğe dinimizce verilen ve bunca öneme rağmen şu bin-dörtyüz yıllık tarihimiz ayrılıkların, kardeş kavgalarının, mezhep çatışma­larının, sözün kısası birleşip düşman dünyayı yok edeceğimize karşı kar­şıya gelip birbirimizi yemenin kanlı ve acıklı sayfalan ile doludur.

Günümüzde de bütün fikirler ve inançlar aralarındaki derin ayrılıkla­rı uzlaştırıp birliğe doğru gitmeye çalışırken yedi yüz milyonluk İslâm dün­yası hiç yoktan sebepler icad ederek küçük pürüzler yüzünden birbirleriy­le uğraşmakta, bir araya gelmeye bir türlü yanaşamamaktadırlar. İşte bu parçalanmışlığın acı ve ibretli sonucudur ki günümüzün bütün müsiümân memleketleri batının maddeci” büyük zengin devletleri ile Allahsız komü­nist devletlerin pazarlık ederek bölüştükleri ve köle diye kulandıkları mil­letler olmuşlardır.

Bu acı durumun vebalini sadece dünyanın her yanındaki ve hatta içi­mize de sinmiş olan, Allah düşmanlarına yüklemek kanaatımızca eksik ve kısır bir görüştür. Çünkü sebeplerin başı ve davaların kökü, müslümanların Allah'a ve O’nun resulüne bağlanıp her mü'mini ana - baba bir kardeş diye görecek bir iman temizliğine ulaşamamış olmamasıdır.[584]

18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Çocuğunu, kocasını veya yakınını kaybeden bir kadına baş sağlığı dileyen- kimseye, cennet elbiselerinden bir kürk giydirilir.”[585]

19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Gerçek müslüman, diğer müslümanlarm dilinden, elinden se­lâmette olduğu, mümin ise, insanların kan ve mal konusunda kendisinden güvenlikte kimsedir.”[586]

20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Gerçek müslüman, diğer müslümanların dilinden ve elinden selâmette olduğu kimsedir. Gerçek muhacir, (yurdunu terkeden değil) Al­lah'ın haram kıldıklarını terkeden kimsedir.”[587]

21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Müslümanların ortak oldukları üç şey vardır:

a) Sahipsiz ibir yerde biten bitkiler,

b) Sahipsiz sular,

c) Sahipsiz yakacak maddeler.[588]

22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“İşçinin hakkını, teri kurumadan önce veriniz.”[589]

23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Şüphesiz Hz. Allah, ümmetimin fikirlerini sapık inanç üzerin­de birleştiremez, Hz. Allah'ın kuvvet ve himaye eli, topluluk üzerindedir. (Doğru yolda bulunan bir toplumdan ayrıan kimse, cehenneme yalnız olarak girecektir.)”[590]

Müslümanların önderliğini yapan bilginleri hiç bir zaman ger­çek dışı olan batıl bir inanç ve düşünceyi kabul etmek konusunda birleşmez. Çünkü kalblerindeki iman lâmbası, karşılarındaki meselelerin iç yü­zünü gösterip onları batıl düşüncelerin etrafında toplanmaktan alıkor.[591]

24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Şüphesiz Hz. Allah, dünyada insanlara eziyet veren kimsele­ri kıyamet günü cezalandıracaktır.”[592]

25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Evinde misafir edip besleyen ilk insan, İbrahim peygamber olmuştur.”[593]

26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Hz. Allah, zalimlerinden zayıf kimselerin hakları alınmayan bir milleti, işledikleri günahların azabından nasıl korusun.”[594]

27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Kişi, bineğinin sırtına binmeye, kendi yatağında yatmasıve evinde imamlık yapmaya daha hak sahibidir.”[595]

28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Bir kimse, tuttuğu yerde oturmakla daha hak sahibidir. Böy­le bir (kimsenin bir ihtiyacını görmek için, yerinden kalktıktan sonra gelip tekrar yerine oturması, yine hakkıdır.”[596]

29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Her insan, gerek zalim, gerek mazlum olsun din kardeşine yardım etsin. Yardım ettiği kişi zalimse eğer, onu zulmünden vazgeçirme­si kendisi için büyük bir yardımdır. Eğer yardım ettiği kimse mazlumlardansa, ona uğradığı haksızlıktan kurtarmakla yardım etsin.”[597]

30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Muhakkak ki, kıyamet günü boynuzlu hayvandan boynuzsuza varıncaya kadar her hak, sahibine verilmeyecektir.”[598]

31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Birinizin çeşitli yerlerde yamalı bir elbise giymesi, sonradan ödeyecek parası olmadığı halde veresiye olarak yeni bir elbise alıp giy­mesinden daha hayırlıdır.”[599]

32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Bir kimse, iyilik gördüğü bir kimseyi anıp ondan bahsederse, ona karış şükran borcunu yerine getirmiş, iyiliğini gizleyip ondan bahsetmezse, ondan gördüğü iyiliği inkâr etmiş olur.”[600]

33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Adamın biri, din kardeşini ziyaret için birköye gider. Bunun üzerine Hz. Allah, o adamın yoluna bir melek gönderip onu oturtur. Melek, yanına varan adama, nereye gittiğini sorar.”

Adam:

“… köyüne bir ahbabımın ziyaretine gidiyorum.” Melek:

“Adamın sana karşı bir iyiliği veya alacağı mı var?” Adam:

“Hayır. Herhangi bir borcu yok bana. Ancak, Allah rızası için (Al­lah'ın dostu olduğu için) onu seviyor ve bunun için de ziyaretine gidiyo­rum.” Melek:

“Muhakkak ki, ben bunu sana bildirmek için Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Sen, dostunu Allah için sevdiğin gibi, Allah da seni seviyor.” [601]

34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“(Her zaman değil, fakat) ara sıra ziyaret et ki, sevgin artsın.”[602]

35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Din kardeşini ziyaret eden kimsenin sevabı, ziyaret ettiği kimsenin sevabından daha büyükdür.”[603]

36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Dîn kardeşini ziyaret edip evinde yemeğini yiyen bir kimse­nin derecesi, ziyaret edilip yemeğini yediren kimsenin derecesinden da­ha üstündür.”[604]

37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Allah için ziyaret et. Çünkü Allah için ziyafet eden kimseye, yetmiş bin melek (dua ve istiğfar ile) ikramda bulunurlar.”[605]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS